Haber

Yanardağ ve Gökce ile dayanışmak için Beşiktaş'ta imzalar atıldı!

Beşiktaş’ta bulunan Süleyman Seba Kültür Merkezi’nde Silivri Cezaevi'nde tutuklu bulunan gazeteci Merdan Yanardağ ve İstanbul Büyükşehir Belediyesi (İBB) İstanbul Planlama Ajansı (İPA) Başkanı Buğra Gökce’nin yazdığı kitaplar için imza günü düzenlendi. Cezaevinde oldukları için Yanardağ ve Gökce’nin kitaplarını Buğra Gökce’nin eşi Filiz Kahveci Gökce, Merdan Yanardağ’ın eşi Sevim Kahraman Yanardağ, CHP Genel Başkan Yardımcısı Evrim Rızvanoğlu, İstanbul Milletvekili Ayşe Sibel Yanıkoğlu, İstanbul

Beşiktaş’ta bulunan Süleyman Seba Kültür Merkezi’nde, Silivri Cezaevi'nde tutuklu bulunan TELE1’in Genel Yayın Yönetmeni Merdan Yanardağ ve İBB bağlı İPA Başkanı Buğra Gökce’nin yazdığı kitaplar için imza günü düzenlendi.

Etkinliğe Buğra Gökce’nin eşi Filiz Kahveci Gökce, Merdan Yanardağ’ın eşi Sevim Kahraman Yanardağ, CHP Genel Başkan Yardımcısı Evrim Rızvanoğlu, CHP İstanbul Milletvekili Ayşe Sibel Yanıkoğlu, CHP İstanbul Milletvekili Türken Elçi ve Beşiktaş Belediyesi Başkanvekili Ömer Rasim Şişman katıldı. Buğra Gökce’nin yazdığı “22 Metrekare Gökyüzü”, TELE1 Genel Yayın Yönetmeni Merdan Yanardağ’ın yazdığı “İsyanın ve Felsefenin Diyalektiği” adlı kitaplarını Filiz Kahveci Gökce, Sevim Kahraman Yanardağ, Evrim Rızvanoğlu, Ayşe Sibel Yanıkoğlu, Türken Elçi ve Beşiktaş Belediyesi Başkanvekili Ömer Rasim Şişman imzaladı.

İmza öncesi ilk sözü Beşiktaş Belediyesi Başkan Vekili Ömer Rasim Şişman aldı. Şişman şunları söyledi:

"Sevgili Beşiktaşlılar, bugün çok anlamlı bir dayanışma etkinliğinde bir aradayız. Bu etkinliğin Beşiktaş’ta yapılmış olmasından büyük mutluluk duyuyoruz. Zira Beşiktaş'ımızın Belediye Başkanı da ne yazık ki şu anda Silivri'de tutsak bulunuyor. İmza gününe başlayacağız ben kolaylaştırmaya çalışacağım. Programa başlarken buradan Silivri'ye çok büyük selam göndermemiz lazım ve birbirimize de bugün bir söz vermemiz lazım. Türkiye'de bu hukuksuzluk adaletsizlik son bulana kadar, koşullar ne olursa olsun dayanışmayı büyütmeye ve yan yana durmaya devam edeceğiz."

“Zor günlerden geçen bir Türkiye'deyiz”

CHP Genel Başkan Yardımcısı Evrim Rızvanoğlu da şöyle konuştu:

"Bugün burada olmak bizim için çok önemli. Bu dayanışmaya sizlerle birlikte dayanmak mücadele etmek daha da değerli. Bugün özel bir günde sayın hanımefendiler, ilçe başkanımız milletvekili arkadaşlarımızla birlikte buradayız. Tabii zor günlerden geçen bir Türkiye'deyiz arkadaşlar. Ama şuna inanmamız gerekiyor ki. Dayanışmayla bugünleri aşacağız. Az önce Gaziosmanpaşa Belediye Başkanımız eşi Gözde Hanım'la konuşuyorduk. Hapse bile gittiğimde görüşmelerde gülüyoruz. Çünkü gülmek güzel bir eylem. Bence bugün hep beraber gülelim. Güzel bir eylem haline getirelim bunu ve dayanışma ile Silivri’ye büyük seviyemizi yollayalım diyorum."

“Hak hukuk adaleti ülkemize gelene kadar bu mücadeleyle hep birlikte devam edeceğiz”

CHP İstanbul Milletvekili Ayşe Sibel Yanıkoğlu, şu ifadeleri kullandı:

"Bugün burada olduğum için çok mutluyum. Ayrıca teşekkür ediyorum Filiz Hanım'a da beni de davet ettiği için. Ben her gidişimde Silivri'ye ve oradan çıkışımda şunu düşündüm. Onlar demir parmaklıkları arasında, umutlarını, mücadelelerini, çalışmalarını hiç bırakmıyorlar. Bizler nispeten daha özgür bir ortamda, mücadelemize devam edeceğiz onlar bizi motive ediyorlar. Hepsinin de selamlarını iletmek istiyorum. Buğra başkanımla çarşamba günü görüşmüştüm burada olacağımı biliyordu. Hepinize çok selamımı iletti iyi ki varsınız iyi ki birlikte mücadele ediyoruz. Hak hukuk adaleti ülkemize gelene kadar bu mücadeleyle hep birlikte devam edeceğiz."

