Mahkemenin CHP'ye atadığı Kılıçdaroğlu, CHP Grup Toplantısı yapmak istedi. CHP'liler TBMM önüne gidip CHP Lideri Özgür Özel'e destek oldu. Sabah başlayan gerginliğin ardından Kılıçdaroğlu, TBMM'de konuşmaktan vazgeçti. Kılıçdaroğlu genel merkeze gitti.

CHP Lideri Özgür Özel'in başkanlığında da CHP Grup Toplantısı başladı. CHP'liler Özgür Özel'i ayakta alkışlarla karşıladı.

CHP Lideri Özgür Özel şu ifadeleri kullandı:

"Değerli milletvekillerimiz, kıymetli grubum, çok değerli konuklar...

Bugün 13:30'da bu kürsüde kim olacak? Günlerdir bu tartışıldı, bu konuşuldu. Burada, bu kürsüde ilan edilen saatte çıkıp da konuşma yapmayı kendi adıma bir başarı, bir zafer olarak görmüyorum.

"BİNLERİN DEMOKRASİ VE ÜLKE SEVGİSİNDENDİR"
Ancak bu kürsüde Cumhuriyet Halk Partisi'nin seçilmiş genel başkanının konuşma yapmasının sağlanması; Dikmen Kapı önündeki binlerin, Türkiye'deki milyonların ve bu salonda bulunan bu güzel insanların yüreklerindeki demokrasi, ülke ve parti sevgisindendir. Sizleri kutluyorum.

Biz demokrasi fikrinin insanlarıyız. Biz sandığa inanırız. Seçime, seçene ve seçilene saygılıyız. Onun için bugünkü buradaki bu duruş, bu başlangıç ve hep birlikte sürdürdüğümüz bu yürüyüş çok anlamlıdır. Bir gün değildir, bir mevzi değildir, bir zafer değildir; bir bütünün diğerleri kadar kıymetli bir parçasıdır.

Vazgeçmemektir, teslim olmamaktır, direnmektir ve bencil bir duyguyla değil, bütün ülkenin geleceğini düşünen bir duyguyla davrananların birlikteliğinin zaferidir. Hepinizi kutluyorum.

FERDİ ZEYREK'İ GÖZYAŞLARI İLE ANDI
Bugün 9 Haziran Kardeşim, arkadaşım, yoldaşım Manisa Büyükşehir Belediye başkanımız Ferdi Zeyrek’in vefatının sene-i devriyesindeyiz. Geçen yıl kurban bayramıydı. Her kurban olduğu gibi 5 gibi kalktık. Birimizden biri öbürünü alırdı. Ferdi geldi, beni aldı. Genel başkandık. Büyükşehir Belediye Başkanımızdı. Hatuniye Camii’ne gittik. Bayram vaazını dinledik. Namazımızı kıldık. Kabristana gittik. Manisa Tarzan’ından başladık, her zaman ve her sene yaptığımız gibi. Aile büyüklerine seçilmiş her partiden seçilmiş belediye başkanlarının kabirlerine partimizin ve diğer partilerin Milliyetçi Hareket Partisi’nin 80 öncesinde hayatını yitirmiş olan il başkanlarına ayırmadan ziyaretlerde bulunduk. Şehitlik, polis şehitliği, her sene olduğu gibi, askeri şehitlik, sonra kurban kesim alanına gittik. Kurbanlarımızı kestik. Birer but aldık. Ferdi Gültan teyzeye götürdü, ben anneme kavurma için. Öğlen 12 gibi ayrıldık birbirimizden ve akşam uyumaya yakın o yorgun günün sonunda o feci haberi aldık. O feci kaza haberini. Hep birlikte Manisa Celal Bayar Üniversitesi’nin bahçesine hep beraber hepiniz vardınız. Bütün Manisa vardı. Neredeyse bütün Türkiye’den insan vardı. Bütün partiler vardı. Üç gün direndi. Üç gün dua ettik. Üç gün bir mucizeyi kovaladık. Olmadı, kaybettik. Sonra yine herkes vardı. Hep beraber Manisa’da ilk kez cumhuriyet meydanında yapılan bir cenaze töreniyle meydanlara Manisa’ya sığmadı.

Tarihin en unutulmaz herkesin gördüğüne şaşırdığı bir tek ferdiyi bilenlerin şaşırmadığı böyle biriyle ancak bu ferdiye nasip olurdu denilen bir törenle kardeşimi, kardeşimizi uğurladık. Bugün de birinci sene-i devriyesi. Orada olmak hepimize düşerdi, hepiniz istediniz. Orada olacaktık ve geçen hafta basın mensubu bir arkadaş sordu. Biz de ki grup toplantısı deyince ben dedim haftaya olmaz.

