Özgür Özel, "Bugün seçilmiş il başkanlarımızla, yarın seçilmiş Parti Meclisimiz, MYK'mızla, ardından milletvekillerimizle bir araya geliyoruz. Yeni partimizi milletimizin seçtiği, ona yetkisini emanet ettiği milletvekilleriyle ilk adımını atarak kuruyoruz." dedi.

Özel, yeni kurulacak partinin açık ara farkla TBMM'nin ana muhalefet partisi olacağını söyledi:

"Teknik işlemlerin, teknik işlemlerin ardından milletvekillerimizle birlikte yeni kuracağımız partimizde hiç şüpheniz olmasın ki açık ara farkla Türkiye Büyük Millet Meclisi'nin ana muhalefet parti oluyoruz. Bugün, bugün bu kürsüye, Cumhuriyet Halk Partisi'nin grup kürsüsüne veda ederken ana muhalefet partisi grup kürsüsünü asla bırakmıyoruz ancak artık ana muhalefet partisi grup kürsüsüne veda etmenin, iktidar partisi grup kürsüsüne kavuşmanın da gününü sayıyoruz."

CHP Lideri Özgür Özel partisindeki son grup toplantısında şunları söyledi:

74 İL BAŞKANI GRUP TOPLANTISI'NDA
"Ve seçildikleri günden beri, seçildiğimiz günün ertesi sabahı ayrılıkları bir tarafa bıraktığımız, kol kola girdiğimiz, o günden bugüne yüzünü birlikte millete dönen, partisine ve birbirine hiç sırtını dönmemiş, bu partinin her bir tanesi mücadelenin en derinlerinden gelen bu partinin kıymetli evlatları, 74 il başkanım burada, seçilmiş il başkanlarım burada, hoş geldiniz!

"BEKLENTİLERİ KONUŞACAĞIZ"
Bugün bu kürsüden çok farklı, çok önemli beklentiler var. Ona dair konuşacağız. Ancak bir yandan da unutmamamız gerekenler var.

NATO toplantısı yaklaşırken yüzlerce gözaltı yapıldı...

NATO GÖZALTILARI
Geldi geçti ki, toplantı geçince bırakın demek ne haddimize. Toplantıdan önce yapılan bu önleyici tutuklamanın utancını hafifletmek olur. Ancak 29 gündür; onu TEMA gönüllüsü, Çağdaş Yaşamı Destekleme Derneği'nin üyeleri, Halkevleri üyeleri, SES, çeşitli sendikaların üyeleri, hukukçular, Çağdaş Hukukçular, gazeteciler... Yüzün üzerinde arkadaşımız, dostumuz, kardeşimiz içeride haksız yere tutuklu bulunuyor. Buradan bu haksızlığa ve hukuksuzluğa en şiddetli itirazlarımızı bildiriyor, kendilerine dayanışma duygularımızı iletiyoruz.

GEZİ HÜKÜMLÜLERİ
Hepimizin yerine içeride yatanlar var; Gezi hükümlüleri... Bakırköy Cezaevi'nde sevgili Mine Özerden ve sevgili Çiğdem Mater. Yıllardır Gezi sağ salim sonuçlansın, kimsenin burnu kanamasın diye mücadele eden dayanışmanın üyeleri. Nasıl Tayfun Kahraman, Sayın Kavala, Can Silivri'deler... Bakırköy Cezaevi'nde, hepimiz yerine, İstanbul'u korudukları için, Taksim'i korudukları için, o süreçte diyalog kanallarını açık tuttukları için ve üçer sefer beraat ettikleri halde; birinin vicdanında mahkum edildiği, zihninde, saplantılarında mahkum edildikleri, 'Darbe girişimi yapacaklardı bana' diye bir saplantıya mahkum edildikleri için cezaevinde tutuluyorlar. Sebepsiz yere İzmir Aliağa Şakran Cezaevi'ne sevk edildiler. Mine Özerden'in, Çiğdem Mater'in durumunu takip ediyoruz. En kısa zamanda kendilerini arkadaşlarımız ziyaret edecekler. Hem kendilerine bu büyük haksızlık için hem ailelerine bir kez daha geçmiş olsun dileklerimizi iletiyoruz.

Mehmet Murat Çalık; annesinin gözyaşları, aylar süren beklemeleri, sürekli nükseden sağlık sorunlarıyla İzmir'de tutuldu ailesinden uzak, mahkemeler için Silivri'ye getirildi. Aynı Kocaeli Kandıra'dan getirilen Fatih Keleş, Necati Özkan, Serdal Taşkın ve Melih Geçek gibi. Mahkeme başkanının 'Burada kalacaksınız, bir daha sevk olmayacak, zulüm olmayacak' demesine, sözüne rağmen onlar da dün tekrar Buca'ya, Kandıra'ya sevk edildiler. Çile çekiyorlar, zulüm görüyorlar. Arkadaşlarımıza yapılan bu haksızlığı, mahkeme başkanının taahhüdüne, vermiş olduğu söze rağmen, kamuoyu önünde, tutanak altında, kayıt altında yaptığı ifadelere rağmen yapılan bu haksızlığı bir kez daha not ediyoruz.

Yapılan bir operasyon sırasında mesleğini yaptığı için ama esas olarak da Cumhuriyet Halk Partisi'nin yürüyüşüne inandığı için, TÜRMOB'un iki dönem genel başkanlığını yapan, her siyasi görüşten mali müşavirin görevlendirilmesini partimizde takdir ettiği, desteklerini ilettiği, 81 ilde sevgiyle anılan Emre Kartaloğlu Cumhurbaşkanlığı Aday Ofisimizde görev aldığı için; ve yine Avukat Ece Üner, sadece ve sadece bağış yaptığı, yaptığı bağışlardan sonra daha yüksek katkılar istendiği, verdiği parayı güçlükle geri aldığını ispatladığı halde, Ekrem Başkanımızın savunmasına yaptığı katkılar ve mücadelesine yaptığı destekten dolayı hedef alınan Ece Güner tutuklu olarak bulunuyorlar. Son grup toplantımızdan sonra tutuklandılar. Bütün tutuklu arkadaşlarımıza dayanışma duygularımızı iletiyoruz. Onların masumiyetinin kefiliyiz. Onlara selamlar, sevgiler yolluyoruz grubumuzdan.

ÖZGÜR ÖZEL'İN VEDA KONUŞMASI
Değerli, değerli arkadaşlarım, değerli konuklarımız; bugün bu kürsüye her zamankinden farklı duygularla, belki de vakti gelmiş bir vedanın hüznünü taşıyarak çıktım ve huzurunuzdayım.

Hep beraber... Hep beraber, hep beraber tarihi bir kavşaktayız. Bugün buradan tarihi bir konuşma, bugün buradan çok sıra dışı bir konuşma değil; bugün buradan tarihe not düşen, hatırlatan, tarihe emanet edilen cümleleri bırakan, samimi bir konuşma, açık açık bir konuşma yapmaya geldim. Tarihi konuşmayı, yapılacak ilk seçimin akşamında hep birlikte, hep birlikte yapmak üzere tarihe emanet ediyorum.

