CHP, yargı operasyonları ile artan baskılara karşı mücadele alanını genişletme ve seçim çalışmaları kapsamında 81 ilde saha çalışmalarına başladı.
CHP'ye yönelik butlan iddiaları da gündemdeyken Cumhur İttifakı'nda İmralı Süreci'nde büyük gerilim yaşanmaya başladı.
Gözler de Özgür Özel'e çevrildi. CHP Genel Başkanı Özgür Özel, partisinin Grup Toplantısı'nda konuşuyor:
"Aziz vatandaşlarımız, hepinizi Cumhuriyet Halk Partisi olarak saygıyla selamlıyoruz. Hepiniz hoş geldiniz.
Bir haftalık yoğun çalışma takviminin ardından bir aradayız. 1 Mayıs'ta İşçi Bayramı yaklaşırken önce Türk-İş'i ziyaret ettik. Ardından Hak-İş ziyareti, Sayın Genel Başkan'ın taziyesi, cenazesi nedeniyle bir kez daha kendisine başsağlığı diliyorum, ablasını kaybetti, bu haftaya ertelendi.
Ertesi gün 1 Mayıs'ta da DİSK'in, KESK'in, TMMOB'un ve Türk Tabipleri Birliği'nin çağrısıyla Kadıköy Rıhtım Meydanı'ndaki on binlerle, yüz binlerle bir araya geldik, dayanışmamızı gösterdik ve hep beraber önümüzdeki yıl 1 Mayıs için Taksim'e sözleştik. Gelecek sene 1 Mayıs'ta hep beraber Taksim'de olacağız.
Geçen hafta grup toplantımıza denk geldiği için Anayasa Mahkemesi'nin kuruluş yıl dönümü törenine katılamamıştık. Çarşamba günü Anayasa Mahkemesi Başkanımız Sayın Kadir Özkaya'yı ve mahkeme üyelerimizi ziyaret ettik, tebriklerimizi ilettik."
Cumartesi günü 107. eylemimizi Karabük'te çok ses getiren, meydanlara sığmayan, bütün Türkiye'ye umut olan eylemimizi yaptık. Dün erken saatlerde Cumhurbaşkanlığı aday ofisimizde çalışmalarımızı başlattık ve ardından saat 12'de yaptığımız basın toplantısıyla 4 Mayıs itibariyle tüm seçilmişlerimizle birlikte, örgütümüzle beraber, sandık görevlilerimizle beraber 81 ilde, 973 ilçede sahaya çıktık ve büyük seferberliği başlattık.
Bugün Yenimahalle ilçe örgütümüz anons edildi. Tahmin ediyorum öğleden önceki çalışmalarda yoruldular, buraya nefes almaya geldiler. Öğleden sonra Yenimahalle örgütünü sahada görmeye devam edelim. Bugünlerde Ankara'da il, ilçe örgütü ağırlamak yerine örgütlerimizin illerde, ilçelerde, beldelerde, köylerde çaldıkları kapılar tarafından nasıl ağırlandıklarını ve iktidar yürüyüşümüzü nasıl anlattıklarını görmek istiyoruz. Bütün örgütümüze kolay gelsin.
"TÜİK BİLE ENFLASYONU YÜZDE 4.8 İLAN ETTİ"
Tüm kadrolarımızla seferberliği başlattığımız gün yeni enflasyon verileri açıklandı. Nisan ayında aylık enflasyon TÜİK tarafından %4.8 olarak ilan edildi. TÜİK bile aylık enflasyonu %4.8 olarak ilan etti. Yıllık enflasyon 30'dan 32.4'e yükseldi. Yani TÜİK'e göre bile geçen sene bugün 100 lira olan bir mal ya da hizmet ortalama 132 liraya çıkmış durumda. Tabii ki bu gıdada çok daha yüksek, belli ürünlerde çok daha yüksek; ama TÜİK'in sepetinin o enflasyon ortalaması geçen sene 100 lira olan mal ve hizmetler için bugün 132 lira olduğunu gösteriyor.
Merkez Bankası'nın yıl sonu enflasyon hedefi, hatırlayalım, %16'ydı. Yani emekli için, emekçi için, devletin memuru için, kamudaki işçi için hesabı kitabı yaparken devlet %16 olacak enflasyon diyordu. 4 ayda %16'lık enflasyona neredeyse geldik, 14.6 oldu. Öyle bir noktadayız ki hiçbir hedefini tutturamayan iktidar, milleti enflasyona ezdiren, ekonomiyi yönetemeyen ve artık yönetme umudu kalmamış bir noktaya sürüklendi.
