Sandık ve Demokrasi

Türkiye’de uzun süredir bir yanılsama üretiliyor: Sandık varsa demokrasi vardır deniyor. Oysa sandık tek başına demokrasi değildir. Sandığın olduğu ama denetimin olmadığı, seçimin olduğu ama eşit rekabetin olmadığı, Meclis’in olduğu ama etkisizleştirildiği bir düzende demokrasiden söz etmek mümkün mü?

Yasama işlevsizleştirildi. Yargı bağımsızlığı tartışmalı hale geldi. Kurumlar kişiselleşti. Karar alma süreçleri şeffaflığını kaybetti. Denetim mekanizmaları ya etkisizleştirildi ya da tamamen devre dışı bırakıldı. Demokrasi biçimsel bir kabuğa dönüştü.

Oysa Türkiye Cumhuriyeti, egemenliğin kayıtsız şartsız millete ait olduğunu ilan ederek kuruldu. Bugün ise egemenliğin kime ait olduğu sorusu fiilen yeniden tartışılır hale gelmiş durumda.

Sorun yalnızca bir iktidar meselesi değildir; sorun yönetim anlayışıdır.

Demokratik ve katılımcı bir siyasal yeniden yapılanma artık bir tercih değil, zorunluluktur.

Bu ne anlama gelir?

Öncelikle, yürütmenin sınırsızlaşmasına son verilmesi demektir. Güçler ayrılığı kağıt üzerinde değil, fiilen işletilmelidir. Meclis bütçe hakkını gerçek anlamda kullanabilmelidir. Yargı, siyasal baskıdan arınmış biçimde karar verebilmelidir. Üst kurullar ve düzenleyici kurumlar, siyasi sadakat değil liyakat temelinde işlemelidir.

Ancak mesele sadece kurumsal teknikler değildir. Demokrasi, yurttaşın siyasete gerçek katılımıyla mümkündür.

Bugün milyonlarca insan hayatını etkileyen kararlara hiçbir biçimde dahil olamıyor. Kentler rant projeleriyle şekillenirken yurttaş söz sahibi değil. Ekonomik programlar hazırlanırken emekçinin fikri sorulmuyor. Eğitim politikaları belirlenirken veliler, öğretmenler dışlanıyor. Bu tablo demokrasi değil, merkezileşmiş yönetimdir.

Yerel yönetimlerin yetkileri artırılmalı, katılımcı bütçe uygulamaları yaygınlaştırılmalı, mahalle ve kent meclisleri gerçek karar mekanizmalarına dönüştürülmelidir. Kamu politikaları hazırlanırken toplumsal istişare zorunlu hale getirilmelidir.

Yoksulluk derinleşirken, gelir dağılımı bozulurken, gençler umudunu yitirirken, emekliler geçinemiyorken “katılım” soyut bir kavram olarak kalır. Siyasal haklar ile sosyal haklar birbirinden koparılamaz. Ekonomik adalet olmadan siyasal eşitlik bir yanılsamadır.

İfade özgürlüğü olmadan demokrasi olmaz. Basın özgürlüğü olmadan denetim olmaz. Örgütlenme hakkı olmadan katılım olmaz. Adil yargılanma güvencesi olmadan hukuk devleti olmaz.

Bugün Türkiye’nin ihtiyacı olan şey, yalnızca seçim kazanmak değildir. İhtiyaç duyulan şey, keyfiliğe karşı kurumsallık; sadakate karşı liyakat; korkuya karşı özgürlüktür.

Gerçek demokrasi, yurttaşın yönetime tabi olduğu değil, yönetime ortak olduğu düzendir.

Eğer demokratik ve katılımcı bir siyasal yeniden yapılanma gerçekleştirilemezse, sandık sonuçları değişse bile yönetim anlayışı değişmeyecektir. Türkiye’nin artık vitrin düzenlemelerine değil, yapısal bir demokratik dönüşüme ihtiyacı var.

Sandık demokrasinin başlangıcıdır.

Abdullah Ağırkan

Evrensel Şarkı!

Yurtsever olduklarını söylediler.

Kulüplerde nişanlar verdiler birbirlerine

Ve tarihlerini yazdılar.

Parlamento dolup taştı

Şatafattan o günden beri

Bölüştürüyorlar toprağı, yasayı,

En güzel caddeleri, havayı,

Üniversiteleri ve ayakkabıları

Tıklım tıklım ziyafet sofrası zenginlere.

Yoksullara çöpleri

Zenginlere para

Yoksullara iş

Zenginlere büyük evler

Yoksullara sefil baraka

Ayrıcalık büyük hırsıza

Hapis bir ekmek çalana.

Pablo Neruda