CHP'nin seçilmiş yönetimi tarafından Kırklareli'nin Lüleburgaz ilçesinde düzenlenen Halk Buluşması başladı. Buluşmada konuşan CHP'nin seçilmiş Genel Başkanı Özgür Özel, gündeme ilişkin dikkat çeken açıklamalarda bulundu.

Lüleburgaz programı öncesinde İstanbul Havalimanı'nda gençler tarafından karşılanan Özel, gençlerle birlikte "Kurtuluş yok tek başına, ya hep beraber ya hiçbirimiz" sloganı attı.


Özel daha sonra, Kasım 2025'te Gürcistan'da düşen askeri uçakta yaşamını yitiren Hava Uçak Bakım Astsubay Üstçavuş Berkay Karaca'nın Lüleburgaz'da yaşayan ailesini ziyaret etti.

Gizli anlaşmayı Reuters yazdı! İran'a para akacak
Gizli anlaşmayı Reuters yazdı! İran'a para akacak
İçeriği Görüntüle

Yoğun katılımın olduğu Lüleburgaz buluşmasında halka seslenen Özel, konuşmasında CHP'ye yönelik müdahalelere tepki gösterdi.

Özelin konuşmasından öne çıkanlar şöyle:

“BU MEYDANA, BU HEYECANA, BU ÖFKEYE İYİ BAKIN”
“Biz bugün buraya binaların, duvarların, tavanların arasına sıkışmaya değil; sizlerle birlikte meydanda tarihin önünde buluşmaya geldik. Biz bugün buraya öyle uzaktan bakmaya değil; göz göze gelmeye, omuz omuza vermeye geldik. Biz bugün buraya yaşadığımız onca sıkıntıya, onca saldırıya rağmen sinip, pısıp, oturup beklemek yerine ayağa kalkmaya, yola çıkmaya geldik. İşte bu yüzden bugün Lüleburgaz’da tam da dedikleri gibi acayip bir kalabalık var, değişik bir kalabalık var. Soydaşlarıma, Balkan göçmeni akrabalarıma, canım kardeşlerime, yaşı benden büyük analarıma, babalarıma, dedelerime, akranlarıma, evlatlarıma, canlarım akrabalarıma selam olsun. Ankara’da oturup milletin iradesine kafa tutanlara söylüyorum. Bu meydana iyi bakın, bu heyecana iyi bakın, bu öfkeye iyi bakın. Bu kalabalıkları toplayan ben değilim. Bu kalabalıkları toplayan sizin adaletsizliğinizdir. Bu kalabalıkları toplayan bu milletin vicdanıdır. İktidarın imkanlarından yararlanıp da o koltuklarda oturup, Türkiye’nin huzurunu kaçıranlar bilsin. Milletin belediyelerine çökenler bilsin. Milletin partisine, Cumhuriyet’in partisine, Cumhuriyet Halk Partisi’ne çökmeye kalkanlar bilsin. Diplomalara, mazbatalara çökmeye kalkanlar bilsin. Siz çökmeye kalkarsınız ama bu millete siz diz çöktüremezsiniz, boyun eğdiremezsiniz. Emin olun, elinizdeki tüm güçlerle saldırsanız da ne kadar kötü, ne kadar vicdansız, ne kadar acımasız olsanız da sizin gücünüz bize sökmez. Milleti yenemezsiniz, siz bizi yenemezsiniz.”