Ferdi’nin vefatının yıldönümü, orada oluruz. Herkes orada olur dedim. Ve bu soruya cevap yayınlandıktan bir süre sonra olmayacak bir şey oldu. Gözlerime inanamadım. Sonra da sonra da böyle araya girip, yav yapmasanız etmeseniz diyenlere e Özgür Bey Manisa’ya gideceğim deyince biz yapalım dedik diyerek bugün bizim orada olmamızı burada grup toplantısını yapmak için bir fırsat görüldü.

Bir açıklama yapıldı. Günlerce düşündüm. Günlerce aklına güvendiğim herkese danıştım. Grubumuza, arkadaşlarımıza, çocukluk arkadaşlarıma hep şunu gidelim, gelsinler. Kim gelecek? Kim gelecek? O sabah partiye yedide kim geldiyse onlar gelecekti. Biraz önce Dikmen kapıda onları gördük zaten.

Kim gelecek? Son dört kurultayın seçilmiş genel başkanı olmayacak, seçilmiş yöneticileri olmayacak. Son üçünde geçerli oyların hepsini alan genel başkan olmayacak. İlk günden bu yana ilk kez nasip olan ki kendime saymıyorum diye söyledim, bir genel başkanın son üç kurultaydır delinmeyen anahtar listesi.

Bu liste iyi yapıldı, güçlü müçlü demek değil. Bu delegenin yani hem son seçilen delegenin hem ilk delegenin, o günkü delegenin idraki partiyi sevmesi, sahiplenmesi kapalı yere giriyor adam. Kimse görmüyor atmaz atmaz. 3 sene önce vermemiş 600 küsur tanesi. Hepsi veriyor. Diyor ki birlikte olalım. Bugün dayanışma günü bugün ayrışma günü değil. O delege gelse o delege gelse, o ruh gelse, o bilinç gelse, o idrak gelse zaten Özgür Özel’e burada gerek yok. Orayı kimin oturduğunun hiç önemi yok. Ama kim gelecekti, kimin geleceğini gördük. Nasıl gelmeyi planladıklarını gördük ve buranın ne olduğunu gördük. Burası Milli İrade’nin tecelligahıdır. Burada tecelli eder. Millet bir karar verir, o karar burada tecelli eder. Bütün yıpranmışlığına, yok sayılmasına, anayasayla yetkilerinin yağmalanmasına rağmen eninde sonunda o birinci meclisin duvarlarındaki o ruhu gidince hissedersiniz. Burası seçilmişlerin yeridir ve eğer bir seçilmiş ona verilen görevi yani bugün bu kürsüdür ona verilen görev ele verilen bayrağı bir kere bırakmaya koysun, o bayrağı bir bırakırsanız millet bir daha elinize vermez o bayrağı.

Onun için herkese danıştım, en son Ferdi’nin sesiyle kararı verdim. Dedi ki hep Manisa’ya gitmem gerekir, hep burada bir şey çıkar. Orada da olmam lazım. Ararım, yav birader ne yapacağız? Daha derken anlar, abi biz burayı hallederiz sen orada lazımsın. Ben bugün burada lazımdım, ondan burada kaldım.

O yüzden, o yüzden bunun, bunun, bunun gereği gereği de budur. Burayla ilgili bir inatlaşmanın değil de, bir vazifeyi üstlenmenin gereği de budur.

"DÖRT KOLDAN SALDIRI ALTINDAYIZ"
Dört koldan saldırı altındayız. Üç yıl önce partimizde seçimleri kazandık. 10 ay önce beş parti birden %25'lik cam tavandaydık. 10 ay sonra %38'le, 47 yıl sonra partiyi birinci parti yaptık. Kurulduğu günden beri Ak Parti'yi ilk kez geçtik ve o günden bugüne saldırı altındayız. Bunu bu kadar net koymak lazım.

"CHP'NİN İÇ İŞİ FALAN DEĞİL"
Yani CHP'nin iç işi diyorlar ya, bakarsan dışarıdan anlamazsın meseleyi, çözmezsen kumpası, CHP'nin iç işi. CHP'nin iç işi falan değil. Kim karışır CHP'nin kurultayına? Öyle bir noktadayız ki, o günün delegasyonuyla iki kere olağanüstü kongrede yapılmış, günü gelmiş, sıfırdan başlanmış, mahallelere tek tek sandık konmuş, YSK denetiminde bütün süreçler bitmiş, dönüp son dört kongreyi iptal etsen, daha doğrusu, yok say, YSK'ye göre yok değil. Mazbatalar duruyor, her şey tamam.

