Muhalefet çevreleri bir süredir MHP ve ülkücü harekete karşı nasıl bir tavır takınılacağı konusunda belli bir tereddüt yaşıyor. Bu durum sadece sosyal demokratlarla ve Kürt siyasal hareketiyle de sınırlı değil, kimi sosyalist çevreleri de içine alan ikircikli bir tutum söz konusu. Bu durumun anlaşılabilir nedenleri var. Bunları aşağıda belli bir akış içinde ele alacağım. Ama önden kısaca belirteyim; bu tutumun başlıca nedeni, yeni "çözüm süreci" ve erken seçim kararı alınabilmesi için MHP’den destek beklentisidir.
Ancak, başta CHP olmak üzere cumhuriyetçi muhalefet ve sol çevreler, artık hızla bu tutumu değiştirmelidir. Çünkü bu tutum sola ve muhalefete zarar verdiği gibi, MHP’nin sinsi bir oyunu ile adım adım ülkeyi ve toplumu bir tuzağa çekme girişimini kolaylaştırıyor.
Son derece tehlikeli, cumhuriyet ve demokrasi düşmanı bir hesapla karşı karşıyayız. MHP’nin stratejik hedefi, ülkenin İslamcı-faşist bir diktatörlüğe sürüklenmesini AKP ile birlikte gerçekleştirmektir. Eğer başarılı olunursa kurulacak yeni düzende etkin ve mümkün olursa belirleyici bir konum elde etmektir. Bu amaçla başta güvenlik bürokrasisi içinde örgütlenmeyi önceliyor. Dahası militan örgütsel yapısına güveniyor. Ülkücü mafya ile barışmasının nedenini de bu stratejik hesapta aramak gerekiyor. Bu yapılanma, sola karşı belli bir tahkimat amacı taşısa da AKP ile olası bir ihtilaf durumuna da hazırlık amacını taşıdığını da düşünebiliriz. MHP, sokağı kontrol etmek istiyor. Yeniden bir operasyon örgütü olarak konumlanıyor.
MHP’nin uzun vadeli hesapları ya da hedeflerine ilişkin yukarıda ifade edilen öngörülerin belli bir tarih bilgisine ve analize dayansa da, şimdilik birer varsayım ve siyasal gözlem olduğunu kabul etmek gerekiyor. Ancak, kısa ve orta vadeli hedefi açıktır; Erdoğan-AKP iktidarının siyasal ömrünü uzatmak... Bu amacını zaten Devlet Bahçeli açıkça söylüyor. Dolayısıyla MHP yönetimi bütün taktik adımlarını bu stratejiye uygun ve onu destekleyecek şekilde atıyor. MHP’nin her imasını hayra yormaya gerek yok.
SIKIŞMA VE ÜÇ HAMLE
Öncelikle "İmralı Süreci" adı verilen Kürt sorununun yeni çözüm girişiminin bu kapsamda bir siyaset olduğunu saptamalıyız. Dahası bu stratejinin en önemli ve sonucu tayin edecek taktik adımı da bu girişimdir.
Amaç; kısa-orta vadede Kürt hareketini etkisizleştirerek iktidara yedeklemek, eğer bu mümkün olmuyorsa pasifize ederek demokratik muhalefet blokundan koparmak ve tarafsızlaştırmaktır. Mümkünse, 12 Eylül 2010 "Yetmez Ama Evet" modelini tekrarlamaktır. İktidarın hesabı budur.
Nedeni açıktır; İktidarın tarihsel ve siyasal ömrü tükenmiş, hikâyesi bitmiştir. Toplumsal desteğini ve rıza üretme yeteneğini yitirmiştir. Dahası, ülkenin ve kapitalizmin önünü tıkayan bir güce dönüşmüş, devlet yapılanmasını çökerterek onun sadece toplum için değil, sermaye için de verimli bir araç/güç olmaktan çıkmasına yol açmıştır. Ülke ve toplum tarihsel ve siyasal bir sıkışma yaşamaktadır. Ülkenin önü tıkanmıştır.