“SESİNİZİ DUYUYOR, MESAJINIZI ALIYORUZ”
“Değerli dostlar, değerli akrabalarım, Trakya’nın yeri benim gönlümde ayrı. Cumhuriyet’in ve Atatürk’ün sevdalıları burada. Kırklareli hep Cumhuriyet’in ve adaletin tarafında oldu. Tekirdağ, Edirne hep bizimle birlikte Cumhuriyet’ten, demokrasiden yana oldu. Yönü hep çağdaş uygarlık oldu. Atatürk’ün askerleri hep yan yana durdu, hep birlikte oldu. Lüleburgaz’ı yedi dönemdir sosyal demokratlar yönetiyor. Bugün de bir evladınız Murat Gerenli belediyemizi iki kez üst üste kazandı. Sizlere hizmetler yapıyor. Yaptığı işler önümde. Yaptığı altyapı hizmetleriyle, yeşile yaptıklarıyla, parklarıyla, yeşil alanlarıyla, Sevgi Mutfağı projeleriyle, yenidoğan bebeklere ve ailelerine sahip çıkmasıyla, üniversite öğrencileri ile ilgili yaptığı desteklerle, can dostlarımızla ilgili yaptıklarıyla belediye başkanımız sizin ve bizim güvenimize layık oluyor. Biz de kendisini emeklerinden dolayı kutluyoruz. Teşekkür ediyoruz. Diğer yandan Kırklareli’nde son seçimlerde çok istememize rağmen istediğimiz sonucu alamadık. Kırklareli’nin sesini duyuyoruz, mesajını alıyoruz. Bundan sonraki süreçte Kırklareli’yi asla üzmeyeceğimize söz veriyoruz.”

“HAKSIZLIĞA DİRENEN MADENCİLERİN CAN GÜVENLİĞİ SAĞLANMALI”
“Değerli dostlar, ‘Bugün burada akrabalarımızla birlikteyiz’ dedik ama bir akrabamız şu anda bizden ayrı. Hemen yanı başınızdaki Silivri’nin seçilmiş Belediye Başkanı, yüzde 54 oyla seçilmiş Bora Balcıoğlu’nu iftiralarla, haksızca, partisine ve ülkesinin sahip çıktığı için, dik durduğu için, tarihin doğru tarafında durduğu için gözaltına aldılar. Şu anda gözaltında, Vatan Emniyet’te. Buradan Bora Balcıoğlu’na, ailesine ve Silivri’ye bin selam olsun. Bugün burada 19 Mart darbesinden beri, yani Tayyip Erdoğan’ın kendisinden sonraki Cumhurbaşkanı’na, AK Parti’nin kendisinden sonraki iktidar partisine darbe girişiminden beri 117’nci kez bir otobüsün üstündeyiz, sizlerle birlikteyiz. Genel Başkanı olduğum günden itibaren bugüne kadar tam 263’üncü kez bir meydandayız, göz gözeyiz, omuz omuzayız, ayaktayız, mücadeledeyiz, iktidara doğru gidiyoruz. Bugün buraya gelirken yolun başına varınca maden işçileri, Edirne’den Özşen Madencilik’e ait Uzunköprü’deki maden işçileri ve temsilcileri burada, sizleri selamlıyor. Bizler de onları selamlıyoruz. Bağımsız Maden-İş, Manisa Soma’da haksızlıklara karşı susmayan, teslim olmayan, mücadele eden madencilerin kurduğu, benim kardeşlerim, evlatlarımız. Daha sonra geçtiğimiz izleyip sizlerin desteğiyle Ankara’da haklarınızı söke söke alan Bağımsız Maden-İş şimdi de Edirne’deki Özşen Madencilik’teki haksızlığa direniyor. Bugün madenciler yeraltında açlık grevine başladılar. Vicdansız patron telefonları kesti, haberleşmeyi kesti, elektriği kesti. Onlarla yukarıdaki arkadaşlarını irtibatsız bırakıyor. Buradan ilgili bakanlara uyarıyorum. Maden şirketine derhal müdahale edilmesi, irtibatı kesilen madencilerin can güvenliğinin sağlanması lazım. Bir tek madencinin burnu kanarsa bunun hesabını sizden soracağım. Buradan Özşen Madencilik işçilerine, Türkiye’deki tüm emekten yana meslek örgütlerinin, sendikaların, muhalefet partilerinin ve vicdanlı herkesin desteklerini iletiyoruz. Sonuna kadar arkanızdayız. Emekle beraberiz, emekçi ile beraberiz.”