Hiçbir yere göre yok değil ama Ak Parti yargı kollarının görevlendirdiği bir istinaf mahkemesi olmayacak bir karar alsın ve artık Türkiye'de hiçbir seçilmişin koltuğunun seçim hukukuyla, itirazlara ve kesinleşmeye bağlı seçim hukukuyla sonucunun kesinleşemeyeceği bir asliye mahkemesini ikna edenin, bir istinaf mahkemesinin gözünü döndürenin her şeyi yapabileceği bir acayip sistemin içine düşürdüler Türkiye'yi. Ondan kurtulmaya çalışıyoruz. Ama öyle bir kötü akıl var ki, onu söylemeden olmaz, onu görmeden olmaz. Kötü akıl şu. Yenilmiyorduk, yendiler. Kaybetmiyorduk, kaybettik. İstanbul'u da aldılar, Ankara'yı da aldılar. Türkiye'nin %65'ini aldılar. İlk seçimde iktidarı alırlar. Biz bu iktidarı veremeyiz. Veremeyecek durumdayız. Sandıkla geldik ama sandıkla gidemeyiz. Dönülecek eşiği çoktan aştık. Bu iktidarı teslim edemeyiz. Bütün mesele bu. Bunun üstüne oturuyor sistem. Gençlik kolları, kadın kolları, ana kademe, yok bir önemi. Bu işi kim yapar? Bu işi o çocuk yapar. Vaktiyle, hukuksuz, bütün kararları Anayasa Mahkemesi'nce bozulan o kararları kim aldıysa cesaretle.

15'te 15, Ak Parti'nin atadığı Anayasa Mahkemesi'nin 15'te 15'le bozduğu karar, düşünün yani. Hani 2 kere 2'ye 4 değil 5 dememiş, 2 kere 2'ye 555 demiş. Öyle kararları alabilen ve bunu talimatla yapabilen birisine yargı kollarını kurdurdular. Çok anlattım yaptıklarını da mesela bugün için neredeyiz biliyor musunuz? Bugün için. Hesabını veremediği, doğru olduğunu herkesin bildiği, defalarca Murat Kurum'a buradan söylediğim belediyelerin ellerinde Murat Kurum'un yolladığı yazılar var. Vergi gelirlerinin arttırılması için hepsinde belli. Murat Kurum tek tek biliyor 16 tapuyu. O yüzden bir kelime söyleyemiyor. Onu söylediğimiz gün çıktı dedi ki, efendim Muhittin Böcek yakında konuşacak, Özgür Özel'e Manisa'da para verdi o ortaya çıkacak. İçişleri Bakanlığı koruma ekibi çıktı ki ortaya, Özgür Özel o gün Ankara'da gün boyunca programı belli. Dedim ki bunu ispatlayamazsanız namertsiniz, alçaksınız. Böyle iftira olmaz dedim. İspatlayamadılar. Sonra ne yaptılar biliyor musunuz? Ne yaptılar? O 110 gün yoğun bakımda yatmış, 20 tane ilaçtan yaşayan adamı kendisi defalarca açıkladığı halde, adaylığım için 1 kuruş para verdiysem şerefsizim diye kendi yazıp açıkladığı halde, yahu ne parası zaten.

Seçilmesi garanti, o kadar belediye varken kimseden bir şey istenmemiş de bizden mi istenmiş diyordu. İki seçim üst üste hiçbir parti kazanamamış Antalya'yı. Adaylığından sonra, adaylığından sonra son aday gösterilmesinden 3 gün öncesinin anketi var. Parti gitmiş, aday göstermek için para almış da o parayla anket mi yaptırmış diyordu. Böyle birisine en son ne ifade verdittiler biliyor musunuz? En son ifade. Önce o paraya orası olmadı, burasını attılar. Eşkâl tutmadı, yalan tutmadı. En son gittim, kimse görmezken Ferdi Zeyrek'e verdim diye ifade verdittiler.

"ZEYREK ÖLDÜ DİYE HESAP YAPTILAR"
"Ferdi Zeyrek nasılsa ölmüştür, savunamaz, inkar edemez. Özgür Özel'le de ilişkilidir. Böyle dersek, biz bu yalanın içinden tutarız, yalanı karadeliğe atarız, zaman tünelinde hakikati yok ederiz" Bütün hesabı böyle yaptılar. Bu kadar kötüleşebilen birilerinden bahsediyorum. Bu kadar kötüleşebilen birilerinden bahsediyorum. Öyle bir noktaya geldik ki, ölmüş insanlara iftira atan, ölmüş kardeşime iftira atan, ölmüş bir başka kardeşimizin namusuna dil uzatan ve içimizdeki bir çekişme bile değil, bir umut bile değil, bir inat mıdır, nedir bilinmez.

Oraya, oraya hamle yaparak partiyi bu duruma getirerek, partiyi adaysızlaştıran, kurumsallaştıran, lidersizleştiren bir çözüm paketinde içeriden dışarıdan her türlü iş birliğiyle ilerleyerek bu işleri çözmeye kalktılar.

Eğriye eğri doğruya doğru. Amerika bayrağına, Amerikan bayrağına el basıp yemin eden birisinin televizyon kanalı Ekrem İmamoğlu ilk tutuklandığında her türlü yalana atan, şimdi saymayacağım tek tek ama hepinizin duyduğu, bizim iddianameyi yargılanmak değil yargılamak için istiyoruz.