"HER ŞEY BİTTİĞİNDE ASLA UNUTKAN OLMAYACAĞIZ"

Değerli arkadaşlarım, yol arkadaşlarım...

Kasım 2023'ten bu yana hep beraber yaşadıklarımızın siyasi tarihimizde çok önemli bir yer tuttuğundan, yer tutacağından, yıllar geçse de hatırlanacağından, unutulmayacağından hiçbirimizin şüphesi yok.

Yıllar geçse de, tarih sayfalarının her siyasi başarıyı, her hukuksuz saldırıyı, her acıyı, her sevinci yazacağını; emrihak vaki olduktan sonra bile, bizler bu dünyadan göçtüğümüzde bugünlerdeki tutumlarımızın, bazı tutumların, bazı kumpasların ve bazı onurlu duruşların evlatlarımıza, torunlarımıza miras kalacağını hepimiz görüyoruz.

Zaten bugün bu salonun atmosferinden de, uğradığımız o büyük haksızlıklardan sonra darlanıp daralıp çıktığımız sokakta karşılaştığımız herkesle kurduğumuz diyaloglardan da; tüm il başkanlarımızın, tüm ilçe başkanlarımızın, illerinden, ilçelerinden, beldelerinden, üyelerin mahallelerinden, ailelerin akşam sohbetlerinden gelen her şeyin; bu memlekette bir şeyler olduğunu, bir şeylerin değiştiğini, bir şeylerin yeniden kurulduğunu ve bu milletin kendi önüne yeni bir rota koyduğunu gösteriyor.

Bunun farkında olarak bugün buradayız. Hep birlikte göz gözeyiz, gönül gönüleyiz.

Size söz veriyorum; her şey bittiğinde asla unutkan olmayacağız. Her şey bitecek ama hep birlikte hatırlayacağız.

Bugüne kadarki tutumlarımızdan, bugüne kadarki duruşlarımızdan, bugüne kadarki yaptıklarımızdan birileri 'gelir geçer, unutulur biter, acaba bunun da üstünden yıllar geçer, bu işler unutulur, yapanın yaptığı yanına kar kalır, kişilerin birtakım yapıların bugünlerdeki sorumluluklarının üstünden rüzgar alır, sel alır' diye kimse düşünmesin.

Söz veriyorum; Zalimi zalim, mazlumu mazlum olarak... Tembeli tembel, emek vereni çalışkan olarak... Sinip kaçanı korkak, sorumluluk alanı birer kahraman olarak... Dost olanı dost, olmayanı bugünlerdeki tutumunu unutmayarak biz de anacağız, millet de anacak. Tarih kaydediyor, tarih herkesi bugünlerde nasıl duruyorsa öyle yazacak!

"TÜRKİYE'DE DEĞİŞMEYEN AKTÖRLERİ MİLLETE DAYATAN BİR DÜZEN VAR"
Türkiye'de yıllardır kurulmuş, kurgulanmış, dayatılan bir düzen var. Değişmeyen aktörleri millete dayatan bir düzen var. Bizim bu düzene karşı ilk farkındalıklarımız, ilk itirazlarımızın birkaç farklı tarihi olabilir. Ama bu salonda olanlar, bu itirazı büyütenler, bu düzenin çarkına çomak sokanlar; 14 Mayıs ve 28 Mayıs seçim yenilgilerini hazmedemeyen, kabul edemeyen, Cumhuriyetin 100. yılında Cumhuriyet'le meselesi olanların bu Cumhuriyeti yönetmeye devam etmesine mani olamamanın bir mazeretini kendine kabul ettiremeyenlerdir.

O günlerden sonra, 14 ve 28 Mayıs yenilgilerinden sonra, bu AK Parti'nin kara düzeninin bir dönem daha devam edeceği görüldüğünde; müesses nizamın kurgusuna karşı milli egemenliği hakim kılmak, eski nesil siyasete karşı yeni nesil siyaseti kurmak için yola kendiliğimizden, hemen orada çıkmadık.

'Kılıçdaroğlu Demirel'in de sağında bir kişi!' Melda Onur milletvekiliyken yaşadıklarını anlattı
'Kılıçdaroğlu Demirel'in de sağında bir kişi!' Melda Onur milletvekiliyken yaşadıklarını anlattı
İçeriği Görüntüle

Orada il başkanıysa il başkanı, milletvekiliyse milletvekili, genel başkan yardımcısıysa genel başkan yardımcısı; bir duyguya sahip olanlar, bu milletin duygusal kopuşunu görenler, başı önde yürüyen gençleri görenler, öğretmenevine çıkmaktan vazgeçen öğretmenleri görenler, akşam ağızların bıçak açmadığını, hatta 5 yıldır kanalı değişmemiş kumandanın açılış düğmesine basılmadığını görenler; bu milletin karşısına çıkıp bir özeleştiri yapmanın, bu milletin karşısına çıkıp yeni bir yol açmanın, yeni bir yola çıkmanın ama kaybetmeye alışmamanın, hiçbir şey olmamış gibi yapmamanın, yapılamayacağına olan inancın, bunun en başta kendine, annesine, evladına, eşine, sevdiklerine karşı, yol arkadaşlarına karşı bunu yapmamanın izahı olmayacağını bilenler bir tutum takındı.

"ÜÇ BEŞE GÜNE GEÇER DİYENLER..."
Bunları hiç görmeyenler, duymayanlar; 'Yahu aslında bir tepki yok, üç beş güne geçer' diyenler ya da 'Efendim televizyona çıktığımda bir daha cumhurbaşkanı adayı olmayacağım, bir daha genel başkan adayı olmayacağım. Demokratik bir yarışın önünü açacağım, partide bir yenilenmenin, bir değişimin, Türkiye'nin önüne yeni bir muhalefet vizyonunu koymanın güvencesi ben olacağım' demek yerine; 'Ben aday olmadım, hiç olmadım. Gösterirlerse olurum, o gün gelince düşünürüm' diyenler...

'Ben gemiyi güvenli limana götürüp bırakacağım. Onun için bir yerel seçimi geçireceğim, sonrasına bakacağım. Ama sonrasına da arkadaşlar ne derse o tarafına bakacağım' diyenlere karşı; 'Bu millet bir yerel seçime daha bizimle gitmeyecek. Bu millet eğer böyle davranırsak bir daha bize yüzünü dönmeyecek. Tarihin en düşük katılımı oranı olacak. Anketi görmüyor musunuz? Parti yüzde 13'lerde, 14'lerde gerilemeye devam ediyor, büyük bir felaket gelecek. Yerel seçimlerdeki felaketten sonra bu milletin daha sandıktan da umudu kalmayacak. Biz bu noktada bir şeyler yapmalıyız' diyenler, işte o gün iki ayrı yola girdiler.

O gün yol ayrıldı. O gün yol ayrılırken; duygusal sebeplerle, örgütsel sebeplerle, idrak zamanından veya henüz meselenin farkında olma noktasında başka bir yerde durup da, o günkü tavrın, özeleştirinin, inisiyatif alınmasının, değişim iradesinin doğru olduğunu görüp doğru yere milletle, örgütle birlikte gelen herkesi de, o gün ilk yola çıkıldığında, ilk adım atıldığında birlikte olduklarımız kadar kıymetli gördüm, kıymetli görmeye devam ediyorum.