İktidar artık ülkeyi eskisi gibi yönetemez haldedir. Bu sıkışmayı aşmak, siyasal kilitlenmeyi çözmek için iktidar üç taktik hamle içinde...
Birincisi; Cumhuriyetten geriye kalan son kurum niteliğindeki CHP’yi ve solu tasfiye ederek muhalefetsiz bir ülke yaratmak.
İkincisi; Kürt siyasal hareketini bu amaçlar yanına çekerek, hem siyasal hem de silahlı muhalefeti sonlandırmak. Yeni, "Terörsüz Türkiye" siyasetinin anlamı budur. Terörsüz ama totaliter bir Türkiye hedeflenmektedir.
Üçüncüsü; sadece iç dinamiklerini değil, dış dinamiklerini de yitiren iktidar, ABD ve Trump yönetiminin her koşulda desteğini almak istiyor. Bu amaçla Trump’a her alanda destek veriyor.
Ancak Trump İran’da kaybederse gücünü de yitirecek, Atlantik ittifakı ağır yara alacaktır. Dolayısıyla İran kazanırsa AKP kaybedecektir.
KARANLIK MANEVRA!
Eğer CHP tasfiye edilirse, iktidarın ve Cumhur İttifakı’nın önünde bir engel kalmayacaktır. Bu amaca ulaşılınca yapacakları ilk iş ise Kürt siyasal havzasında da sol ve seküler güçleri tasfiye etmektir. Bu tasarımda DEM Parti’ye, Öcalan ve örgütüne de yer yoktur.
İşte MHP’nin İmralı sürecine bir anlamda öncülük yapması, önce Kürt hareketinin, ardından da DEM Parti ile ilişkili sol ve sosyalist çevrelerin ülkücü harekete yönelik eleştirilerini askıya almasına yol açtı. CHP de bu süreçten kaçınılmaz olarak etkilendi. Daha önemlisi, ülkenin ancak MHP’nin desteklemesi halinde erken seçime götürülebileceğini değerlendiren CHP, neredeyse bu partiye ilişkin bütün eleştirilerini geri çekti. MHP’nin CHP’ye yönelik ağır eleştirilerine ve hakaretlerine karşı bile ancak saygılı bir dille yanıt verildi. Bu tutumu anlamak mümkün, ancak bu yolla sonuç alınamayacağı da ortaya çıktı. MHP’nin İmralı açılımı ile ülkenin demokratikleşmesi arasında bir ilişki bulunmadığı da artık yeterince anlaşıldı. Burada tuzak var.
TEK YOL MÜCADELE
Artık yapılacak iş, MHP’ye yönelik dili değiştirmektir. Sert bir ideolojik ve politik eleştiri altında tutmaktır. AKP’nin Cumhuriyete ve demokrasiye karşı işlediği suçların ortağı olduğunu toplumun gözünde netleştirmektir. Tehditlere pabuç bırakmamaktır. CHP bu siyasal manevrayı yapmalıdır. MHP’yi hizaya sokacak bu dildir.
MHP radikal milliyetçi bir sağ parti olmak ve demokratik siyasetin bir aktörü şeklinde konumlanmak tercihinden vazgeçmiş, fabrika ayarlarına dönerek faşist çekirdeğine iltica etmiştir. Bu gerçek artık görülmelidir. Bu oyunu bozacak asıl güç/aktör DEM ve Kürt hareketidir. CHP ve solun ezildiği bir siyasal ortamda Kürt sorununun onurlu ve demokratik bir çözümü de mümkün değildir.
Eğer MHP gerek çözüm sürecinde gerekse ülkenin bir erken seçime götürülerek AKP iktidarından kurtulma girişiminde olumlu bir rol oynayacak ise, bu ancak onun yoğun bir eleştiri altında tutulması ve siyasal olarak zorlanmasıyla mümkündür. Bu nedenle, MHP’ye karşı ideolojik, kültürel, politik ve örgütsel mücadeleyi yeniden yükseltmek ve sertleştirmek gerekiyor. Ülkücü hareketin tabanındaki ve örgütsel düzeneğindeki samimi vatanseverleri kazanmak da bu tutuma bağlıdır. Rakibin cephesini genişletmeme tutumu doğrudur, ama size yumruk atılırken sempati yapmaya çalışıp el sıkmaya kalkışırsanız dayak yersiniz.