Hepsi bunların yalan dediğimiz. Ama popüler olan 1200 cep telefonundan tutun da, parke altında paralar, toplantıda görüntüler, bavul bavul para, hiçbiri çıkmadı ya. TGRT bu yalanları atarken, Ahaber bu yalanları atarken, iddianamede olacak diye de söylerken, kanıtı ispatı var bunların derken, şimdi, yav ben de yalan attım diyenler, videoyu ben de gördüm derken, Ekrem Başkan'ın evine desteğe koşanlar, ziyaret edenler, cumhurbaşkanlığı adaylığı ön seçiminde kullandığı oyla poz verenler şimdi kendilerine bir şeyler vadedilince bütün her şey yalan çıkmasına, itirafçılar tek tek caymasına, helallik istemesine, tel tel dökülmesine iddianame günlerinde Ekrem Başkan'a hırsız demeye başladılar. Arkadaşlarımıza hırsız demeye başladılar.

Belediye başkanı diyor, bana geldiler, kurultayda para dağıttım de, kurultay iptal olsun, seni serbest bıraktıracağız dediler. Buralara geldik, buralara, buralara. O yüzden mesele ne öyle parti içi mesele, ne bir başka mesele.

"MESELE ERDOĞAN'I RAKİPSİZLEŞTİRMEK PARTİ İÇİ MESELE DEĞİL"
Mesele, Cumhuriyet Halk Partisi'ni olası tüm adaylarıyla, kurumsal kimliğiyle, lideriyle bütün güçlü kaslarıyla birlikte ortadan kaldırmaya çalışan rakipsizleştirme, Erdoğan'ı rakipsizleştirme meselesinden başka bir mesele değil. Kimse bu işi parti içi bir mesele sanmasın. Aha da bizim parti. Parti içi bir mesele olacak, Ali ile Veli kavgaya tutuşacak, burada gidecek. Ele güne karşı, gök, ele güne karşı meclisin giriş kapısının önünde o cılız, o aslında güçsüz ama gücünü haklılığından alan bedenini o oradan buradan toplanmış serseri güruhun önüne koyacak. Biz parti içi meseleyi değil, Türkiye demokrasisini, ülkenin iktidarının sandıkla değiştirilmesine bedenlerini koyuyorlar orada insanlar.

"DÜNYA SİYASET TARİHİNDE GÖRÜLMEMİŞ BİR KUMPAS, BİR OPERASYON"
Bugün yapılan iş milletle birlikte iktidara yürürken dünya siyaset tarihinde görülmemiş bir şekilde bir çelme, bir kumpas, bir yolundan çevirme operasyonudur. Bu yüzden, bu yüzden bizim bugün buradaki geçirdiğimiz her gün sıkı sıkı sahip çıktığımız zincirin her bir halkası, o kopmadığımız her an memleketi, Cumhuriyet'in kurucu değerlerinden koparacak Trump istiyor diye, onun Ankara'daki temsilcisi öyle tarifliyor diye buralarda demokrasiye gerek yok. Merhametli monarşiler, güçlü tek adamlar lazım. Eskisi gibi, Osmanlı'nın son dönem sistemi gibi sistem lazım.

"BU REJİME KASTEDEN NİYETLERE KARŞI O ZİNCİRLERİ TUTUYORUZ"
Öbür taraftan devletin başına bir Türk, bir Kürt, bir Alevi lazım. Öbür taraftan baktığında efendim İttihad ve Terakki gibi Batıcılar, muhafazakarlar, milliyetçilerin ittifakını derin devlet kuruyor, biz de ona uyuyoruz deyip bu rezalete, bu yıkıcı rezalete, bu rejime kasteden niyetlere karşı o zincirleri tutuyoruz.

Bugün kopmayan halka bu halkadır. O yüzden, o yüzden Dikmen Kapı'nın önündeki binlere seslenirken de söyledim, teşekkür ederken de söyledim. Size de söylüyorum. Siz bugün Türkiye'yi kuruluş ayarlarına Gazi Mustafa Kemal'in emanetinden koparmaya çalışanlara karşı o kopmayan halkasınız, kopmayan halkasınız. O yüzden, o yüzden hem Ferdi'min ölüm yıldönümünde bize bunları yapanlara o kararı alanlara, aldırtanlara o karara uyanlara hem de genel merkezde o kara günü yaşatanlara hem de bugün bu meclisin altında cüret edilen bu meseleye o kötücül akla, o Ak Parti'nin kara düzeninin kötü planına kim eğer alet olup yol veriyorsa, varsa şu kadarcık hakkım, hakkımı helal etmiyorum. Şu kadarcık hakkımı helal etmiyorum.