"GEREKİRSE KENDİNİ FEDA ETMEK..."
Tarihin doğru yerinde durmayı, buna ilk karar veren olmak değil, gerekirse ilk baştaki hatadan dönmenin de bu kadar büyük bir erdem olduğunu görüyorum. Önemli olan samimiyettir. Önemli olan doğru yerde durmaktır. Önemli olan bencillik yerine, kendin için bir şey istemek yerine, gerekirse kendini feda etmek, memleketin, partinin önünü açmaktır.

O günü, o günü hatırlayalım, o günü hatırlayalım. O gün Cumhuriyet Halk Partisi değişirse Türkiye değişir diyenler değişim kurultayına giderken bir yanda şöyle bir algı yerleşmiş, hak veriliyor ve tartışılmıyordu: "Bu delege yapısıyla bir değişim mümkün değil."

"Türkiye'de değişim mi oldu? Bugüne kadar cumhuriyet tarihinde iki genel başkan adayı yarışıp da mevcut genel başkanın kaybettiği örnek mi var 100 yıldır? Mümkün değil, olmayacak." diyenlere hep şunu söyledim, hep söyledim.

Dedim ki: "Evet, zordur. Bu delegenin iradesini ben değiştiremem." Dönüp baktılar, "Genel başkan adayıyız, nasıl değiştiremezsin?"

Biz değiştiremeyiz. Ama o delegeyi Ankara'ya gelmeden önce uğradığı berber kulağına fısıldadıklarıyla, evinin 4. katına asansörle çıkarken 3. katta oturan 16 yaşındaki kız öğrenci dönüp de komşusuna söyledikleriyle, sabahın 6'sında yolcu ederken eşi kendi hakkının helalliğini ortaya koyarak, torunu dedesine, evladı babasına bir şeyler söyleyerek bu değişimi gerçekleştirecek demiştim.

Salona girdik, salonda 3 kişinin başlattığı ama on binlerin saatlerce sürdürdüğü bir slogan hakim oldu salona, hepiniz şahitsiniz: "Delege sokağın sözünü dinle!"

And o gün, o gün o sandıklar açıldığında o delege sokağın sesini dinlediği için, seçilenlerin hiçbirisi bu partiye uzaydan gelmedi. Hiçbirimiz bu partinin dışarıdan gelmiş birileri değil, aksine öz be öz evlatlarıydık.

Yarıştık, kazandık, tarihte ilk kez mevcut genel başkanı bir yarışmalı seçimle değiştirdik.

İşte biz değişmeyen aktörleri millete dayatan düzenin tekerine ilk çomağı orada birlikte soktuk.

Ama bu düzenle ilgili diyeceklerim var. Şudur: Seçim ilerlerken, seçim yaklaşırken hep sordular bize, hep sordular. "Size gelip devletten konuşan var mı? Öyle bir yerlerden, derin yerlerden mesajlar geldi mi?"

"Bir mutabakata vardınız mı? Bir taahhütte uzlaştınız mı?" Ben hep "Yok" dedim. O zaman "Olmaz" dediler.

"Size ne partiyi ne bu düzeni vermezler" dediler. "Buralarda bu işler böyle dönmez, pazarlığı yapacaksın, taahhütte bulunacaksın, zararsız, sistemin içinde olduğunu kanıtlayacaksın, ancak ondan sonra gelip genel başkanlık oynayacaksın" dediler.

O gün de yapmadık. Zaten seçim sonuçları bittiğinde beyefendinin kendi MYK'sında "Allah Allah ya hiç tahmin etmedik, bilseydik müdahale ederdik" demesi de bundandır.

O günden sonra başımıza ne geldiyse, halen daha bizimle ne mücadele veriliyorsa, yapılanların hepsi de bundandır.

"ALNI AÇIK ÇIKILACAK BİR KONUŞMA"
Dedim ya, tarihe not düşecek, öyle tarihi bir konuşma değil; açık açık konuşulacak, açıkça söylenecek, tarihe bırakılacak, günü geldiğinde dönüp hatırlanacak ve bu milletin karşısına alnı açık çıkılacak bir konuşma yapmaya geldim.

O gün partide genel başkan değişti, yöneticiler değişti. Ama esas o gün partide ve ülkede bir yönetim anlayışı değişti. O gün "tıpış tıpış oy verecekler", "benim dediğimi yapacaklar", "CHP'liler zaten başka ne tarafa gidecekler" diyen anlayış yerine; "ben söyleyeceğim onlar dinleyecek" yerine...

...onları dinleyen, sokağı dinleyen, il başkanını dinleyen, ilçe başkanını dinleyen, "onlar ne derse o olur, onlardan gelen sesi duyarsak doğrusu budur" diyen bir anlayış partide yönetime geldi.

"Örgütleri kapatsan bu partinin oyu 5 puan artar" diyen yerine; örgüt bir şehre, bir ilçeye, bir beldeye gittiğinde, örgütün kapısını açmadan sokağa ayak basmayan bir anlayış partide iktidara geldi.

7 yıllık ilçe başkanıyla üçüncü kez tanışıp memnun olan yerine; partinin 10 farklı ilinde çayı demleyen emekçinin adını bilen, torununun adını bilenler iktidara geldi.

Ve o günden sonra şahitsiniz ki, aksini söyleyenle her mecrada yüzleşmeye hazırım ki: "Efendim, bizi ötekileştirdiler, ittiler, kaktılar." Vallahi tersini gördüm. Tersini gördüm. Değişimcinin cenazesine gelmeyip, düğününü şereflendirmeyip aksine tutumda olana gidenleri de gördük...

"PARTİNİN ADI DEĞİŞİR GÜN GELİR DEVRAN DEĞİŞİR..."
İşte o yüzden, işte bu yüzden, tam da bu yüzden bu partiyi bölemezler. Partinin adı değişir, partinin logosu değişir, gün gelir devran değişir, ayrı düşenler birleşir ama bizi, bu birlikteliği bölemezler. Hele öyle söyledim ya, karpuz gibi yarıdan ikiye; 60’a 40, 30’a 70... Biz bir bütünüz. Bu bütünü asla bozamazlar çünkü bu bütün 103 yıllık bir gelenekle birbirinden ayrı durmayan, düşünmeyen bir bütündür. Ve değerli yol arkadaşlarım, hepiniz şahitsiniz ki kurultayımızın ardından ilk yerel seçimler için önümüzde sadece 4 ay vardı, sadece 4 ay. Zaman kısaydı, yol uzundu ve esas partideki değişimin Türkiye’yi değiştirip değiştirmeyeceği, burada yapılan işin millet tarafından bir özeleştiriye sayılıp sayılmayacağı, milletin yeni bir kredi verip vermeyeceği orada belli olacaktı. İşte o 4 ayda hepiniz şahitsiniz ki oradan buradan birçok iftira, odur budur... O 4 ayda kadınlara önem verildi, gençlere önem verildi, ölçme değerlendirmeye önem verildi. En yakınımız, en yakınımızda duran, başka adayı desteklemesine rağmen ankette çıkmayan o listeye konmadı. En yakınımızda duran bir şey istediğinde bir rasyonalitesi yoksa, hatta ve hatta, hatta ve hatta her şey eşitse, değişim görüntüsünü, umudunu, sözünü kim verecekse o adaylara yönelindi. İzmir gibi yerde cumhuriyet tarihinde bütün partiler 6 kadın belediye başkanı seçtirmişken, 9 aday gösterilip 8'i seçtirildi. 14 genç aday gösterilip 13'ü seçtirildi. 31'de 29 İzmir gibi yerde, hem de seçimden sonra "İzmir'i kaybedeceksiniz" denilen yerde böyle bir mucize gerçekleştirildi. Eldekiler kazanıldı, Türkiye'nin yüzde 65'i kazanıldı. Ufak tefek hataların bedelleri ödendi; Kırklareli'nde ödendi, Hatay'da ödendi ama doğru yapılan, samimiyetle arkasında durulan ve tek tek göstergenin başarı olan...

