Rızanın inşası

Geçen hafta sonuna trajikomik bir haberle başladım. Enflasyon gurusu istatistik kurumunun haberiydi. Enflasyon sepetindeki ağırlıkları, içi boşaltılmış pazar esnafının demir kiloları gibi değiştirmiş. Bazılarınızın aklına “Zaten yapıyorlardı, niye şaşırdın?” sorusu gelebilir. Benim tepkim mesleki. İstatistik kurumu, ağırlık sepetinden gazeteyi kaldırmış. Artık, bakanın üçe böldüğü, sepete yeni giren simit kadar değeri yok gazetenin.

Gazetenin değerinin kalmamasını insanların gelişmeleri dijital medyadan takip etmesine bağlayanlar var. Neden bir tek bu olamaz. Gazetelerin hal-i pür-melali. Eskiden de gazetelerin bir bölümü sağı bir bölümü solu tutar, desteklerdi. Ancak, iktidar değişimi ile merkez medya diye anılan medyanın yandaşlığa kayması ile insanlar bir nevi soğudu. 100 binin üzerindeki tiraj bandında, üç iktidar yanlısı, eskiden muhalif diye bilinen şimdi mafya babasının varlığından onur duyduğunu söyleyen yönetici olmayan yöneticinin gazetesi yer alıyor. Öyle ki bu betimlemeler, söz konusu şahsın gazeteyi satın alacağı dedikodusuna kadar dayanıyor.

Bir zamanlar firari patronun gazetesinde çalışan söz konusu gazeteci-yazarın villasındaki “fazlalıkların” belediye tarafından yıkılması yetmiyormuş gibi bir de para cezası verilmesi işin tuzu biberi olmuştu. Bunlar unutulmuşken, hâtır-şinâs yöneticinin çalıştığı gazetede, “kadrini” bilmeyen gazeteciler bir anda kendilerini kapının önünde buluverdi.

Neyse ki o gazeteciler, yeni bir oluşum için çalışıyorlar. Kozalarından doğacaklar. Umarım kelebek gibi ömürleri olmasın. İpek üretsinler. Sözcü TV’nin eski Genel Yayın Yönetmeni Özgür Çakmakçı şöyle demişti: “Adana'da Koza TV diye bir televizyon var. Onu büyüterek büyük bir ulusal haber kanalı yapma çalışmamız var.” Muhalif bir kanal olacağı anlaşılıyor. İktidar kaynaklarından iyi haber alan bir gazeteci, bu kez muhalefet partisindeki toplantıda Özel’in “1,5 medyamız var” dediğini ileri sürdü. Detay yok, dedikodu çok. Biri belli gibi, Halk TV. Buçuk için Sözcü TV veya Tele 2 ki antende değil iddiası var. Koza TV’nin merkezinin Adana’dan İstanbul’a taşınacağı ve Özel’in cumhurbaşkanlığı adaylığı için çalışacağı dile getiriliyor. Böylece 2,5 mu olacak? Şu buçuk ne olacak? Bekliyoruz. Aman Özal’ın 2,5 gazete sözüyle karıştırmayın.

Halk TV’den bahsetmişken, son tanıtımlarına değinmeden geçmeyelim. Kamu bankaları niye reklam vermiyormuş. Beş yıldır vermiyordu. Cevabını bilmek için allame-i cihan olmaya gerek yok. Kendileri de seyircileri de biliyor. Bundan önce umurlarında olmadığı belli Google’ın, arama motorundaki algoritmada sorun olduğu ileri sürülmüştü. Sorun sadece Halk TV’de olsa yine iyi. Tüm bağımsız yayıncıların da derdi aynı. Manipülasyon iddiaları ise arşa varmış durumda.

Sözcü’de çalışanların işten atılan arkadaşları için internetten açık açık üzüntülerini duymadık demişken, okyanusun ötesinde (yanlış anlaşılmasın), başkan deviren 150 yıllık demokratlardan yana Washington Post’un mali bunalıma girmesi, iddialara göre 300 emekçinin işinden olması. CEO’nun bu nedenle istifası ise alışık olmadığımız için çok önemli. Hemen yerine birinin gelmesi ise Türkiye’yi hatırlatıyor. Washington’da dolaşırken, kendisine sevmediği soru sorulan Trump, cevap veremeyince CNN’den (yanında Türk yok) Kaitlan Collins’e işi hakarete vardıracak kadar sözlerle kendini kaybetti. Sorunun gerçekte ne olduğunu bile anlayamadı. Sahi ABD seçimleri ne zaman?

