Haber

İBB Davası'nda tahliyeler bekleniyor

İBB Davası'nın 53'üncü günü, dün savunmasına başlayan tutuklu İBB İmar ve Şehircilik Daire Başkanı Ramazan Gülten ile devam ediyor. Bugün, Mahkeme Heyeti'nin dosya üzerinden tutukluluk incelemesi yapması da bekleniyor.

CHP'nin cumhurbaşkanı adayı ve İBB Başkanı Ekrem İmamoğlu'nun da arasında olduğu, 68 kişinin tutuklu yargılandığı 414 sanıklı İBB Davası'nın 53'üncü günü, dün savunmasına başlayan tutuklu İBB İmar ve Şehircilik Daire Başkanı Ramazan Gülten ile devam etti. Bugün, Mahkeme Heyeti'nin dosya üzerinden tutukluluk incelemesi yapması ve tahliye kararları vermesi bekleniyor.

CHP'nin cumhurbaşkanı adayı ve İstanbul Büyükşehir Belediye (İBB) Başkanı Ekrem İmamoğlu'nun da arasında bulunduğu 68'i tutuklu, 414 sanıklı İBB Davası'nın duruşması, 53'üncü gününde, İstanbul 40. Ağır Ceza Mahkemesi'nce Silivri'deki Marmara Kapalı Cezaevi'nin 1 No'lu Duruşma Salonu'nda devam ediyor.

SUÇLAMALARIN TÜMÜNÜ REDDEDİYORUM

İBB İmar ve Şehircilik Daire Başkanı Ramazan Gülten, savunmasının ikinci gününde tüm iddialara tek tek uzun bir yanıt verdi.. Gülten, "İhaleye fesat karıştırdığım söyleniyor. Peki şartnameyi ben mi hazırlıyorum? Hayır. Muhammen bedeli ben mi belirliyorum? Hayır. Teknik değerlendirmeyi ben mi yapıyorum? Hayır. Suçlamaların tümünü reddediyorum" dedi.

İmamoğlu: Hem Babam hem kayınbabam burada

Tutuklu sanıklar alkışlarla duruşma salona girdi. Ali Kurt'un eşi Aslı Kurt izleyici sıralarından eşine seslenerek '15'inci evlilik yıldönümümüz kutlu olsun. Seni çok seviyorum, bir ömür seninle olmak istiyorum' dedi. İnan Güney'in kızları da 'Baba' diye seslendi. İmamoğlu salona girdiğinde herkes ayağa kalktı ve 'Başkanım' sesleriyle karşılandı.

Ekrem imamoğlu, izleyici sıralarına dönerek, "Ooo Baba hoş geldin. Ne güzel, hem babam burada hem kayınbabam burada. İkisinin de öpüyorum ellerinden. Size şunu söyleyeyim: Çok güçlüyüz, çok güçlüyüz, çok gururluyuz." diye seslendi.

Avukatlar, izleyiciler ve mahkeme heyeti yerini aldı. Bugün salonun tamamen dolu olduğu görüldü. Duruşma, saat 11:08 itibariyle, dün savunmasına başlayan tutuklu İBB İmar ve Şehircilik Daire Başkanı Ramazan Gülten ile devam ediyor. Duruşmayı Gülten'in arkadaşları ve eşi Pınar Gülten de takip ediyor.

İMAMOĞLU BU GENÇ ARKADAŞIMIZ SALDIRIYA UĞRADI

Ekrem İmamoğlu, Üsküdar'daki kaçak yapıların yıkım sürecini anımsattı "300'e yakın polis Üsküdar Salacak Sahili'nde bir büfenin yıkılmaması için 3 gün nöbet tuttu. 2 TOMA 300'e yakın polis bir büfeyi neden korur? Kimin talimat verdiğini çok iyi biliyorum. Bu genç arkadaşımız (Ramazan Gülten) saldırıya uğradı. Böyle bir süreçten geçti İstanbul. İstanbul'a değer katan bir arkadaşımla iyi ki çalışmışız. Gurur duyuyorum. İstanbul salyalarından ve pisliğinden arınmıştır. Gazeteler '2,2 milyonluk rant' diye manşet atıyor, hayâsızca saldıran Yeni Şafak, kaçak binada gazetecilik yapıyor!"

İBB İmar ve Şehircilik Dairesi Başkanı ve Şehir Plancısı Ramazan Gülten'in ikinci gün ifadesinin tam metni:

Günaydın. Sizi, heyetinizi, sevgili savunma makamını, elleri yüreklerinde bekleyen sevgili ailelerimizi, ağzınızdan çıkacak bir kelimeyi bekleyen sevgili ailelerimizi sevgiyle kucaklıyorum. Sayın Başkan, değerli heyet; sunumumun, savunmamın ilk bölümünde sizlere meslek hayatım ve kamu görevlisi olarak çalışma hayatım boyunca neler yaptığımı, kamunun kaynaklarının korunması ve toplumun refahı için hangi çalışmalar içinde bulunduğumu, kamuya ve kamu görevlisi ahlakına nasıl baktığımı, kamu yararından ve hukuktan yana duruşumu ifade ettim.

İddianamede hakkımda irtikap suçu işlediğim iddia edilen siluet onayının mevzuata nasıl girdiğini, Henri Prost tarafından belirlenen hattı bala sınırının tarihi yarımada ve Boğaziçi siluetinin planlama kararlarında uzun yıllar korunduğunu, ancak 2010'lu yıllara geldiğimizde bu ilkeden sapıldığını, yeni bir tartışmanın çıkmasına neden olan büyük oranda kamu alanlarında ve kamusal fonksiyonlara sahip arazilerde, arsalarda Bakanlık ve İBB tarafından, yine büyük çoğunluğu parsel bazında plan değişikliğiyle yapılan, orijini 2010 olan, 2006 ile 2015 yılları arasında yaklaşık 10 yıllık süreyi kapsayan bir zaman diliminde yapılan 16 tane gökdelen projesi ve alanının genel özelliklerini anlattım. Bu örnekler içerisinde yetkisiz ruhsatlar, gecekondu önleme bölgeleri, stadyumlar, kamu arazileri vardı. Örnekleri çoğaltabiliriz, çeşitlendirebilirim. Yine aynı dönemde Fikirtepe’den, Esenyurt’tan, Kartal’dan, Ümraniye’den, Çekmeköy’deki orman içindeki kalan 2B arazilerden örnek verilebilir. Ancak bu projeler ve biraz sonra vereceğim son örnek, İstanbul’un tarihi yarımada, Boğaziçi ve Anadolu Yakası siluetinde yarattığı değişiklik kamuoyunda, akademik çevrelerde ve idare koridorlarında bir tartışmayı ateşledi.

İlber Ortaylı Hoca'nın "İstanbul böyle, öyle güzel ki 100 yıldır ne yaptıysak çirkinleştiremedik." dediği İstanbul için bir şeyler yapılmalıydı. Bu tartışmayı bir mevzuat değişikliğine götüren son örneğimizi görelim. Ekranı açarsak... Aşağıya, bir aşağıya... Evet. Bu fotoğraf 16:9 projesine ait. Zeytinburnu ilçesinde sanayi yapılarının yer seçtiği kent çeperinde; tekstil, deri sanayi ve atölyelerin yoğunlukta olduğu yıllarda imar planında çok amaçlı kullanım alanı olarak belirlenen parsel, 2009 yılında emsal 2,5 yapılaşma koşuluyla turizm tesis alanına alınmış. Plan notuyla bodrum katları emsal harici tutulmuş ve 151.000 metrekare inşaat alanı, en yükseği 132 metre yüksekliğe sahip 3 adet kule yapılmıştır. Şu yanda gördüğümüz de dün anlattığım projelerden Ottomare ve Zeytinburnu'ndaki, Ataköy’deki projeler. Tarihi yarımadanın silueti tartışması basına yansıyan bir fotoğraflarla yüzeye çıktı. Sultanahmet ve Ayasofya'nın minareleri arasından görünen 16:9 adlı proje, bu yüksek yapılara bir sınırlama getirilmesi, herkesin istediğini yapamaması gerektiği tartışmalarını başlattı. Bir sonraki slayta geçelim. Bu tartışmanın basındaki yansımalarından örnekleri görüyoruz. Milletvekilleri bir toplantıda Başbakan'a binadan yakınıyorlar. Başbakan Erdoğan "Benim her şeyden haberim olamaz, bana bilgi verin. Sahibiyle konuştum, tıraşlamıyor. Tıraşlamıyor. Kırıldım, konuşmuyorum" diyor. "Yıldızları da sayamam" diyor. "Benden haber... Bana haber verin." diyor. Vekiller "Biz sizden habersiz yapamayacaklarını düşündük, sizin izniniz olduğunu düşündük" diyorlar. Daha sonraki süreçte "Biz İstanbul’a öyle bir ihanet ettik ki..." açıklamaları geliyor.