"1 NİSANCILAR 'BAŞARISIZLIK OLSUN GİTSİN' DİYE BEKLEDİLER"
Çünkü o gün salonda genel başkan adaylığı sırasında sadece kendi adıma değil, yeni yönetim anlayışı adına şunu söylemiştim: Artık bize kimse bir kez daha yenilgiyle tanıştıramayacak. Nasıl Bülent Ecevit 70'lerde girdiği ikisi yerel ikisi genel 4 seçimden birinci parti çıktıysa, girdiğimiz herhangi bir seçimden ikinci parti çıkarsak ertesi gün kurultayı toplayacağım ve bir daha aday olmayacağım dedim. "Dur" dediler. "Yeni seçildin" dediler. "4 ayda nereye gidiyorsun?" dediler. Birileri, 1 Nisancılar, "Başarısızlık olsun, gitsin" diye bakarken; sevenler "Bu kadar erken veda mı olur, ya birinci parti olamazsan" dediler. Ama ben siyasetin kararlılık işi olduğunu, biz siyasetin ekip işi olduğunu, hepimiz artık bu partinin muhalefette kalmaya, yenilgiye doyduğunu, hedefinin iktidar olduğunu biliyorduk biz. Bunu söyledik biz.

İSMET İNÖNÜ'NÜN TARİHİ SÖZLERİNİ HATIRLATTI
Şükürler olsun, 47 yıl sonra söz verdiğimiz gibi Cumhuriyet Halk Partisi birinci partiydi. Çoktan yapmamız gerektiği gibi AK Parti artık yenilmiş, yenilgiyi tatmış ve "13 kere yarıştım hep ben kazandım" diyen bir kibrin karşısına, "Hadi ya, bir kere yarıştık onda da biz kazandık" diyen bir özgüveni görmüştük. Maalesef, maalesef iki sınav geçilemedi. İki sınav geçilemedi. Bunlardan bir tanesi Adalet ve Kalkınma Partisi’nin... Cumhuriyet Halk Partisi Demokrat Parti’ye yenildiğinde, 14 Mayıs 1950 gecesi yaverini çağırıp, birileri askeri kullanarak yönetimi devretmemeyi beklerken İsmet Paşa’dan, Demokrat Parti’ye yaverini yollayıp "Paşa devir teslime hazırdır" deyip, evladı Erdal’a yazdığı mektupta "Şüphesiz kişisel olarak en büyük yenilgim, Türkiye Cumhuriyeti’nin demokrasisinin en büyük zaferidir. Hedeflediğimiz cemiyet hayatına demokrasi yerleşmiştir" diyebilen İsmet Paşa’ya, yıllardır kazanan, ilk kez kaybettiğinde demokratlığını gösteren İsmet Paşa’ya nasip olan bunu; kaybettiği ilk seçime kadar kazandığı 13 seçimde "milli irade, milli irade" deyip, kaybettiğinde "kirli irade"ye çeviren, bir tarafta milli iradeyi baş tacı yapıp öbür tarafta alaşağı etmeye çalışan Recep Tayyip Erdoğan demokratlık sınavını geçemedi. Çünkü birisinin demokrat olup olmadığına seçimi kazandığı akşam bakmanın ne kıymeti var?

"DEMOKRAT OLUP OLMADIĞINA KAYBETTİĞİ AKŞAM BAKACAKSIN"
Birisinin demokrat olup olmadığına kaybettiği akşam bakacaksın. Bir ikinci kayıp var, yine İsmet Paşa'dan. Öyle bir noktaya, öyle bir noktaya geldik ki, öyle bir noktaya geldik ki bazı gecikmiş vedalar olur. O geciken vedalar en sonunda doğru yere oturur. O noktaya oturduktan sonra dönüp de kaybedene, çekilene, bırakana "Ne yapıyor?" diye bakarlar. İşte öyle günlerin, öyle günlerin, yani hem seçimi kaybettiğinde rakibine teslim edebilmenin hem seçimi kaybettiğinde emaneti teslim ettiklerinin huzur bulmasının, onların bundan sonraki görevlerini yaparken diğer partilerle rekabet etmesinin, partilerini iktidara getirmesinin önünde bir engel olmamanın tarih önünde çok büyük bir onuru ve gururu vardır. O gururu 1970'lerde yaşayan ve yaşatan İsmet Paşa'ya selam olsun. Seçim zaferleri Ecevit kadar İsmet Paşa'nın partisine huzur veren yaklaşımının eseridir. Bunu kimse unutmasın.

"10 YAŞIMDAN BERİ ARKADAŞLARIMI SATMADIM SATMAYACAĞIM"
Belediye başkanlarımıza ardı ardına operasyonlar başladı. Partinin adaysızlaştırılma, kurumsuzlaştırılma ve lidersizleştirilme sürecinin düğmesine Recep Tayyip Erdoğan tarafından basıldı. Cumhurbaşkanı adayımızı alıp tutukladılar. Belediye başkanlarımızı, meclis üyelerimizi, kıymetli bürokratlarımızı aldılar, tutukladılar. O noktada millete "Bunlar casus, bunlar hırsız, bunlar yolsuz, bunlar terörist" damgaları vurmaya çalıştılar. Türkiye'nin en büyük belediyesini, Esenyurt'u kazanmışız, kayyum atayarak işe başladılar. Kayyum atayarak işe başladılar. Operasyonlarla Ekrem İmamoğlu gibi girdiği tüm seçimleri AK Parti'ye karşı kazanmış birisinin başarılarını kendisine de terör, yolsuzluk, hırsızlık, hızını alamayıp casus ve gayriahlaki suçlamalarla 1,5 yıl boyunca devletin televizyonu dahil birkaç muhalif, birkaç özgür yayıncılık yapan televizyon ve gazeteler dışında her türlü haysiyet suikastini servis ederek, önemli bir kısmında da özel ekiplerle üstünde tepinerek arkadaşlarımızı perişan etmeye çalıştılar. O Tayyip Erdoğan, "Dokunulmazlıkları kaldıracağım" diye iktidara gelip, 3 ay sonra "Bu yargıyla mı?" demiş Tayyip Erdoğan'ın bugüne getirdiği yargısını, arkadaşlarımıza yaptığı kumpaslara, haysiyet suikastlerine karşı önümüzde elbette ki bağımsız yargıya güvenimiz tamdır. Yargı süreçlerinin tamamlanmasını takip edeceğiz. Arkadaşlarımızın aklanması lazım, hatta "Aklanamazlar, partimizin bunlardan arınması lazım" diyecek genel başkan; Bağcıvan Abdullah Ağa'nın torunu, iki emekli öğretmenin evladı, 10 yaşından beri yatılı okulda arkadaş satmamış Özgür Özel olamazdı, olmadı, olmayacak!