Amerika ve Trump’tan söz edilirken, Epstein’ı anmamak olmaz, iyi anlamda değil elbette. Adamın ölüsü bile Türkiye’de endişe yaratmıyor değil. Kendi paylaşımını mahkeme kararıyla yasaklatan Amerikan vatandaşları bile var. Ancak Türkiye’de, muhtemelen tüm dünyada gazeteciler ve akademisyenlerin üzücü konularından biri, Noam Chomsky. Kim derseniz, kartvizit bile almaz: Amerikalı dilbilimci, filozof, bilişsel bilimci, tarihçi, sosyal eleştirmen ve politik aktivist. Ben ilâve edeyim, dipnotların kralı. Ancak şu sıralar o kartı başkalarına “hâmil-i kart yakînimdir” diye de gönderemezsiniz. Rızanın inşasını yanlış insana anlatmış çünkü.

Tekrar vatan topraklarına dönersek. Partililerin, davet gelse bile ucunda sünger bulunan değnekli yorumcular yerine televizyona çıkmaktan çekindikleri ortamda, fırsat bulduğu her yerde “ansızın, zamansız” iktidar yanlısı beyanatlarıyla dikkati çeken gazeteci hanımefendi depremzedeleri sağ kaldıklarına pişman edecek laflar etmiş. Kimsenin kusura bakmamasını istemesi, her şeyi sonsuza kadar devletin veremeyeceğini yumurtlamak da lamı cimi yok, yakışmamış. Gerçi Karadeniz gezisine katıldığı İBB Başkanı hakkında “şimdilik” net bir olumsuzluğu en azından görülmedi ama eski yine de hatırlardan çıkmıyor.

Konu, konuyu çağrıştırıyor ve siyasi casusluk suçlamasına geliyor. Yasada aynı maddede de olsa İyi ki askeri casusluk denilmemiş. Bir iş insanının telefonuna dayanan iddianamede, kişisel veriler gibi hassas bilgilerin bir veri tabanına aktarılarak dış istihbarat servislerine sunulduğunu iddia ediliyor. Ekrem İmamoğlu, Necati Özkan ve televizyon kanalına el konulan gazeteci Merdan Yanardağ tutuklu. Gazeteci. Tutuklu. İBB Başkanı. Tutuklu. Reklamcı ve siyasi danışman Necati Özkan. Tutuklu. Hukuk sistemi endeksi son paragrafta.

Derken, Türkiye’deki rıza inşası da gece vakti adalet ve güvenlik sisteminde af etmeler ve atamalarla kendini gösterdi. Tarihi kongre binası kentsel dönüşüme gitmekten zor kurtulan, milli mücadele düşmanının adının verildiği yurdun bulunduğu ilin dini bütün valisi, eski bakanı kendi deyimiyle özgürlüğüne kavuşturdu. Aflardan birinde cümbür cemaat yapılan gezide pastırma çemeninin fazla kaçması mı rol oynadı bilinmez.

Değişikliklerle, koltuk ayarlı adalet sistemden iktidarın memnun olduğu görülüyor. Sadece o kadar değil, mesaj da veriliyor, subliminal da değil üstelik. Mesela adalet sisteminin atama kurulunun aracısız başına geçilmesi. Mesela, yemin töreninde muhalefetin protestosuna bile dayanamayan, fikirlerini değil, yumruklarını esirgemeyen iktidar vekilleri. Can güvenliği meselesini bir kenara bırakın, yüzyılın iddianameleri, yargılamaları Türkiye’yi bekliyor.

Hakkında istenilen ceza 20 yıldan müebbet hapse çevrilen menajere, ölümü gösterip sıtmaya razı edilerek, 12 yıl 6 ay veriliyor. Bir gençlik kolları başkanı hapis cezası alıyor ve bir daha yaparsan iki cezayı toplar içeri atarız diye demoklesin kılıcı sallanıyor. Sadece onun değil her muhalifin. Rıza göster, yoksa cezaevinden cezaevi beğen. Türkiye’de hukukun üstünlüğü endeksi de yerlerde sürünüyor. Türkiye, 143 ülke arasında 118. sırada yer alıyor. Birincilik mi? Hak ihlali için AİHM başvurusunda.

Not: Meclis lokantasında tacize uğrayan genç kadınların kuver kadar bile değeri yokmuş.