İBB Genel Sekreter Yardımcısı, Şehir Plancısı Gürkan Akgün, Müştekinin, İBB’den silüet onayı alabilmek için "mecburen para ödemek zorunda kaldığını ve birkaç gün sonra onayın çıktığını" iddia etmesindeki zamanlama mantıksızlığını resmi evraklarla ortaya koydu. Akgün şunları söyledi:

İBB Mimari Estetik Komisyonu’nun projeye resmi onayı verdiği tarih: 30.12.2022. Müştekinin "baskıyla rüşvet verdim" diyerek savcılığa sunduğu banka dekontunun tarihi: 18.01.2023.
"Onay alındıktan tam 19 gün sonra yapılan bir ödemenin "onay karşılığı" rüşvet olarak nitelendirilmesindeki absürtlüğü, "Yani para ödedikten sonra onayın yapıldığı iddiası da, belgelerle ortaya konulduğu üzere kesinlikle doğru değildir. Ortada ne icbar ne de irtikap vardır.

Sayın başkan, bir ifade bu kadar yanlış olabilir mi? Bakın, size ‘Onun ifadesini değil benimkini dinleyin’ demiyorum. Ortaya somut bilgi, belge, resmi evrak koyuyorum. Tüm bu süreci fazla söz katmadan yalnızca evraklar üzerinden aktarıyorum. O yüzden de somut delillerin kendisi iddiaları zaten çökertiyor.”

MEB'ten tepkiler sonrası geri adım! Atatürk ve İstiklal Marşı geri geldi
MEB'ten tepkiler sonrası geri adım! Atatürk ve İstiklal Marşı geri geldi
İçeriği Görüntüle

Akgün, sürecin hiçbir aşamasında şahsi menfaat gözetilmediğini ve tüm işlemlerin hukuka uygun, "kamu yararı" amacıyla yürütüldüğünü vurguladı.

Hakkındaki suçlamaları kesin bir dille reddeden Akgün, 14 yıllık idarecilik geçmişine dikkat çekerek iddiaların 'mantık dışı' olduğunu savunarak, "Hakkımda bugüne kadar para pul ile ilgili dedikodu bile çıkmadı. Hayatımda ilk kez gördüğüm birinden, görür görmez para isteyeceğim... Öyle mi?" dedi.

İMAMOĞLU'NDAN YAZARLARA TEŞEKKÜR

İBB Davası'nın 57'nci gününde duruşmayı izlemeye çok sayıda yazar geldi. Yazarlar, Kenan Kocatürk, Cem Erciyes, Can Öz, Erkan Akpınar, Batu Bozkurt, Mehmet Ali Uçar, Semih Sökmen, Adnan Özyalçıner, Yalvaç Ural, Yavuz Ekinci, Tahir Şilkan, Mustafa Köz, Kamil Tekin Sürek, Sunay Akın, Sinan Meydan, Gürsel Öğüt, Zeynep Oral, Vivet Uluç, Haluk Hepkon, Orhan Alkaya, Müren Beykan, Müjgan Özçay, Ozan Toker, Haydar Ergülen, Halil İbrahim Özcan duruşmayı izledi.

Yazar Sunay Akın, çağrı yaptı, "Bu ülkenin çok değerli hukuk fakültesi öğretim görevlileri, buraya gelin. Sizi burada görmek istiyoruz. Bu davanın nasıl siyasi bir dava olduğunu her gün gelip görüyorum." dedi.

Ekrem İmamoğlu, mahkemede verilen arada duruşma salonundan ayrılırken Silivri'ye gelen yazarlara ve yayıncılara teşekkür ederek şöyle konuştu:

"Mücadelemiz büyük görüyorsunuz kahramanlar muhafızlar mücadelesine devam ediyor. Bu mücadele, namusluların namussuzlara karşı cesur olma mücadelesidir"

AKGÜN'ÜN SAVUNMASININ TAMAMI ŞÖYLE:

