ABD Başkanı Donald Trump, New York’un yeni belediye başkanı Zohran Mamdani’yi Beyaz Saray’da kabulünde, Mamdani’nin geçmişte Trump için kullandığı “faşist” nitelemesi gündeme getirildi. Mamdani, bunun daha önce de açıkladığı bir görüş olduğunu söyledi. Trump ise “Sorun değil, söylemek açıklamaktan daha kolaydır, ‘evet’ diyebilirsin” diyerek tepki göstermedi. Bu sahne, “faşist” ifadesinin nasıl tartışıldığına dair ilginç bir örnektir ve elbette bizim şu soruyu sormamızı kaçınılmaz hale getiriyor: Trump gerçekten faşist midir?
Faşizm bir siyasi ideolojidir, faşizmi savunana faşist denir.
Yaklaşık 13 yıl önce İnsan Hakları dersi verdiğim bir sınıfta, işkencenin asla meşrulaştırılamayacağını ve ölüm cezasının insani olmadığını anlatıyordum. Bir öğrencim şöyle demişti:
“Hocam ben faşistim, demokrasiye inanmıyorum. Ne insan hakları, işkence yasağı, idam yokmuş! Ben asarım. Vatan hainliği yapacak kişiye işkence de ederim, bal gibi asarım da!”
Elbette fikrine katılmamakla birlikte, dürüstlüğünden dolayı kendisini tebrik etmiştim. Faşizmi savunana faşist denir. Bu bir hakaret değildir. Kaldı ki ABD’de hakaret suç değil; dava yoluyla tazminat talep edilebilir, o ayrı mevzu.
Şimdi soralım: Bakalım Trump faşist mi?
- Güçlü ve sürekli milliyetçilik – Evet.
Trump sürekli “Make America Great Again” (Amerika’yı tekrar büyük yap) sloganıyla Amerikan milliyetçiliğini diri tutuyor. - İnsan haklarının küçük görülmesi – Evet.
Trump, demokrasi ve insan hakları kuruluşlarına karşı düşmanlığını gizlemiyor; mülteciler, göçmenler ve muhaliflere yönelik söylem ve politikaları bunun en görünür örnekleri. - Sürekli düşman yaratma – Evet.
Her otokrat lider gibi Trump’ın düşmanı hiç eksik olmuyor. Medya, göçmenler, “liberaller”, “radikal sol”, iç ve dış “düşmanlar” sürekli güncel tutuluyor. - Militarizm – Evet.
Askerî harcamaları artırmayı ve orduyu güçlendirmeyi bir prestij meselesi haline getiriyor. İç güvenlik meselelerinde dahi orduya/askerî güçlere başvurma tehdidini sıkça kullanıyor; Ulusal Muhafız ve federal güçlerin sokakta görünmesi bu yaklaşımın parçası. - Cinsel ayrımcılık – Evet.
Kadınları cinsiyetleri üzerinden aşağılaması, kadın düşmanı söylemleri, cinsel taciz iddiaları karşısındaki tavrı kamuoyunca biliniyor. Eşcinsellere karşı saldırgan dili de bu ayrımcılığın bir parçası. - Medyanın kontrolü/baskı altına alınması – Evet.
ABD sistemi medyanın tamamen ele geçirilmesine izin vermese de Trump, muhalif medyayı sistematik biçimde “fake news” diye hedef gösteriyor, erişimi sınırlama ve cezalandırma çağrıları yapıyor; dost sermaye grupları üzerinden medya üzerinde baskı kurmaya çalışıyor. - Korku üzerine ulusal güvenlik inşası – Evet.
Seçim kampanyalarında rakiplerini ulusal güvenlik tehdidi olarak sunuyor; göçmenleri “şiddet”, “kaos” ve “terör” ile özdeşleştirerek seçmenini korkutarak “güvenlik üzerinden” konsolide etmeye çalışıyor. - Dinin siyasette kullanılması – Evet.
Trump zaman zaman dinsel ve mezhepsel argümanları kullanıyor; Evanjelik tabana oynayan dini retorik, iç politikada önemli bir araç onun için. - Sermayenin güçlendirilmesi – Evet.