"DERİN DEVLET DEDİKLERİ GELDİ...."
İşte bu arada o derin devlet dedikleri bir daha geliyor. İşte bu arada "Bizimle uzlaşacak mı yoksa biz onunla uğraşalım mı?" diyenler tekrar geliyorlar. Açık açık konuşmaya geldim, açık açık. Geliyor diyor ki, geliyor diyor ki sana: "Ankara merkezli siyaset yap. Otobüsün üstünden in" diyor. "Ekrem'i bırak" diyor.

"ARKADAŞLARININ ÜZERİNDE ÇİMENTO DÖK DEDİLER"
"Onu AK Parti yargı kolları parçalayacak. Gel burada çimento var, kum var, harç var; karalım, eline verelim, arkadaşlarının üstüne betonu sen dök. Daha yaşın genç, 50 yaşındasın, 80'e kadar 30 yıl partinin başında oturursun" diyorlar. İşte bugün, bugün yol ayrımındayız. "Tarihin kritik kavşağındayız" diyoruz ya; öyle çok tarihi bir konuşma yapmayacağım derdir bu durum. Tarihi hatırlatacağım.

"YOL AYRIMI BURASIDIR"
Yol ayrımı burasıdır. Yol ayrımı; AK Parti'nin kadın kollarıyla yenemediği, gençlik kollarıyla yenemediği, ana kademesinden umudunun olmadığı, siyasetçileri dışlayıp bürokratları getirdiği yeni düzen, kara düzen siyasetine bu memleketin namuslu, temiz evlatlarını, kardeşlerini teslim edip onların üstüne beton döküp o betonun üstünde parti içi iktidarda mı oturacağım, kardeşlerim için mücadele mi edeceğim? Onun kararının verildiği gündür.

"KURULTAYI KAYBETMEYİ HAZMEDEMEYENLER..."
Kurultayı kaybedip hazmedemeyenlerle yerel seçimleri kaybedip hazmedemeyenlerin büyük kurguyu yapıp içinde bir memur çocuğuna, bir parasız yatılı öğrenciye, arkasında lobilerin olmadığı, arkasında çıkar gruplarının olmadığı, geçmişinde bağlantıları, geleceğe yönelik taahhütleri olmayan birine ana muhalefeti –ki durmaz ki o zaman onlar ana muhalefette– yarının iktidarını verecek miyiz yoksa derin devletin kirli hesabına uyacak bir iş birliği mi yapacağız sorusuna verilmiş cevaptır bizim yürüyüşümüz.

"EN YÜKSEK GENEL BAŞKANLIK OYUNU ALDIM"
O yüzden, o yüzden... Butlan kararının üstünden 61 gün geçti. "Bayram geçsin, tepki durur" diyenler; "Bayramdan önce strateji yaptık, 3 gün konuşulur, 4. gün durulur, sonra geçilir partinin başına oturulur" diyenlerin bugün içinde bulundukları durum da sahadaki enerji de salondaki beklenti de memleketin geleceğine dair umutları da tam bu noktada, bu kör düğümün olduğu yerde; ya biz bu kör düğüme oturup susacağız, milletin mahkumiyetine mahcubiyetle cevap vereceğiz ya bu kör düğümleri teker teker koparıp atacağız, memleketin önünü açacağız. O gün bugün. O günlerde çıktım. Herhalde partimin benim için olan kıymetini, altı okun kıymetini, bu partide 9 yıl grup başkanvekilliği yapmış, 3 yıldır grup başkanlığı yapan, bu partiye, geçmişine, tarihine, üyesine, neferine söz söyletmeyen, toz kondurmayan Özgür Özel'in herhalde o günden bugüne gelene kadar mücadelenin en iyisini yapmak için; hukuken, siyaseten, fiziken, salonda, mahkemelerde ve sokakta en iyisini yapmak için üzerine düşeni yapacağından hiçbirimizin şüphesi yoktu. Bu konuda kendime şu kadar güvenmem. 1333 oy aldım son seçimde. 1333 oy! Tarihin en yüksek genel başkanlık oyu. Dedim ki; 1333 oyu aldım, dedim ki üçünü kendime saymıyorum. Böyle bir oy yok, böyle bir birliktelik yok. Yeniden kurulmuş sandıklarla 2025 yılında mahalleden ilçeceye, ilçeden ile, ilden genel merkeze o kurultayda gelen bu oyun bir anlamı var. Bu oy Özgür Özel'in şahsına, ekibine verilmiş oy değildir. Bu oy partinin birlik ve beraberlik ihtiyacına, bu partinin iktidar yürüyüşüne, bunun ancak güçlü bir birliktelikle, ayrışmadan, hep birlikte durarak bu inancı paylaşanların oylarını göstererek, oylarını sandığa atarak gösterdikleri dayanışmanın ürünüdür.

1333 oyun üçü bile şahsıma ait değildir, partinin iktidar yürüyüşüne verilmiş destektir" dedim. Aynı noktadayım, aynı noktadayım.

KILIÇDAROĞLU'NA KURULTAY TEPKİSİ
O gün bugün... Butlandan beri. Parti Meclisi'nde kurultay kararı alalım, ha önce ilk telefon. "Böyle bir karar çıktı ne yapalım?" "Kurultaya gidin efendim, kurultaya gidin, omuz omuza yürüyelim, el ele yürüyelim. Partide bir tartışma yapmayalım. Milleti umutsuzluğa sürüklemeyelim."

"Yapamam ki, tedbir var." Kim diyor? "Bir arkadaş diyor, bir avukat arkadaş diyor." O avukat arkadaşı yetiştiren, hukukçuları yetiştiren 32 tane hukukçu, aksini iddia eden bir kişi yok, 32 profesör yazdı, altına imza attı: "Tedbir kararı kurultaya engel değildir."

Kanun var, kanunun müellifi 3 hoca. O kanun çıkarken Meclis'e kanun tasarısını yazan 3 hukuk profesörü dedi ki: "Tedbir kurultaya aykırı değildir, aksine kurultay yapılmasını zorunlu kılar tedbir. Bu aşamada tedbir olmaz, sonuç doğurur, derhal külli irade yeniden kurulmalıdır."

