Cumhurbaşkanı adayı ve İstanbul Büyükşehir Belediye (İBB) Başkanı Ekrem İmamoğlu'nun avukatı Tora Pekin, İBB Davası'nın 76. günü başlarken söz aldı. Pekin, uzun duruşma sürelerine ilişkin Türk Tabipleri Birliği'nden (TTB) görüş istediklerini belirterek, TTB'nin hazırladığı mütalaada söz konusu uygulamanın sağlık üzerindeki etkileri nedeniyle 'insan eliyle oluşturulmuş travma' kapsamında değerlendirilebileceğinin belirtildiğini söyledi. Pekin, saat 16.00'dan sonra özel bir zorunluluk bulunmadığı sürece duruşmalara devam edilmemesini talep ederek, aksi halde İmamoğlu'nun müdafileri olarak salonda bulunmayacaklarını bildirdi.
Ekrem İmamoğlu'nun tutuksuz yargılanan oğlu Mehmet Selim İmamoğlu'nun savunması yapmak için kürsüdeki yerini almak üzere tutuklu sanıkların yanından geçerken babası ile sarıldı. Selim İmamoğlu uzun savunmasının sonunda şöyle dedi:
"Beraatimi, en önemlisi Sevgili babam Ekrem İmamoğlu ve tüm yol arkadaşlarımın tahliyesini talep ediyorum"
Birbirimizin elinden tutmaya, omuz omuza vermeye ihtiyacımız var.
Ülkemizin ortak değerlerini beraber yaşatmalıyız.
Birbirimizi kırarak ve dökerek hiçbir yere varamayız.
Etrafımız yangın yeriyken güçlü olmalıyız, birlik olmalıyız.
Ülkemizde adil ve eşitlikçi bir ortam sağlandığında bizi uzun vadede kurtaracak yegâne şeyin bilim ve teknoloji olduğuna inanıyorum.
Türkiye artık üzerindeki ölü toprağını atsın, bitmeyen kavgalardan kurtulsun.
Türkiye'nin geleceği biraz da gençlerinden aldığı güçle yol bulsun.
Bilim bizim ışığımız olsun.
Türkiye'nin bu mahkeme salonlarını değil, başka bir geleceği, başka bir hayali hak ettiğini düşünüyorum.
Herkesi sevgi ve saygıyla selamlıyorum.
Beraatime, hesaplarımdaki tedbirin kaldırılmasını, yurt dışı yasağımın kaldırılmasını talep ediyorum.
En önemlisi...
Sevgili babam Ekrem İmamoğlu ve tüm yol arkadaşlarımın tahliyesini talep ediyorum. Teşekkür ederim."
Dİstanbul Büyükşehir Belediye Başkanı Ekrem İmamoğlu'nun da aralarında olduğu 53'ü tutuklu 414 sanıklı İBB Davası'nın görülmesine İstanbul 33. Ağır Ceza Mahkemesi'nce Silivri'deki Marmara Kapalı Cezaevi'ne inşa edilen yeni duruşma salonunda devam ediliyor. Davanın 76. gününde tutuksuz sanıkların savunmaları alınmaya devam ediyor. Tutuklu sanıklar, saat 11.10'da jandarma eşliğinde duruşma salonuna getirildi. Heyetin de yerini almasının ardından duruşma 11.20'de başladı. Duruşmada ilk olarak, İmamoğlu'nun avukatı Tora Pekin söz aldı.
PEKİN'DEN UZUN DURUŞMA SAATLERİNE İTİRAZ
Mahkeme heyetine hitap eden Pekin, uzun duruşma saatlerine ilişkin daha önce Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi (AİHM) kararlarından örnekler sunduklarını hatırlattı.
Pekin, 'Biz hukukçular olarak size AİHM'nin kararlarından örnek göstererek bu uzun duruşma saatlerinin uygun olmadığını, adil yargılanmayı sakatlayan bir yanı olduğunu açıklamaya çalışmıştık''dedi.