Sefer Kocabaş... Biraz alta inersek, hafif küçültürsek... Sefer Kocabaş, dönemin İstanbul Büyükşehir Belediyesi İmar Komisyonu Başkanı, "İmar hakkı neyse onu kullanıyor, bizim müdahalemiz söz konusu değil" diyor. Halbuki hem onayladıkları imar planında plan notu var "avan projeyi İBB onaylar" diye hem o yıllarda yürürlükte bulunan İstanbul İmar Yönetmeliği’nde "60-50 metreden yüksek yapılarla ilgili İBB siluet onayı yapar" diyor. 2011 onaylı çevre düzeni planında plan notu var. Dolayısıyla İBB'nin süreçte hiçbir değerlendirme veya onay yetkisinin bulunmadığını söylemek mümkün değil. Bu gelişmeler üzerine İstanbul'un kentsel siluetinin korunmasının önemi bir kez daha gündeme gelmiş ve çeşitli öneriler tartışılmaya başlanmıştır. Dönemin Başbakanının da sürece olumlu yönde katkı sunmasıyla birlikte bir dizi önlem geliştirilmiştir. Bu kapsamda 4.11.2011 tarihinde 1/100.000 ölçekli çevre düzeni planına İstanbul'un özgün siluetini oluşturan alanlar ile silueti etkileme potansiyeline sahip çeper alanlarda kent siluetindeki değişimi kontrol etmek amacıyla imar planlarında verilen yapılaşma haklarına yönelik kısıtlayıcı koşullar getirilebileceği eklenmiş.

Bir sonrakine geçebiliriz. Ve İstanbul Büyükşehir Belediyesinde 2012 yılında onaylanan 1/5.000 ölçekli nazım imar planlarına eklenen plan notlarıyla tarihi yarımadada ve çevresindeki ilçelerde yapılacak projelerde topografya ile yapı yükseklikleri arasında ilişki kurulması sağlanmış, yapıların saçak kotlarına sınırlama getirilmiştir. Burada mevzuatla ilgili siluet, mevzuattaki siluet kararlarını görüyoruz. 2007 tarihli İstanbul İmar Yönetmeliği’nde "Büyükşehir Belediye Başkanlığı tarafından onaylanmadan uygulama yapılamaz." diyor. Çevre düzeni planı 2011'de "Gerekirse yükseklikle ilgili siluet alanlarında kısıtlama yapar" diyor. Yani planda, alt ölçekli planlarda verilmiş olsa bile yüksekliği sınırlayabilirsin diyor. 2012 yılında tarihi kent merkezinin çeperindeki ilçelerde; Esenler'de, Bağcılar'da, Bahçelievler'de, yani tarihi yarımadaya görüntü veren ilçelerde bir topografya ile saçak kotu arasında bir ilişki kuruluyor. Biraz sonra onu da göreceğiz. Daha sonra bütün ilçelere yükseklikle ilgili bir yazı yazılıyor. Biraz aşağıya inersek o yazının tarihini de görebiliriz. 20.08.2014 tarihli yazıyla bütün ilçelere "Bu özellikteki binalarla ilgili siluet onayı için Büyükşehir'den onay alacaksınız" diye bir yazı gönderiliyor.

Bir sonrakini de görelim. Mevzuatta siluet yine 2018 tarihli İstanbul İmar Yönetmeliği’nde... İstanbul İmar Yönetmeliği dediğimiz, bütün İstanbul'da geçerli, bütün projelerin buna göre yapılması gereken bir yönetmeliktir. Bu yönetmelikte "100.000 ölçekli kararlara uyulur" diyor. Biraz aşağı doğru inersek... Yok, yukarıda, bir üst... "60-50 metre yüksekliği aşan yapılar Büyükşehir Belediyesi siluet onayı almadan ruhsat düzenlenemez." diyor, yasaklıyor. Daha sonra, müstakil yapı adedi 30 veya daha fazla olan uygulamalarda, bir parselde toplam yapı inşaat alanı 61.000 metrekareden fazla olan yapı ve yapılar topluluğunda, binanın herhangi bir çeperinden görünen en düşük kottaki bina yüksekliği 60-50 metreyi geçen yapılarda "Büyükşehir Belediyesinden siluet onayı almak zorundasınız" diyor. Bu bir zorunluluk. 2014 yılı itibarıyla bu nitelikteki projeler için İstanbul Büyükşehir Belediyesi tarafından siluet onayı verilmeye başlanmış. 12.05.2018 tarihli İstanbul İmar Yönetmeliği ile bina yüksekliği 60-50 metreyi geçen yapılar için Büyükşehir Belediyesinden siluet yönünden uygun görüş alınmadan yapı ruhsatı düzenlenmesi yasaklanmış. Siluet onayının ortaya çıkışını bu şekilde özetleyebiliriz.

2014-2019 yılları arasında toplam 146 adet siluet onayı başvurusu yapılmış. 2014-2019 yılları arasında toplam 146 adet siluet onayı başvurusu yapılmış, bunların 118'i sonuçlandırılmış. Bu süreçte proje değerlendirmeleri; başvuru sahibinden talep edilen bazı belgeler, mimari proje ve proje kataloğu üzerinden yapılmış. İşlemler yalnızca Daire Başkanı imzalı bir üst yazıyla sonuçlandırılmış. 2019 sonrasında siluet başvuruları oldu ve 6 proje, 2019 öncesindeki uygulama usulüyle aynı şekilde sonuçlandırıldı. Ancak bu sürecin daha şeffaf ve kurumsal bir yapıya kavuşturulması gerektiği ortadaydı. Bu doğrultuda 3194 sayılı İmar Kanunu, Planlı Alanlar İmar Yönetmeliği ve İstanbul İmar Yönetmeliği'nin sağladığı yetkiler çerçevesinde, estetik değerlendirmelerin yapılabileceği Mimari Estetik Komisyonu kuruldu. Komisyonun çalışma usul ve esasları ile başvuru süreçlerine ilişkin standartlar belirlendi. Alanında uzman meslek insanlarından oluşan bir komisyon ile hem siluet onayı süreçleri hem de estetik değerlendirme gerektiren diğer hususlar, mevzuatın öngördüğü yetkiler çerçevesinde; kolektif, şeffaf ve denetlenebilir bir yapıya kavuşturuldu.

Bir sonrakini geçebiliriz. Mimari Estetik Komisyonu 23.10... Bu, bunu da anlatayım hemen geçmeden. Mimari Estetik Komisyonu, saçak plan notu, saçak kotu ile ilgili bütün İstanbul'daki bütün 5.000 ölçekli planlara eklenmiş bir şeydir. Binanın oturduğu kotla, binanın oturduğu kotla verilen yükseklik arasında bir ilişki kurarak; üstte, aşağıdaki kot ve yukarıdaki kotun üst şeyde, baremde eşitlenmesi için geliştirilmiş bir kottur. 0 ila 40 kotu arasında 120 metre, 40 kotu ile 70 metre arasında 100 metre, 70 metrenin üstünde 80 metre gibi kendi aralıkları vardır. Dolayısıyla siluete baktığınızda topografyanın kırıkları, çizgileri, dalgalanması nasılsa, yukarıdaki saçaklardaki binanın dalgalanması da aynı şekilde olması için geliştirilmiş bir plan notudur.

Bir sonrakine geçebiliriz. Mimari Estetik Komisyonu, 23.10.2020 tarihinde, yani hemen 2019'dan sonra, o 6 projeden sonra, karar alma süreçlerinin kurumsallaştırılması amacıyla kanun ve yönetmeliklere dayanılarak oluşturuldu. 05.05.2021 tarihinde Mimari Estetik Komisyonu'nun çalışma usul ve esaslarına ilişkin yönerge çıkarıldı. Komisyonun kurulması, İBB İç Denetim Başkanlığı tarafından İmar Müdürlüğü denetimi sonucu hazırlanan raporda iyi uygulama örneği olarak değerlendirildi. 2019 öncesinde siluet görüşü için gerekli belgeler değiştirilmeden yönergeye eklenmiştir. Bir alta geçersek o belgeleri de görmüş olacağız. Hafif küçültürsek... Bu bizim Mimari Estetik Komisyonu'nun yönergesi; çalışma usul ve esasları. Ne zaman toplanır, kimler girişir, hangi konulara bakılır, dosyalardan, projelerden hangi belgeler istenir; bunlardır. Şu aşağıyı görürsek; bu belgelerle 2019 öncesi istenen belgeler aşağı yukarı aynıdır. Bir siluet kataloğu gerekir, mimari proje kataloğu gerekir. Projenin ekleri, imar durumu, kot kesiti, inşaat istikameti, mimari avan proje gibi belgeler istenir. Komisyonun kurulmasından önce onay süreçleri...