Anayasa Mahkemesi geçmiş örnekler... "Delege imza topladıysa mutlaka kurultay yapılmalıdır." Onlarca, yüzlerce geçmiş örnek. Hepsini koyduk, verdik. "Yapamazsın" diyorlar. "Yapmayacağım, yeniden başlatacağım, 11 aya yayacağım, mayısta geldim, gelecek senenin nisanında belki yapacağım." Hala aynı yerdeyiz.

PM'de kararı alınabilir arkadaşlar bu kurultayın, PM'de. PM'de 8 farklı öndeyiz.

9 arkadaşımızı ihraç kararıyla birlikte, 9 milletvekilimizi ihraç kararıyla birlikte, 4 PM üyemizi ihraç etmek suretiyle PM'de çoğunluğu düşürmeye, kendisine almaya çalışmalar...

O 9 arkadaş... Bu partinin sokakta tanınan, saatin vidasından gelen, emek veren, mücadele veren, AK Parti'nin hedefi olan, bir günden bir güne bu partililiğinde bir savrulma yaşamayan arkadaşları hem disipline veriyor oradaki oylamayı kazanmak için, hem de sonra çıkıyor utanmadan: "Gidecekler, yargılanacaklar." Yani diyor ki AK Parti'ye: "Dokunulmazlıklarını kaldırın, hep beraber bunlardan kurtulalım. Ben parti içindeki mücadeleye bu 9 evladın boynunu size vermeye hazırım."

"KEMAL BEY'E OY VEMRİŞ 500 DELEGE KURULTAY İSTEDİ"
Ve dönüyorlar, diyorlar ki: "PM yok." Bu sefer PM'den geriye kalan arkadaşlar, "PM'de çoğunluk yoksa biz de yokuz" diyorlar. 60 kişilik PM, 40'ın altına düşemez, 23'e düşüyor. 23'le toplanıyorlar. Kanun diyor ki: "Derhal kurultay." "Yapmam kurultay, mücadeleye devam." 1040 arkadaştan imza alırız. O 1040 arkadaşın 500 tanesi son seçimde, yani bizim yarıştığımız son seçimde Kemal Bey'e oy vermiş delegedir.

6 ay, 3 sene sonra diyor ki: "Yapma etme Kemal Bey, o gün sana verdik ama biz partiliyiz Kemal Bey. Bu partide kurultay yapmazsan felaket gelir Kemal Bey, gel kurultayı yapalım, kararı biz söyleyelim" diyor. Kendine oy veren 500 delegeyi dinlemeyip o kurultayı da yapmıyor. Bunun üzerine... 2023 seçimi; yarışmışız biz kazanmışız, yok ben kazanacaktım. Peki, burada yoksun, burada yoksun, burada yoksun, 4 mazbata var. Gel şimdi soruyorum: Burada yokum, Fatma kazandı; burada yokum, Ayşe kazandı; burada yokum, Emine kazandı. Yahu senin bu kurultayından son kurultayı kazanan Emine'ne buradan, AK Parti'den karar çıkarttırıp son kurultayın sonucunu değiştiriyorsun.

Burada, burada il başkanları var. 74 il başkanı. İçlerinden, içlerinden 56 tanesi geçen dönemde de Kemal Bey'in döneminde de il başkanı olanlar. 2025 yılında bir daha aday olmuşlar, bir daha seçilmişler, bir daha seçilmişler. 2025'te kararı Trabzon vermiş, kararı Burdur vermiş, Hakkari vermiş...

...Edirne vermiş, Hatay vermiş, Sinop vermiş, 2025'te. 2023'ten onlara ne? Gelip 2025'in başkanlarını, bugün butlancılık yapmadıkları için, bugün "O gün sizinle beraberdik ama bugün Özgür Bey'le beraberiz" dediği için 38 tanesi, "Biz bu partinin iktidar yürüyüşüne inanıyoruz, biz ocu bucu değiliz, biz Cumhuriyet Halk Partiliyiz" dedi diye görevden alınıyorlar. Daha kötüsini söyleyeyim mi, daha içimi yakanı, daha içimi yakanı... Açık açık konuşmaya geldik.

Dün Bilecik'teydim. Bilecik'teki bütün kadın üye birleşip bir kadın il başkanı seçiyorlar, Kadın Kolları İl Başkanı. Kadınlar seçiyor. Görevden alıyor onu, bütün illerde yaptılar. Kadın üyelerin seçtiği kadın il başkanını, "Sen bilmezsin biz biliriz" diyen erkekler seçiyor Ankara'dan ve değiştiriyorlar onu. Kadın üyelerin belirlediği il, ilçe ve genel başkanlarını butlanla yetki aldık diyen erkekler belirliyor. 30 yaş altı gençlerin, 30 yaş altı gençlerin seçtiği Gençlik Kolları Başkanlarını, 70 yaş üstü yaşlılar belirliyor Ankara'dan!

O yüzden, o yüzden bugünlerde yaşananları bir kere konuşacağız, tam konuşacağız. Bugünlerde yaşananları herkes görsün. Kadının iradesine karar veren erkekler. Yetki nereden? Butlandan. Butlan yetkisi nereden? Saraydan. Kadının seçtiğine karşı sarayın seçtirdikleri karar verecek. Gençlerin seçtiklerine karşı sarayın yetkilendirdikleri karar verecek. Delegenin seçtiklerine karşı sarayın yetkilendirdikleri karar verecek.

"BEN SARAY'IN ROLÜNE TEŞNEYİM DİYOR"
Sonra diyor ki: "Arkadaşlar gitmeyin partiden, durun burada, oturun burada, bakın yakında eylülün sonunda kurultay başlatacağım, seneye nisana doğru sonlandıracağım." 7 ay boyunca bizim birbirimizi yememizi, mahallelerde kavga etmemizi, bilmem neyi izlemek istiyor saray. Ben teşneyim bana verilen role, gel sen de geç karşıma, tutuşalım parti içi güreşe, AK Parti bir dönem daha seçtirmek için Erdoğan'ı, baksın kendi işine. Yok öyle yağma! Yok öyle yağma!

"PARTİYİ PAVYON FEDAİLERİ İLE..."
Herkes şunu bilsin ki, herkes şunu bilsin ki CHP binalarına... Örneğin, partiye genel sekreter yardımcısı atayacaksın; son yerel seçimde Adana'da aday olamayınca karşımızda başka partiden aday olmuş, Zeydan Karalar'a ağzına geleni söylemiş birisi şimdi gelecek partide yönetime geçecek. Bilecik'e il başkanı atayacaksın; Bilecik'in kadın belediye başkanına her iftirasıyla burnundan getiren birisi olacak. İllere il başkanları atayacaksın; seçimde karşımızda olmuş, mücadele etmiş, başka partiye gitmiş, başka adaya destek vermiş, partiyi teslim almaya pavyon fedaileriyle gelmiş... Sonra bunlar...

