Erdoğan-AKP iktidarı, içeride kaybettiği hükmetme kudretini ve toplumsal-ahlaki meşruiyetini bir kez daha ABD emperyalizminden alarak yoluna devam edebilir mi? Daha net bir ifadeyle belirtirsek; yeni Amerikan oligarşisinin faşizan ve saldırgan iktidarı olan Trump yönetiminin desteği, Erdoğan rejiminin siyasal ömrünü uzatmaya yeter mi? Benim yanıtım "hayır" olacaktır. Nedenlerini aşağıda açıklayacağım.
Hiç kuşku yok ki; siyasal İslamcı AKP iktidarı, alışılmış ilkesizliği ve ikiyüzlü politik tavrından beklenebileceği gibi, ABD ve İsrail’in İran’a yönelik saldırısının yol açtığı bölgesel savaşı fırsata çevirmeye çalışıyor. Samimiyetten uzak ve sadece İsrail’e göstermelik tepki ile yetinen iktidar, bölgede oluk oluk Müslüman kanı dökülmesine karşı somut bir tutum almıyor. İran’a destek vermediği gibi, Gazze işgal kurulunda İsrail ile birlikte yer almaya devam ediyor.
AKP iktidarı kendisine BOP ile verilen rolü oynamaya devam ediyor. Bölgenin ABD emperyalizmi ve İsrail siyonizmi perspektifiyle yeniden düzenlenmesinde görev üstleniyor. Ne dökülen kan umurunda AKP iktidarının ne barış, ne Kudüs ne de Filistin... Tek amacı var; her yolu kullanarak siyasal ömrünü uzatmak.
AKP ve Saray rejimi kısa vadede bu amaca kilitlenmiş durumdadır. Dahası, bu amaç için her şeyi göze almış görünüyor. Bu bağlamda ABD ve hatta İsrail’in bütün bölgesel hesaplarına katkıda bulunmaya ve hizmet etmeye hazırlar. ABD’nin Ankara Büyükelçisi T. Barrack’ın "istedikleri meşruiyeti onlara vereceğiz" sözlerinin anlamı budur. Ortada bir anlaşma var.
CANAVARLARIN HESABI
Peki, emperyalist mahfillerde ve yüz kızartıcı işbirliği pazarlıklarında yapılan bu hesap, bölgedeki çarşıya uyacak mı? Hiç sanmıyorum. Bu kez başaramayacaklar. Göreceksiniz.
Ancak; Türkiye’deki muhalefet çevrelerinde, medyada, kimi aydınlar ve kamuoyu yapıcıları arasındaki yaygın görüş tam tersidir. Yani, AKP-Erdoğan rejiminin yine önüne bir fırsatın geldiği ve bunun değerlendirileceği düşünülüyor. Trump, ABD’de yeniden iktidar olduktan sonra başlayan bu değerlendirme, İran savaşıyla birlikte yaygınlık kazanmış durumda. Ama sahada durum farklı.
The Economist dergisinde yayınlanan bir analiz bu görüşü hem iyi bir şekilde özetliyor hem de Batı’nın olaya bakışını ortaya koyuyor. Analizde; "Erdoğan iktidarının, Türkiye’nin jeopolitik konumunu kullanarak Batılı müttefiklerin, ülkedeki anti-demokratik uygulamaları görmezden gelmelerini sağlamayı amaçladığı" belirtiliyor. Dergi, Erdoğan iktidarının, Türkiye’nin bölgesel rolünü ve yetkinlik düzeyini, gücünü ve olanaklarını Batı nezdinde bir "Koruma Kalkanı" haline dönüştürdüğünü de ileri sürüyor. The Economist, Batı’nın bu nedenle Ekrem İmamoğlu davasına etkili ve yüksek profilli bir tepki göstermediğini de anımsatıyor.
İslamcı AKP iktidarının niyeti kuşkusuz böyle. Ancak, bu analizde çok sayıda hatalı değerlendirme ve boşluklar var. Çünkü bu analizde, Türkiye’deki iç ve bölgesel dinamikler dikkate alınmadığı gibi; ABD ve İsrail’in İran savaşını mutlaka kazanacağı görüşüne dayanıyor. Belki bir varsayım olarak mümkün olabilir, ama mutlaka kazanacağını öngörmek, üstelik olgular ve saha farklı bir sonuca işaret ettiği halde, bilimsel ve mantıklı bir bakış değildir. En azından ben farklı görüyorum.
ABD-İSRAİL NEDEN KAYBEDECEK?
İran’da rejim değişikliği sağlanamadığı ve savaş gücü kırılamadığı sürece ne ABD ne de İsrail bir zafer kazanmış olacaktır. Saldıran güçler olarak, tam tersine yenilmiş sayılacaklar. Dahası İran, böyle bir sonucu aldığında, savaştan daha da güçlenmiş çıkacaktır. Savaşın seyri, ikinci olasılığın daha güçlü olduğunu ortaya koyuyor. İran hem dünyanın emperyalist süper gücüne hem de bölgenin etkili dinci-faşist devletine karşı tek başına savaşıyor. Teslim olmak bir yana, bölgedeki ABD işbirlikçisi ülkeleri de vuracak şekilde savaşı yayıyor. İran’ın Ali Hamaney, Ali Laricani gibi çok önemli kişilerin de aralarında bulunduğu askeri ve siyasi liderlerinin öldürülmesiyle yenilemeyeceği açıktı. Elbette bu suikastların moral etkileri olacaktır. Ancak bu mafya/haydut kafasıyla işlenen cinayetler sonucu İran’da rejimin çökeceğini beklemek tam bir Teksaslı sığır çobanı cehaleti ve siyonist ahmaklığıdır.