"İlk kez birinin kitabını imzalamak gibi bir etkinlikte olmanın bir garip duygusu içindeyim"

CHP İstanbul Milletvekili Türkan Elçi ise şu görüşleri dile getirdi:

"Sizlere biraz samimi bir duyguyla hitap etmek isterim şöyle ki ben uzun süre kendi romanım ve şiirimle ilgili söyleşmelere ve imza günlerine katılmıştım. İlk kez birinin kitabını imzalamak gibi bir etkinlikte olmanın bir garip duygusu içindeyim diyebilirim tuhaf bir duygu. Biraz anlatılması zor bir duygu. Hele hele o satırları yazan kişilerin cezaevinde olmuş olması, onların duygularını taşıyor olması çok daha tarif edilmez bir duygu. Kendi yazmış olduğum kitabı çok kolaylıkla imzalayıp, güzel şeyler yazabilirsin veya bol bol fotoğraf da çekebilirsin. Ama bugünkü etkinlik hepimizin içini tahmin edersiniz ki hepimizin için burkan ve biraz da tanımlanamayacak duygularla bizi bir araya getiren bir gün. Ama yine de her şeye rağmen bu kadar tarif edemediğimiz, duygularımızı anlatamadığımız bir durum içinde olmamıza rağmen bir arada olmamız, dayanışma içinde olmamız duygularımızı birbirimize iletebilmemiz bizim için her şeye değer diyorum. En son bir ay kadar önceydi ben Silivri'ye gitmiştim. Buğra Bey'le daha önce de görüşmüştük ilk tutuklandığında da görüşmüştük geçenlerde de bir sohbet etmişliğimiz oldu. Sohbet ettiğimiz gibi ilk bana sorduğu Türkan kitabı okudun mu diye. Ben tabii kitabı okuyamamıştım. Onun içinde şey demişti kitap. Kitabı okuduktan sonra muhakkak gelip bana değerlendirmeyi yapman lazım gibi böyle bir talebi de olmuştu. Ben hemen kitabı aldım biliyorsunuz çok fena bir iş yoğunluğumuz var. O yoğunluğun arasında ben onun kitabını okudum. Haliyle kitabın içinde hem bir yanıyla özlem görebiliyorsun, doğal olarak ailesine, aile fertlerine, topluma, iş arkadaşlarına, her tarafa bir özlem var. Kimi zaman bazı yerlerde bir karamsarlık da hissedebiliyorsun. Çünkü hakikaten çok zor koşullarda. O koşulları biz gidip görebiliyoruz.

"İnsanca bir kitap. Sadece direneceğiz, kazanacağız slogan üzerinden de değil"

Yani bir insana dair ne gibi bir duygu varsa o duygunun resmini o kitapta görebiliyorsun. Yani insanca bir kitap. Sadece direneceğiz, kazanacağız slogan üzerinden de değil. Tamamıyla olduğu koşullarda olan insanın o inişli çıkışlı duygulu o bir bazen de ruhun karmaşasını kitapta görebiliyorsunuz. O açıdan insanca bir kitap diyorum ben bu kitaba. Kitabı okuduktan sonra tabii en yakın zamanda gidip daha kendisiyle paylaşmadan burada duygularımı aynı zamanda kitapla ilgili sizlerle paylaşmış olduk. En yakın zamanda gidip kendisine de söylersem en azından o çalışmasının takip edilmiş olması o başarının kendisine de iletilmiş olmasının duygusunu yaşamasını isterim. Yakın zamanda gidip kendisiyle görüşeceğim. Tabii Filiz Hanım'la da tanışmışlığımız daha farklı. Filiz’in de benim yanımda ayrı bir yeri var. Hepimize Allah güç, kolaylık versin. Çünkü her birimizin farklı farklı bir mecradan gelip her birimizin kendine göre zor bir koşuldan gelme bir macerası vardır bir geçmişi vardır, bir öyküsü vardır. Ama benim gibi ben kendimi mecramı anlatmadan sadece hayatın kolay bir yer olmadığını ve her şeye rağmen o zorluklardan geldiğiniz yerde yine de direnmeye devam edeceğimizi ve insanca, toplum için insanca, toplumun laik olduğu ve toplumun hak ettiği insanca yaşamı topluma tesis etmek ve teslim etmek amacıyla yolumuza devam ediyoruz."

