Seni başkan yaptırmayacağız

Eflâtun. Sadece bir renk değil. Soyluluk ve otorite simgesi. Aristokles Platon’un İslâm felsefesindeki adı. Antik çağ Yunan düşünürü. Asıl adına eklenen platon geniş omuzları ve atletik yapısı nedeniyle kendisine takılan bir lakap olarak bilinir. Bizi ilgilendiren düşünceleri. Yaşadığı yıllardan bu yana dillerden düşmeyen “adalet”le ilgili ilk teorileri ortaya koyar. Onu öğrencisi Aristo takip eder. Sonra ortaya atılan teorilere göre, adaleti tanrı ya da doğa olaylarının sağladığı iddia edilir. Adaletin, neyin ve kimlere dağıtıldığı üzerinde durulur. Ya da adalet, eşitlik çevresinde var olabilir. Yanlışların cezalandırılmasıyla ilgili cezalandırıcı adaletin örnekleri kendini gösterir. Adalet, mülkiyet haklarına dayanırsa da sonuçları yarar sağlar.

Yetiştirilemeyen “dev” diye nitelenen yeni duruşma salonunun inşaat sesleri arasında Silivri’de var olan duruşma salonunda da mülkiyet haklarına olmasa da adalet devletin kökenidir anlamına gelen “Adalet mülkün temelidir” yazısı yazıyordur hâkimin arkasındaki duvarda mutlaka. Ne zaman sona ereceği sadece tahminlere dayalı davada, bir ay sonra aralarında, özetinin okuması 33 dakika süren 4 bin sayfalık iddianamede adı geçen “şahıs Sanık Ekrem”in de bulunduğu sanıklar hakkında ara karar verilecekmiş. Yani Şeker Bayramı’nı çoğu evlerinde geçiremeyecek, hâkime göre tahliye edilecek sadece bazıları. Sonra beyliğe terfi eden Ekrem, iki ay sonra, kampanya direktörü Necati Özkan ve gazeteci Merdan Yanardağ ile birlikte casusluk iddiasıyla da yargılanacak. Hapishane kapısından döndürülecek imkânlar.

AHİM ve Anayasa Mahkemesi kararlarının ellerin tersiyle itildiği bir ülkede ara karar adalete yarayacak mı, tahmini zor. Zaten iktidar bu davanın hızla bitirilmesi niyetini taşıyor. Küçük ortağa göre, “makul sürede” ki makul ne anlama geliyor belli değil, davanın bitirilmesi gerekiyor. Niyet okumak zor ama bu tez canlılık ve ülke gündeminden çıkarılması isteği, kararın “suç örgütü lideri” ile “örgüt üyeleri” aleyhine olacağı anlaşılıyor. Kurucu önder, teröristler ve Ahmetler kadar şansları yok. Hele hâkimleri atayacak kurulun başında iddianamede imzası olan bir dönem büyük mahkemenin kararını tanımayan yeni bakanın olması. Makul sürede bitmesini istedikleri davanın canlı yayınlanması konusunda sadece sözde kalan talebi bir yana “Hukukun üstünlüğü herkes için bağlayıcıdır” cümlesine şapka çıkarılır.

Adalet tek başına yetmez. Temelini hukuktan almalı. Hukukun tanımı da adalet gibi zor. Bir kurallar bütünü. Toplumlu düzen altına alır. Kişilerin ilişkilerini düzenler. Ortak hayatın güven ve huzurunu sağlar. Devletin yaptırımlarıyla, kamu gücü kullanılır. Mesela 12 metrekarelik hücre hazırlar. Gösteri yürüyüşünü yasaklar. Slogan attırmaz. El sallatmaz. Şarkı söyletmez. Yolları kapatır ki insanlar mahkeme salonuna ulaşamasın. İddia şu ki hukuk, kişi ile toplum ve devlet arasında ortak iyiliği amaçlar. Dikkat, tanımlara göre, “gerektiğinde” adaleti sağlar.