DEMOKRATİK TÜRKÇÜLÜK VE MHP
MHP, Türkçü bir parti değil, Türk-İslam sentezcisi bir harekettir. MHP, 19. yüzyılın sonu 20. yüzyılın başındaki ulus kurucu demokratik Türkçülük ile ideolojik ve entelektüel bağı olan bir parti değildir. MHP, soğuk savaş döneminde emperyalizmin imalatı olan Atlantik milliyetçisi bir harekettir. Bir gayri nizami harp örgütlenmesi ve bir kontrgerilla (Gladyo) yapılanması olarak doğmuştur. NATO’nun anti-komünist paramiliter ve bu yanıyla illegal derinliği olan bir partidir.
Yusuf Akçura’nın "Üç Tarz-ı Siyaset" kitabında formüle ettiği, Ziya Gökalp ve Gaspıralı İsmail tarafından işlenen demokratik Türkçülük ise ilerici, seküler ve aydınlanmacıdır. MHP ve Ülkücü hareket sıklıkla bu alana referans yapsa da esas olarak NATO’nun "Yeşil Kuşak" doktrininin şekillendirdiği bir siyasal yapılanmadır. Bu anlamda MHP’nin milliyetçilik anlayışı muhafazakâr, hatta gerici bir karaktere sahiptir. İslamcı bir damarı taşır. Ülkücü hareketin bu özelliği 1980’den sonra öne çıkmış ve belirleyici hale gelmiştir. Öyle ki, ölümünden önce yapılan bir röportajda A. Türkeş; "Ülkü Ocakları’na Atatürk resmi astıramıyorum" demişti. Ancak 28 Şubat 1997’den sonra ve partideki İslamcı kanadın koparak BBP’yi kurması ile MHP’nin de bozulan ideolojik ve örgütsel dengesi bir ölçüde toparlanmıştı. Ancak İslami ton artık belirleyiciydi.
KISA MHP SİCİLİ
28 Şubat süreci diye bilinen devlet manevrası, esas olarak, geç kalmış olsa da Türkiye’de soğuk savaş dönemini bitirme girişimiydi. Yarım kalmış ve başarılı olamamıştır. Başarısızlığının nedeni AKP’nin emperyalizmin desteği ile iktidara taşınması ve Batı’nın Ilımlı İslam-BOP doktrinidir. Ancak, 28 Şubat’tan sonra devletin tehdit değerlendirmesi kökten değiştirilmişti. Komünizm baş tehdit olmaktan çıkarılmış, irtica milli tehdit olarak kabul edilmişti. Milli Güvenlik Siyaset Belgesinde "ırkçı milliyetçilik" ve "Ülkücü mafya" da milli tehdit sayılmıştı. Bu gelişme panik yarattı.
İşte o tarihten sonra Devlet Bahçeli liderliğindeki MHP, ülkücü hareketin mafya ile bağını kesti, 400’e yakın Ocak şubesi kapatıldı. Ülkücüler sokaktan çekildi. MHP muhalefet cephesinde yer alarak İslamcı AKP iktidarına karşı mücadele etti. Öyle ki, bu çizgi 2015 yılının ortalarına,7 Haziran seçimlerine kadar sürdü.
Ancak bu tarihten sonra büyük ölçüde ABD ve istihbarat örgütlerinin yönlendirmesi ile köklü bir tutum değişikliği yaşandı. MHP birdenbire AKP iktidarına kayıtsız şartsız destek vermeye başladı. Bu tutum, 15 Temmuz 2016 darbe girişiminin bastırılmasından sonra derinleşti ve bir ittifaka dönüştü. Cumhuriyetin ilerici kazanımlarının imha edilmesi konusunda bir "cürüm ortaklığı" söz konusuydu. Bu oyunu ancak "zor", yani mücadele bozar.
MHP’ye ilişkin tavır belirlenirken bu arka plan akıldan çıkarılmamalıdır. Kurt kapanına düşülmemelidir.