Sayın Başkan, sayın mahkeme heyeti, kıymetli hazirun, değerli avukatlar, sayın basın emekçileri; hepinizi saygıyla selamlıyorum. Arka sıralardaki ailelerimiz, sevdiklerimiz, bizlerle dayanışma duygularını eksik etmeyen herkesi sevgiyle selamlıyorum. 15 aylık tutukluluğun ardından burada karşınızdayım. İstanbul Büyükşehir Belediyesi'nde Genel Sekreter Yardımcısı olarak görev yapmakta iken, bir sabah vakti gözaltına alındığım 19 Mart 2025 tarihinden bu yana, bana benimle ilgisi olmayan soruların sorulduğu polis sorgusundan ve sonrasında yaklaşık 10 dakika süren, yalnızca İstanbul Büyükşehir Belediyesi'nde ne görev yaptığımın sorulduğu, yani sadece bunun sorulduğu savcılık sorgusunun ertesinde tutuklandığım tarihten bu yana 15 ay süre geçti. Bu süre içerisinde yüzümüze dahi bakılmadan, dosyamızın kapağı dahi açılmadan, cümlelerimiz bir an önce bitsin ki tutukluluğumuzun devamı tebliğ edilebilsin diye beklenen tutukluluk incelemeleri geçirdik. Ve 9 Mart'ta başlayan mahkeme süreciyle bugün ilk defa, hakkında öne sürülen iddialara karşı söz söyleyebilme, kendimi ifade edebilme imkanı bulabiliyorum.

Görevini tertemiz ve layığıyla yerine getirmiş Türkiye Cumhuriyeti Devleti'nin bir memuru olarak, ömrümün son 1 yılını aşkın zamanını insanlık onuruna aykırı bir şekilde 12 metrekarelik tecritle geçirdim. Ve bugün burada en temel, evrensel insani hakkım olan, özgürlüğümden yoksun bırakıldığım sürecin sonunda tek bir dileğim bulunmaktadır: Hakikatin en berrak ve apaçık haliyle ortaya çıkması. Ben bugün burada yalnızca kendimi savunmayacağım; aynı zamanda kamunun, kamu görevinin onurunu savunacağım. Şehir plancılığı mesleğinin haysiyetini savunacağım. Gecemizi gündüzümüze katarak başarmaya çalıştığımız demokratik ve halkçı belediyeciliği savunacağım ve her Türkiye Cumhuriyeti vatandaşı için ekmek gibi, su gibi ihtiyaç olan adil yargılanma hakkını savunacağım.

Sayın Başkan, ben 1984 yılında Trabzon'un Sürmene ilçesinde doğdum. Lise eğitimimi Trabzon'da tamamladıktan sonra 17 yaşımda, kazanmış olduğum Mimar Sinan Güzel Sanatlar Üniversitesi'nde Şehir ve Bölge Planlama Bölümü'nü okumak için İstanbul'u geldim. 25 yıldır da bu çok sevdiğim şehirde yaşıyor, burada ekmeğimi kazanıyorum. Ve ne mutlu bana ki bir şehir plancısı olarak, bir kamu görevlisi olarak bu şehirde, bu kadim şehre hizmet ediyorum. Bu şehirde taş üstüne taş koymak için emek sarf ediyorum. Bu benim için çok büyük bir mutluluk kaynağı. Mezun olduktan sonra yine aynı üniversitenin Kentsel Planlama Ana Bilim Dalı'nda yüksek lisansı da başarıyla tamamladım. Bu sene itibarıyla de mesleğimde 20'nci yılı geride bıraktım. Bu 20 yıllık serüvenin ilk bölümünde özel sektörde; İstanbul'un ve Türkiye'nin birçok bölgesinde, çok farklı planlama ölçeklerinde çalışmaların içerisinde yer aldım. Daha meslek hayatımın başında, Türkiye'nin %15'ini kapsayan Karadeniz'in çevre düzeni planlarında hazırlanmasında aktif rol üstlendim.