Bir sonrakine geçebiliriz. Komisyonun kurulmasından önce onay süreçleri, siluet raporları üzerine bir kişinin yazdığı onay ya da yükseklik bilgileri doğrultusunda yürütülürken, Mimari Estetik Komisyonu kurulmasının ardından bu kararlar 5 komisyon üyesinin ortak kararıyla alınmaya başlanmıştır. 2019 öncesinde sadece daire başkanı onaylı bir siluet onay örneğini görüyoruz. 2019 sonrasında, 2020 sonrasında da bizim dönemimizde Mimari Estetik Komisyonu kurulduktan sonra 5 üyenin ortak kararıyla oluşturulmuş kararı görüyoruz. Mimari Estetik Komisyonu'nca verilen siluet onayları, müştekilerin beyanlarının aksine keyfi bir uygulama değil, mevzuatta açıkça düzenlenmiş, belirli nitelikleri taşıyan projeler için zorunlu bir işlemdir.

İstanbul İmar Yönetmeliği'ne göre; 60.50 metreyi aşan yükseklikteki veya 60.000 metrekareden büyük toplam inşaat alanına sahip ya da 30'dan fazla müstakil yapıdan oluşan projeler, Büyükşehir Belediyesi'nden siluet yönünden uygun görüş almadan yapı ruhsatı alamaz. İstanbul il sınırları içerisindeki tüm projeler, İstanbul İmar Yönetmeliği hükümlerine göre hazırlanmak ve onaylanmak zorundadır. Dolayısıyla siluet onayı, 2019 öncesinde olduğu gibi yalnızca üst yazı ile değil; alanında uzman meslek insanlarının ortak değerlendirmesi sonucunda, Mimari Estetik Komisyonu kararlarına dayanılarak veriliyor. Nitekim bu onay, yönetmelikte de düzenlendiği üzere imar planı koşullarına göre hazırlanacak projenin henüz hazırlık aşamasında ihtiyaç duyduğu, projeyi doğrudan etkileyen ve ruhsat sürecine alınması zorunlu olan kurum görüşlerinden biridir. TEDAŞ, TEİAŞ, İSKİ, UTK, Kültür Varlıklarını Koruma Bölge Kurulu ve Tabiat Varlıklarını Koruma Komisyonu gibi kurum görüşleri nasıl ruhsat sürecinin ayrılmaz bir parçası ise siluet onayı da aynı şekilde alınması zorunlu bir idari işlemdir. Dolayısıyla bu onay alınmadan ilgili idare tarafından ruhsat verilmesi mümkün değildir. Bu onay sürecinde projenin, imar planı ile ilgili yönetmelik hükümlerine uygun olup olmadığı incelenir. Projenin azami sınırlar içerisinde kalıp kalmadığı; kentin değerlerine, Tarihi Yarımada ve Boğaziçi bölgesine, anıtsal kültür varlıklarına ve doğal değerlere olan etkisi ile çevresiyle kurduğu ilişki değerlendirilir. Ve nihai karar, Mimari Estetik Komisyonu tarafından verilir.

Bu süreç; Kültür Varlıklarını Koruma Bölge Kurulları ve Tabiat Varlıklarını Koruma Komisyonları gibi ilgili birimlerin teknik değerlendirmeleri üzerine ve uzmanlık temelli bir karar alma mekanizmasıyla işler. Ruhsat aşamasındaki kadar detaylı bir çözümleme olmasa da projenin imar planı koşullarına uygunluğu, yapının kontur ve gabarisi, parselde kapladığı alan, yüksekliği ile İstanbul'un tarihi kent siluetine etkisi gibi son derece önemli kriterler içermektedir. Ayrıca projelerin kentsel, tarihi ve doğal sit alanlarına etkisi; çevresinde bulunan tescilli kültür varlıklarının algılanabilirliğini etkileyip etkilemediği bu değerlendirmenin kapsamındadır. Bu inceleme; proje kataloğunun incelenmesinin yanında geniş açılı bakış noktalarından çekilen fotoğraflar üzerine projenin ölçekli olarak yerleştirilmesi, lidar tarama verilerine işlenmesi ve daha önce onay verilmiş projelerle kurulan görsel ilişkilerin analiz edilmesi gibi teknik çalışmalarla da yapılmaktadır.

Dün gösterdiğim o geniş açılı fotoğraflar bunlardır. Bu onayı veren kurum, Mimari Estetik Komisyonu, İstanbul Büyükşehir Belediyesi bünyesinde görev yapan; mimar, şehir plancısı, inşaat mühendisi ve ilgili teknik disiplinlerden uzman kişilerden oluşmaktadır. Ben de bu komisyonun bir üyesi olarak görev yaptım. Her üye kendi mesleki uzmanlığı çerçevesinde görüş bildirirdi. Nihai karar, bu teknik değerlendirmelerin birleşmesiyle alınırdı. Dolayısıyla siluet onayı tek bir kişinin takdirine bağlı değildir. Çok disiplinli, teknik bir değerlendirme ve müzakere sürecinin sonucudur. Komisyon kararları yargı denetimine açıktır. Keyfi bir süreçten söz edilmesi için denetimsizlik gerekir. Oysa siluet onay süreci hem mevzuata bağlıdır hem de yargı denetimine açıktır. Nitekim savcılığın talebiyle alınan bilirkişi raporunda da bu husus açıkça tespit edilmekte; incelenen projelerin siluet onayı şartlarını taşıdığı ve bu nedenle siluet onayına tabi tutulmalarının zorunlu olduğu ortaya konmaktadır. Bu durumda beyanlarda ve iddianamede yer alan "siluet onayına gerek olmadığı halde sürecin işletildiği" yönündeki iddia, teknik ve hukuki açıdan geçerliliğini yitirmiştir.

Diğer taraftan bilirkişi raporunda "Onaylanan projelerin siluet açısından değerlendirilmesi, yukarıda izah edildiği üzere komisyon üyelerinin takdirindeki bir husus olarak karşımıza çıkmaktadır" şeklinde bir tespite yer verilmektedir. Bu ifade ilk bakışta komisyon üyelerince keyfi karar verildiği izlenimi yaratabilir. Ancak açıklamak gerekir ki buradaki takdir, keyfi bir tercih serbestisini değil; plan kararları ve mevzuatta belirlenen objektif kriterler doğrultusunda, şehircilik ilkelerini esas alan ve teknik uzmanlık çerçevesinde zorunlu bir değerlendirme yetkisini ifade etmektedir. Şimdi Pasifik Holding'e ait projelerin onay süreçlerini irdelediğimizde; herhangi bir hukuka aykırılık bulunmadığı, süreçlerin bilinçli şekilde uzatılmadığı, tüm işlemlerin mevzuata uygun yürütüldüğü ve müşteki beyanlarının gerçek dışı olduğu açıkça ortaya çıkacaktır.

Beşiktaş projesinden başlayalım. Bir sonraki slayda geçebiliriz. Beşiktaş ilçesi, Ortaköy Mahallesi, 1799 ada, 1 parsel. 2961 sayılı Boğaziçi Kanunu ile belirlenen Boğaziçi geri görünüm ve etkilenme bölgesinde, doğal ve tarihi sit alanında, 2863 sayılı Kültür ve Tabiat Varlıklarını Koruma Kanunu kapsamında kalmaktadır. Üzerinde askeri alan ve kooperatif yapılarının bulunduğu, 5 kat yapılaşma hakkına sahip, yaklaşık 17.000 metrekare inşaat alanı yapılabilen çevre parsele, Çevre, Şehircilik ve İklim Değişikliği Bakanlığı'nca plan değişikliği onaylanmış. Bu değişiklikle turizm, ticaret, konut fonksiyonları tanımlanmış. Emsal 1.65, zemin artı 15 kat yapılaşma koşulları getirilmiş. Satılabilir inşaat alanı 28.292 metrekareye çıkarılmış. Beşiktaş Belediyesi'ne yapılan ruhsat başvurusunda sunulan projede yüksekliği 60.50 metreyi geçen 2 adet kule bulunuyor; 2 adet kule bulunuyor. İstanbul İmar Yönetmeliği'ne göre projenin siluet açısından değerlendirilmesi için ilçe belediyesinin 19.08.2022 tarihli yazısı ile İstanbul Büyükşehir Belediyesi'ne gönderiliyor. Parsele ilişkin hazırlanan projede 80.50 metre, 74.10 metre yüksekliğine sahip 2 kule bulunmakta olup, 28.262 metrekare emsal alanı, 98.827 metrekare toplam inşaat alanına sahip projenin siluet açısından değerlendirilebilmesi için proje kataloğu, başvuru tarihi olan 19.08.2022'den 1 ay sonra, 12.09.2022'de elden tarafımıza teslim ediliyor.