“21 LİRA MALİYETİ OLAN BUĞDAYA 16,5 LİRA ÖDÜYORLAR”
“Bir diğer yandan tabii Kırklareli olunca, Trakya olunca, mevsim buğday mevsimi olunca ve maalesef buğdayın fiyatı 16 lira 50 kuruş olunca aslında bizim ana gündemimizin, esas gündemimizin ne olduğunu hatırlamak, aynı madencinin emeğini savunduğumuz gibi alnının terini toprağa damlatan, o topraktan bereket fışkırtan, o bereketle çoluğunun, çocuğunun geçimini sağlamaya çalışan çiftçilerin durumunu görmek lazım, onlara sahip çıkmak lazım. Bugün ben bir bahçıvan torunu olarak, 12 yaşından beri traktör üzerinde çalışan bir kardeşiniz, bir evladınız olarak bugün buğdaya yüzde 22 zam vermişler. Mazot yüzde 50 artmış. Gübre yüzde 115 artmış. Kırklareli’nde ekmek 17,5 lira, 1 kilogram buğday 16 lira. Böyle bir alışverişle 1 kilogram buğdayın satılıp 250 gram ekmeğin alınamadığı bu düzenin adı AK Parti’nin kara düzenidir. Bu düzeni yıkacağız. Alnının terini toprağa damlatanlara sesleniyorum. Bu haksızlığa son vereceğiz. 21 lira maliyeti olan buğdaya 16,5 lira ödeyen bu kara düzenin karşısında hep birlikte duracağız. Biz çiftçiye, AK Parti’nin kanundaki desteklemenin beşte birini verdiğini, yani yüzde 1 vereceğine binde 2 verdiğini biliyoruz. Biz zirai kredilerde yapılan büyük haksızlıkları biliyoruz. Biz Türkiye’de Trakya kadar bir alanda çiftçilerin mallarının bankalarda ipotekte olduğunu, bankaların eline geçtiğini biliyoruz ve buradan açıkça söylüyoruz; bu düzen değişecek. Bir devir kapanıp yeni bir devir başlayacak. O dönemin ilk başında çiftçilerin bütün kredilerinin faizleri bir seferlik silinecek. Anapara üç ile beş yıla bölünecek. Bundan sonraki süreçte temiz bir sayfa açılacak ve zenginlere geçiş garantisi, uçuş garantisi, gelir garantisi verilmesi bir tarafta artık onlar duracak ama çiftçiye geçim garantisi, üretim garantisi, alım garantisi verilecek. Şunu söyleyelim, en büyük değişimi siz hissedeceksiniz. Sonuncusu gibi çiftçiye ‘Al ananı da git’ diyen bir cumhurbaşkanı gidecek, birincisi gibi çiftçiyi ‘Milletin efendisi’ gören bir cumhurbaşkanı gelecek. Bu AK Parti’nin bu kara düzenini bitirmeye var mısınız? AK Parti’nin kara düzeni bitecek, bakan evlatlarının devri bitecek, vatan evlatlarının devri başlayacak.”