Önceki hafta mahkemenin duruşmaları daha erken saatte bitirmeye yönelik bir tutum sergilediğini düşündüklerini belirten Pekin, bunun üzerine Türk Tabipleri Birliği'ne başvurduklarını söyledi. Pekin, TTB'ye duruşmaların dört gün sürdüğünü ve şehir dışında gerçekleştirildiğini aktardıklarını belirterek, hazırlanan mütalaanın UYAP üzerinden mahkemeye sunulduğunu ifade etti.
TTB: 'İNSAN ELİYLE OLUŞTURULMUŞ TRAVMA OLARAK KABULÜ UYGUN OLACAKTIR'
TTB'nin değerlendirmesinin yedi maddeden oluştuğunu söyleyen Pekin, mütalaanın sonuç bölümünü mahkeme heyetine aktardı. TTB'nin değerlendimesinin sonuç bölümünde, 'Adil yargılanma hakkının ihlali niteliğindeki tanımlanan uygulamaların yol açacağı sağlık sorunları gözetildiğinde insan eliyle oluşturulmuş travma olarak kabulü ve Dünya Sağlık Örgütü'nün Uluslararası Hastalık Sınıflandırması ICD-10 kapsamında Y07.1 kodu ile de belirtilen işkence ve diğer zalimane, insanlık dışı ya da aşağılayıcı muamele kapsamında değerlendirilmesi uygun olacaktır' ifadeleri yer aldı.
'SAAT 16.00'DAN SONRA DURUŞMALARA DEVAM EDİLMEMESİNİ TALEP EDİYORUZ'
TTB'nin görüşünün de uzun duruşma saatlerine ilişkin itirazlarını desteklediğini söyleyen Pekin, mahkemeden çalışma saatlerinin sınırlandırılmasını talep etti. Pekin, 'Biz, hukukçuların yanı sıra bilim insanlarının da bu yönde görüşleri olduğuna göre bunların dikkate alınmasını ve saat 16.00'dan sonra çok özel bir zorunluluk bulunmadığı sürece, yani devam etmekte olan sorgu gibi, duruşmalara devam edilmemesini talep ediyoruz' dedi. Pekin, taleplerinin kabul edilmemesi halinde Ekrem İmamoğlu'nun müdafileri olarak salonda bulunmayacaklarını söyledi.
SELİM İMAMOĞLU'NUN SAVUNMASI VE HAKİM SORGUSU TAM METNİ
Sayın başkan, sayın heyet. Benim adım Mehmet Selim İmamoğlu. 97 yılında doğdum. Geçimimi aile şirketimiz İmamoğlu İnşaat'ta çalışarak sağlamaktayım. Fizik alanında lisansüstü düzeyde eğitim görmeye ve akademik çalışmalarıma devam etmekteyim. Bugün bana isnat edilen iddialara yönelik cevaplarımı açıklayacağım. Ancak açıklamalarımı yapmadan önce bir konuyu özellikle belirtmek ve dikkatinize sunmak istiyorum. Benim siyasetle hiçbir alakam olmamasına rağmen bu davaya dahil edildim. Benim soyadım İmamoğlu olmasaydı bugün burada olmayacaktım. Burada olmamın gerçek sebebinin ise babam üzerinde baskı kurmak ve onu geri adım atmaya zorlamak olduğuna inanıyorum. Çok acı ki arkamda babam, kürsüde ben, maalesef Türkiye Cumhuriyeti tarihinde unutulmayacak bir kareye tanıklık ediyoruz.
Biz hem İmamoğlu ailesi hem de Kaya ailesi olarak bu davanın ana hedeflerinden biri haline getirildik. Sevgili dedem Hasan İmamoğlu'nun emekli maaşı bile uzun bir süre tedbirde kaldı. Yurt dışı yasağı var. Balıkesir'de emekliliği boyunca yaşadığı evin bahçesinde kazılar yapıldı. Mesnetsiz iddialar için canım dedemi kabul edilemeyecek meselelerle uğraştırdılar. Sevgili dayım Cevat Kaya. Neyle suçlandığını dahi bilmeden tam 1 sene tutuklu kaldı. Tam 1 sene. Ve sevgili dayım Ali Kaya. Kendisi bir iftira yüzünden 7 ay önce tutuklandı. Kendisiyle alakalı olarak da herhangi bir delil yok, sadece iftiralar var. Tüm bunlara rağmen hala tutuklu. Bu yaşananlar kadim devletimize ve onun tarihine yakışmamaktadır.