İçerisinde bulunduğum hiçbir planlama çalışmasında kendime mal, mülk, parsel, servet edinme derdine düşmedim. Yalnızca kamu yararını; yalnızca halkın, doğanın hakkını, hukukunu korumayı gözettim. Şehir Plancıları Odası İstanbul Şubesi'nde iki dönem yönetim kurulu üyeliği, sonrasında Şehir Plancıları Odası Genel Merkezi'nde genel saymanlık görevlerimi üstlendim. Türkiye'de, İstanbul'da kentleşmenin kamu yararı ve toplumsal adaleti gözetecek biçimde gelişebilmesi adına birçok çalışmanın içerisinde yer aldım, bilimsel ve akademik yayınlarda bulundum. Meslek odamızda; halkın ortak kullanımına ayrılması gereken kamusal alanları, yeşil alanları, afet toplanma alanlarını imara açan, bu şehirde kaldıramayacağı yükler getirerek onu adeta yaşanmaz hale getiren, birilerine ayrıcalıklı imar hakları sağlayarak rant transferi yapan plan değişikliklerine karşı hukuki mücadeleler yürüttüm. Yurttaşlarımızın en temel anayasal hakları olan çevre hakkının, barınma ve konut hakkının, bu şehirde insanca yaşama hakkının savunuculuğunu yaptım.

Yerel yönetimlerdeki mesaime ise 2012 yılında Beylikdüzü Belediyesi'nde şehir plancısı olarak başladı. O gün bugündür, onlarca teftiş ve denetimden geçtim ve hepsinden de alnımın akıyla çıktım. Hakkımda tek bir olumsuz yargı kararı alınmadı, memuriyetimde tek bir disiplin suçu dahi yoktur. Daha o günlerde Türkiye'nin yeni yeni gündemine gelen kentsel dönüşüm konusuna eğildim ve Beylikdüzü gibi yeni gelişen bir ilçede kentsel dönüşüm bürosunu kurup şefliğini üstlendim. Ancak o dönemin Beylikdüzü yönetimi tarafından haksız, hukuksuz bir şekilde işten atıldım, ekmeğimden edildim. Buna karşı dava açtım, kazandım; işimi de memuriyetimi de geri aldım. 2014 yılında ise Sayın Ekrem İmamoğlu'nun Beylikdüzü Belediye Başkanlığı'na seçilmesi sonrasında sırasıyla planlama büro sorumlusu ve plan proje müdürlüğü görevlerini yerine getirdim. 2019 Temmuz ayı itibarıyla İstanbul Büyükşehir Belediyesi kadrosuna geçiş yaparak İmar ve Şehircilik Daire Başkanlığı pozisyonunda İBB'deki hizmetime başladım. Aralık 2023 tarihinden itibaren ise imar, planlama, ulaşım, emlak ve kentsel dönüşüme ilişkin daire başkanlıklarının bağlı bulundukları Genel Sekreter Yardımcılığı makamında görev yaptım. Ve gözaltına alındığım 19 Mart 2025 tarihine kadar İstanbul halkına hizmetimi namusum ve şerefimle gerçekleştirdim.

Şu kısacık özette de görüleceği üzere, bulunduğum her göreve gece gündüz çalışarak, emek vererek, liyakatle geldim. Belediyecilikte hak etmeden, birilerinin araya girmesiyle, kayırmasıyla üstten değil, en alttan, raportörlükten başlayarak tek tek, basamak basamak; şeflik, müdürlük, daire başkanlığı, genel sekreter yardımcılığı vazifelerini hakkıyla yerine getirdim. Hangi siyasi yönelimde olursa olsun hiç kimseye ayrıcalık yapmadan, hiç kimseyi dışarıda bırakmadan, yalnızca kamu yararını, hakkaniyeti ve mesleki etik değerlerini gözeterek idarecilik yaptım. Ve bugün, dönüp geriye baktığımda, her türlü zorluğa rağmen çalışma arkadaşlarımla beraber, kendi özel hayatlarımızdan feragat ederek, mesai mefhumu taşımadan İstanbul halkının yararına birçok projeyi hayata geçirdiğimizi görüyor ve mutluluk duyuyorum.