“KURTULUŞ YOK TEK BAŞINA”
“Hiç şüphe yok, bu kara düzenin tek mağduru sadece çiftçiler değil. Tam da dedikleri gibi Lüleburgaz’da farklı bir kalabalık, değişik bir kalabalık, muhteşem bir kalabalık ve enteresan bir heyecan var bugün. Bugün Lüleburgaz‘da bu enerjiniz, öfkenizi enerjiye dönüştürdüğünü bu azminiz, bu kararlılığınız, bu sahip çıkışınız bu yola koyuluşunuz, arkamızda duruşunuz bize kazandıracak, size kazandıracak, Türkiye’ye kazandıracak. Asla korkmayacağız, asla durmayacağız, asla teslim olmayacağız. Bu kara düzenin tek mağduru çiftçiler değil. Her zaman meydanları dolduran, 20 bin lira maaşa mahkum edilen emekliler, 28 bin lira ile geçinmek zorunda bırakılan asgari ücretliler, sayısı 10 milyonu aşan işsizler, siftah yapamayan esnaf hep birlikteler. Gelecekten ümidi kesmiş gençler ve aileleri, yeni bir umut için yeni bir başlangıç için yarına umutla bakabilmek için buradalar. Bizim başlangıcımız, bizim yürüyüşümüz bir kişisel ihtiraz, bir parti ya da bir partinin kendi içindeki mücadelesi değil, bizim yürüyüşümüz varsa yoksa 103’üncü yılında yeniden halkın iktidar olması, yeniden Gazi’nin evlatlarının iktidar olması mücadelesidir. Onun için emekliler burada mı? Emekçiler burada mı? Çiftçiler burada mı? Madenciler burada mı? Peki gençler burada mı? Her yaştan genç burada mı? O zaman kurtuluş yok tek başına. Ya hep beraber ya hiçbirimiz.”

“ASLINDA TOPYEKÜN MİLLETE SALDIRIYORLAR”
“İşte tam da mesele burada. Herkes bu kara düzenin bize saldırdığını sanıyor. Hayır, aslında topyekün millete saldırıyorlar. Milletin değiştirme umuduna, değiştirme ihtimaline saldırıyorlar. Esas saldırdıkları Cumhuriyet’in en büyük kazanımı sandık, seçme ve seçilme hakkı. Ekrem İmamoğlu’na saldırırken seçme hakkınıza, partimize saldırırken demokratik rejime ve siyasi partiler sistemine saldırıyorlar. Eğer bizi sustururlarsa, bizi sindirirlerse kim yürüyecek madencilerle beraber? Bizi sustururlarsa, bizi sindirirlerse, emeklinin halini biz konuşmazsak kim konuşacak? Emekçinin koluna girip iktidara biz yürümezsek kim yürüyecek? Sömürülen çiftçiyi, perişan olmuş hayvancılıkla uğraşanları, arıcıları, balıkçıları biz halkın partisi savunmazsa kim savunacak? O yüzden bugün bizi adaysız bırakmak, kurumsal bırakmak, lidersiz bırakmak çabalarının hepsi milleti umutsuz bırakmak ve artık ezilenlerin ezilmeyi kabul etmesini, sömürülenlerin sömürüye boyun eğmesini, umudu kalmayanların mücadeleyi bırakmasını, sinmesini, geri adım atmasını sağlamak için yapıyorlar. İşte tarihin kırılma anındayız. Bunu yaptılar; Atatürk’ün partisini, darbecilerin kapattığı gibi seçilmişten alıp atanmışa vermeye kalktılar… Hayır, hayır. Bakın, değerli arkadaşlar anlatmak istediğim şu. Elbette öfkelisiniz, elbette kırgın ve kızgınsınız. Ama mesele Özgür Özel’in meselesi ya da CHP’nin meselesi değildir, bizim hiç meselemiz değildir. ‘Bir kavga var, CHP’de kavga var’ diye haber yapmak isteyenlere buradan söylüyoruz. Mesele CHP’nin, Özgür Özel’in, ekibinin, yol arkadaşlarının kaybetmeye itirazı, değiştirmeye olan inancı ve bu milletin emeklisinin - emekçisinin, işçisinin - çiftçisinin iktidarı değiştirme kararlılığıdır. Mesela Erdoğan ile millet arasındadır.”