"CHP'LİYİM DİYEBİLENE SÖYLÜYORUM"
...mahallelerden seçim başlatacakmış. Kasaturalar orada, geldikleri günkü gibi. Ben bu partinin gencecik evlatlarını mahalle seçimlerinde onların belirlediği belirsiz adreslerde delege yazacakları yere "Gidin orada delege olmaya çalışın, dövmezlerse, vurmazlarsa, kırmazlarsa mücadele edin, 7 ay boyunca uğraşalım, Türkiye'ye rezil olalım." Buradan geçen hafta söyledim, ne söylediğimi bilerek söyledim. Bir kez daha söylüyorum, partiliyim diyene söylüyorum, CHP'liyim diyebilene söylüyorum...

KILIÇDAROĞLU'NA HODRİ MEYDAN
...ister yarıştığımız kongrenin delegesiyle, ister son kongrenin delegeleriyle, ister en doğrusu odur, 2 milyon üyemizin her birisiyle sandığı koyalım ortaya, karar versinler genel başkana. Yüzde 90'ın altında oyu güvensizlik sayarım, partinin önünü açarım. Hodri meydan! Var mısın?

İşte, işte tam bu kararlılığın olduğu noktadayız arkadaşlar, tam buradayız. Hani tarih bir yerde kırılacaksa burada kırılacak.

Bir yerden kopacaksa burada kopacak. Kimse bana, kimse bana particilik oynamayacak. Ya Cumhuriyet Halk Partili gibi davranılacak ya da saraydan alınan talimatlar unutulacak. Başkası yoktur."

Böyle bir şey yok. Dünyanın lafını duyduk senelerce bir kelime cevap vermedik. Ama milletin, partililerin gözünün önüne geçip de böyle bir şey yok.

KILIÇDAROĞLU'NUN BUGÜNKÜ ESNAF ZİYARETİNE TEPKİ
Ha, şaşıyor musunuz sokakta sel olup akanlara? Şaşarsınız. Çünkü orada akan duygu adalet duygusudur, taşan duygu yenilgiye isyan duygusudur, kabaran duygu iktidara yürüme duygusudur. O yüzden biz akıp gidiyoruz, siz 4 kişiyle davul zurnayla tedbirli esnaf ziyareti yapmaya kalkıyorsunuz. Şükürler olsun ki bugün istikameti millete soran ve doğru yolu milletle bulan bir yolda ilerliyoruz. Bütün başvuruları yaptık.

Delege imzalarını veriyoruz, yapmıyor. Sulh Hukuk Mahkemesi'ne gidiyoruz; "Haksızsın" demiyor, biliyor yapılacak o kongre, "3 Kasım'da, 3 Ekim'de görüşeceğim başvurunu" diyor, dün görüşmesi gerekirken. Yargıtay karar verecek, İstinaf Mahkemesi 7 günde kılacak kararı 59 gün tutuyor.

Ne zaman adli tatil başlayacak? Pazartesi. Cuma günü öğlen yolluyor. Talimatı bakanlıktan alıyor, Yargıtay'ın yetkisini gasp ediyor, kendi kararının arkasında durmuyor. Şimdi bugün geldiğimiz yolda, bugün geldiğimiz noktada biz milletimize hep şunu söyledik. İlk gün sokağa çıktık. Sokakta bizi gören kolumuzdan tuttu, kimi "Partiyi bunlara bırakma" dedi, kimi "Yeni parti kur" dedi. Hep sabır dedik. Bekleyin dedik. "Ya bir yol bulacağız ya yeni bir yol açacağız" dedik. Milletimize onları asla ve asla, asla ve asla yalnız bırakmayacağımızı, asla ve asla onların umutlarını köreltmeyceğimizin sözünü geldik.

"BUGÜN MECBUR BIRAKILMIŞ HÜZÜNLÜ BİR VEDANIN EŞİĞİNDEYİZ"
Bugün mecbur bırakılmış, vakti gelmiş, hüzünlü bir vedanın hemen eşiğindeyiz. Ancak yeni bir başlangıcın sarsılmaz umudunu içimizde taşıdığımızı da milletimizle paylaşmak isterim. Bu partinin evlatları, Cumhuriyet Halk Partisi'nin bu ülkenin kurucu partisi olduğunun, Gazi Mustafa Kemal Atatürk'ün bu partinin kurucusu olduğunun, bu partinin onun iki eserinden birisi, gurur duyduğu bir eseri ve onun emaneti olduğunun farkındadır.

Demokrasi mücadelesinin ağır bedellerini ödemiş bir siyasi partidir bu. Kurulduğu gündeki milli mücadelenin yanında demokrasi mücadelesinde il başkanlarını suikastlere feda etmiş, il başkanlarını hapisler atılmış, işkenceler görmüş, mal varlıklarına el konmuş, darbeler görmüş, saldırılar görmüş bir partidir.

Bugün geldiğimiz noktada biz bu büyük mirasın her satırına, her emekçisine, her neferine ezbere bildiğimiz hatırasının geçmişteki her gününe sonuna kadar sahip çıkıyoruz. Ancak artık partimiz butlanla, yargı kollarıyla, saray duvarları arasına sıkışmış bir esaretin ve bir işgalin altındadır.

İşgal altında olan Atatürk'ün mirasını korumanın sorumluluğu da artık bu salondadır, bizim omuzlarımızdadır. Biz binayı terk ettik ama çıkarken mirası, emaneti alıp da çıktık. Miras bizdedir, meşruiyet bizdedir, yetki bizdedir, görev bizdedir. Cumhuriyeti kuran geleneğin bugünkü kuşakları ve anlayışı bizimle birliktedir. Biz asla ve asla 47 yıl sonra partiyi birinci parti yapan, AK Parti'ye ilk yenilgisini tattıran, Ankara'da partinin işgaline direnen, parti işgal edildiğinde direnen, partiyi işgale gelenlerin sabahleyin fedailerle kriminel tiplerle gelişine göğüsleriyle direnen, devletin polisi gelip üzerine gaz sıkılan, jop vurulan, Atatürk'ün emaneti tarumar edilen, odada her bir çekmecesi açılıp açılıp yere atılan o günden sonra milletvekillerimizle, üyelerimizle, Türkiye'nin dört bir yanından gelen il başkanlarımızla, parti meclisi üyelerimizle birlikte o binadan çıktık. Geride, geride yenilgileri, teslimiyetleri, hüzünleri geride bıraktık ve karşımıza umuda yürüyüşü, iktidara yürüyüşü aldık. Bir rahmet başladı, bir yağmur başladı, doluya döndü.

"İSTANBUL'DA SARAY KUKLASI BİR PAŞA OLMAK YERİNE..."
Birilerinin dediği gibi namuslu, çalışkan, ülkenin umudu arkadaşlarımızdan değil ama haksız yere üzerimize sıkılan biber gazlarından ve kulaklarımızda duymak istemediğimiz o kendi arkadaşlarımızın teslimiyet sözlerinden arınarak adım adım ilerledik. Meclis'e geldik, önünde buluştuk, binaya sığındık ve o günden sonra bugüne kadarki bu mücadeleyi hep birlikte yürüttük. Bugün gelinen nokta, sarayla uzlaşmanın ya da uzlaşanlarla uzlaşmanın, teslim olmanın noktası değildir. Sinmek, susmak, durmak asla değildir. İşgal altındaki İstanbul'da saray kuklası bir paşa olmak yerine ölümü göze alıp Anadolu'ya geçip kurtuluş mücadelesini veren Mustafa Kemal Atatürk'ün gösterdiği yol bizim yolumuzdur.