Bir aşağıya inersek... Proje incelendiğinde emsal tablosunda hatalar bulunduğu, mevzuat gereği gösterilmesi gereken bazı alanların toplam inşaat alanı hesabına dahil edilmediği tespit edilmiş. Bu tür eksiklikler, uygulamada ruhsat harcı ve yapı denetim bedellerinin düşük gösterilmesi amacıyla sıklıkla karşılaşılan durumlardır. Ayrıca projede tasarlanan asma katların kat planlarının olmadığı, projede tasarlanan çatı katlarının toplam inşaat alanı hesabına dahil edilmediği, bağımsız bölümlere tahsis edilen eklenti depoların emsal hesabına dahil edilmediği, dahil edildiği durumda ise emsal hakkını aştığı, çatıda tasarlanan ızgara şeklinde kolon-kiriş sisteminin fazladan bir kat algısı yarattığı tespit edilmiştir. Şurada gördüğümüz sık kolon-kiriş sistemidir. Bu reddedilen proje, anlatacağım. Daha sonraki onaylanan projede kaldırıldı ve emsal tablosu düzenlendi. Bu nedenle... Bir aşağıya inebiliriz. Mimari nedenlerle, Mimari Estetik Komisyonu'nun 11.11.2022 tarihli toplantısında proje, siluet ve mimari estetik açılardan uygun bulunmamıştır. Reddedilen proje 11.11.2022 tarihinde; tekrar başvuruda onaylanan proje. Burada arada farklılıklar olduğunu görüyorsunuz. Projesinde imar planı koşullarına ve imar... Keyfi bir tercih ya da bilinçli bir geciktirme değil; sorumlu idarelerin hukuka uygun ve zorunlu davranışıdır. İdareler, kişilerin hayalini kurduğu projeye ruhsat vermek ya da onaylamak zorunda değildir. Önce idareye eksiksiz başvuru yapılmalı, başvurusu yapılan projenin de mevzuata uygun olması gerekir. Bir aşağıya geçebiliriz.

Beşiktaş projesi için siluet onay başvurusu, Beşiktaş Belediyesi'nin yazısı ile 19.08.2022 tarihinde yapılmış. Üzerinde 08.09.2022 tarihinin atıldığı siluet kataloğu bize 12.09.2022 tarihinde elden teslim edilmiş. Muhtemelen perşembe günü tamamladılar, pazartesi getirdiler. Aradaki 3 günlük süre de o. Elden tarafımıza teslim edilmiş ve 2 ay içerisinde... Bir aşağıya in, azıcık aşağıya inersek... 64 gün sonra, 11.11.2022 tarihinde uygun bulunmuş. Üstelik incelenen proje Büyükdere Caddesi üzerinde, Boğaziçi geri görünüm ve etkilenme bölgesinde, doğal ve tarihi sit alanında yer alan; yaklaşık 98.000 metrekare toplam inşaat alanına sahip, 2 kulelerden oluşan, büyük ölçekli bir projedir. Bu nitelikte bir proje bakımından 2 aylık inceleme ve karar süresi, teknik değerlendirme gereklilikleri dikkate alındığında son derece makul bir süredir. Projenin yukarıda belirtilen eksiklikleri ve hataları giderildikten sonra... Bir aşağıya inebiliriz. 28.12.2022 tarihinde yeniden başvuru yapılmış. Beşiktaş Belediyesi tarafından yazı ile iletilen başvuru üzerine yapılan incelemede; söz konusu eksiklik ve aykırılıkların giderilip giderilmediği kontrol edilmiştir. Başvurudan yalnızca 2 gün sonra, 30.12.2022 tarihli Mimari Estetik Komisyonu toplantısında proje değerlendirilmiş ve uygun bulunmuştur. Dolayısıyla dosya kapsamındaki müştekilerin iddia ettiği gibi, projenin 8-10 ay bekletildiği yönündeki iddia, resmi belgelerde görüldüğü üzere gerçek dışıdır.

Eyüpsultan projeleri incelendiğinde de tarafımızca herhangi bir hukuka aykırı işlem yapılmadığı açıkça görülecektir. Aynı durumun diğer kurum ve kişiler bakımından geçerli olduğunu söylemek ise pek mümkün değildir. Eyüpsultan Belediye Başkanlığı, 12.01.2023 tarihli yazısıyla Eyüpsultan ilçesi, Mithatpaşa Mahallesi, 244 ada, 1 parsel ile 246 ada, 5 parsele ilişkin ruhsat başvurusu bulunduğunu belirterek... Bir aşağıya inebiliriz. İstanbul İmar Yönetmeliği kapsamında siluet görüşü talep etmiştir. Ancak yapılan incelemede, Eyüpsultan Belediyesi'nin 12.01.2023 tarihinde "ruhsat başvurusu bulunmaktadır" dediği 244 ada, 1 parsel için 19.01.2023 tarihinde 10 adet yapı ruhsatını onayladığı; 246 ada, 5 parsel için ise yine 12.01.2023 tarihinde 23 adet yapı ruhsatının onaylandığını tespit etmiştir. Başvuru yaptığı tarihten 3 gün önce ve başvuru yaptığı tarihte ruhsatları onaylamışlar. İstanbul 9. İdare Mahkemesi'nin... Bir aşağıya inebiliriz. 14.12.2022 tarihli... Bu planımız. Parsellerimiz bunlar, başvuru yapılan parseller. Tekrar bir aşağıya inebiliriz. 19.12.2022 tarihli... İstanbul 9. İdare Mahkemesi'nin 14.12.2022 tarihli, 2021'e 1525 esas sayılı kararı ile Bakanlıkça onaylanan 1/100.000, 1/5000 ve 1/1000 ölçekli planlar iptal edilmiştir.

Bu durumda, Eyüpsultan Belediyesi'nin söz konusu parsellere yapı ruhsatı düzenlediği tarihte hem İBB'den siluet görüşü alınmadığı hem de yürürlükte geçerli bir imar planı bulunmadığı ortaya çıkmaktadır. Başka bir ifadeyle, plansız hale gelen parsellere ruhsat düzenlendiği anlaşılmaktadır. Söz konusu parsellerin bulunduğu alan; imar planı bulunmayan ve üst ölçekli planlarda tarım alanı iken Çevre, Şehircilik ve İklim Değişikliği Bakanlığı tarafından rezerv yapı alanı ilan edilerek imara açılmış bir alandır. Onaylanan plan İBB tarafından davaya taşınmıştır. İmar planı bulunmayan bir parsele yapı ruhsatı düzenlenemeyeceği gibi siluet onayı da verilemez. Bu nedenle 3194 sayılı İmar Kanunu ve İstanbul İmar Yönetmeliği gereği, Eyüpsultan Belediye Başkanlığı'na söz konusu parsellere düzenlenen yapı ruhsatlarının iptal edilmesi gerektiği... Bir alt slayta geçebiliriz. 28.02.2023 ve 28.03.2023 tarihli yazılarımızla bildirildi. Eyüpsultan Belediyesi ise 17.03.2023, 29.03.2023 ve 17.04.2023 tarihli yazılarında, inşaatın durdurulması amacıyla firma yetkilisine tebligat yapıldığını belirtmiştir. Ancak ruhsatların iptal edilip edilmediğine ilişkin herhangi bir bilgi vermemiştir. Nitekim ruhsatların iptal edilmediği ve inşaatların da durmadığı anlaşılmaktadır.

Bu noktada, müşteki­lerin projeyi siluet onayı için İBB'ye göndermeden ruhsat verilmesi için Eyüpsultan Belediyesi'ni ikna ettik şeklindeki beyanı önem arz etmektedir. Zira Eyüpsultan Belediyesi, siluet görüşü alınmadan düzenlediği ruhsatları iptal etmemektedir. Dolayısıyla Eyüpsultan Belediyesi'nin 12.01.2023 tarihli yazısıyla yaptığı başvuru, imar planının mahkeme kararıyla iptal edilmiş olması nedeniyle hukuken değerlendirilmesi mümkün olmayan bir başvuru niteliği taşımaktadır. Söz konusu firma... Bir aşağıya gidebiliriz. Eyüpsultan Belediyesi'nin yazışmalarını görüyoruz. Burada ısrarla, "Biz ruhsatları iptal edin." diye yazıyoruz. Onlar da, "Tebligat yaptık, inşaatları durduracaklar firma." diye bize bildirimde bulunuyorlar. Bir aşağı inebiliriz. Söz konusu firma, Pasifik, 18.07.2023 tarihinde yeniden başvuruda bulunmuş ve başvurunun değerlendirilebilmesi için gerekli evrakları 03.08.2023 tarihinde tamamlamıştır. Mail yoluyla ve elden bize getireceklerini ifade ediyorlar. Proje incelenmiş; başvuru tarihinden itibaren yalnızca 2 ay 14 gün sonra, 17.10.2023 tarihli Mimari Estetik Komisyonu toplantısında uygun bulunmuştur. Biraz aşağı inersek şuradaki tarihi de görmüş olalım. Siluet kataloğu tamamlandıktan sonra sadece 2 ay 14 gün sonra proje onaylanmış.