"BİR KEZ KÖTÜ SÖZ SÖYLEMEDİM"
Ve bugün maalesef, ömrüm boyunca bir kez kötü söz söylemedim, söyletmedim. Ona söz söyleyenler için şu Meclis Genel Kurulu'nda neler geldi başıma neler. Darbedildim, kürsülerin altında kaldım, neler yaşadı bu grup, neler. Yine de asla ve asla partinin geçmişine saygımdan ağzımı açmıyorum, susuyorum. Ama gerçekten bu yaşatılanlar, bu yaşatılanlar, bu partiye yaşatılanlar, benim kendi, kendi meselemin ötesinde genel başkan olarak partime yaşatılanları gördükçe gerçekten ne diyeceğimi şaşırıyorum.

O binada kimler var, kimler? Kimler var biliyor musunuz? Saymadığım isim üstüne alınmasın. Bugün, o gün partinin üyesi olmayan milletvekillerimiz bile o gün CHP ile hiç ilgisi olmayan seçmenlerimiz bile, bugün aynı duygu durumunda, aynı kararlılıkta o zinciri kopartmamak için kendi kol kola girmesiyle herkes gözümde bambaşka bir yerdedir, en üst mertebededir.

"HALUK KIRCI'NIN EKİBİ GENEL BAŞKAN KATINDA"
O binada bugün Kemal Bey'e çubukta organize bir linç girişimi yaşatılıyordu, ölümü göze alarak onunla birlikte, onu koruyarak yanında duran mesela Murat Emir yok orada. Ama 1980 öncesi 7 Tip'li genci öldüren Haluk Kırcı'nın ekibi selam veriyorlar 12'nci kattan genel başkan katından selam veriyorlar objektiflere. Kemal Bey Şavşat'ta saldırıya uğradığında kirpinin içinde onunla birlikte suikasta uğrayan ve onunla birlikte saldırı altında kirpinin içinde olan Seyit Torun yok orada. Çünkü Kemal Bey'e oradan ateşler atılırken, kirpinin içine girerken Kemal Bey'in üstüne kapanan Seyit Torun'u iki kolundan tutup da attılar o binadan dışarıya.

Ya hapse gireceksin ya Ak Parti'ye katılacaksın dendiğinde dimdik duran belediye başkanlarımız yok orada.

Ama bir sonraki operasyon şu CHP'li belediyeye deyip belediye başkanlarının kendilerine, ailelerine haysiyet suikasti yapanlar, o haberleri yapanlar o binada geziyorlar.

Adalet yürüyüşünün biri isim babası, biri fikir babası, Aykut Erdoğdu'yla Bülent Tezcan yok. Aykut Silivri'de, 12 metrekarelik zindanda ama İBB borsasında tutuklananları ziyaret edip 2 milyon lira vereceksin, şu iftirayı atarsan çıkarsın diyen avukat, Yunanistan'a kaçarken yakalattığım avukat, göstermelik ev hapsi kaldırılan avukat, o binada arınma başlanmış burada diye paylaşıyor.

O binada Ak Parti'yi yenen kadrolar yok. O binada yenilgiye itiraz edenler, o binada direnenler, mücadele edenler yok.

O binada Cumhuriyet Halk Partisi bu yolu yürüyemezsin diye tarihin görülmüş en büyük iftira, kumpas, karalama ve algı yönetim kampanyalarının yöneticileri partinin aklı olmuşlar güya. Bizi yıpratacak diye partiyi perişan eden işlerle meşguller orada.

'PARALEL CHP' SÖZLERİNE ÇOK SERT TEPKİ VERDİ
O yüzden şimdi çıkmışlar oraya, buraya efendim bir paralel CHP varmış. Paralel CHP anlayışı varmış.

Bizim meclisi paralel genel merkez olarak yapmamız kabul edilemezmiş. O yüzden burası da zapdedilmeliymiş. Biz genel merkezden Meclis'e yaptığımız yürüyüşte bu zihniyeti arkamızda bıraktık. Eskimiş, köhnemiş, yozlaşmış bu çirkin zihniyeti geride bıraktık, onlara bıraktık ve Cumhuriyet Halk Partisi'nin bir binadan ibaret değil, bir anlayıştan, bir inançtan, gerekirse bir inattan ibaret olduğunu ve bunun bu ülkenin son umudu olduğunu, son kalenin bir bina, kapısı, çatısı değil, son kalenin Cumhuriyet'e inananların yüreğindeki olmayan korku duygusu, var olan mücadele duygusu olduğunu söyledik.

"BU MİLLET SEÇİLMİŞLER VARKEN ATANMIŞ PARALELLERİ BİLİR"
Bu millet paralelin kim olduğunu bilir. Bu millet emniyet müdürü varken emniyetteki emniyet imamının paralel olduğunu bilir. Ya da bu millet seçilmişler varken atanmış paralelleri bilir.