Gerektiğinde sağlanacak adalet, bizi mahkemelere götürür. Bazıları cuma günü çalışmaz. Herkes için bağlayıcı olan hukukun üstünlüğü uyarınca, sivil, askerî, idarî konularda, dikkat buyurun; adaleti sağlamak üzere yetkililendirilir mahkemeler. Uyuşmazlıkları çözeceğine inanılır. Özel hukuk kişiler arasındaysa, kamu hukuku kişilerle kamu kuruluşları arasında görev yapar. Salona mübaşirlerce alınmak istenen, müvekkilleriyle görüşmeleri engellenmeye çalışılan avukatlar, gizli tanıklı iddianameler hazırlayan savcılar -bazıları elbette- ve yasa elvermediği için kalem kıramayan, rahatsız edici karar alırsa çalıştığı şehir değiştirilebilen hâkimler görevlidir. Bazıları avukatlıktan hâkimliğe terfi etmiş olsa da. Hatırlatmakta yarar var, Anayasa’nın 9. maddesi uyarınca “Yargı yetkisi, Türk Milleti adına bağımsız ve tarafsız mahkemelerce kullanılır.”

İstanbul davasının başlamasıyla, bir dediğini öbürü tutmayan Trump’la, kasap Netanyahu’nun, siyasal yapısını değil petrol üretimini yeniden dizayn etmek için saldırdıkları ve rejim muhaliflerinin katili mola rejiminin hüküm sürdüğü İran’la savaşları gündemde ikinci sıraya düştü. Derken, Türkiye sınırlarına düşen füze - İran’dan geliyormuş- gündemi tekrar zorlayacağa benziyor. Hatta Meclis’te gizli oturum yapıldı. Dört saat sürmüş. Anlaşılan bakanlar anlatmış, milletvekilleri dinlemiş. Üstelik 10 yıl gizli kalacakmış oturumda konuşulanlar. Körfez savaşındaki kapalı oturumda olduğu gibi. Halkın bilmesi savaş kadar tehlikeli demek ki.

Bu gelişmeleri gazeteciler, en azından bir bölümü halka aktaramayacak. Aynen İstanbul davasında olduğu gibi. Haber almalar, iletmeleri sanki zorlaştırılmak istenilen, kontenjanla seçilen, salonun en köşesine atılan, akşam saat altı oldu mu kampüs dışına çıkarılan gazetecilerden söz ediyorum. Tabii sözüm hepsine değil. Cevval olanlar da var. Sandalyeli davanın sanık savunma sıralamasının haberini yazdı şafak sökmeden bir gazete. Kıskananlar, liste sızdırıldı diye isyan etti. Ama gazete bu “başarıyı” iddianameyi açıklarken de göstermişti. Adları tonton dönemindeki köşkle anılanları kıskandıracak kadar.

Bu başarı, avukatlar veya diğer gazete ve gazeteciler, sanık sıralamasına ne yapsalar da ulaşılamadan gerçekleşti. Niye? Cevabı belli. İktidardan yana olmak ya da muhalefetten yana olmak. Bunu da gazeteciler değil, patronlar belirler. Gazeteci patronlar değil çoğunlukla. Maalesef Bâb-ı Âli’ye sızan iş insanları. Geçmişleri eskiye dayanıyor. Gazeteci, başyazar, gazete patronu Bedii Faik (1921-2015), 1950’lerdeki bu sızıntıyı şöyle tasvir eder: “Bizim beyler, bir gazeteyi kendi işlerine göre, ya un fabrikası, ya buğday silosu yahut gemiyle karıştırıp… talimat vermeye başladılar… Dışarıdan gelmiş sermayenin ve gazeteciliğe uyup uymadığına hiç önem vermeden, kendi âleminin gereklerini mesleğe sokuşturmaya çalışan işadamı…”

Bâb-ı Âli’nin yakın zamanda dizaynı, sadece basının mı, hayır ekonominin de, darbecilerin desteği ile vahşi kapitalizmi müesseseleştiren, çikita muz ithalatı ile yerli üretimi yerle bir eden, muhalefeti sevmeyen “tonton”la 80’lerde zirveye ulaştı. Bir devlet kuruluşunun bile medya grubu olduğu, arşiv görüntülü haber yapan kurumun, iktidar yanlısı basının gündemi talimatla ya da istediği gibi yönlendirdiği Türkiye’de İstanbul davası ve İmamoğlu’nun işi zorlaşıyor. Sanki hep bir ağızdan “Seni başkan yaptırmayacağız” diyorlar Sanık Ekrem için.

Not: Emekli zamsız ikramiyeleri ve maaşları bayram öncesi yatacakmış. Tanrı sefahattan korusun.