Bir aşağı inelim. Kırkçeşme Galeri Hattı... Kırkçeşme Galeri Hattı, Uzunkemer... Şurada Eğrikemer var, burası dere aksı. Daha önce buralar tarım alanıydı, şuradaki devamında olduğu gibi, iki kemer arasındaki olduğu bölge gibi. Kırkçeşme Galeri Hattı etkileşim alanında... Kırkçeşme Galeri Hattı dediğimiz, Ağaçlı ve Eyüpsultan ormanlarından gelen suların Taksim'e, yani Maksem'e götürüldüğü hattın inşa edilmiş halidir. Yaklaşık 92.000, 82.493 metrekare ve 89.600 metrekare inşaat alanına sahip bu projeler; büyüklüğü, konumu ve teknik özellikleri dikkate alındığında, eksiklerinin tamamlanmasının ardından yaklaşık 2 ay içinde karara bağlanıyor. Bu süre, söz konusu nitelikteki projeler bakımından son derece makul ve olağan bir süredir. İlk başvuru tarihi olan 12.01.2023 ile siluet görüşünün verildiği 17.10.2023 tarihi arasında geçen süreçte; imar planları mahkeme kararlarıyla iptal edilmiştir, plansız alanda düzenlenen ruhsatların iptaline ilişkin yazışmalar yapılmıştır, Çevre, Şehircilik ve İklim Değişikliği Bakanlığı planları yeniden onaylamıştır, firma siluet onayına ilişkin yeniden başvuruda bulunmuş ve gerekli evrakları başvuru tarihinden sonra tamamlamıştır. Planı olmayan bir alanda, plan yeniden onaylanıncaya kadar siluet görüşü verilmemesi nedeniyle itham edilmek tuhaf bir durum. İmar mevzuatına uygun hareket etmek bir suç değil, idarenin görevidir.

Projenin siluet onay sürecini ayrıntılı olarak ortaya koydum. Bu süreçte tamamen imar mevzuatına uygun hareket edildiği; mevzuata aykırı işlem tesis eden kurumların sorumluluklarını yerine getirmesi için gerekli yazışmaların yapıldığı; sürecin hiçbir aşamasında bilinçli bir bekletme, geciktirme, keyfilik ya da menfaat teminine elverişli bir işlem tesis edilmediği açıkça ortadadır. Dolayısıyla dosyada yer alan ödeme belgeleri de siluet onay süreci ve verilen kararla birlikte değerlendirildiğinde, irtikap iddiasının herhangi bir maddi temele dayanmadığı anlaşılmaktadır. Müşteki Abdülkerim Fırat'ın Beşiktaş projesine ilişkin olarak 18.01.2023 tarihinde Halkbank aracılığıyla 17.177.027 lira 69 kuruş ödeme yaptıklarını ve bu ödemenin hemen ardından siluet onayının verildiğini iddia etmektedir. Oysa dosya kapsamındaki resmi belgeler göstermektedir ki söz konusu proje, projedeki eksiklik ve hataların giderilmesinin ardından 28.12.2022 tarihinde yeniden başvuru yapılmış ve yalnızca 2 gün sonra, 30.12.2022 tarihinde siluet onayı verilerek süreç tamamlanmıştır. Bu durumda, iddia edilen ödeme tarihinden 19 gün önce siluet onay süreci sonuçlanmış; ödeme ile onay süreci arasında herhangi bir nedensellik bağı bulunmuyor.

Müşteki, Eyüp projelerine ilişkin olarak 25.10.2023 tarihinde ödeme yaptıklarını beyan etmektedir. Oysa bu projelere ilişkin siluet onayları; Eyüpsultan Belediyesi'ndeki mevzuata aykırı işlemler, Bakanlık tarafından planların yeniden onaylanması, firmanın yeniden başvuruda bulunması ve eksikliklerinin giderilmesi süreçlerinin tamamlanmasının ardından 17.10.2023 tarihinde verilmiş. Başka bir ifadeyle; söz konusu onaylar, iddia edilen ödeme tarihinden 8 gün önce tamamlanmış. Bu durumda iddia edilen ödemeler ile siluet onayları arasında ne hukuki ne de mantıksal bir nedensellik bağı kurulması mümkündür. İrtikap suçunun oluşabilmesi için mağdurun, kamu görevlisinin tutumu nedeniyle işinin yapılmayacağı, geciktirileceği ya da gereği gibi yapılmayacağı yönünde bir korkuya kapılması gerekir. Oysa burada söz konusu edilen ödemeler, idari işlemler tamamlandıktan sonra yapılmıştır. Tamamlanmış bir işlemin yapılmayacağı veya geciktirileceği yönünde bir korkudan söz edilmesi hukuken mümkün değildir. Bu nedenle, Eylem 25 kapsamında hukuka aykırı herhangi bir fiil bulunmadığı gibi suç isnadına konu edilebilecek bir davranış da mevcut değildir.

Siluet onay süreçleri üzerinden irtikap suçu inşa edilmeye çalışılması; maddi olgulara dayanmayan, varsayıma dayalı bir kurgudan ibarettir. Nitekim iddianamenin değerlendirme bölümünde siluet onaylarının, sözde örgütün irtikap yöntemi için sıkça başvurduğu bir araç olduğu yönünde peşin bir kabul ve ön yargısıyla hareket ediliyor. Oysa iddianamede yer almayan, adeta buharlaşan gizli tanık Lalin'in savcılığa sunduğu 32 adet siluet onayına ilişkin proje listesi, bilirkişi incelemesine konu edilmiş; yapılan inceleme sonucunda herhangi bir hukuka aykırı işlem bulunmadığı açıkça ortaya konulmuştur. Söz konusu listede yer alan projelerden yalnızca 2 tanesi hakkında iddialar ileri sürülmüş. Bu projeler de aynı kişiye aittir. Ve bu haliyle idari süreç ile söz konusu ödemeler arasında herhangi bir irtikap ilişkisi kurulması ne hukuken ne de fiilen mümkündür. Benim yaptığım, mevzuatta düzenlenmiş bir prosedürü uygulamaktan ibarettir. İmar planı bulunmayan bir alanda siluet onayı vermemek ve ruhsat düzenlememek bir imarcının ve kamu görevlisinin hukuki yükümlülüğüdür. Buna karşın asıl plansız bir alanda ruhsat düzenlenmesi, ruhsat talep edilmesi, inşaata devam edilmesi ya da bu duruma göz yumulması hukuka aykırıdır. Benim yaptığım, bu hukuka aykırılığa izin vermemektir.

Bu nedenle tarafıma yöneltilen suçlama, somut bir fiile değil, tamamen hukuka uygun davranmamın suç gibi gösterilmesine dayanmaktadır. Nitekim müşteki beyanlarında ve etkin pişmanlık kapsamında alınan ifadelerde adım geçmiyor. Yalnızca iddianamede bile yer verilmeyen gizli tanık Lalin'in beyanında ismimin geçtiği görülmekte. Bu beyanın da bilirkişi incelemesiyle dayanaksız olduğu ortaya konulmaktadır. Hakkımda suçlamanın kabulü mümkün değildir. Açıkladığım hususlar dahilinde Eylem 25'te tarafıma yöneltilen irtikap suçlamasını reddediyorum.

Eylem 26 Kapsamındaki Teknik Savunmalarım Bir sonrakine geçersek... İrtikap suçu işlediğim iddia edilen bir diğer eylem ise Eylem 26'dır. Öncelikle belirtmek gerekir ki bu eleme ilişkin etkin pişman, müşteki ve tanık beyanlarının hiçbirinde ismim geçmemektedir. Eyleme konu edilen imar planını hazırlayan birim İmar Müdürlüğü değil, başka bir müdürlüktür. Söz konusu tarihte, yani imar planının hazırlanarak Meclis'e gönderildiği süreçte ben İmar Şube Müdürü olarak görev yapmaktaydım. Ancak İmar Şube Müdürlüğü'nün imar planı hazırlama veya bu planları Meclis'e sevk etmek gibi bir yetki ve sorumluluğu bulunmuyor. Nitekim İmar Şube Müdürlüğü'nün Görev ve Çalışma Yönetmeliği'nde de bu yönde herhangi bir tanımlama yok. Burada gördüğümüz, söz konusu müşteki­lerin sahip olduğu parsel. Bir plan çalışmasında kurum görüşleri alınır, toplantılar yapılır. İsteyenler kendi parselleri için taleplerde bulunur ki bunlar dava ile ilgili plan süreçlerinden yakinen haberdarlar ve dolayısıyla kendi parselleri için bir plan önerisinde bulunmuşlar; emsal 1.75. Meclis'e arkadaşlarımız göndermiş. Değerlendirmişler, incelemişler, etrafıyla birlikte değerlendirmişler. Etrafı 1.5 emsal olan yerde 1.75 emsal olmaz demişler ve bir plan kurgusu dahilinde, bir tasarım doğrultusunda bir plan göndermişler.

