Muhalefet alanındaki kimi gazetecilerde, televizyon yorumcularında, kanaat önderlerinde ve siyasetçilerde tuhaf bir hava var. Pesimist, teslimiyetçi, yenik, umutsuz ve zehirleyici bir hava bu. Daha önemli yanı ise yaşanan gerçeklikle bir ilgisi olmayan bir duygu dalgası ve ruh hali söz konusu.
Şöyle özetleyebiliriz: CHP; izlediği muhalefet çizgisi ve eylem anlayışı ile AKP iktidarını durduramadı. İktidar; CHP'li belediyelere, gazetecilere ve siyasetçilere yönelik operasyonlarını sürdürüyor. Demek ki CHP'nin izlediği eylem hattı ve siyaset yanlış ya da yetersiz. Gereğini yapamıyor; örneğin "sine-i millet" kararını niye almıyor? Onlar da koltuklarını mı kaybetmek istemiyor? Nedir?
Hatta iş o haddeye vardı ki: "CHP sadece savunmada kalıyor ve davalarla ilgileniyor. Ne yapacağını anlatamıyor. Hani kapı kapı gezilecekti? Ne oldu? Neden bir şey yapılmıyor?" bile deniliyor. Bu koroya bazı aydınların ve akademisyenlerin bile katıldığı, kimi muhalif gazetecilerin de bu görüşe yaklaştığı görülüyor. Bu tutum tam anlamıyla pasifikasyon yaratıyor, yılgınlık yayıyor. Oysa gerçek tam tersidir.
Olayın en dramatik yanı da bunu söyleyenlerin genellikle "dost" ve muhalif, hatta solda olması. Etkili olmasını sağlayan da bu durum zaten. Zehirli hava bir yağ lekesi gibi yayılıyor. Bunu Silivri’deki hücremden hissediyorum. Ama o ölçüde de şaşırıyorum; nasıl olur da benim buradan gördüğüm ülkenin siyasal durumu ve toplumun yönelimleri, dışarıdaki bu kesimlerce görülemez diye.
Ancak sorun kişisel yetenek ya da analiz yetkinliğinde değil; sorun liberalizm ile kirlenmiş zihinlerde. Bu nedenle ihtiyacımız olan şey; serinkanlı, bilimsel, ideolojik ön yargılardan arınmış ve objektif bir değerlendirmedir.
DEVLETİN GÜCÜ - MİLLETİN GÜCÜ
Öncelikle belirteyim; yukarıda özetlediğim bakışa sahip olanların ve bunu pompalayanların ülke siyasetine ve toplumsallığına gerçek anlamda hâkim olmadıkları anlaşılıyor. Siyaset sosyolojisi ile bağları yok, tarihin işleyiş yasalarından da habersizler. Elbette samimi olarak böyle düşünenler olacaktır, vardır da... Onları tenzih ederek belirteyim; sözünü ettiğim yaklaşım sahipleri bir eziklik psikozu içindeler. Hep yenik olmanın siyasetini yapmışlar.
Daha önemlisi, toplumların hareket ve tarihin işleyiş yasaları hakkında bir fikirleri de yok ama her konuda konuşuyorlar. Bütün bunları bilmek için akademisyen, sıkı entelektüel ya da nitelikli bir gazeteci olmaya da gerek yok. Mücadele içindeki deneyimli bir CHP'li mahalle delegesi ya da bir parti üyesi ile konuşulsa; belki fiyakalı kavramlar kullanmaz ama bütün olup biteni çok daha doğru ve sağlıklı bir şekilde analiz eder, açıklar.
Nedeni çok basit: Çünkü çizilmeye çalışılan tablo, bu pesimist (karamsar) ve umutsuz tablonun tam tersidir. Eğer bir yenilgi olursa nedeni bu ruh hali ve olaylara bakış tarzı olacaktır. Gerçeklikten kopma haline doğru gelişen bu eğilim ile mücadele edilmelidir.