"CHP'YE FETÖ İFTİRASI ATAN, İDDİANAMEYE BİLE GİRMEYENLERİ DOĞRUYMUŞ GİBİ..."
Onun için her şeyi yapın ama bu dille bu FETÖ'den kalma dille, önüne geleni FETÖ'cü ilan eden dille, önüne geleni hain ilan eden dille demokrasiyi tehdit gördükleri için demokrasinin tepki ve protesto rejimi olduğunu kabul etmeyenlerin her direnişe ayaklanma, her meydana sokak çağrısı, her mitinge sokakları karıştırmak, Türkiye'yi karıştırmak diye bakan sığ anlayışın o terminolojisini bu Cumhuriyet Halk Partisi'nde Cumhuriyet Halk Partisi'nde görev yapmış kimseye yakıştırmam. Asla ve asla, asla ve asla Cumhuriyet Halk Partisi'ne paralel yapı, FETÖ ya da namuslu arkadaşlarımıza hırsız atılan iftiralara uygun olarak çeşitli iddianame laflarını doğruymuş gibi, iddianameye bile giremeyen iftiraları doğruymuş gibi alıp, yok arınacağız, yok atacağız, yok satacağız. Böyle bir şeye teslim olursak biz Cumhuriyet Halk Partisi olmaktan çıkarız. Elbette hukuka sığınacağız, elbette hukuka güveneceğiz, elbette yargının bağımsız yargının her şey olduğunu bileceğiz. Ama onun için önce bu yargıdaki çeteyi dağıtacağız, yargı kollarını dağıtacağız.

İktidar yürüyüşümüz geldiğimizde yargıyı ele geçirmek için değil. Bir daha kimsenin ele geçiremeyeceği bir yargı düzeni kurmak içindir. İktidar yürüyüşümüz gelip de onların yağmaladığı, önce TMSF'ye yolladığı, sonra milletin bankasının parasından kendisine yandaş yaptığı medyayı bu sefer bizim tarafa almak, çökmek değil, bir daha kimsenin yandaşlaştıramayacağı bir medya, bir basın düzeni kurmak, basındaki herkesin sadece kendini mesleki değerlerine ve millete karşı halkın haber alma hakkına karşı sorumlu hissettiği, patronaj ilişkilerinin devlet üzerinden beslenmediği, her bir basın emekçisinin de güçlü sendikasıyla patronundan, o sendikayla da patronun da devletten korunduğu, kimsenin ele geçiremeyeceği bir sistem kurmak için iktidar olmak zorundayız.

İşte o günün basınıyla, o günün yargısıyla yarının Türkiye'sini hep beraber ayağa kaldıracağız. 2 kere 2 nasıl 4 ediyorsa, bugünkü yargının yazdığına, çizdiğine, bugünkü basının köpürttüğüne, yönettiğine teslim olarak bir adım geri atarsak teslim alacaklar ülkeyi. Yarını olmayacak ülkenin ne demokrasisi, ne bağımsız yargısı, ne bağımsız basını, ne de gençlerin ve hiçbirimizin bir ümidi. Bunun için, bunun için, bütün bu kurulan kumpasa, anlatılan hikayeye ve basın eliyle desteklenen tüm bu söylemlere karşı Kuvayı Milliye ruhuyla 100 yıl önce olduğu gibi sadece ve sadece milletin azim ve kararlılığına inanacağız. Sadece ve sadece millete. Tarihi bir eşikteyiz. Tarihi bir eşikteyiz. Tarihi bir eşikteyiz. Bu eşik artık geri dönülemez bir noktaya gelmiştir. Ümit ediyorum, butlan kararından, partiye yapılan saldırıdan ve bugün burada cüret edilen meseleden sonra bir aklıselim, bir aklıselim, hakim olur ve bu kritik eşik geri dönülmez bir şekilde aşılmaz.

2 milyon üyemiz var. 2000 tane kurultay istemeyen seçilmiş yönetsin demeyeni bulamazsınız. O 1000 taneyle de bayramlaşmayı yapalım. O 1000 taneyi getirelim, grup yapalım. O 1000 taneyi getirelim ki, çıkar CHP kimliğini desen, 200 tane kimlik çıkmaz. Binaya girip şey diyor, ''Tam bir CHP'li oldum ha'' diye yanındakine şaka yapanlarla.

O 1000 tane bindirilmiş ve gezdirilmiş kıtayla ne kurultay yapabilirsiniz, ne bayramlaşma, ne grup toplantısı, ne başka bir şey. O yüzden, o yüzden herkesin artık nasıl bir eşikte olduğumuzu görmesi lazım. Bütün muhalefet partileri, ''Derhal kurultay yapılmalıdır'' diyor.