Meclis, o dönemki Meclis, bu gönderilen planı farklı değerlendirmiş, emsali 1.10'a düşürmüş. 1.10'a düşürmüş. Sonra arkadaşlar itiraz etmişler süreçlere, askı itirazı sürecinde. 2 istemişler, 2.5 istemişler; daha sonra anlatılacak sizlere. Ve dolayısıyla askı itirazlarını değerlendiren Meclis, 1.5'ta bu parselin emsalini değerlendirmiş. Bu süreçlerin hiçbirisinde İmar Müdürlüğü'nün herhangi bir görevi, sorumluluğu yok. Bunlara rağmen, beyanlarda adı geçmeyen sözde bir örgüt yöneticisinden talimat aldığım ileri sürülmektedir. Oysa Fatih Keleş ile irtibatım yok. Soruşturma makamı, HTS kayıtları üzerinden mesai arkadaşlarımla yaptığım olağan görüşmeleri dahi dosyaya dahil ederken, bu iddiayı destekleyecek tek bir iletişim kaydını ortaya koymamıştır. Ortada ne bir temas ne bir talimat ne de tarafıma isnat edilebilecek somut bir fiil bulunmaktadır. Sonuç olarak Eylem 26 kapsamında görev alanım dışında kalan bir süreç üzerinden, ismimin geçmediği beyanlara dayanılarak tarafıma suç isnat edilmesi hukuken mümkün değil. Somut hiçbir delile dayanmayan, görev tanımımla açıkça çelişen bu isnadı reddediyorum.

İhaleye fesat karıştırma ve nitelikli dolandırıcılık iddiaları... İndirebiliriz şimdilik ekranı. Hakkımda ileri sürülen bir diğer suçlama ise, ihaleye fesat karıştırma ve nitelikli dolandırıcılık iddialarıdır. Bu kapsamda, iddianamede söz konusu suçlamanın temelinde; 2886 sayılı Devlet İhale Kanunu uyarınca idare tarafından yapılan gelir getirici ihalelerde, belediye encümen üyesi olarak ihale komisyonlarında üye sıfatıyla bulunmam veya zaman zaman vekaleten bu görevi üstlenmem gösterilmektedir. Ancak iddianamede, hangi fiilimin ihaleye fesat karıştırma veya nitelikli dolandırıcılık suçunu oluşturduğuna ilişkin tek bir somut tespit bulunmuyor. Öncelikle belirtmek gerekir ki; belediye encümeni, 5216 sayılı Büyükşehir Belediyesi Kanunu ve 5393 sayılı Belediye Kanunu'nda tanımlandığı üzere belediye meclisi ve belediye başkanı ile birlikte belediye tüzel kişiliğinin 3 temel organından biridir. Ekranı tekrar değiştirirsek... Encümen, belediye meclisine görüş bildirmek... Bir aşağıdaki... Encümen; belediye meclisine görüş bildirmek, kanunlarda öngörülen yaptırımları uygulamak ve mevzuatın kendisine verdiği görevleri yerine getirmekle yükümlü belediye organıdır. Encümenin görev ve yetkileri, kanunda, 5393 sayılı Kanun'da belirtilmiştir. Belediye encümen üyelerinin yapısı da kanunda belirtilmiştir. "Biri genel sekreter, biri mali hizmetler birim amiri olmak üzere, belediye başkanının her yıl birim amirleri arasından seçeceği 5 üyeden oluşur" diyor. Bir de belediye meclisinin gizli oylamayla seçtiği 5 üyeden oluşur.

Belediye encümeni... Biraz aşağı inersek, şurada bir maddesi var. Şurada belediye encümeninin görevlerinde "Diğer kanunlarda belirtilen, diğer kanunlarda belediye encümenine verilen görevleri yerine getirmek" diyor. Biraz üste çıkarsak... 2886 sayılı Kanun ihale komisyonlarını anlatıyor bu maddede. "Belediyelere ait ihaleler, belediye encümenince bu kanun hükümlülüklerine göre yürütülür" diyor. Yani kanunda verilmiş bir yetki. Ben... Aşağı inebiliriz. Ben 4.06.2024 tarihinde İmar ve Şehircilik Daire Başkanı olarak atandım. Daha önceki dönemlerde olduğu gibi İmar ve Şehircilik Dairesi Başkanı, başkanlık oluruyla encümen üyesi olarak görevlendirilir. Bu görev şahsi bir tercih ya da inisiyatif değildir. Tamamen mevzuat gereği verilen kurumsal bir görevdir. Ben de 4.06.2024 tarihinden sonra encümen üyeliği yaptım. Bu tarihten önce ise vekaleten encümen üyeliği görevi yaptım. İddianamede eylem 70 ve 71'de bahsedilen encümen kararlarına encümen üyesi sıfatıyla, geri kalan 11 eylemde ise vekaleten imza attım görülmektedir.

İddianameye göre, ihaleye fesat karıştırma suçu kapsamında şartnamenin rekabeti engelleyecek şekilde belirlenmesi veya muhammen bedelin kasten düşük belirlenmesi gibi hususlar ileri sürülüyor. Ancak 2886 sayılı Devlet İhale Kanunu kapsamında yapılan gelir getirici ihalelerde, ihale sürecine ilişkin görev ve yetkiler açık ve kesin biçimde birbirinden ayrılmıştır. Teknik ve idari şartnamenin hazırlanması ile... Hazırlanması ile muhammen bedelin belirlenmesi, ihale hazırlık aşamasında ilgili birimler tarafından yürütülen ve tamamlanan işlemlerdir. Ekranı indirebiliriz. Muhammen bedel, bedel tespit komisyonu tarafından belirlenir. İdari ve teknik şartnameler ise yine ilgili birimlerce hazırlanır. Bu komisyonlar kendi alanlarında uzman kişilerden oluşur ve gerekli tüm teknik ve mali değerlendirmeleri yaparak bu süreci sonuçlandırır.

İhale komisyonunun görevi ise; hazırlanmış ve ihale ilan edilmiş ihale dosyası üzerinden ihaleye katılan isteklilerin başvurularını huzurda açmak, yeterliliklerini incelemek, uygun teklifleri değerlendirmek ve kanunda öngörülen usule uygun şekilde ihaleyi sonuçlandırmaktır. Tüm bu işlemler değerlendirilir, belgelendirilir ve şeffaf bir şekilde yürütülür. Bu nedenle, ihale komisyonu kararına imza atılması; ihale şartlarının tarafımdan belirlendiği, rekabetin tarafımdan engellendiği ya da ihalenin belirli bir kişiye yönlendirildiği anlamına gelmez. Zira idari ve teknik şartnameler ile muhammen bedel, tamamen ihale öncesi süreçte, yetkili ve uzman komisyonlar tarafından belirlenmekte; ihale komisyonu bu aşamaların dışında kalmaktadır. Dolayısıyla görev ve yetki sınırlarımızın dışında kalan işlemler üzerinden tarafıma suç isnat edilmesi hukuken mümkün değildir. İhale, mevzuatta öngörülen usul ve esaslara uygun şekilde ilan edilir. İhaleye katılmak isteyen isteklilerin başvuruları ihale komisyonu tarafından incelenir. Başvuruların ihale şartnamesine uygunluğu değerlendirilir ve süreç kanunda belirtilen şekil şartları çerçevesinde sonuçlandırılır. Somut olayda ise ne ihale dokümanlarının hazırlanması ne de muhammen bedelin belirlenmesi sürecinde herhangi bir görevim bulunmamaktadır.