Sayın Başkan, sayın mahkeme heyeti; 2019 yılında İstanbul Büyükşehir Belediyesi'nde göreve başladığımızda maalesef şöyle bir tabloyla karşı karşıya kalmıştık: Dünyanın en önemli küresel metropollerinden biri, bin yılların medeniyetlerinin başkenti bu kadim İstanbul şehri adeta yönünü, hayallerini kaybetmiş; geleceğe yönelik hiçbir vizyonu, stratejik aklı olmayan bir yönetim anlayışına teslim olmuştu. Yıllar önce çözülmesi gereken ulaşım, mülkiyet, deprem riski karşısında güvenli konut ihtiyacı gibi temel sorunların düğümlendiği bu kentte, yoksulluk ve eşitsizlik bu koca metropolün adeta bir karakteri haline gelmişti. Tüm bunların ortasında, imar ve planlama alanı ise bütüncüllük ve bilimsellikten uzak; adeta "Kimin parseline hangi plan değişikliğiyle nasıl rant sağlarım, nasıl bunu paylaştırırım?" şeklinde para, güç, siyaset ilişkilerinin merkezi haline gelmişti. İşte biz tam buradan başladık. Bu anlayışı kökünden değiştirdik. Şehircilik, imar ve planlama alanlarını tekrar asli vazifesine geri döndürdük. "Bu şehri nasıl depreme dirençli hale getiririz? Kentsel dönüşümü yerinde, insanlara mutlu, huzurlu, güvenli evlerinde yaşama hakkı verecek şekilde nasıl gerçekleştirebiliriz? İstanbul'a yeni yeşil alanlar, parklar, okullar, meydanlar, kültür merkezleri nasıl kazandırabiliriz? Ulaşım sorununu nasıl çözebiliriz? Nasıl yeni istihdam alanları yaratabiliriz? Eşitsizliği nasıl önleyebiliriz? Bu şehrin ormanını, suyunu, tarım topraklarını, kültürel mirasını nasıl koruyabiliriz, geleceğe aktarabiliriz?" gibi temel sorulara cevap ve çözüm üreten bir eksene oturttuk.

İstanbul için çok kritik bir zamanda çok hayati bir dönüşümdür bu. 2019'dan bu yana, 79 bölgede 2.500.000 nüfusun hayatını doğrudan etkileyecek biçimde, 48.000 hektarlık bir alanın nazım imar planlarını hazırlayıp onaylanmak üzere İstanbul Büyükşehir Belediye Meclisi'ne gönderdik. Ve bu planlar onaylanarak yürürlüğe girdi; belediye meclisinin aritmetiğine rağmen yürürlüğe girdi. Muazzam bir iş yükü, emek ve dolayısıyla muazzam bir başarıdır bu. Bütün emeği geçen arkadaşlarımı da tebrik ediyorum, onların başarısıdır. Peki bu kapsamlı planlama faaliyeti ne demektir biliyor musunuz? İnsanların 50 yıldır yaşadıkları ama nedense yüzüne bakılmayan Pendik Kavakpınar'da, Avcılar Yeşilkent'te, Eyüpsultan Karadolap'ta, Ataşehir Namık Kemal Mahallesi'nde, İstanbul'un daha birçok mahallesinde, tek bir ruhsatlı bina dahi olmayan mahallelerinde artık kentsel dönüşümün başlayabilmesi demektir. Sarıyer’de, Sultangazi’de, Zeytinburnu’nda insanların büyük bir tedirginlikle bekledikleri tapularına kavuşabilmeleri demektir. İnsanların büyük bir tedirginlikle bekledikleri tapularına kavuşabilmeleri demektir.