CHP'li 72 il başkanından 'kurultay' açıklaması
CHP'li 72 il başkanından 'kurultay' açıklaması
İçeriği Görüntüle

CHP'yi kayırmak için demiyorlar bunu. Kendilerinin de tabi olduğu bu sistem ortadan kalkarsa, demokrasi ortadan kalkacağı için söylüyorlar bunu. Bütün siyasi partiler, barolar, barolar birliği, meslek örgütleri, STK'lar, Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanı, Milliyetçi Hareket Partisi'nin genel başkanı, belli bir evreye kadar bu konuyla ilgili söylediği değerlendirmeler, AK Parti'de geçmişte önemli görevler yapmış ya da şimdi uçak kalktıktan sonra arkadaşlarımızla konuşan aklıselim herkes, ''Ya ne yapıyoruz biz'' diyor, ''ne yapıyoruz''. CHP kurultayını yapmalıdır ve CHP seçilmiş bir yönetimle yoluna devam etmelidir. Ne yapıyoruz biz diye. Bunun için, efendim, diyalog olsa vallahi hiç uzak durmadık. Çok net söyleyeyim, kurultay yapılamaz iddiaları, ''Efendim, tedbir var kurultay yapılamaz'', Türkiye'nin en önemli kamu hukukçuları, aynı metinde birleşiyorlar, aynı anlayışta. Diyorlar ki, bu yırtığı hızla dikmezsek kamu düzeni ortadan kalkacak bu kararla diyorlar. Türkiye'nin en önemli kamu hukukçuları, seçim hukukçuları, diyorlar ki kurultayın yapılmaması, yapılması değil, yapılmaması mümkün değildir.,

"1 YILA YAYALIM AK PARTİ BİZİ NEREDE SIKIŞTIRSA O SEÇİME YAKALANALIM"
Tek görev hızla kurultaya gitmektir, görev budur, başka görev yoktur. Genel başkanlık, PM'cilik bu kararla oynanamaz, yapılacak ilk iş yeniden bir seçime gitmektir.

Günlerce söylediler seçim olamaz, seçim olamaz. İkişer avukat dedik, birisi alanında Türkiye'nin en iyisini götürelim dedik, reddettiler. Konuşup, konuşup, biz bu kurultayı yapamayız dediler. Şimdi bu yaşananlarla birlikte, ''Tedbir var kurultay yapamayız'' diyenlerin kurultay sürecini başlatacağız açıklamasını duyduk. Burada tarihi fırsat ve eşik şuradadır; madem ki kurultay yapılacağına yapabileceğinize ikna oldunuz ki başka yolu yoktur. Madem ki mahalle, ilçe, il seçimleri tamamlanmış, bir tek kurultayı ortadan kaldırmış istinafın kararı, o kurultayı yapmalısınız. Yapacaksınız başka çaresi yoktur. Efendim, birkaç ay sonraya söyleyelim, bir takvim ilan edelim, 1 yıla yayalım. AK Parti bizi nerede sıkıştırırsa o seçime o şekilde yakalanalım. Burada yapılacak iş, daha önce milletvekillerimizin, 111 milletvekilinin imzayla çağrıda bulunduğu, 26 Temmuz tarihini geçirmeden bir kurultay yapmaktır. Aksi takdirde parti 6 yıldır kurultay yapmamış pozisyonda kalmaktadır. Seçime girmesi tehlikeye girmektedir. Kurultay yapabileceğinizi gördünüz, şimdi takvim başlatacağım, 1 yıla, 1,5 yıla yayacağım, seçimlere 1 yıl kala nasılsa ertelenecek, ben bu partinin başında seçime gideceğim derseniz, bu memlekette, bu memlekette tek umudu Cumhuriyet Halk Partisi, tek umudu önümüzdeki seçim olan 10 milyonlarca kişinin, herkesin hayallerini yerle bir etmekle kalmaz, onlara bir kabusu yaşatır ve onları ebediyen sandıktan koparır.

Onların umutlarını kırar, onları geri dönülmez bir şekilde kaybedersiniz, kaybettirirsiniz. Şunu görün. Parti son dönem butlanı hazırlık için yapılanların arasında bile her seferinde 1. parti çıktı. Bu süreçte yapılan anketler gösteriyor ki millet bu yapılanlara kökünden karşı çıktı. Parti tarihin en önemli, en güçlü noktalarından bir tanesinde ve bu demokratik mücadelesiyle. Yani birileri demokrasiyi askıya almışken öyle bir parça parça değil, saç tanesi kopmadı partiden. Binadakiler dışında kimse yok ki, bu partiye bu yapılanlar doğrudur desin.

Böyle bir fırsatta kurultay kararını 26 Temmuz'u geçirmeden verilecek olması partiye tarihi bir şahlanış, kimsenin bir daha geri döndüremeyeceği büyük bir demokratik yürüyüş imkanı verir. Bunun heba edilmemesi son derece önemlidir.