Ama şunu söyleyeyim. Biz İmamoğlu ailesi olarak aileleri tehdit eden bu davalar karşısında güçlü ve dirayetli bir şekilde sonuna kadar durmaya devam edeceğiz. Ben de bu süreçte benzer haksızlıklara maruz kaldım. İddianameye göre 1 tane eylemden sorumlu tutuluyorum. Bu eylemin içeriğinde 2 farklı konu var. 2 konuya bakınca da vardığım tek sonuç, annem, babam ve dedemden aldığım borçlar nedeniyle şüpheli durumunda oldum. Sırf bu yüzden bana hem yurt dışı yasağı getirildi hem de hesaplarıma tedbir konuldu. Peki yurt dışı yasağı neden? Benim hayatım burada, ailem buradayken, babam bir zulümle karşı karşıyayken kaçacağımı düşünmediniz umarım. Benim ailem 90'lı yıllarda İstanbul'a gelmiş ve ayaklarının tozuyla Trabzon'daki ticaret hayatına burada da devam etmiş. Ben de o mücadelenin ortasına doğmuşum. Benim şansım birlik ve beraberliğin önemini sonuna kadar hissettiğim, sevgi dolu, kalabalık bir ailede büyümekti. Sevgi, saygıyı ve çok çalışmayı düstur edinmiş bir aileye sahibim. Çocukluk dönemlerim topluma karşı sorumlu olmanın önemini öğrenerek geçti.
Kim olursa olsun, nereden olursa olsun, hayatımızdaki insanlarla ön yargı olmadan ve empati kurarak iletişim kurmamız gerektiğini öğrendim. Kendimi sürekli geliştirme fırsatı bulduğum bu dönem üniversitedeyken de aynı şekilde devam etti. Lisans eğitimim için İstanbul Teknik Üniversitesi İnşaat Mühendisliği bölümünü tercih etmiştim. Çünkü Çocukluğumdan beri şantiyelere sık sık giderek işimizi yerinde gözlemleyerek öğrenmeye çalışırdım. Bir patron çocuğu olarak değil, şirketimizin kıymetli mühendisleri ve emekçileri tarafından bir çırak gibi yetiştirildim. Bu da beni aile mesleğimizi en doğru yerden öğrenmeye teşvik etti. Üniversitenin yanı sıra yurt dışında çeşitli alanlarda yaptığım stajlar ile bakış açımı genişleten deneyimler elde ettim. Sözün özü normal bir çocukluk, gençlik, eğitim ve çalışma hayatı yaşadım. Kendimi geliştirdim, okudum, işi öğrendim ve çalıştım. Dedemin jenerasyonundan başlayarak bugünlere kadar gelen aile emeğimizi ve bu emeğin getirdiği iş ahlakını öğrenmeye, bu ahlakın ve çalışkanlığın bereketini anlamaya gayret ettim. Çok şükür ki helal lokma yemenin ve bu bereketin huzurunu hissettim.