Bu ne demektir biliyor musunuz? Bu sayede plan, mülkiyet ve proje sorunlarının çözülmesiyle birlikte, İstanbul Büyükşehir Belediyesi'nin daha önce 0 olan, 0 olan kreş sayısının 127'ye çıkarak 12.692 çocuğa hizmet verebilmesi demektir. İstanbul'da okuyan öğrencileri için daha önce 0 olan İstanbul Büyükşehir Belediyesi yurtlarının 16'ya çıkarmak demektir. Son 5 yılda 21.000 öğrenci bunlardan hizmet aldı. İstanbulluların artık betona boğulmasın diye bu şehre yeni yaşam alanları, yaşam vadileri, kent ormanları, parklar kazandırmak demektir; yeni 14.000.000 metrekare park alanı kazandırıldı, yeşil alan kazandırıldı İstanbul'a son 6 yılda. Öyle ki son 6 yılda yapılan imar uygulamaları ile rekor seviyede 969.000 metrekarelik bir alanı, İstanbul Büyükşehir Belediyesi'ne yani kamu mülkiyetine kazandırdık. Ancak maalesef bugün hiçbir somut delile dayanmayacak biçimde kamu zararı iddialarıyla tutuklu bulunuyoruz. İşte bu yüzden de bunu en baştan söylemek isterim ki, söz konusu iddianame hayal ürünüdür. Çünkü bizim meşguliyetimiz başkadır, bizim meşguliyetimiz halkın gerçek sorunlarıdır. Başka sorunlarla harcayacak ne vaktimiz ne de zihnimiz vardır.

Sayın Başkan, sayın heyet; bizler en acil olarak İstanbul'u deprem gerçeği karşısında hazırlıklı hale getirmeyi görev bildik. Bugün Venezuela'da da çok büyük bir deprem olmuş, acılarını paylaşıyorum. Hiç kolay değil ve İstanbul'da çok büyük bir deprem bekliyor. Umarım, umarım oradaki insanlar için en, en iyi şekilde atlatır... Atlatılabilecek bir konu değil, biz de depremi yaşadık gördük çünkü Hatay'da, Maraş'taki ama umarım bu işin altından en iyi şekilde kalkabilirler. Bu amaçla, İstanbul Büyükşehir Belediyesi'nin şehircilik ve kentsel dönüşüm alanlarında sorumlu Genel Sekreter Yardımcılığını üstlenen bir kişi olarak, çalışma arkadaşlarımla beraber bu hususta türlü projelerin altına imza attık. Burada tek tek sayamayacağım kentsel dönüşüm projeleri, sosyal konut, altyapı, ulaşım ve lojistik gibi pek çok farklı alanda 45.000.000.000 liralık bir bütçeyi İstanbul'u depreme dayanıklı hale getirmek için kullandık. O yüzden buradan bir yolsuzluk çıkmaz. Biz bütçeyi İstanbul halkının ihtiyaçları için harcadık. Yoksulu unutmadık, kimseyi de geride bırakmadık.

En riskli binalar bir an önce yenilenebilsin diye ilave kira yardımları yaptık. Böylelikle 50.000'e yakın kişinin yaşadığı en riskli binaların tahliyesini gerçekleştirdik, depremde olası can kayıplarının önüne geçtik. 38.000 binanın ücretsiz risk taramalarını gerçekleştirdik. Dar gelirlilere, emeklilere yönelik doğrudan hibe desteği sağladık ki sağlam bir yuvaya kavuşabilsinler, huzurlu bir şekilde evlerinde oturabilsinler diye. İstanbul Büyükşehir Belediyesi'nin her kuruşunun gittiği yer bellidir, hesabı da verilir. Bizim meşguliyetimiz, önceliğimiz bunlardır. Peki bütün bunlar yeter mi? Elbette yetmez. Daha yapılacak çok iş var, daha fazlasını bir seferberlik ruhuyla; merkezi idare, yerel yönetimler, İstanbul halkı, sivil toplum hep birlikte gerçekleştirmemiz gerekir. Bir İstanbul, bir Marmara depreminin getireceği yıkım korkunçtur. Kaybedecek tek bir saniyemiz bile yoktur. Gerçek sorunumuz budur. Ama biz maalesef 15 aydır elimiz kolumuz bağlı tutukluyuz. İstanbul'u depreme hazırlaması gereken insanlar 15 aydır Silivri'de tutuklular.