İddianameye konu ihaleler, REKTAM uygulamaları ile belediye tasarrufundaki tesislerin işletilmesine ilişkin olup, teknik içerikleri bakımından hazırlık aşaması uzmanlık gerektiren ihalelerdir. Muhammen bedelin piyasa koşullarına uygun olup olmadığını değerlendirecek teknik ya da mali bir uzmanlığım bulunmamaktadır. Ayrıca ihale komisyonunun, idari ve teknik şartname hazırlanması ile muhammen bedelin belirlenmesi süreçlerinden haberdar olmaması ihalenin şeffaflığı açısından da zorunludur. Zira hem ihaleye katılım koşullarını belirleyen hem de ihaleyi sonuçlandıran aynı merciin olması şeffaflık ve tarafsızlık ilkeleriyle açıkça çelişir. Bu nedenle kanun koyucu bu süreçleri bilinçli olarak birbirinden ayırmış ve ihale komisyonu görevini belediyenin karar organı olan encümene vermektedir. Bu çerçevede, encümen üyesi olarak ihale komisyonu görevini yerine getiren bir kişinin ihale hazırlık aşamasında yürütülen işlemler nedeniyle cezai sorumluluk altına sokulması hukuken mümkün değildir. Zira ihale komisyonu üyeleri, kendilerine intikal eden dosyaların önceki aşamalarında yapılan işlemlerden sorumlu tutulamaz. Bu husus Sayıştay kararlarında da açıkça ortaya konulmuştur. Kaldı ki dosyada ihale anına ilişkin herhangi bir somut anlatım bulunmamaktadır. Tanık beyanlarında da ismim geçmemekte olup, tarafıma isnat edilen herhangi bir davranış ortaya konulabilmiş değildir. Bu nedenle yalnızca komisyon kararında imzamın bulunmasına dayanılarak suç isnat edilmesi görev ve yetki sistematiği ile bağdaşmamaktadır.

Ortada bir ihale süreci vardır. Ancak bu süreçte rüşvet, fesat, rekabetin engellenmesi ya da kamu zararına yol açıldığına dair -benden önce yapılan savunmalarda hukuki bir değerinin olmadığı ortaya konan- bilirkişi raporundan ve mülkiye müfettişi raporundan başka tek bir somut delil bulunmamaktadır. Bu eksiklik bir unutmanın değil, böyle bir fiilin hiç gerçekleşmemiş olmasının sonucudur. Nitekim savunmalarda da ifade edildiği üzere, olmayan bir şeyin neden olmadığını açıklamamız istenmektedir. Oysa iddianamede yer almayan bir fiilin varmış gibi kabul edilmesi hukuken mümkün değildir. İhale dokümanlarının hazırlanmasına veya muhammen bedelin belirlenmesine hiçbir şekilde müdahil olmayan, bu konularda karar, tasarruf ve yetkisi bulunmayan bir kamu görevlisinin bu işlemlerden kaynaklandığı ileri sürülen herhangi bir hukuka aykırılıktan sorumlu tutulması mümkün değil. Üstelik iddianamede aynı ihalelere ilişkin olarak encümen üyelerinin bir kısmının sorumlu tutulup, bir kısmının tutulmaması ve bazı kişiler hakkında tutuklama tedbiri uygulanırken diğerleri hakkında uygulanmaması da objektif bir kriterin olmadığını gösteriyor.

Sonuç olarak, İmar ve Şehircilik Daire Başkanlığı görevinde kim bulunursa bulunsun mevzuatın açık hükümleri gereği encümen üyesi olarak görevlendirilecektir. Bu kapsamda yerine getirdiğim görevler şahsi bir tercih değil, tamamen hukuki bir yükümlülüğün ifasıdır. Buna rağmen yürüttüğüm kamu görevleri nedeniyle suçlanmaktayım. Oysa açıktır ki görevimi hukuka uygun şekilde yerine getirmem bir suç isnadının değil, kamu görevlisi olarak yükümlülüğümü yerine getirdiğimin göstergesidir. Bu nedenle tarafıma 13 adet eylem kapsamında yöneltilen tüm suçlamaları reddediyorum. Hakkımda ileri sürülen bir diğer ağır suçlama ise bir suç örgütüne üye olduğum iddiasıdır. Yaklaşık 20 yıllık meslek hayatım boyunca hukuka ve kamu görevine bağlı kaldım. 3 çocuklu bir işçi ailesinden gelerek alın teriyle okuyup kamu hizmetine girmiş bir kişi olarak tüm meslek hayatımı topluma hizmet ederek geçirdim. Ancak bu isnadın tüm ağırlığına rağmen dosya içeriğinde herhangi bir somut karşılığı bulunmamaktadır. Nitekim benden önce yapılan tüm savunmalarda da belirtildiği üzere, dosya içeriğinde bu suçlamayı destekleyecek tek bir maddi olgu yoktur. Öyle ki iddianame incelendiğinde, suç örgütü olarak gösterilen yapının İstanbul Büyükşehir Belediyesi'nin kurumsal yapısından ibaret olduğu görülüyor.

Örgüt yapısı içerisinde görev yapan kamu görevlilerinin kanun ve mevzuat çerçevesinde yürüttükleri görev ilişkilerinin örgüt yapısı olarak nitelendirilmesi, kamu görevinin ifasının örgüt adına faaliyet yürütmek, idari hiyerarşi içinde verilen talimatların ise örgütsel emir komuta ilişkisi olarak yorumlanması hukuki değil, tamamen zorlayıcı ve kabul edilemez bir yorumdur. Bu yaklaşım kamu yönetiminin işleyişini kökten bozar, tamir edilemez hasarlar bırakır. Üniversite yıllarımda bir seçmeli dersin ismi dikkatimi çekmiş, merak edip kaydolmuştum. Amfi hıncahınç doluydu. Hoca gelip kendisini tanıttıktan sonra şöyle söyledi: "Dersin ismine bakarak seçen arkadaşların hayal kırıklığına uğrayacağını görüyorum. Süresi geçmeden dersi bırakmak isteyenler olabilir. Bu dersin siyasi ve ideolojik yapılarla ilgisi yok. Biz burada şirketlerin organizasyon yapılarını inceleyeceğiz" dedi. Dersin adı Örgüt Kültürüydü. Ertesi hafta dersin mevcudu %90 azaldı. Bugün burada da örgüt olarak çizilen tabloya baktığımızda, aslında karşımızda ülkenin en köklü, en büyük yerel yönetimi olan İstanbul Büyükşehir Belediyesinin kurumsal yapısı bulunuyor. Kamu idaresi içindeki görev, yetki ve hiyerarşi ilişkilerinin örgüt kavramı üzerinden suç isnadına dönüştürülmesi, kavramların içeriğinin bilinçli şekilde çarpıtılması anlamına geliyor. Bu yaklaşım kabul edildiği takdirde, kamu görevinin ifası ile suç örgütü faaliyeti arasında sınır ortadan kalkacak, bu da hukuk devleti ilkesine ağır bir darbe vuracaktır.

Benim örgüt üyeliğim iddiasının dayanağı olarak gösterilen hususlar; 5 yıl İmar Müdürü, 1 yıl İmar ve Şehircilik Daire Başkanı olarak yürüttüğüm görevlerin gereği olan iş ve işlemlerden ibarettir. Yani iddia edilen hususlar, görevim kapsamında yürüttüğüm idari faaliyetler ve kamu görevimin doğal sonucu olan mesleki temaslardan başka bir şey değildir. İddianamede örgüt üyeliğine dayanak olarak gösterilen tek delil ise HTS kayıtlarıdır. Oysa bu kayıtların tek başına herhangi bir suç isnadına dayanak oluşturması mümkün değil. Kaldı ki iletişim kurduğum ileri sürülen kişiler; uzun zamandır mesleki ve sosyal ilişkiler içinde bulunduğum, birlikte çalıştığım daire başkanları, müdürler, genel sekreter yardımcıları, başkan yardımcıları gibi kamu görevlileridir. Birlikte görev yaptığımız kişilerle kamu hizmetlerinin aksamaması için iletişim kurmamızdan daha doğal bir şey yok. Örneğin; bu HTS kayıtları arasında tarafıma soru olarak yöneltilen görüşmelerden biri de İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanı Sayın Ekrem İmamoğlu ile yaptığım görüşmedir. Bu görüşmenin içeriğini özellikle hatırlamamın sebebi, benim için son derece özel bir tarihe denk gelmesidir. Daha önce de ifade ettiğim üzere; 30 Mayıs 2023 tarihinde Üsküdar sahilindeki kaçak yapıların yıkımı sırasında saldırıya uğramıştım. Olay sonrasında hastaneye giderken Sayın Başkan beni arayarak geçmiş olsun dileklerini iletmiş ve bir ihtiyacım olup olmadığını sormuştur. Dolayısıyla delil olarak ileri sürülen HTS kayıtları, içerik itibarıyla kamu görevinin olağan akışı içinde yapılan bu tür görüşmelerden ibarettir.