Tablonun neden tam tersi bir siyasal, toplumsal ve tarihsel duruma işaret ettiğini ve içinden geçtiğimiz koşulları şöyle analiz edebiliriz:
1. Toplumdan yeni bir iktidar rızası üretme kapasitesini yitiren ve meşruiyet alanı daralan AKP-MHP koalisyonu, muhalefetin, yani esas olarak CHP'nin üzerine devletin gücüyle geliyor. Daha doğrusu hukuksuz bir şekilde devletin şiddet aygıtlarını muhalefeti bastırmak için kullanıyor. Elinde başka da bir güç yok. CHP ise devlet gücüne karşı milletin gücünü çıkarıyor. Yapılabilecek en doğru hamle buydu: İktidar zorbalığına ve hukuksuzluğa karşı toplumsal muhalefeti ayağa kaldırarak bir direniş hattı oluşturmak. Özgür Özel yönetimi bunu başardı. "Butlan" davası bu nedenle açıldı.
2. Bu bağlamda bir yıl içinde 106 kitlesel miting yapmak devrimci bir iştir. Üstelik bu mitingleri bütün ülke sathına yaymak ve muhafazakâr kültürel-toplumsal havzalara girmek daha da büyük bir kazanım ve başarıdır.
3. Dahası, bu mitinglerin bir süre sonra sönümleneceği, parti örgütlerinin yorulacağı beklentisi de boşa çıkarılmıştır. Tam tersine bu mitinglere katılım her geçen gün daha da artmıştır. Son Sakarya mitingi; AKP ve sağın toplam oylarının %80'lere ulaştığı bir bölgede hıncahınç dolu meydan ile ezberleri bozdu. Yukarıda da belirtildiği gibi, hukuksuzluğa karşı toplumun gücüyle çıkıldı.
4. CHP'nin halka inmesinden, kapı kapı dolaşmasından, sadece eleştirmek değil ne yapacağını da anlatması gerektiğinden söz ediliyor. Eleştiriye, eleştiri hakkına, daha iyisini istemeye evet; ama bu nedir yahu? Bırakın bu ülke tarihini, dünya siyaset tarihinde bu temponun ve direniş eylemlerinin örneği son derece azdır. Gidilmedik il ve büyük ilçe bırakılmamış; örgüt ayağa kaldırılmış ve seferber edilmiş; her miting için ön çalışma yapılmış, yerel dinamikler harekete geçirilmiş ve program anlatılmış. Daha ne bekleniyordu?
CHP VE DİRENİŞ ÇİZGİSİ
5. Farkında değil misiniz; iktidarın ezberi bozuldu. Ülkeyi giderek yönetemez hâle geliyorlar. Bunu sağlayan CHP'nin direniş çizgisi ve eylemleridir. CHP'nin direniş siyaseti, genel olarak sola ve sosyalist harekete de geniş bir alan açtı. Eleştiri olacaksa bu, süreci daha ileriye taşımalıdır.
6. Mitingler başlamadan önce erken seçim talebi toplumda %30-40 bandındaydı; şimdi %64 civarında. Bu çok büyük bir orandır. Şu anda toplumun %70'inden fazlası CHP'li belediyeler için açılan davaların yolsuzluk soruşturmalarına dayandığına inanmıyor. Davaların siyasal olduğunu düşünenlerin oranı neredeyse %80'e ulaşıyor. Bunları sağlayan mitinglerdir. İktidarın medya hâkimiyetine ve kuşatmasına karşın iktidarı bu alanda -devlet gücüne karşı- yenilgiye uğratmak büyük başarıdır. Bunu her salı grup toplantılarında konuşarak ya da tek kişilik adalet yürüyüşleriyle yapamazdı. CHP gibi bir partinin sokağa çıkması onu daha sol ve halkçı bir çizgiye taşıdığı gibi siyasetteki dengeleri de temelinden sarstı.
NE ZAMAN KAYBEDİLİR?