Sayın Başkan, yaptığımız tüm bu kentsel dönüşüm, imar ve planlama çalışmalarının asıl başarısı ise onları alışılageldiği üzere kapalı kapılar ardında, gizli saklı değil; halkımızla iç içe, şeffaf, katılımcı bir anlayışla gerçekleştirmiş olmamızdır. Türkiye'de ilk defa gerçekten katılımcı planlama anlayışını somut örnekleriyle hayata geçirdik. Bu kentin sakinlerini kentin asıl sahibi kılacak; işçisi, memuru, işsizi, emeklisi, öğrencisi, kadını, erkeğiyle herkesi kendi hayatlarına dair alınacak kararlarda söz sahibi kılacak gerçek bir demokratik kent yönetimini, yönetişim anlayışını hayata geçirdik. Planlama, çalıştaylarda alındı. Bilgiye bir avuç insan değil, herkes erişebilince, imar ve planlama konularındaki adaletsizlikler de ortadan kalkmaya başladı. Dünyada halen daha tektir; herkes mahallesinde alınan kararlardan haberdar olabilsin diye, herhangi bir mağduriyet yaşamasın, bir fikri, bir itirazı var ise en ufak bir plan değişikliğine dair dahi olsa bile bunları bildirebilsin diye kısa mesajla, telefonla bütün planları halkımıza bildirdik. Peki soruyorum: Gizlilik esasına dayalı faaliyetlerde bulunduğu iddia edilen bir örgüt böyle bir anlayışla mı çalışır? Bu şeffaflıkla mı, bu amaçlarla mı hareket eder? Tabii ki hayır.

Bizler şehrin bugününü anlamak, geleceğini inşa etmek adına İstanbul Planlama Ajansı'nı kurduk. Veriyle, bilgiyle, bilimle halkın gerçek ihtiyaçlarını buluşturduk. İklim krizinden depreme, ulaşım sorunundan yoksulluğa kadar onlarca hayati konuda bu şehrin bilim insanları, ilgili tüm aktörleri ve doğrudan halkla beraber İstanbul'un yol haritasını çizdik. İstanbul'un geleceğine ilişkin sosyal ve ekonomik kalkınma planı niteliğindeki İstanbul Vizyon 2050 Strateji Belgesi'ni ortak akıl ve emekle oluşturduk. Çalışmalarımızı hep bu ortak gelecek tahayyülünün bütünselliği içerisinde adım adım gerçekleştirdik.

Aynı yaklaşımla Hatay'da, deprem bölgesinde, yıkılmış bir kent bilimle, ortak akılla, dayanışmayla, yerelin katılımıyla nasıl ayağa kalkar sorusunun cevabını bulmak için "bizim derdimiz değil" demeden, bir yandan oradaki acil ihtiyaçlara cevap verirken diğer taraftan da kentin geleceğini şekillendirmek adına Hatay Planlama Merkezi'ni kurduk. Onlarca farklı alanda çalışmaların altına imza attık.

Tüm bunları ve burada sayamadığım daha birçok uygulamayı ancak şehirciliğe rant odaklı değil; kamunun, kentin, doğanın, İstanbul halkının ortak çıkarının penceresinden bakan bir belediye başkanı ve belediye kadroları gerçekleştirebilirdi; gerçekleştirdi de. Ama maalesef bu zihniyet dönüşümü, kurumsallaşma yönünde ciddi bir mesafe kaydetmişken 19 Mart 2025 tarihinde ağır bir darbe almıştır. İnanıyorum ki adaletin bir an önce tecelli etmesiyle İstanbul; herkesin refah içerisinde, mutlu, özgür, demokratik ve adil bir dünya kenti olma hedefine doğru bu soluksuz koşusuna devam edecektir.

Savunmama böyle bir girişle başlamamın sebebi; birazdan eylem eylem, detaylarıyla cevap vereceğim iddianamenin aslen mahkum etmeye çalıştığı halkçı, demokratik ve adil belediyecilik anlayışını kendi görev ve sorumluluk alanım itibarıyla bir nebze olsun sizlere aktarabilmektir. Eylemlerin içeriğine girdiğimizde, İstanbul Büyükşehir Belediyesi kadrolarının işlerini nasıl yasal mevzuat çerçevesinde, nasıl kamu yararını gözeterek ve nasıl bu temel belediyecilik anlayışı çerçevesinde gerçekleştirdiği görülecektir. Bundan sonra anlatacaklarım hep bu bütüncül bakış açısıyla, bu kapsamda değerlendirilmelidir."