“BİZ BURADAYIZ, HİÇBİR YERE GİTMİYORUZ”
“Arkadaşlar itirazım var. Slogan atılıyor, diyor ki ‘Kayyımlar gidecek, biz kalacağız.’ Bir kere zaten biz buradayız. Hiçbir yere gitmiyoruz. Cumhuriyet Halk Partisi burada. Gelin bakalım Cumhuriyet Halk Partililer nerede? Adet olduğu ve boynumuzun borcu olduğu üzere her zor durumda canını dişine takıp bizi yaşatmaya çalışan bütün sağlık emekçilerine bir kocaman alkış. Oradan geliyordu sağlıkçı, baktı çanta çok ağır. Oradan çantayı sırtından kaptı koşarak gitti önden. Aslanım Türk polisine kocaman bir alkış. Erinden, erbaşından, uzman çavuşundan astsubayına, subayına, komutanına, tüm Türk Silahlı Kuvvetlerine kocaman bir alkış. Türkiye’nin gelecekteki en önemli görevlerinde olacaklara bugün gözü gibi bakan infaz koruma memurlarına bir alkış. Emekli öğretmen çocuğuyum, öğretmenlere bir alkış. Devletin tüm görevlerini yapan memuruna, işçisine, bu ülke için emek veren, mücadele eden, alınteri döken canım milletime bir yürekten alkış.”

“PARTİDE YA DA DEVLETTE HAKİMİYET ALANLARI ARAYANLAR DEĞİLİZ”
“Parti oyunu yüzde 25’ten beş ayda yüzde 38’e çıkaranlar, bugün saldırı altındadır. Bizim suçumuz; seçim kazanmak, kazanacak adaylar bulmak, bundan sonrası için de bunda kararlı olmaktır. Bizim suçumuz; müesses nizama karşı çıkmak, bizim suçumuz; ‘Zengin daha zengin olacak, fakir yerinde oturacak. Emekli, emekçi, orta direk bulduğu ile yetinecek, açlığa direnecek’ anlayışına karşılık ‘Yok öyle yağma. Kısa çöp uzun çöpten hakkını alacak’ dememizdir. Bizim suçumuz; herkesin toplu iş sözleşmesinin olduğu, grev hakkının olduğu sendikayı Türkiye işçi sınıfına vaat etmektir. Şunu bilelim. CHP’de kavga yoktur. Öyle esas mesele; kayyım gidecek, seçilmişler gelecek. Elbette öyle olacak. Seçilmişler hiçbir yere gitmedi, gitmeyecek. Ama esas mesele; demin itiraz ettiğim, ‘Kayyım gidecek biz geleceğiz’ değil. ‘Tayyip gidecek biz geleceğiz’ meselesidir. Erdoğan gidecek bu milletin iktidarı gelecektir. Yoksa partideki bir tartışma, partideki bir kapışma değil. Esas mesele; çeyrek yüzyıldır süren sömürü düzeninin bitmesi, Erdoğan iktidarının gitmesi, halkın iktidar olma meselesidir. Bu ülkede bir kavga varsa millet ile AK Parti’nin kara düzeni arasındadır. O yüzden bu kara düzende uzlaşanlara, bu kara düzene teslim olanlara, bu kara düzene aparat olanlara nefes tüketmeyeceğim. Tüm nefesimi milleti iktidar yapmak için büyük yürüyüşte tüketeceğim. Biz partide ya da devlette hakimiyet alanları arayanlar değiliz. Biz meydanlardan meşruiyet alanlarız. Meydanlardan güç alan ve meydanlara umut verenleriz. Çünkü kara düzende hesap karşısındaki rakibi kendi belirlemektir. Kara düzende gerçek bir sandık, gerçek bir rakip, gerçek bir seçim ve değiştirme ihtimali yoktur. Kara düzen, AK Parti’nin kara düzeni, Gazi Mustafa Kemal Atatürk’ün Cumhuriyet düzenini hedef almaktadır. AK Parti’nin kara düzeni Tom Barrcak’ın, Trump’ın hesaplarıyla, ‘Vicdanlı monarşiler, tek adam rejimleri’ deyip Türkiye’ye aynı Ortadoğu’daki gibi ülkenin başında kimin olduğuna Amerika’nın karar verdiği bir düzen dayatmaktadır. İşte biz seçilmiş Cumhuriyet Halk Partisi, biz sizin evlatlarınız, Özgür Özel, emekli öğretmen çocuğu Özgür Özel Amerikan emperyalizmine itiraz ettiği için hedeftedir. Korkuyor muyum? Korkmuyorum. Neden korkmuyorum? Bu meydanı görüyorum, cesaret doluyorum, cesaret alıyorum.”