“Bu kadın dayanışması duvarları aşar demektir”

Buğra Gökce’nin eşi Filiz Kahveci Gökce, şöyle konuştu:

"Bugün 14 Şubat Sevginin Günü deniyor. Biz bugün burada sevdiklerimizden koparıldığımız bir düzende sevgiyi bir direniş biçimine dönüştürmek için toplandık. Eşlerimiz bugün burada değil. Buğra Gökce yok. Merdan Yanardağ burada yok ama onların kalemleri susmadı. Çünkü bugün o kalemleri kadınlar devralıyor. Sayın CHP Genel Başkan Yardımcımız Evrim Rızvanoğlu, İstanbul Milletvekillerimiz Sayın Türkan Elçi, Sayın Sibel Yanık Ömeroğlu, aramızda maalesef sağlık nedeniyle burada olamayan Üsküdar Belediye Başkanımız Sayın Sinem Dedetaş ve bize ev sahipliği yapan Beşiktaş Belediye Başkan Vekilimiz Sayın Rasim Şişman bugün onların yerine imza atıyor kendilerine teşekkür ediyoruz. Bu sadece bir imza değil. Bu susturamazsınız demektir. Bu yalnız değilsiniz demektir. Bu kadın dayanışması duvarları aşar demektir. Bizim beraberliğimiz, dayanışmamız, adalet talebimiz hapsedilemez. Bugün attığımız her imza hem sevdiğimize hem de hukuka verdiğimiz bir sözdür. Onların susturulmak istenen sesine bir cevaptır. Bugün sevdiklerinizle yan yana değiliz belki. Ama aynı onurun, aynı hakikat mücadelesinin içindeyiz ve sevgi de dayanışma da adalet talebi de demir kapılardan daha güçlüdür. Biz susmayacağız. Hepimize geldiğimiz için dayanışmanız için şükranlarımı sunuyorum ve Edip Cansever'in dizeleriyle karanfili elden ele uzatıp beraber kazanacağımıza inanıyorum."

"İlk dört arasında bulunan bir medya kuruluşuna çökmekti"

Sevim Kahraman Yanardağ eşi Merdan Yanardağ’ın yazdığı mektubu okudu. Merdan Yanardağ, mektubunda şunları kaydetti:

“Silivri'den merhaba. Öncelikle böyle bir dayanışma etkinliği düzenleyen katkıda bulunan ve katılan tüm dostlarıma çok teşekkür ederim iyi ki varsınız, iyi ki birlikteyiz. Dayanışma bize güç veren, iyileştiren bu kalpsiz dünyayı güzelleştiren en önemli insanlık erdemidir. Devrimci ve toplumcu dayanışma ise bizi insan yapan en güzel etkinliktir var olun. Bugünlerde hem küresel emperyalist haydutluğun hem de yerli ve milli haydutların saldırısı altındayız. Gerici faşizan bir saldırı bu. Ülkemizi totaliter rejime sürüklemeye insanlığın ilerici birikimini ve cumhuriyetin kazanımlarını yok etmeye çalışıyorlar. Tarihsel ve siyasal ömrünü tüketen iktidar üzerine çöktüğü toplumu adeta boğuyor. Siyasal ömürünü uzatmak için devletin ideolojik ve şiddet ayrılıklarının pervasızca kullanıyor. Bu amaçla önünde engel olarak gördüğü her şeyin imha etmeye, kurumları, kişileri ve demokratik muhalefet alanında mücadele eden herkesi tasfiye etmeye çalışıyorlar. Bu bağlamda hedeflerinden biri de bağımsız medya ve toplum üzerinde etkili olduğunu gördükleri aydınlar toplumcu kanaat önderleri ve muhalefet liderleri oluyor. TELE1’e yönelik akıl ve mantık dışı beşinci sınıf bir kumpas kurarak yapılan saldırı nedeni de anlamı da budur. Amaç teslim alamadıkları, boyun eğdiremedikleri, uzlaşma ve anlaşma yapamadıkları ve satın alamadıkları etkili bir televizyon kanalını susturmak ilk dört arasında bulunan bir medya kuruluşuna çökmekti.

"Son kitabımda bu mücadelenin cephaneliğine mütevazı bir katkıda bulunmaya çalıştım"

Beni ve arkadaşlarımı susturmaya yönelik bu saldırı anayasal güvence altındaki basın ve ifade özgürlüğünün ağır bir ihtilali olduğu gibi aynı zamanda muhalif ve bağımsız basını da hizaya sokmayı amaçlamaktadır. Hedef bağımsız ve muhalif medyadır. Onun güç ve etkinlik kazanmasını önleme girişimidir ancak başaramayacaklar. 19 Mart operasyonlarıyla muhalefete, bağımsız medyaya karşı topyekün bir saldırı başlatan iktidar, artık ülkeyi yönetemiyor. Talan ve yağma düzeni çöküyor. Sadaka sistemi işlemiyor. Ülkenin rezervlerini de tükettiler. Siyasal İslamcılık vahşi bir sermaye birikimi aracına dönüştü. Rövanşist bir siyasal düzen kuruldu. İlkel bir taşla intikamcılığı siyasal alana hakim oldu. Bu düzen sürdürülemez. Ben “İsyanın ve felsefenin diyalektiği” adlı son kitabımda bu mücadelenin cephaneliğine mütevazı bir katkıda bulunmaya çalıştım. Söyleşi ve imza törenine katılan ve katkıda bulunan dostlarıma sevgili arkadaşlarıma yoldaşlarıma çok teşekkür ediyorum. Onur ve gurur veriyorsunuz. Sevgiyle Merdan Yanargah, Silivri.”