CHP’nin cumhurbaşkanı adayı ve İBB Başkanı Ekrem İmamoğlu’nun da arasında olduğu, 68 kişinin tutuklu yargılandığı 414 sanıklı İBB Davası’nın 46’ıncı günü Silivri’de tutuklu sanıkların talepleriyle başladı. Ardından tutuklu reklamcı Serkan Öztürk’ün savunmasına geçildi. İfadelerinin bağlamından koparıldığını, yorum katılarak yazıldığını, savcılıkta verdiği üç ifadede savcının, 'avukatlık bir durum yok' dediğini söyleyen iş insanı Serkan Öztürk, ifadeleri o odadan bir an önce çıkmak istediği için imzaladığını kaydetti.
"Toptancı bir anlayışla hakkımdaki tüm suçlamaları reddediyorum. Hepsinin iftira, dedikodu ve etkin pişmanlıktan yararlanmak için söylenmiş ifadeler olarak karşıma çıktığını görüyorum" diyen Serkan Öztürk'ün ifadesinin tamamı şöyle:
"SAVCILIKTA VERDİĞİM 3 İFADEYE YORUM KATILMIŞ"
"Şunu söyleyeyim başkanım; kimsenin öncelikle işlemediğine inandığı, suçsuzluğuna inandığı bir şekilde burada karşınızda savunma yapmasını istemem. Gerçekten ne diyeceğimi bilemiyorum bu suçlamalar karşısında. Ben, vicdanımın rahat, alnımın açık, başımın dik olduğunun bilinmesini isterim. Toptancı bir anlayışla hakkımdaki tüm suçlamaları reddediyorum. Hepsinin iftira, dedikodu ve etkin pişmanlıktan yararlanmak için söylenmiş ifadeler olarak karşıma çıktığını görüyorum.
Başkanım, en başta dediğim gibi suçsuz bir insanın kendini savunması öncelikle çok zor. Onu bilmenizi istiyorum, altını çiziyorum. Gözaltına alınmamdan bugüne kadar toplam beş ifadem oldu savcılar karşısında. Bunlardan 22.03.2025 tarihinde adliyeden tutuklu olarak cezaevine sevk edilirken Cumhuriyet Savcısı Mert Akçan’dı yanlış hatırlamıyorsam; ona verdiğim beyanların yazıya tam dökülmüş hali doğru halidir.
Bu ifadede hiçbir eksik görmedim. Sonrasında 17.06.2025, 29.07.2025, 08.08.2025 ve 11.09.2025 tarihlerinde dört tane ifadem var savcımızda.
Bu ifadelerimin üçünde avukat yoktu yanımda, birinde avukat vardı. Bu ilk üç ifadede, “sorumluluğumda avukat istemiyorum” şeklinde başlayan ifadelerimin hiçbirinde avukat istemiyorum demedim. Son 11.09 tarihli ifademde de zaten o ifadeyi vermek için bir dilekçem var. Önünüzdedir sanırım.
Bu ilk üç ifadede Sayın Savcıların huzuruna çıktığımda bunun bir sohbet havasında olacağını, avukatlık bir durum olmadığını bizzat savcılar tarafıma söylemişlerdir. Ve benim bu ilk üç ifademde Sayın Başkanım, söylediklerim bağlamından tamamen koparılmıştır. Orada bahsettiğim isimler doğrudur, benim bahsettiğim isimlerdir. Ancak ifadenin yazıya dökülmüş hali tamamen alakasızdır. Bunları kabul etmiyorum. Toptan reddetmemekle beraber diyorum, üstüne basa basa. Çünkü kullandığım bazı isimler var, doğru. Olayları anlatış biçimim var. Ama o biçim, dönüşmüş ve ben bu ifadeleri imzaladım. O da benim hatamdır.
OKUMADAN NEDEN İMZALADI?
İmzaladım, okumadım. Neden okumadım? Vallahi o odadan bir an önce çıkmak istedim Sayın Başkanım. Orada çok rahat bir şekilde savunma yapmak gibi bir durumum olmadı.
Birçok arkadaş söylemiştir. Baskıyı anlatmama gerek yok, tahmin ediyorsunuzdur.
Dediğim gibi, toptancı bir anlayışla komple reddetmemekle beraber; isimleri kabul ediyorum, olayları kabul ediyorum ama yoruma dayalı yazılmış olan beyanları, siz sorarsınız ben cevap veririm, kabul etmiyorum. Bilgilerinize sunarım.
Bu ilk üç ifadede Sayın Başkanım, hiçbir soru-cevap şeklinde bir ifade alma olmadı. Hiçbirisi. Yani normal ifadeye geçen, yazıya dökülen olayların haricinde birçok konu konuştuk. Konuşulan konulardan bazıları ifadeye geçmiş, bazıları geçmemiş.Hayatın her konusuyla ilgili konuştuk. Siyaset de konuştuk, memleketleri de konuştuk. Bunun sonunda ifadelerimin bağlamından koparıldığının bilinmesini isterim Sayın Başkanım.
Altını çizerek söylemek istiyorum. Burada söyleyeceklerimin sizin heyetiniz tarafından, Sayın Savcılık tarafından dikkate alınmasını isterim. Başkanım, akıl erdiremediğim, aklımın almadığı suçlamalarla karşı karşıyayım."