“EVLATLARI NEREDEYSE BABA EVİ ORASIDIR”
“Biz partimize butlan atanıp, polis gelip, bizi söke söke o partiden atmaya çalıştığı gün; bir binayı gerimizde bırakıp, arkamızda eski nesil bir anlayışı geride bırakıp, eskimiş ve köhneleşmiş, yozlaşmış bir kara düzeni arkamızda bırakıp yağmurun ve dolunun altında çıktığımız yolda; hedefimizin, parolamızın yürüyüş, pusulamızın millet, hedefimizin iktidar olduğu bir yürüyüşü başlattık. Bunun için çok sevdiğimiz baba evimizden ayrıyız, fiziken. Ancak baba evi Atatürk’ün evidir. Evlatları neredeyse ev orasıdır. Baba evi Lüleburgaz meydanıdır. Erdoğan, bir paniğin içinde ve Erdoğan bu değişimi, bu heyecanı, bu tepkiyi ve milletin sahip çıkışını görüyor. Erdoğan sokaktaki heyecanı ve milletin idrakını görüyor. Bu yüzden büyük bir telaş içinde, ‘Biz bu işin içinde değiliz, hiçbir yerinde yokuz, bu iş CHP’liler arasındadır’ demektedir. Ben Erdoğan’a buradan sesleniyorum: Diyorsun ya ‘Ben bu işin neresindeyim?’ Sen bu işin tam göbeğindesin. Ama ona da şu müjdeyi vereyim. Siz de ona bu müjdeyi bugün veriyorsunuz. Erdoğan ve onun gibi düşünenler, onlar yolun sonunda biz daha yolun başındayız. Attıkları çamurlar hiçbirisi Allah’a bin şükür bize bulaşmaz, yapışmaz, yapışamaz. Bize, bu partinin evlatlarına ‘hırsız’ dediler, ‘yolsuz’ dediler, ‘terörist’ dediler, ‘casus’ dediler, FETÖ’cü dediler. Bunların hiçbirisi bize yakışmaz. Ellerindeki kiri bize bulaştırmaya çalışıyorlar, o kir bu bedene tutmaz. Hadi oradan kendi kirinizle, kendi pisliğinizle kalın.”

“263 MİTİNGTİR BİR KİŞİNİN BURNU KANAMADI”
“Şimdi bu söyledikleri tutmayınca hep birazdan çıkmışlar ‘Efendim CHP sokakları karıştırmak istiyor. CHP halk ayaklanması çıkartmak istiyor’ diye farklı farklı mecralardan, farklı farklı kişiler aynı sözleri söylüyor. Bu nedir biliyor musunuz? Bu korkaklıktır. Bu büyük bir alçaklıktır. 263 tane miting yaptık biz. Bugün 263’üncüsü burada. Ben Genel Başkan olduğumdan beri. Özelliği nedir biliyor musunuz bu mitinglerin? Güneşten bayılan olur, soğuktan titreyen olur, ama bir kişinin bir kişiye kem gözle baktığı yoktur. Bir kişinin burnu kanamamıştır. Bir kişinin cüzdanı çalınmamıştır. Bir kişi yanındakini rahatsız etmemiştir. Türkiye’nin umudu, bu meydanlardaki güzel insanların, güçlü iradesidir. O yüzden kimsenin kırıp dökmediği, kimsenin kimsenin gönlünü kırmadığı, yanındakine kötü bakmadığı, kimsenin ayrılırken mutsuz ayrılmadığı bu meydanlar; Türkiye’nin yarınlarının, umutlarının temelinin atıldığı meydanlardır. Bu meydanlarda bir, yeni bir kurucu irade vardır. AK Parti’nin tahrip ettiği ne varsa ya da bizi hayal kırıklığına uğratanların kaybettirdiği ne varsa bu meydanlar onu aramakta, onu bulmakta, onu kurmaktadır. Yeniden güçlü bir Cumhuriyeti, yeniden güçlü bir sosyal devleti, yeniden demokrasiyi, yeniden yasaksız Türkiye’yi ve nihayet vizesiz dolaşacak Türkiye Cumhuriyeti pasaportunu kazandıracak bu meydanın iradesidir. Siz eskiyi terk eden, yeniyi kuran, kuruluşa yüreğine, bedenini koyan ve bu Türkiye Cumhuriyeti’ni bir kez daha ayağa kaldırmaya ant içmiş on milyonlarsınız. Hepinizle gurur duyuyorum.”