7. Özgür Özel mitinglerde sadece davaları anlatmıyor -ki anlatmakla çok iyi yapıyor- iktidara gelince neler yapacaklarını, programlarını da açıklıyor. Dikkatle izlenirse görülecektir. Ayrıca "proje siyasetçiliği", "icraatçılık" anlayışı temelsiz bir ezberdir; sağcı bir efsanedir. Bir siyasal parti temel politikaları belirler, hedefleri saptar ve kaynakları gösterir. Gerisi teknisyenlerin, mühendislerin, akademinin ve uzmanların işidir. Onların siyasal ve felsefi tercihlerinin belirleyiciliği yoktur. Örneğin bir iktidar toplu taşımacılığı benimser ve bu yönde temel bir siyaset saptayarak hayata geçirmeye yönelirse, yapması gereken tek şey kaynak göstermek ve hedefi belirlemektir. Gerisi teknisyenlerin ve demiryolu mühendislerinindir. Son Sakarya mitinginde Ö. Özel; özelleştirme ve kamulaştırmalar konusunda son derece önemli bir politik tutum ortaya koydu. Bunun için teknisyen, mühendis ya da muhasebeci olmaya gerek yok.
8. Sonuç olarak ortaya dinamik ve mücadele eden bir parti çıktı. Oy oranını %35-38 bandına taşıyan bir CHP çıktı. Partinin izlediği direniş ve eylem çizgisinin başarısıdır bu! Eğer CHP sözünü ettiğim liberal abartmaya gelir, sokaktan ve eylemlerden çekilirse o gün kaybeder. Tam tersine eylemlerin dozunu ve kapsamını sürekli yükseltmeli; iktidara yönelik demokratik bir kuşatma ve abluka siyaseti uygulamalıdır. Eylem hâlinde, dinamik, seçime hazır örgütü olan tek parti CHP'dir.
ÖZEL - İMAMOĞLU SİNERJİSİ
9. CHP, parti olarak %35-38 bandında ve birinci sırada olsa da etkisi çok daha geniş. Partinin cumhurbaşkanı adayı Ekrem İmamoğlu ise %58-60 bandında bir oy potansiyeline sahip. Bu oran daha da yükselebilir. Kaldı ki her olasılığa karşı ikinci aday olarak görülen Mansur Yavaş'ın da yine %60 civarında bir potansiyeli var. Bu tablo izlenen siyasetin başarılı olduğuna işaret ediyor. Bu başarının mimarı ve lideri belli ki Özgür Özel'dir; bu teslim edilmelidir.
10. Ekrem İmamoğlu'nun Silivri zindanında ve mahkemelerde sergilediği kararlı ve boyun eğmeyen tutumun da bu başarıdaki rolü tartışmasızdır. Açıklama, yazı ve mesajlarıyla siyasetin sıcak gündemini yakalayan ve müdahale eden İmamoğlu; kendisine ilişkin beklentileri boşa çıkarmadığı gibi, ülkenin içine sürüklendiği umut krizinin aşılmasına da yaşamsal bir katkı sunduğu açıktır. Ekrem İmamoğlu'nun cumhurbaşkanlığı adaylığı, dahası bu göreve seçilmesi; ülke, toplum, aydınlar ve seçkinler bakımından bir haysiyet sorunu hâline gelmiştir. İmamoğlu da bu beklentiyi dolduran bir profil sergiliyor. Demokrasi mücadelesi için bir kazanımdır.
11. Elbette CHP yönetiminin de bazı eksikleri var. Ancak bu uyarılar; umutsuzluk yaratan ve acı çekmekten mistik bir tat alan ruh haliyle değil, yapıcı ve ilerletici eleştirilerle yapılmalıdır. Kimsenin elinde sihirli değnek yok. Bir çırpıda her şeyi değiştirecek sihirli bir dokunuş siyasal ve toplumsal mücadeleler tarihinde olmaz. Kurtuluşun tek yolu; uzun da sürse kararlı ve ısrarlı bir mücadeledir. Macaristan'da Orban, Brezilya'da Bolsonaro ancak böyle bir mücadele sonunda devrildi. Sol-sosyalist bir perspektiften yapılmayan eleştiriler anlamsızdır.
NE YAPMALI?
Evet, Lenin'in kitabına isim olarak koyduğu ünlü soru; tarihin bu dönemecinde Türkiye için hayli günceldir.
Bir ulusal krize dönüşen siyasal kilitlenme halinden çıkmanın, ülkenin gerici-faşist bir diktatörlük rejimine sürüklenmesini önlemenin tek "demokratik" yolu erken seçimdir. Eğer erken seçim yapılması sağlanamaz ise zamanında yapılacak seçimi mutlaka kazanmaktır. Bunu önemsemeyenlerin ya da doğru bulmayanların ülkede bir "devrim durumu" olduğunu saptamaları beklenir. Bu durumda böyleleri, eğer tutarlı olmak istiyorlarsa, seçim yerine devrim çağrısı yapmalıdır. Ben varım!