Hamaney, Laricani ve diğer askeri ve siyasi liderlerin öldürülmesi savaş hukukuna bile aykırı birer cinayet ve terör eylemi olmaktan başka bir şey değildi. Müzakereler devam ederken, her türlü kuralın, uluslararası hukukun ve ahlaki değerin çiğnenerek 86 yaşındaki bir dini liderin öldürülmesi, ABD’nin tekno-faşist oligarşisinin, Trump iktidarının ve siyonizmin kirli yüzünü ortaya koymaktan başka bir sonuç yaratmadı.
SONUN BAŞLANGICI MI?
Bu savaş hem Trump hem de Netanyahu yönetimlerinin sonu olabilir. İran, herkesi şaşırtan ve beklenmedik (daha çok Batı’yı şaşırtan) bir güçle direnmeye ve savaşmaya başlayınca ezberler bozuldu. Enerji piyasaları alt üst oldu, dünya yeni bir petrol krizinin eşiğine geldi. İran bütün Körfez ve Arap Yarımadası ülkelerini vurabilme kapasitesinin bulunduğunu gösterdi. Savaş nedeniyle ülke içindeki demokratik muhalefeti pasifize etti. (Ancak bu savaş, İran’daki rejimi de tükenişe sürükleyebilir). NATO ise dağılmanın eşiğine geldi. ABD ve AB ilişkileri gerildi. Avrupa ABD’ye olan güvenini yitirmeye başladı.
Özetle; İkinci Dünya Savaşı’ndan sonra kurulan küresel düzen ikinci büyük krizini yaşıyor. Birincisinde Sovyetler Birliği ve Doğu Bloku dağılmış ve soğuk savaş bitmişti. İkincisinde ise sanırım ABD’nin açık bir çöküş sürecine girdiğini ve küresel iddialarının çok zayıfladığını göreceğiz.
Rusya ve Çin, durumu değerlendirip İran’a destek vermeye (istihbarat, insani yardım, silah ve cephane) başlayarak ABD ve İsrail yenilgisini kesinleştirmeye çalışıyor. İran’ın bu savaştan galip, yani ayakta kalarak çıkması, Suriye’deki işbirlikçi ve İslamcı terörist Colani / HTS yönetimi için de kötü haber olacaktır.
ABD’NİN KAÇINILMAZ GERİLEYİŞİ
Gelelim yazının başında sorduğumuz soruya ve verdiğimiz yanıta. İran’da yenilen, profili bozulan ve ülkesinde bile iktidarını kaybetme riski ile karşı karşıya kalan Trump yönetiminin Erdoğan-AKP iktidarına vereceği destek onun siyasal ömrünü uzatmaya yetmeyecektir. Dahası, ABD-Avrupa gerilimi de AKP iktidarının sıkışmışlığını artıracak, kurduğu oyunu bozacaktır.
ABD sanayi üretiminde Çin’in gerisine düşen, askeri güç kullanarak çöküşü önlemeye çalışan bir ülke. Dolayısıyla, İran savaşı ona gücünün sınırlarını da gösterecektir. ABD savaşın siyasi amacını tanımlayamadığı gibi, İran’ın kendisi için neden tehdit olduğunu da anlatamamıştır. ABD Ulusal Terörle Mücadele Direktörü Joe Kent’in istifası bu anlamda önemlidir.
Bu toplu durum altında, muhalefet toplumu ayağa kaldırma ve iktidara yönelik demokratik kuşatma siyasetini hız kesmeden sürdürürse mutlak sonuç alacaktır. Birleşik muhalefet bloku/ittifakı Türkiye’nin önünü açacaktır.
Bölgesel bir karakter kazanan İran savaşının yeniden şekillendireceği küresel güç dengelerini CHP iyi değerlendirip yönetebilir. Böylece olası bazı engelleri de kaldırabilir. Sosyalist Enternasyonal (SE) Başkan Yardımcısı da olan Ö. Özel yönetimi bunu yapabilecek potansiyel ve yeteneğe sahiptir. CHP, Avrupa’nın AKP’ye karşı sürdürdüğü ikiyüzlü, tutarsız siyaseti etkisiz kılacak hamleler yapabilir. Pedro Sanchez’in SE liderliği bu bakımdan bir şanstır. CHP Enternasyonalin en büyük partilerinden biridir. Bu niteliğini değerlendirmelidir. Ayrıca, Batı’da olduğu gibi Rusya’da da bir temsilcilik açması çok yararlı olacaktır.
Sonuç olarak; unutulmamalıdır ki, belirleyici olan iç dinamiklerdir. Darbenin yıldönümüyle Saraçhane’de yapılan miting, katılımcıların bileşimi, fiili bir demokratik Türkiye ittifakına işaret ediyordu. Kürsü de öyleydi. Bunu örgütlü hale getirmek ve hız kesmemek sonucu tayin edecektir.