Üzerime isnat edilen eylemin ilk konusuna burada değinmek istiyorum. Üniversitemin son dönemlerine doğru aile şirketimizde resmi olarak yarı zamanlı çalışmaya başlamıştım. Ve şirketimize destek olduğum süreçte işlerimizi yurt dışına genişletmemiz gerektiğini düşünmeye başladım. Türkiye'de inşaat sektöründe başarmış bir ailenin 3. nesli olarak yurt dışında da şansımız olabilir mi diye inisiyatif almak istedim. İnşaat mühendisliği diplomamı aldıktan sonra bu isteğime yönelik hızlıca karar aldım ve yaptığım araştırmalar sonucunda Hırvatistan'da bir projeyi keşfettim. Bu projeye ortak olmak istediğimi babama ilettim. Babam ise bu konuya pek sıcak bakmadı çünkü siyaseten tartışmalara yol açabilecek bir konu olduğunu söyledi. Bunun üzerine ben de tamamen aile şirketinden bağımsız ve bana ait bir şirketle bu süreci ilerleteceğimi söyledim. Ailemden aldığım maddi destekle yurt dışında bir girişimde bulunmamın bir sorun olacağını düşünmüyordum ve hala aynı kanaatteyim. Böylece kazandığım deneyimleri annem ve dedemin de maddi desteğiyle yurt dışına taşıma konusunda ilk adımımı atmış oldum.
Projenin gelişim maliyetlerinin bir kısmını ödeyerek azınlık hisse almak üzere projenin ana firmasıyla anlaştım. Bu kapsamda 390.000 Euro, yaklaşık olarak 390.000 Euro İş Bankası aracılığıyla Hırvatistan'daki Kent Bank'a transfer edildi. Bu transferler banka kayıtlarında çok açık olmasına rağmen, ayrıca ilgili belgelerin ve açıklamaların hiçbir tereddüte yer vermeyecek şekilde sunulmuş olmasına rağmen konu hakkında bir sürü yalan, yanıltıcı haberler yazıldı çizildi. Hatta, hatta MASAK raporunda banka üzerinden yaptığım tüm hesap hareketleri mükerrer yazıldı ve gerçekte transfer edilen miktarın 2 katı bir miktar göndermişim gibi gösterildi. Bununla alakalı tutuklu avukatım Mehmet Pehlivan gerekli açıklamayı o zaman yaptı. MASAK'ın yaptığı bu hatanın kötü niyetle yapılmadığına inanmak istiyorum. Emniyete ifadeye gittiğimde bu yanlışlık savcılık tarafından giderilmişti. Ancak bunun yanlış şekilde medyaya sızmasına izin verilmemesi gerekirken bu engellenmedi ve medyada yalan haberler yapıldı. Takdir edersiniz ki bir yanlış, bir sorun düzeltilse bile o yanlışın kamuoyunda yarattığı zarar, yanlış algı kendiliğinden ortadan kalkmıyor. Eylemle alakalı tüm belgeler ayrıntılı açıklamalarla mahkemenize sunulmuştur.
Şunu da söylemeden geçemeyeceğim. Bu projenin tam başladığı sıralarda, Temmuz 2025'te, tanıdıktan sonra kendisini çok sevdiğim ve bir abi kardeş ilişkisi kurduğumuz ortağımı, Hırvatistan'da gerçekleşen bir trafik kazasında kaybettim. Benim için çok üzücü bir haberdi. Ülkemizde yaşananlar sebebiyle cenazesine bile gidemedim. Ancak bu üzücü haber üzerinden bir gazeteci, dolaylı olarak bana katil yakıştırması yapan bir tweet dahi attı. Kendisi hakkında şikayette bulundum ve savcı maalesef bununla alakalı takipsizlik kararı verdi. Tazminat davası açtım, dava devam etmektedir.
Bir diğer konuya gelmek istiyorum Sayın Başkan. Ben öğrenciliğim boyunca uzun yıllar basketbol oynayarak büyüdüm. Oynadığım takımlarda birçok müsabakaya çıktım ve spor dolu bir gençliğim oldu. Üniversite yıllarında ise yelken sporu ile tanıştım. Beylikdüzü'nde bir yelken kulübünde eğitim alırken hemen Türkiye Yelken Federasyonu'ndan sporcu lisansımı aldım ve yarışlara katılmaya başladım. Hatta uzun yıllardır yapılan ve İstanbul Boğazı'nda gerçekleşen Cumhurbaşkanlığı Kupası adı altında Türkiye'nin en prestijli yarışı Bosphorus Cup'ta yarışma fırsatım oldu. Yarışlarda belli bir tecrübe kazandıktan sonra, bu yarışlara kendime ait bir yelkenli ile katılmak istedim. Yarış amacıyla kullanılan ikinci el 2009 model bir sportif yelkenliyi 2024 yılında 772.000 Türk lirasına satın aldım. Bedelini de babamdan borç alarak banka havalesiyle aldım. Sahibi olduğum bu yelkenli şu an yelken kulübünde eğitim amaçlı da kullanılmaktadır. Yani günün sonunda da bu iki konuda hesabını veremeyeceğim bir durum asla yoktur.