Öte yandan, iddia edilen örgüt hiyerarşisi içinde bağlı olduğum ileri sürülen Fatih Keleş ile aramda tek bir iletişim kaydına dahi yer verilmemiş. Birçok görüşme örgütsel ilişki kurma amacıyla delil gibi sunulurken, hiyerarşik olarak bağlı olduğum iddia edilen kişiyle hiçbir iletişim kaydının bulunmaması isnadın çelişkisini ortaya koyuyor. Belediyedeki görevlerimin suçmuş gibi sunulması; mahkeme heyetine "insanları yargılıyorlar", duruşma savcısına "insanlara soru soruyorlar" demek kadar anlamsızdır. Bu nedenle dosyada ileri sürülen örgüt iddiası da bu örgüte üye olduğum yönündeki isnat da hukuki ve maddi temelden tamamen yoksundur. Varsayımlara dayalı olarak suçlamaları kabul etmiyor, örgüt üyeliği iddiasını reddediyorum.

Son olarak ifade etmek isterim ki; detaylı açıkladığım üzere bu dosyada hakkımda ileri sürülen iddiaların hiçbirinin beni işaret eden somut bir delile dayanmadığı artık bütün açıklığıyla ortadadır. Hakkımda anlatılan olayların hiçbirinde doğrudan tarafı olduğum bir eylem ortaya konulmamıştır. İsnatlar yalnızca görev unvanım ve yürüttüğüm idari süreçler üzerinden kurulmaya çalışılmıştır. Bir kamu görevlisinin sadece yaptığı görev ve taşıdığı unvan üzerinden suçla ilişkilendirilmesi hukuk devleti ilkesiyle bağdaşmaz. Hemingway'in Yaşlı Adam ve Deniz'inde Santiago, içindeki umutla okyanusun azgın sularına karşı mücadele eder. Günler süren çabanın ardından yakaladığı dev balığı teknesine bağlayıp limana doğru yola çıkar. Ancak yol boyunca köpek balıkları saldırır, balıktan parçalar koparır, emeğini yok etmeye çalışır. Santiago pes etmez ve limana ulaşır. Limanda insanlar parçalanmış ve geriye büyük ölçüde iskeleti kalmış balığı hayranlıkla seyreder. Çünkü herkes bilir ki o, köyün gördüğü en büyük ve en güzel balıktır.

Bugün de benzer bir tabloyla karşı karşıyayız. Belediyeciliğin yalnızca beton, kaldırım ve asfalttan ibaret sayıldığı bir dönemde; kreşlerle, kent lokantalarıyla, engelli kamplarıyla, halk süt, askıda fatura uygulamalarıyla, meydanlarla ve yaşam vadileriyle dayanışmayı, eşitliği ve adaleti büyüten bir anlayış ortaya konulmuştur. Bu anlayış ulusal ve uluslararası ölçekte de yerel yönetimlere örnek olmuştur. Nasıl ki Santiago'nun balığından yol boyunca parçalar koparılmışsa, bugün de bu büyük emeğin bütününden iftiralarla ve suçlamalarla parçalar koparılmaya çalışılmaktadır. Ancak dosya kapsamındaki hususlar bütün olarak değerlendirildiğinde, ortaya konulan emeğin ve hizmetlerin değeri varlığını korumaktadır. Ben gecemi gündüzüme katarak bu kentin daha yaşanabilir olması, insanların daha iyi koşullarda yaşaması için çalıştım. Bizi yetiştiren Cumhuriyet'e, vergileriyle maaşımızı ödeyen halkımıza ve beni bugünlere getiren aileme karşı sorumluluğumu yerine getirmeye gayret ettim. Hiçbir zaman kişisel menfaat gözetmedim. Hakkımda yapılan incelemeler de bunu açıkça ortaya koymaktadır. İstanbul Büyükşehir Belediyesindeki 6 yıllık görevim ve toplamda 17 yıllık kamu hizmetim boyunca edindiğim mal varlığım ortadadır.

30 Nisan 2025 tarihinden bu yana tutukluyum. Tutuklandığımda eşim 6 aylık hamileydi ve riskli bir gebelik süreci yaşıyordu. Doğum anında yanında bulunabilmek, ona destek olabilmek ve dünyaya gelecek çocuğumla ilk bağı kurabilmek için defalarca dilekçe verdim. Mevzuatta buna ilişkin açık bir yasaklama bulunmamasına rağmen, hukukun temel ilkelerinden olan "yasak olmayan yerde özgürlük vardır" anlayışı çerçevesinde yaptığım başvurular cevapsız bırakıldı. Dilekçelerim adeta dosya havuzunda kayboldu. Avukatımın verdiği bir dilekçenin köşesine yalnızca "mevzuat gereği talep ret" notu düşüldüğünü gördük. Ancak hangi mevzuat gereği reddedildiği ve hangi hukuki düzenlemeye dayanıldığı hiçbir zaman açıklanmadı. Bu süreçte yalnızca bir baba değil, bir eş olarak da en temel sorumluluklarımı yerine getirmem engellendi. Eşim riskli bir gebeliğin bütün yükünü tek başına taşıdı. Doğum kaygısını, belirsizliğini ve sorumluluğunu tek başına yaşadı. Oysa bir eşin, hayat arkadaşının en zor anında yanında olması bir ayrıcalık değil, insani bir gerekliliktir. Ancak zorluklar doğumla da bitmedi. Eşim lohusalığın fiziksel ve duygusal yorgunluğuna rağmen yeni doğan bebeğimizle birlikte her hafta cezaevine gelmek zorunda kaldı. Bir yandan hukuksuz gecelerle mücadele etmeye çalışırken, diğer yandan bebeğimizi kucağına alıp uzun görüş yollarını tek başına kat etti. Bir çocuk dünyaya gelirken yalnızca bir bebek doğmaz; aynı zamanda bir anne, bir baba ve yeni bir aile doğar. Bizden ise o en kıymetli anları birlikte yaşayabilme imkanı esirgendi.

Cezaevinde insan ayakta kalabilmek için rutinler oluşturur. Çünkü rutinler hayatı biraz olsun katlanabilir hale getirir. Ancak bazen beklenmedik bir saatte gelen "Avukatınız var" çağrısı insan yüreğini ağzına getirir. Ben de kızımın dünyaya geldiğini, doğumdan tam 10 saat sonra, avukat görüş kabininde öğrendim. Sonraki hafta, şansımıza, açık görüş haftasıydı. Henüz 1 haftalık olan kızımla 1 saatliğine tanışabildik. Biberonunun içeri alınabilmesi için bile mücadele etmek zorunda kaldık. Bugün kızımız Maya, 11 aylık. Bir sürü ilkini kaçırdım, saymakla bitmez. İlk kez "baba" dediğini ise mahkeme salonunda eşimin aktarımıyla öğrendim. Önümüzdeki pazar, ilk Babalar Günümüz. Sırada ilk yaşı, ilk adımları ve daha nice ilkleri var. Bugün bu mahrumiyetin içinde elimden gelen tek şey, kızıma 2 masal kitabı hediye etmek oldu. Hücremin avlusunda gelişini izlediğim yavru kuşlardan ilham alarak, Kapalı Kapılar Ülkesi'nden yola çıkan cesur bir müjde kuşunun, kızımın dünyaya gelişini müjdelemek için yaptığı yolculuğu ilk masal kitabımda anlattım. Kızımın, Sık Ağaçlar Ülkesi'nden Kapalı Kapılar Ülkesi'ne yaptığı ilk buluşma yolculuğunu ise ikinci masal kitabımda anlattım. Aslında bu iki kitap; bir babanın özlemi, bir annenin fedakarlığı ve bir ailenin birbirine tutunma çabasıdır. Her zorluğun üstesinden gelen eşim de bu masal kitaplarını resmetti. Biz, birlikte yaşayamadığımız anıları unutulmasın diye masallara dönüştürmek zorunda kaldık.

Doğum, kurtuluş ve zafer; acıyı, sabrı ve mücadeleyi içinde barındıracak zahmetli kavramlardır. Bu süreçte acıyı, bekleyişi ve mücadeleyi sevgili eşim omuzladı; kızımıza hayat verdi. Bu topraklarda bir millet büyük acılar ve mücadelelerle ayağa kalktı. Kurtuluşa yürüdü, Cumhuriyeti kurdu. Bugün bizler de sabırla adaletin tecellisini bekliyoruz. Ancak şunu biliyorum ki, gerçekler bütün yönleriyle ortaya çıktığında hakikat ile iddia arasındaki fark da açıkça görülecektir. İnsan, zor zamanlarda çareyi yine insanda bulur. Biz de birbirimize dayanarak bu süreci aşacağız. Kamuya, kamusal alanlara ve kentlerimize karşı sorumluluğumuzu her şart altında sürdürmeye, korumaya, geliştirmeye ve muhafızlığını yapmaya devam edeceğiz. Sonuç olarak hakkımda yöneltilen suçlamaların hiçbirini kabul etmiyorum. Tahliyeme ve beraatime karar verilmesini saygılarımla talep eder