DEM Parti Eş Genel Başkanı Tuncer Bakırhan, Sözcü TV'de gündeme ilişkin çarpıcı değerlendirmelerde bulundu.
Bakırhan'ın, yaptığı açıklamalardan öne çıkan ifadeler şöyle:
Öncelikle şunu söyleyeyim: Halep, Suriye’nin bir kenti. Farklı inançların, kimliklerin yüzyıllardır birlikte yaşadığı, çok stratejik, çok önemli bir kenttir.
SDG, Suriyeli bir örgüt; Suriye menşelidir. Şara Hükümeti de şu anda orada yönetimdedir. Şimdi Şara konuşsa anlarsınız, dersiniz ki Suriye’nin geçiş sürecindeki devlet başkanıdır. Mazlum Abdi konuşursa dersiniz ki SDG’nin yöneticisidir.
Yani Sayın Fidan’ın her seferinde Suriye’nin bir bakanı gibi, Suriye kabinesinde bulunan bir bakan gibi konuşması gerçekten anlaşılır gibi değil.
Şara’yla SDG’li yöneticiler otursun; başta Halep meselesi olmak üzere Kürtlerin orada ne istediğini, ne talep ettiğini müzakere etsinler, konuşsunlar.
Şimdi Sayın Fidan en başından beri sürekli tehditkâr bir dil kullanıyor, güç kullanımdan bahsediyor. Halep’te gücü kullanan Türkiye mi, Şara Hükümeti mi, onu anlamakta insanlar güçlük çekiyor.
Halep’teki sorun tabii ki çözülsün. Suriye’deki bu mesele artık çözülsün. Hemen yanı başımızda, sınırımızda bizi üzen, Türkiye’de çok önemli bir gündem olan, tartışmalara sebebiyet veren bir meseleden bahsediyoruz.
Çözüm çok kolay. Sayın Fidan’ın anlattığı gibi zor değil. Kimsenin yerinden edilmesine, göç etmesine gerek yok.
Suriye, Esad’ın devrettiği geleneklerle devam edecekse zaten oradan bir çözümden bahsetmek zor. Esad döneminde tekçi bir yönetim vardı; bu tekçilik Müslümana da, Kürde de, farklı inanç ve etnik kimliklere sahip insanlara da dayatılıyordu.
Suriye’de henüz oturmuş bir rejim yok. Rejimin karakteri belli değil: Demokratik mi olacak, kapsayıcı mı olacak? Anayasasında Kürtler, Aleviler, Dürziler, Türkmenler; orada yaşayan bütün milliyetler ve inançlar yer alacak mı bilmiyoruz.
Geçici bir hükümet var ve kayıtsız şartsız “silahları bırakın, teslim olun, bulunduğunuz yerlerden çıkın, oralar size ait değil” deniyor.
Bence bu tehdit dili yerine, başta Sayın Fidan olmak üzere hepimizin yapması gereken bir şey var: Türkiye’den, Suriye’deki bir meselenin çözümüne nasıl katkı sunabiliriz, eğer gündemimizi oraya alabilirsek, emin olun yardımcı olabiliriz.
"ÖCALAN'IN ÇAĞRISINDA SDG YOKTU"
Aslında 27 Şubat çağrısı, bir biçimiyle Öcalan ile örgüt arasında iyi bir şekilde devam ediyor. Ama şimdi, SDG’nin konuşulmadığı, bizim de içinde bulunduğumuz ortamda dahi SDG’ye dair Öcalan tarafından herhangi bir şeyin söylenmediği bir noktada, bu çağrının dünyadaki bütün Kürtleri ilgilendirdiği söylenebilir mi? Aksızlıktır.
Bir de, “tamam” deniliyor… SDG’yı da ilgilendirsin. Bir de burada çözüm sürecini bir rayına koyalım. Hala insanlar inanmıyor, hala güvenmiyor. Hala adımlar atılmış değil. Hala, silahı bırakanlar kendi kamplarına geri döndü. Böyle bir şey olabilir mi?