“TÜM SİYASİ GÖRÜŞLERDEN İNSANLAR BİR ARAYA GELDİ”
“Size şunu söyleyeyim. Sahaya gidip gelen, memleketine gidip gelen, ilçeye, köye gidip gelen her milletvekili, her siyaset arkadaşım ve konuştuğum her biriniz diyorsunuz ki ‘Bu yaşananlar sadece CHP’lileri değil, tüm siyasi görüşlerden insanları, AK Partili, MHP’li insanları da bir araya getirdi. Herkes bu yapılanlara karşı bizim arkamızda, senin arkanda’ diyorlar. Doğru mu? İşte bu kapsayıcılık, bu milletin feraseti, haksızlığa karşı doğru yerde durması bu ülkenin en büyük ikinci umududur. Birinci umut; meydanlara beden koyan, irade koyan, emek koyan sizlerin varlığı. İkinci umut; bu milletin sessiz çoğunluğunun feraseti ve sandık sabrıdır. Kimi buna ‘dip dalga’ diyor, kimi sosyolojik okumalar yapıyor. Ama bildiğim bir şey var ki bu aziz millet sandığı bekliyor. Sandığı bekliyor, sandığı bekliyor, sandığı bekliyor. Bu aziz millet bizi bekliyor, kendisinin iktidarını bekliyor. Kendi sözünü söylemeyi, kendi sesini duyurmayı bekliyor. Doğru mu? O zaman artık kurucular yeni iktidarın kurucuları, Gazi Mustafa Kemal Atatürk’ün partisinin ikinci yüzyıldaki iktidarının kurucuları, aynı Kurtuluş Savaşı gibi herkesle kol kola girmeye, kimseyi ayırmamaya, herkesi cepheye çağırmaya, herkesi ikna etmeye, bir büyük mücadeleye, bir büyük kurtuluşa, yepyeni bir başlangıca var mısınız?”

“MEYDANA KİM HAKİMSE ENİNDE SONUNDA O KAZANIR”
“İşte benim güvendiğim tek şey sizlersiniz. Onların ellerinde devletleri, tomaları, gazları, jopları, savcıları, hakimleri vardır. Ama hiç unutmasınlar ki meydana kim hakimse eninde sonunda o kazanacaktır. Biz bu ülkenin bir avuç yargı çetesine, AK Toroslar çetesine, AKP yargı kollarına indirmiyoruz koskoca Türkiye yargısını, Türk yargısını. Şunu biliyoruz ki yüzde 98’lik bir çoğunluk yapılanlardan utanarak, tasvip etmeyerek ve bu yapılanların felaket ürettiğini bilerek ibretle, korkarak ve sabırla takip ediyor. Ben buradan açıkça söylüyorum. Türkiye Cumhuriyeti devleti bir avuç zümrenin zapt edebileceği bir devlet değildir. Bu ülkenin kurucu partisinin seçilmiş Genel Başkanı olarak söylüyorum; millet bizimledir, devlet bizim devletimizdir. Siz sonuçta ne askersiniz, ne kul bana, ne teba, ne üye. Siz benim bu vakitten sonra Lüleburgaz’da tüm Türkiye’ye söylüyorum, bu sahip çıkışta bulunan herkes, siz benim ailemsiniz. Aile her şeydir. Ne zaman başımız sıkışsa ona sığınırız. Yüzümüzü ona döneriz. Aile merkezdir. Şunu söyleyeyim ki bu vakitten sonra hem şikayeti olan, hem de yapılanı doğru bulmayan Türkiye’nin tüm demokratları da bizim ailemizdir. Tüm demokratları kucaklıyorum. Aslan sosyal demokratların içindeyim, oradan çıktık yürüyoruz. Muhafazakar demokratların, milliyetçi demokratların, Kürt demokratların, liberal demokratların, sosyalist demokratların… Ama yeter ki bu iktidarı hep beraber değiştirip, halkın iktidarını kuralım. Tüm demokratları ailemiz görüyoruz. Ailemizi biliyoruz.”

