Toplu Konut İdare Başkanlığı (TOKİ), Antalya’da yapılacak “Ev Sahibi Türkiye” kura çekimi 10 Ocak’ta gerçekleştirileceği duyurulmuştu. Yapılan duyurunun ardından konutların önemli bir bölümünün Konyaaltı Çakırlar’da planlanması ise, bölgenin dere yatağına yakınlığı ve taşkın riski nedeniyle kamuoyunda tartışma yarattı.
Projeye ilişkin planlamaya göre Antalya’daki sosyal konutların ilçelere dağılımının Döşemealtı – Konyaaltı yaklaşık 12 bin konut, Manavgat 500 konut, Elmalı 200 konut, Korkuteli 196 konut, Serik 150 konut, Akseki, 70 konut, İbradı 50 konut ve Gündoğmuş 47 konut şeklinde olacağı belirtilmişti.
Konutların önemli bir bölümünün planlandığı Konyaaltı ilçesi Çakırlar Mahallesi ile ilgili söz konusu alanın dere yatağına yakın konumda olduğu, geçmiş yıllarda taşkın riskiyle gündeme geldiği ve bölgenin jeolojik yapısının yapılaşma açısından risk barındırdığı yönündeki uyarılar, meslek odaları ve bölge sakinleri tarafından sıkça dile getirildi.

TMMOB Antalya İl Koordinasyon Kurulu, TOKİ tarafından Çakırlar’da hayata geçirilmesi planlanan geniş ölçekli toplu konut projesine ilişkin bilimsel ve teknik uyarılarda bulundu. Yapılan açıklamada, projenin yer seçimi başta olmak üzere hidrojeolojik yapı, taşkın güvenliği, içme suyu koruma alanları, teknik altyapı ve planlama ilkeleri açısından önemli riskler taşıdığı vurgulandı.
Açıklamada, meslek odalarının sosyal konut üretimine karşı olmadığı özellikle belirtilerek, eleştirilerin projeden ziyade yanlış yer seçimi nedeniyle ortaya çıkabilecek kamu güvenliği, içme suyu güvenliği ve çevresel sürdürülebilirlik risklerine yönelik olduğu ifade edildi. Kurul, bu uyarıların sosyal konuta karşı bir tutum değil, ileride telafisi güç zararların önlenmesine yönelik bilimsel ve teknik bir hatırlatma olduğunun altını çizdi.
CİDDİ MÜHENDİSLİK RİSKLER TAŞIYOR
TMMOB proje alanının jeolojik ve hidrojeolojik açıdan hassas bir havza içerisinde yer aldığına dikkat çekerek, bölgede kum, çakıl ve yamaç molozu gibi yüksek geçirgenliğe sahip zeminlerin baskın olduğu belirtildi. Bu tür zeminlerin yüksek yeraltı su seviyesi, sıvılaşma potansiyeli, taşıma gücü yetersizliği ve oturma gibi ciddi mühendislik riskleri barındırdığı ifade edildi.
Aynı geçirgen zemin yapısının içme suyu açısından da büyük tehlike oluşturduğu vurgulanan açıklamada, proje sahası çevresinde yaklaşık 12 içme suyu kuyusu bulunduğu ve bu kuyular için yıllık toplam 1,4 hm³ su tahsisi yapıldığı hatırlatıldı. Alanın içme suyu 2. derece koruma alanında yer almasının, hem yapılaşma güvenliği hem de içme–kullanma suyu güvenliği açısından çift yönlü risk yarattığı kaydedildi.
TAŞKIN RİSKİ AÇIK ŞEKİLDE GÖRÜLÜYOR
TMMOB, ayrıca proje alanında taşkın riskinin açık şekilde görüldüğüne dikkat çekerek havzanın topografik yapısı, yağış rejimi ve dere yatağı davranışlarının geçmiş taşkın olaylarını işaret ettiği belirtti. Özellikle kısa süreli ve şiddetli yağışların arttığı günümüz iklim koşullarında can ve mal güvenliği açısından ciddi tehdit oluşabileceği ifade edildi.
Açıklamada ayrıca, projenin üst ölçekli çevre düzeni planlarında orman, içme suyu koruma alanı ve taşkın sahası olarak görülen bir bölgede yer aldığına işaret edildi. Nazım ve uygulama imar planlarının bulunmaması, kentsel tasarım altyapısının olmaması ve sosyal donatı ile teknik altyapı gereklilikleri tanımlanmadan nüfus öngörüsünde bulunulmasının planlama hiyerarşisine ve şehircilik ilkelerine aykırı olduğu vurgulandı.




