Siyam ikizleri: İsrail - İran

Nur topu gibi bölgesel savaşımızda belki de en doğru yorum New York’un Şii Müslüman-sosyalist Belediye Başkanı Zohran Mamdani’den geldi.

İsrail ve ABD’nin İran’a karşı başlattıkları savaşın hukuksuz olduğunu söyledi. ABD Başkanı Donald Trump’ın ilk hukuksuzluğu olmadığını, saraydan başkan kaçırılan Venezüella operasyonunu izleyen hepimiz biliyoruz zaten. İsrail’i konuşmaya gerek dahi yok; Gazze soykırımı gözlerimizin önünde gerçekleşti.

Bunu çok söyleyen oldu ancak tekrar etmekte fayda var: Ulusal ve uluslararası hukukun tanınmadığı yeni bir çağa girdik. ‘Gücü gücüne yeten çağı!’ Onca acıyla kurulmuş uluslararası örgütler, yapılmış ulusal ve uluslararası yasalar çöp oldu. Evet, çöp! En azından kısa ve orta vadede pek hayırlı gelişmeler olmayacağını öngörmek için kâhin olmaya lüzum yok.

İran’daki Molla rejimine halkın en az yüzde 50’sinin rıza göstermediğini biliyoruz. Halkını inim inim inleten, her türlü zulmü yapan, sokağa çıkanı vuran, bütün muhalifleri susturan rejimin korkunçluğunda dünya kamuoyu hemfikir. De yine de bu İsrail ve ABD’nin kafasına estiğinde operasyon yapmasını haklı çıkarır mı?

Komplo teorilerine kılçıksız inanmakla hepsini toptan reddetmek arasında pek bir fark yok aslında. Bütün bunların tamamen danışıklı dövüş olduğunu düşünmek de, birbirlerinin varlığından ve tehdidinden güç alarak çılgınlıklar yaptıklarına inanmamak da kolaycılık.

İdeolojilerini birbirlerini yok etmek üzere kurmuş iki ülke İran ve İsrail, birbirlerini tamamen yok ettiklerinde en azından kendi kamuoylarına geri kalan tüm çılgınlıklarını nasıl açıklayacaklar?

Öyledir; danışıklı dövüş yapıyorlardır demiyorum ama bunu tamamen reddetmeyi de tercih etmiyorum.

Gazze soykırımı nedeniyle dünyada kuvvetli bir anti- semitik dalga yükselmişken, Epstein dosyası ABD, İsrail, Birleşik Krallık, Birleşik Arap Emirlikleri’nin siyasi ve finansal liderleri başta dünya elitlerinin pedofili çukurunu konuşurken, İran haklılık zeminini kaybetmek pahasına neredeyse bütün körfez ülkelerine füze gönderdi. “Bakın gördünüz mü asıl Şeytan İran” dedirtmenin altyapısı oluşturuldu ve dolaylı İran karşıtları direkt karşıtlara dönüştürüldü, ittifak büyüdü.

On İki Gün Savaşı’nda pek fazla zarar vermeyen İran’ın çevre ülkelerdeki ABD üslerini vurmak dışında bir seçeneği var mıydı? Bunun yanıtını bilmiyorum ama sivil yerleşim yerlerinin de vurulduğu bu karşılık için İran’ın kapana kıstırıldığını düşünmek çok da saçma olmaz.

İran’ın sivil yerleşim yerlerini vurmasıyla, İran’da kız çocuklarının gittiği bir ortaokulun veya yenidoğanların bulunduğu bir hastanenin bombalanmasının aynı küresel etkiyi yaratmaması da gerçekten çok üzücü. Tamam Molla rejimine lanet olsun da hırsızın hiç mi suçu yok?

Bazıları İran’ın da İsrail’in de varlıklarını birbirine borçlu olduğunu söyler. Adeta birbirinden ayırılamayacak siyam ikizleri gibi oldukları söylenir. Böyle midir bilemem ancak her kahramanın bir antikahramana ihtiyaç duyduğu muhakkak.

Peki ilk üç-dört gününde bu savaş neye neden oldu? İran’da rejimi zayıflattı mı, güçlendirdi mi? İsrail, İran’ın bütün bölge için tehlike olabileceğini tüm dünyaya gösterdi mi göstermedi mi? Herkesin kendi haklılığını ispatladığı bu süreç başka bir şeye evrilir mi? Erken konuşmamak lazım; evrilebilir. Bütün bölge yeniden dizayn da edilebilir -eğer kahraman ve anti kahramanlar görevlerini tamamladı iseler.