"ETKİN PİŞMANLIK İFADESİ VERMEDİM. AVUKATIM 'İNAN GÜNEY'İN İSMİNİ VER' DEDİ"
Etkin pişmanlık ifadesi vermedim. Savcı beni çağırsın diye avukat İsmail Mirsad Albayrak yönlendirmesiyle #İnanGüney hakkında söyleceklerim var dedim. Murat Kapki’nin benim hakkımdaki ifadesini basından gördüm. İfadede hakkımda yönlendirilen bir kurgulamayı. Tabii öfke yaşadım, öfkelendim.
07.08.2025 tarihli Murat Kapki’in ifadesiydi diye hatırlıyorum. Bir süre bekledim. Beni böyle bir suçlamayla suçladıklarına göre çağrılacağımı bekledim. O dönem bir avukatım vardı Sayın Başkanım. Şimdi avukatım değil o arkadaş.
Sayın Başkanım, bu ifade trafiklerinde bir anormallik var. Hakkında beyanda bulunanlar bir şekilde aynı tarihlere denk geliyor, birbirini takip eden tarihlerde ifade veriyorlar.
Ve benim çağrılmamamın bir psikolojik baskı olarak kullanıldığını gördüm. Üç dört hafta sonra avukatımla konuştuğumuzda, “Ben bir dilekçe vereyim, Sayın Savcılar beni çağırsın, kendi derdimi anlatayım. Sonuçta tanımadığım bir insan. Bana tamam, bir isnatta bulunmuş ama ben de kendimi savunayım” dedim.
Avukat 'Öyle yazdığında, seni çağırmazlar. İnan Güney'in ismini ver' dedi. “Nasıl çağırmazlar?” dedim. Sonra bana bir evrak verdi. Kendi yazdığı bir metin gibi. Hâlâ elimde duruyor şu an.
Dedi ki: 'İnan Güney'in ismini ver. Altına bir etkin pişmanlık yaz. Hemen çağrılırsın.' Gerçekten de öyle oldu. Hemen çağrıldım.
Oraya gittiğimde de etkin pişman olmak zorunda değilsin dedi. Yani bu etkin pişmanlık müessesesini kendi yararıma kullanmış biriyim sonuçta. Onu yazdım ama orada da etkin pişman olamadım yani. Bu ifademde, avukatın bana yazdırdıklarından sonra ifadeye çağrıldım. Oradaki detay budur Sayın Başkanım. Bunun özellikle bilinmesini isterim."
"KENDİMİ ESİR GİBİ HİSSEDİYORUM"
"Hiçbir somut delile dayanmayan bu suçlamalar karşısında bunların açık ve net iftira olduğunu tekrar söylüyorum. Ve bu iftiralardan dolayı 15 aydır cezaevinde yatan kişinin de tutuklu değil, bir esir olduğunu söylüyorum. Kendimi esir gibi hissediyorum Sayın Başkanım.
Yani cezaevinde geçirdiğim bu zorlu süreçte, inanın benim yaşadıklarımın, ailemin dışarıda yaşadıklarının yanında hiçbir hesabı okunmaz. 446 gündür kızlarımdan ayrıyım.
446 gündür tutukluyum. Bütün zorlukları onlar çekmiştir. Bu 446 gün ailemin huzurundan bir şeyler çekilip götürülmüştür başkanım.
Yani elimde olmadan onların üzülmesine sebep olduğum için; başta kızlarım, canım kızlarım, şu an seyrediyorlar, buraya gelmişler; onlara sevdiğimi söylemek istiyorum baştan.
Kızlarımdan, eşimden, anamdan, babamdan, kardeşimden, beni seven tüm dostlardan, üzüntülerine sebep olduğum için özür diliyorum.
Tabii cezaevinin bazı katkıları oluyor başkanım. Dışarıda sivil hayatta iyi rolü oynayan arkadaşlarımızı da görüyorsunuz burada. Sayısı üçü beşi geçmeyen bu vicdan karanlığı insanlar da tanıyorsunuz.
Onlar da unutuldu sanmasınlar kendilerini. Onları da ahlaki zenginlikleriyle baş başa bırakıyorum. Bir ozanın dediği gibi, “Körün taşı gelir geçer.” diyorum onlar için de Sayın Başkanım.
Başkanım, hamd etmek de diyorum, isyan etmek de hayata dair. Ailemin yaşadığı bu duruma, bu duruma düşmelerine sebep olanlara isyan ediyorum. Kızlarımla geçirmem gereken 446 günün ömrümden alınmasına, kızlarımın hayatından alınmasına isyan ediyorum. İsyanım buna. Kızlarıma hem analık hem babalık yapıp, dışarıdaki tüm zorluğu göğüslemeye çalışan, tek başına dimdik ayakta duran eşime yaşattıklarına isyan ediyorum.
5-6 yıldır kanser tedavisi gören, ilerlemiş yaşlarında anam, babam; ki kanser illetinin en büyük düşmanı üzüntü ve stres. 15 aydır kemiklerine kadar bunu yaşattığım için onlardan özür diliyorum, ellerinden öpüyorum.
Yani başkanım, bu hasret dolu, acısı bol zamanları bize yaşatan iddia makamına da isyan ediyorum. Bu başkanım, iddia makamına. Hamdolsun diyorum başkanım bir de. Yani bu suçlamalar karşısında hakkımı, sağlığımı yitirmeden buraya gelebildim, karşınıza çıkabildim, çok şükür. Bu kadar iftira, bu kadar mesnetsiz suçlamayı 15 aydır düşünürken, çok şükür akıl sağlığımız yerinde olarak buraya çıkabildik diyorum."