Dolayısıyla; erken seçim ya da demokrasi hedefli bir birleşik muhalefet cephesi ya da bloku oluşturulmalıdır. CHP bu anlamda mitinglerle yetinmemeli; her ilde, her bölgede ve sahada; fabrikalardan okullara ve yaşam alanlarına kadar başta sol partiler, sendikalar, meslek örgütleri ve STK'lar olmak üzere demokratik ve cumhuriyetçi bütün güçleri bir araya getirmelidir. Demokratik ve merkez sağ, milliyetçi ve muhafazakâr parti ve çevrelerle de eylem ve güç birlikleri yapılmalıdır. Deyim uygunsa bir tür Kuvâ-yi Milliye ittifakı oluşturulmalıdır.
HUKUKU SAVUNMA MECLİSLERİ
CHP ve sol partiler, ilerici ve cumhuriyetçi kurumlar, örgütler, toplum ve fikir önderleri; ayrı ayrı yürüyen mücadeleleri birleştirecek ve kalıcılaştıracak, bütün ülkeye yayılan ve merkezi bir koordinasyonu olan bir birlik ya da yapılanma oluşturmalıdır.
Müdafaa-i Hukuk Cemiyetleri'nden esinlenip bu oluşumlara "Hukuku Savunma Meclisleri" adı verilebilir. Bugünden belirlenmesi gerekmiyor diye düşünülüyorsa, işlevine ve tarihsel rolüne uygun başka isimler de olabilir. Önemli olan böyle kalıcı ve birleşik muhalefet örgütlenmelerini yaratmaktır. Katı ve bürokratik olmayan, esnek ve dinamik yapılar olmalıdır. Demokratik ama hızlı bir işleyişe sahip olmalı, bütün muhalefeti kapsamalıdır.
KOLAY VE KESTİRME ZAFERLER YOK!
Böyle bir yapılanma; hem ülkenin dinî-faşist bir diktatörlüğe sürüklenmesini önlemek için direnişi örgütleyecek ve toplumun hakkını hukukunu savunacak hem de yeni iktidarın dayanacağı demokratik dinamikleri ortaya çıkaracaktır.
Bu bağlamda; sol partinin ülke genelinde yaptığı "Birlikte Yanıyoruz" etkinlikleri böyle bir oluşum için bir deneyim ve tecrübe olarak değerlendirilebilir ve örnek alınabilir.
CHP; diğer partiler ile sendikaları, meslek örgütlerini ve STK'ları içine alacak zeminler yaratmalıdır. Bir yandan yukarıdan aşağıya doğru toplumsal muhalefet harekete geçirilmeye devam edilirken, diğer yandan da aşağıdan yukarıya siyasal merkezi kuşatacak bir örgütlenme ve eylem çizgisi geliştirilmelidir. Hukuk ve demokratik meşruiyet gözetilmeli, bu zemin korunmalıdır. İhtiyacımız olan şey siyasal cesaret ve devrimci yaratıcılıktır.
Öncelikle sihirli değnek arayışından vazgeçilmelidir. Örneğin "sine-i millet" tam anlamıyla saçmadır. Gerçeklikten kopuk, siyasal düzenlemelerden habersiz bir öneridir. Öyle bir adım atarsanız milletvekillerinizin yarısını kaybederek Meclis'e dönersiniz. Zaten tarihimizde örneği de yok. Sanıldığı gibi radikal bir tutum da değildi; pasifist bir öneridir.
Tek yol; kararlı, sabırlı ve uzun vadeyi göze alan korkusuz bir mücadeledir. CHP yönetimi; karamsar, umutsuz ve kendilerini ve toplumu bir pasifikasyon dalgasına sürükleyecek tutum ve yaklaşımlardan uzak durmalıdır. Sol, bu zihniyetle mücadele etmelidir. Siyasal tarihte hızlı, kestirme ve kolay zaferler yoktur.