Son olarak yurt dışı çıkış yasağım sebebiyle katılamadığım konferansa da değinmek istiyorum. Üniversitedeyken inşaat mühendisliğinin yanına bir başka alan daha eklemem gerektiğini düşündüm ve ikinci bir anadal olarak fizik mühendisliğinde okumaya başladım. Öğrenmenin verdiği hazzı gerçek manada fizik okurken tattım ve esasen kendimi bulduğum yer oldu. Fizik okumaya başlayınca bilim insanı olmak istediğime kanaat getirdim ve lisans eğitimimden hemen sonra fizik bölümünde yüksek lisansa başladım. Yakın zamanda inşallah bitireceğim ve doktora seviyesinde akademi hayatıma devam edeceğim. Fakat yüksek lisans mezunu olmak için dersleri tamamladıktan sonra iki tane ek koşuldan birini yerine getirmeniz gerekir, ya çalışmanızla alakalı bir makale yayınlarsınız ya da uluslararası bir konferansta üzerinde çalıştığınız konuyla ilgili bir sunum yaparsınız. Akademisyenler bilir ki makale yayınlamak uzun bir süreçtir ve ben de bu yüzden tercihimi konferanstan yana yapmak istedim. Bunun üzerine dünyanın en büyük ikinci fizik topluluğu olan Alman Fizik Topluluğu'na gitmek için başvuruda bulundum.
Yapacağım sunum neredeyse iki senelik bir çalışmanın sonucuydu. Başvurum kabul edildi fakat tam o dönemde bana yurt dışına çıkış yasağı getirildi. Ülkemi ve okulumu temsil edeceğim bir konferansa gitmenin şüpheli bir durum olarak görüleceğini düşünmedim ve hem savcılığa hem de mahkemeye durumu anlatan bir dilekçe sundum. Dilekçenin en önemli kısmı ise bence en önemli kısmı ise şuydu, öncelikli olarak tabii ki yurt dışı yasağımın tamamen kaldırılmasını talep ettim. Sonraki kısımda işin samimiyetini ve gerçekliğini göstermek adına sadece gideceğim tarihler arasında yurt dışı yasağımın kalkmasının yeterli olacağını ifade edip bir de üstüne aldığım dönüş biletini ek olarak sundum. Bu anlamda olumlu bir dönüş olmadı. Önümüzdeki sene gerçekleşecek konferans için tekrar aralık ayında başvurumu yapacağım. Bir kez daha akademi hayatımın seyrine olumsuz etkisi olmaması adına o vakte kadar yurt dışı yasağımın kalkmasını talep ediyorum. Hatta yine işin ciddiyetini göstermek adına poster sunumumun dijital halini buraya kadar getirdim, göstermek istiyorum. Mümkünse dosyaya açabilir misiniz?
Evet, bu bitmiş bir çalışma. Eğer gidebilseydim geçen sene 2025 yılında Almanya'ya bu posterle gidip bunun üzerinden sunumumu yapacaktım. Eğer yurt dışı yasağım kalkarsa Aralık ayında başvurup 2026'da bu sefer aynı çalışmayla gidip sunumu yapmak istiyorum. Bu çalışmada laboratuvarda kendi ürettiğim nanoparçacıkların fiziksel özelliklerini inceliyorum. Tabii ki detaylı anlatmayacağım, ne olduğunu anlatmayacağım o kadar detaylı bir şekilde ama bu tarz çalışmaların hayatımızda birçok yerde uygulama alanı vardır. Ve bu çalışmalar sayesinde geleceğin teknolojisine öncülük edebilecek bilgiler keşfediyoruz. Buradaki ısrarım ve mücadelem aynı zamanda bana bu süreçte gece gündüz demeden destek olan herkes içindir. Bilim literatürüne küçük de olsa bir katkıda bulunmak benim için çok değerli ve bunun için çalışmaya devam edeceğim.