Trump halkın değil, sermayenin başkanıdır. Büyük şirketlere ve zenginlere yönelik vergi indirimleri, düzenlemelerin gevşetilmesi, çevresel koruma önlemlerinin geri alınması bunun kanıtıdır. Bir tüccardır ve devleti şirket gibi yönetir, kendisi de bu tüccarı, adeta ceo’sudur. - Emek gücünün baskılanması – Evet.
Her aşırı sağcı lider gibi emeği değersizleştiren, sendikal örgütlenmeye mesafeli, işveren lehine politikalarla öne çıkar. - Sanatın ve aydınların küçümsenmesi – Evet.
Trump’a göre akademi çoğu zaman “elitist” ve “halktan kopuk”; sanat ve kültür alanıyla da alay eden, bu alanları itibarsızlaştıran bir söylemi benimsiyor. - Kriminalize etme ve hukuku sopa olarak kullanma – Evet.
Özellikle gazeteciler ve muhalifler üzerinde cezai soruşturma tehdidi, “hainlik”, “terör destekçiliği” gibi yaftalarla baskı kuruyor; hukuku siyasal mücadelede araçsallaştırmaya son derece yatkın. - Adam kayırmacılık ve yozlaşma – Evet.
ABD başkanlık sistemi zaten patronaja açık; Trump da bunu sonuna kadar suiistimal ediyor. Aile üyeleri ve yakın çevresini kilit görevlere getirmesi, çıkar çatışması iddiaları, devlet imkânlarının kişisel ve siyasal çıkar için kullanılması bu maddeyle birebir örtüşüyor. - Hileli seçimler – Tereddütlü ama işaretler güçlü.
Trump’ın seçimlere teknik anlamda hile karıştırdığını şu anda somut bir delille söyleyemeyiz; sistem farklı, mektupla oy kullanma, elektronik oylama gibi karmaşık mekanizmalar var. Ancak kaybettiği seçimi tanımaması, seçim sonuçlarını tersine çevirmek için yerel yetkililere baskı yapması ve seçilmediği halde taraftarlarının Kongre’yi basmasına giden süreci teşvik etmesi, seçim süreçlerini manipüle etmeye fazlasıyla “teşne” olduğunun kanıtı.
Sonuç: Neredeyse 14/14. Trump, faşizmin klasik göstergelerinin büyük çoğunluğunu taşıyan bir liderdir. Bu, bir “siyaset bilimi tespiti”dir.
Daha önce AKP hükümetine faşist dediğim için “hakaret”le itham edildim. Ben tabloya bakarak böyle tespit ediyorum; bunun tersini söylemek herkesin hakkı.
Sorun şu ki, faşistler faşist olmaktan genellikle mutludur; diktatörler diktatör olmayı sever. Hatta çoğu, içine düştükleri bu iktidar alanından asla vazgeçmek istemez. Trump gibi, dünyanın en eli kanlı katliamlarının siyasi sorumluları arasında sayılabilecek, Gazze ve Suriye’deki yıkımın da müşterek faili olan; ABD içinde ve dışında ağır insan hakları ihlallerinin baş aktörü bile “barış havarisi” olmak, öyle görünmek ve hatta Nobel Barış Ödülü’nü hak ettiğini düşünmek ister. Her diktatör kendini demokrasi havarisi ilan eder; ondan daha ileri bir şekilde demokrasi ve hukuk devletini uygulayan kimse yoktur güya. Ama “faşist” yakıştırmasını, “diktatör” yakıştırmasını kimse kabul etmez. Bu da ilginç bir durumdur.
Neyse ki Trump, kendisine faşist denmesinin sorun olmadığını söylüyor videoda. En azından, dürüst ve eleştiriye açık gibi görünmesi bile önemli.
Not: Faşizmin 14 temel özelliğine ilişkin bu çerçeve, siyaset bilimci Dr. Lawrence Britt’in Free Inquiry dergisinin 2003 bahar sayısında yayımlanan makalesine dayanmakta olup, Türkçe çevirisi 12 Nisan 2021 tarihinde Bianet’te yayımlanan “Özde faşizmin 14 temel özelliği” başlıklı yazıdan hareketle kullanılmıştır.