Bugün geride bıraktığımız şey ne cumhuriyettir, ne demokrasi mücadelemizdir, ne de bu büyük tarihi mirastır. Biz oradan buraya yaptığımız yürüyüşte, o günden bugüne yaptığımız yürüyüşte ve bugünden sonra yapacağımız yürüyüşte her adımda eskimiş, köhnemiş, yozlaşmış siyaseti geride bırakıyoruz.

Eski nesil siyaseti geride bırakıyoruz. Yeni nesil siyaseti, yeni bir rekabet ahlakını, özgür ve onurlu insanların ülkesini kurmak için yola çıkan ve bu konuda kararlılıkla yürüyen bir anlayışı hayata geçiriyoruz.

Kontrollü muhalefet olmayı asla kabul etmiyoruz. Kısır tartışmaları, bitmeyen kutuplaşmaları, insanları birbirine düşüren dili, devleti partiye dönüştüren anlayışı, siyaseti hukuk eliyle dizayn etme girişimlerini ve bunun yarattığı korkuyu, sessizliği ve umutsuzluğu geride bırakıyor, bunları yapanları cesaretle karşımıza alıyoruz.

Bu bir ayrılık değil. Bu bir vazgeçiş değil. Bu Türkiye'de daha güçlü şekilde değişimi sürdürme ve iktidara yürüyüşün kararlı adımlarıdır. Hiçbir siyasi parti milletten büyük değildir. Hiçbir siyasi parti kurucusunun gösterdiği hedefe ulaşma azmini terk edemez.

Hiçbir makam demokrasiden ileride, hiçbir yapı cumhuriyet ideallerinden daha büyük önemde değildir. Biz dün olduğu gibi bugün de milletin emrindeyiz. Herkesin haberi olsun. Buradan ilan ederiz. Dosta, olmayana, yanımızda olanlara, düne kadar karşımızda olanlara ilan ederiz ki; biz siyasette gömlek çıkarmıyoruz. Biz bu ülkenin yarınları için siyasette ateşten bir gömleği hep beraber giyiyoruz.

Korkanlar, çekinenler, 3 günlük dünyada şerefini değil de rahat koltuklarını düşünenler varsınlar geride kalsınlar. Biz demokrasiyi milletin gerçek gücü, adaleti devletin temel vasfı ve umudu bu milletin evlatlarının en büyük hakkı olarak görüyoruz.

"YENİ PARTİMİZİ KURUYORUZ"
Bugün seçilmiş il başkanlarımızla, yarın seçilmiş Parti Meclisimiz, MYK'mızla, ardından milletvekillerimizle bir araya geliyoruz. Yeni partimizi milletimizin seçtiği, ona yetkisini emanet ettiği milletvekilleriyle ilk adımını atarak kuruyoruz.

"AÇIK ARA FARKLA ANA MUHALEFET PARTİSİ OLUYORUZ"
Teknik işlemlerin, teknik işlemlerin ardından milletvekillerimizle birlikte yeni kuracağımız partimizde hiç şüpheniz olmasın ki açık ara farkla Türkiye Büyük Millet Meclisi'nin ana muhalefet parti oluyoruz. Bugün, bugün bu kürsüye, Cumhuriyet Halk Partisi'nin grup kürsüsüne veda ederken ana muhalefet partisi grup kürsüsünü asla bırakmıyoruz ancak artık ana muhalefet partisi grup kürsüsüne veda etmenin, iktidar partisi grup kürsüsüne kavuşmanın da gününü sayıyoruz.

Elbette bizler sosyal demokratız. Altı oka, altı oka sonuna kadar bağlıyız. Ülkenin kurucularına, kuruluş kodlarına, ülkenin kuruluşundan beri benimsediğimiz partimizin ideallerine elbette sahibiz. Ancak bununla birlikte biz bir büyük çağrının da sahibiyiz. 10 ay önce yüzde 5 parti yüzde 25 oy aldığımız yerden yüzde 38 oya giderken nasıl aslan sosyal demokratlarla muhafazakar demokratları, milliyetçi demokratları, Kürt demokratları, sosyalist demokratları, liberal demokratları kucaklamışsak, onlarla birlikte Türkiye ittifakını kurmuşsak; Atatürk'le sorunu olmayan, Misak-ı Milli sınırlarıyla sorunu olmayan, cumhuriyetle sorunu olmayan tüm demokratları Türkiye ittifakında kucaklamaya, birlikte iktidara yürümeye davet ediyorum. Bu davetin sahibiyiz.

Ayrıca milletvekillerimiz bu büyük yürüyüşün ilk adımını atarken; doğru tasarlanmış, doğru hazırlanmış, doğru takvimlendirilmiş, riskleri doğru analiz edilmiş şekilde elbette büyüyeceğiz, güçleneceğiz, hep birlikte olacağız. Buradan önemle ricamdır: Bugünlerde bizim bu partiyi milletvekilleriyle kurmamızla birlikte, doğru bir takvimlendirme ve ölçeklendirme içinde iktidar yürüyüşümüze herkes güvensin. Yarın sabah kimse, belediye başkanına "Sen niye geçmedin?", belediye meclis üyesine "Hala niye buradasın?", filanca kişiye "Hala niye orada değilsin?" demesin. Bir tane kuralımız var. Bir kere, kimseyi geride bırakmayacağız. Kimseden ayrı ya da uzak değiliz. Şu kadarını söyleyeyim: Ben yeni partide yokum. "Özgür Özel'le, arkadaşlarıyla birlikte değilim" diye kulağınızla duymadığınız herkes, emin olun ki bizimle birliktedir, bizimle birliktedir. Kimse şundan şüphe etmesin: Bu iktidar yürüyüşünde bizler, sizler, biz, hepimiz...

"NE İMAMOĞLU'NU NE DE YAVAŞ'I BIRAKIRIZ"
Ne Ekrem İmamoğlu'nu geride bırakırız, ne Mansur Yavaş'ı; ne Zeydan Karalar kalır Adana'da, ne Vahap Seçer Mersin'de. Selam olsun Edirne'den Iğdır'a, Trabzon'dan Antalya'ya. Bir daha söylüyorum: "Ben onlarla değilim" diyen diyebilir, tarihin önünde milletin gönlünde ayrışabilir. Bu lafı duymadığımız herkes bizimle birliktedir iktidar yürüyüşünde. "Sahipsiz vatanın batması haktır, sen, siz böyle sahip çıktıktan sonra bu vatan batmayacaktır." Bu büyük yürüyüşe, bu yeni yürüyüşe hazır mısınız? Yolları kapattılar, yeni bir yol açmaya var mısınız? Yeni yolu açıyoruz, iktidara yürümeye var mısınız? Haydi bakalım, yolunuz açık olsun. Yeni yolda hep birlikte yürüyeceğiz, iktidara yürüyeceğiz. Yürüyelim arkadaşlar, yürüyelim arkadaşlar!

Kaynak: Haber Merkezi