Ben henüz yolun çok başındayım ancak birçok alana hizmet edecek katma değerler üretmek istiyorum. Yarı iletken sektörü, çip teknolojileri, pil teknolojisi ve güneş panelleri başta olmak üzere enerji sektörü, savunma sanayii, sağlık sektörü, kuantum teknolojileri ve bunun gibi insanlık adına çok önemli alanlara dokunabilecek konular üzerine çalışma hayalim var. Ben ve benim gibi tüm gençler hayal kurabilmek, kurduğumuz hayalleri gerçekleştirebilmek istiyoruz. Fakat adaletsizliklerle karşılaştığımız bu ortamda sadece vakit kaybediyoruz. Bize bu yaşatılanlar kısa vadede birilerini rahatlatabilir ancak böyle devam ederse uzun vadede hepimizi zan altında bırakacak bir süreci yaşıyoruz. Haliyle yaşanılan hiçbir şeyin aslında hiç kimseye bir faydası yok. Bu yüzden tüm bu yanlışlıklardan geri dönülmeli ve herkesin huzurlu ve mutlu olduğu bir ülkeye sahip olmalıyız. Birbirimizin elinden tutmaya, omuz omuza vermeye ihtiyacımız var. Ülkemizin ortak değerlerini beraber yaşatmalıyız. Birbirimizi kırarak ve dökerek hiçbir yere varamayız. Etrafımız yangın yeriyken güçlü olmalıyız, birlik olmalıyız. Ülkemizde adil ve eşitlikçi bir ortam sağlandığında bizi uzun vadede kurtaracak yegane şeyin bilim ve teknoloji olduğuna inanıyorum. Türkiye artık üzerindeki ölü toprağını atsın, bitmeyen kavgalardan kurtulsun. Türkiye'nin geleceği biraz da gençlerinden aldığı güçle yola koyulsun. İlim bizim ışığımız olsun.
Türkiye'nin bu mahkeme salonlarını değil, başka bir geleceği, başka bir hayali hak ettiğini düşünüyorum. Herkesi sevgi ve saygıyla selamlıyorum. Beraatimi, hesaplarımdaki tedbirin kaldırılmasını, yurt dışı yasağımın kaldırılmasını talep ediyorum. En önemlisi sevgili babam Ekrem İmamoğlu ve tüm yol arkadaşlarımın tahliyesini talep ediyorum. Teşekkür ederim.
MAHKEME BAŞKANI SORUYOR
Hakim: Bu tek ortaklı bir firma değil mi?
Selim İmamoğlu: Evet.
Hakim: Kim, kiminle birlikte kurdunuz?
Selim İmamoğlu: Tek başıma kurdum.
Hakim: Tek başınıza. Faaliyet alanı neydi firmanın?
Selim İmamoğlu: İnşaat ve yatırım.
Hakim: Evet. Oraya gönderilen 388.303 Euro, öyle mi?
Selim İmamoğlu: Evet.
Hakim: Faaliyet alanı kapsamında yaptığı proje var mı Hırvatistan'da bu şirketin?
Selim İmamoğlu: Evet, şu an mevcutta Terro… (anlaşılamadı) denilen bir ana firmaya %20 ortaktır benim firmam Başkanım. Terro… şu an 150 haneye yakın bir büyük bir projede faaliyet göstermektedir o bölgede.
Hakim: Devam devam ediyor mu o?
Selim İmamoğlu: Tabii devam ediyor. 2 bloğunun kabası yen bitti daha.