“BU YÜRÜYÜŞÜ DE YARIM BIRAKMAYACAĞIZ”
“Binalardan çıktık, milletle yürüyoruz. İnsan dostunu en iyi yolda tanır. Yolculukta tanır. Millet de bu yolda bizi de, sizi de çok daha yakından tanıyacak. Tanış olacağız, dost olacağız, kardeş olacağız. Bu hikaye ne Özgür Özel‘in, ne sadece Cumhuriyet Halk Partisi’nin. Bu hikaye birbirini çok seven Türkiye Cumhuriyeti’ndeki herkesin hikayesidir. Milletin hikayesidir. Bana inanın ki hiçbir işi yarım bırakmadık. Bu yürüyüşü yarım bırakmayacağız. Bu partiyi eninde sonunda iktidara taşıyacağız. Şimdi gördüğüm o güzelim ay yıldızlı al bayraklar, sallanıyor. Ben yıllarca Lüleburgaz’da da seçim kampanyasında da söylemiştim. ‘Biz hep birlikte Lüleburgaz İttifakı’yız. Türkiye İttifakı’yız’ demiştim. ‘Türkiye İttifakı renklerini ay yıldızlı al bayraktan alır. İçinde Milli Takım kazanınca ayağa kalkan, bu bayrak dalgalanırken gırtlağı düğümlenen herkes Türkiye İttifakı’ndadır’ demiştim. Yarın Türkiye’nin ayrı gayrı olmayacağı, hep beraber olacağı Milli Takımımızın maçı yarın sabah saat 07.00’de. Buradan millilerimize bir kuvvetli destek alkışı yolluyoruz. Avustralya’ya karşı başarılar diliyoruz. Hep birlikte buradan oraya, uzaklara sesleniyoruz. Kırmızı, beyaz. En büyük Türkiye. Milli Takım hepimizindir. Ne bir partinin, ne bir siyasetçinin, tüm milletin takımıdır. Yolları açık olsun. Onlara inanıyoruz, onları destekliyoruz. Değerli Lüleburgazlılar, 263’ncü kez otobüsteyiz. Ama o kötü karardan sonra millete sığınıp, millete yaslanıp hep birlikte sarılıp bu meydanda ilk buluşmamız. Bugünü gün geldiğinde ben de unutmayacağım. Tarih de unutmayacak. Bugün buraya her biriniz ayrı ayrı hoşgeldiniz. Sefa getirdiniz. Ayağınıza, emeğinize, yüreğinize sağlık. İyi ki varsınız. Parolamız yürüyüş, pusulamız millet, rotamız iktidardır. Birlikte bir yola çıktık iktidara varacağız. Hazır mısınız? Benimle yürümeye hazır mısınız? Ekrem başkanla yürümeye hazır mısınız? Mansur başkanla yürümeye hazır mısınız? İktidara yürümeye hazır mısınız? Haydi o zaman yürüyelim arkadaşlar.”

Kaynak: Haber Merkezi