Diğer yandan yok, halkı ayaklanmaya çağırmak, sokağa dökmeye çalışmak, bilmem 255 miting yaptım ben. Hep savunduğum şeydi. Hep savunduğum şey. Sen çık sokağa, milletin derdiyle dertlen, yap mitingini, yap eylemini. Bak bakalım o sessiz çoğunluk, o meydana gelmese de yandan dönüp de bakıp senin söylediğine hak verince nasıl değişecek her şey. 255 miting yaptık genel başkan olarak. Bir kişinin burnu kanamadı, evet. Bir kişinin cüzdanı çalınmadı. Bir kişi bir taciz iddiası olmadı o sıkışık kalabalıklarda. O meydanları dolduranlar, ya da bugün bir vatandaş Dikmen Kapı önüne gittim diyor, oradaki Özgür Özel'i destekleyenlerin, bilinç düzeyine, niçin buraya geldiklerini o kadar iyi biliyorlar ve anlatıyorlar ki diyor. Diğer tarafta karşıdan sigara içenlere karşı...

öyle bir beklentisi var. Böyle bir şekilde yol yürümek, böyle bir şekilde ilerlemek ve hep birlikte başarmak istiyorlar. Bu insanların umutlarını kırmamak, bu ülkeye bu kötülüğü yapmamak lazım. Bugünkü durum için, dün defalarca söyledik. Sağ olsunlar, belediye başkanlarımız, milletvekillerimiz. Dedim ki; çağrıldıkları kitleyi genel merkeze götürsünler, ben grubu yapmayayım gideyim ferdiye. Son ana kadar millet gelip de meseleye el koyana kadar, normalde Dikmen'de, Mamak'ta ya da bir başka tarafta bu grubu televizyondan izlemek varken öyle pijamasının üstüne paltoyu çekip de fırlayıp buraya gelen o amcam, bu grubu bu şekilde yaptıranı kadar ne önerdiyse reddedildik, ne önerdiyse reddedildik. Bu dünya Sultan Süleyman'a kalmadı derler ya, bu dünya hiçbirimize kalmayacak. Bu parti hiçbirimize kalmayacak ama biz doğruyu yaparsak, bu parti emanet edildiği Cumhuriyetle birlikte emanet edildiği, gençlerin, yarınların umudu olacak. Biz Türkiye'de yeni bir siyasetin önünü açıyoruz.

Yorulan, yaşlanan, tükenen bir siyaseti geride bıraktık. Eski nesil, köhneleşen siyaseti geride bıraktık. Yeni nesil bir siyaseti kuruyoruz. Ama bunu yeni nesille kurmuyoruz, 10. yıl marşındaki gibi her yaştan gençlerle birlikte kuruyoruz. Butlancılar var orada. 34 yaşında, demokratik olarak örümcek kafa. Nasıl vaktiyle yapılmış olan darbelerden medet umanlar, aman paşam diyenler varsa, 30-34 yaşında örümcek kafa butlancıda var, 74 yaşında evden terlikle fırlamış gelmiş, burada Cumhuriyet Halk Partisi'ni korumaya gelen gençler de var. O yüzden o yüzden, hep beraber yürüyeceğiz, arkamıza bakmadan. Dönüp de bakarsak, arkada dostlarımızın yürüdüğünden, yiğit insanların yürüdüğünden emin olarak, dönüp de bakarsak kimse geride kalmasın, TOMA'nın arkasında kimseyi bırakmamak için bakarak. Değişime doğru, yeniye doğru, iyiye, güzele doğru yürüyeceğiz. Herkes giysin ki, vakti gelmiş bir değişimin üstünde kimse duramaz. Milletin yürüyüşünün önüne kimse set çekemez. Milletin önüne çıkmak isteyenler bilsin ki önümüzde duran bu milletin ayaklarının altında kalır. Ne yapılırsa yapılsın, bu millet önünde kimseyi istemez. Devletini sever, vergisini verir, askere çağırır, gider, evlat yollar, şehidi gelir, vatan sağ olsun der ama devleti milletin karşısına koyarsanız, millet o devleti önce yener, sonra yeniden demokratik devletini inşa eder. Bunun için milletin verdiği karara kimse mani olmaya çalışmasın.

Milletle savaşa girmeye kimse kalkışmasın. Birilerinin milletle girdiği savaşın kimse maşası olmasın, ona alet olmasın. Çalışacağız. Acı çektik, çekiyoruz, çekeceğiz. Bedeller ödeyeceğiz ama yürüyüşümüzden asla vazgeçmeyeceğiz. Koşup kapıya gelenlere, bu grubu yaptıranlara, burada olanlara dimdik arkamızda duranlara bir teşekkürüm var. O da şudur; buradan, kürsüden belki de en kısa konuşmalardan biri oldu. Bu konuşmayı tamamlayacağım, sonra Mansur başkanımızla birlikte bulduğumuz bir uçakla Manisa'ya gideceğim, sizin sevginizi, duanızı Ferdi kardeşime ileteceğim. Beni Ferdi'den, Manisa'dan koparamadılar çünkü arkamda dağ gibisiniz vardınız. Hepinizi seviyorum, hep beraber başaracağız. Size inanıyor, size güveniyorum. Yürüyelim arkadaşlar.

Kaynak: Haber Merkezi