"YAHU ALLAH'TAN KORK"
Milletimiz hayat pahalılığı altında eziliyor ama her şeyi ben bilirim diyen, ben ekonomistim diyen, pandemide bütün dünya enflasyonu durdurmak için kısa süreli faiz silahını çekmişken faize savaş açıyorum diye enflasyonları %87'lere kadar götüren birisi dün bir açıklama yapmış. Gerçekten inanamadım, döndüm döndüm bir daha okudum. Şöyle diyor: 'Açıklanan kritik veriler -dün %5 enflasyon açıklanmış aylık- açıklanan kritik veriler Türkiye ekonomisinin küresel krizleri yönetme kapasitesini bir kez daha teyit etmiştir.'
Yahu Allah'tan kork, hangi yönetme kapasitesinden bahsediyorsun? Aylık enflasyon, dün açıklanan aylık enflasyon dünyadaki 100 ülkenin yıllık enflasyonundan fazla. Dünyada enflasyon Türkiye'de anlaşıldığı anlamda bir sorun olmaktan çıktı. Pandemiyle birlikte 3 olan enflasyonlar 5 oldu, faizi 7 yapıp çevirdiler 3'te 3,5'ta duruyor şimdi. 2 olan enflasyon 4 oldu, döndürdüler 2'de duruyor şimdi. Dünyada enflasyonda 100 ülke var, bir yıllık enflasyonu %5'in altında. Türkiye bir aylık enflasyonda %5'i yakalamış durumda. Çıkmış 'küresel krizleri yönetme kapasitemiz teyit edildi' diyor. Ve öyle bir noktada ki ya gerçekten milletin halinden, rakamlardan haberi yok...
"ERDOĞAN'A SÖYLEYECEĞİM ŞUDUR..."
Ya da gerçeklikten kopmuş, saraylara hapsolmuş bir iktidar görüntüsü, fildişi kulelerinden vatandaşı karınca gibi görüyor. Vatandaşı küçük görüyor; vatandaşın aklıyla, vicdanıyla, yaşadıklarıyla dalga geçiyor. Buradan Erdoğan’a söyleyeceğim şudur: O karıncanın kardeşi var, o karıncayı sana ezdirmeyiz. O karıncanın kardeşi Cumhuriyet Halk Partisi’dir!
4 aylık enflasyon sonucunda asgari ücret 4.100 lira eridi. Basit hesap, 4.100 lira. Yani Ocak ayında 28.000 lira denen asgari ücret şimdi 23.900 lira o anki parayla. Daha önünde bir yıl var emekçinin, bir yıl. En düşük emekli maaşı 3.000 lira eridi, 17.000 liraya geriledi. En düşük memur aylığı 9.000 lira eridi.
Ne diyordu Erdoğan? Ne diyordu? ‘3 yıl öncekinden daha az ekmek alıyorsanız bana beddua edin’ diyordu. Diyor mu? Diyor. Bakın burada, tarih 30.11.2005: ‘3 yıl öncekinden daha az ekmek alıyorsanız bana beddua edin’ diyor.
3 yılı geçtim Sayın Erdoğan; 3 ay, 3 ay! 3 ay önce asgari ücretli 1.870 ekmek alıyordu. Hesap ortada. Hani diyorsun ya ‘o makineyi bırak, altın hesabını bırak, o makineyi eline al, somun ekmek hesabı yap.’ 3 ay önce asgari ücret 1.870 ekmek alırken şu anda 1.605 ekmek alıyor. 3 ayda asgari ücrette 265 ekmek kaybı var.
Diyorsun ya ‘3 yıl öncesine göre daha az ekmek alan bana beddua etsin.’ Bu milletin irfanında, kültüründe kimseye beddua etmek yok. Bu millet beddua etmiyor sana; bu millet senden kurtulmak için dua ediyor Allah’a!
%32.5'luk enflasyonla Avrupa'da açık ara birinci. Bakın öyle bir şey ki Avrupa'da bizden sonra enflasyonu en yüksek olan ülke Romanya %9.9 enflasyon var. Bu ne demek? Avrupa'da bizim dışımızda enflasyonu çift hane olan yok. %9'u geçen, %10'u geçen yok; bizim %32.5. Dünyanın en yüksek 5. enflasyonuyuz hem gıdada hem genel enflasyonda.
"BİZDEN KÖTÜ 4 ÜLKE VAR"
Bizden kötü 4 ülke var: Venezuela, Güney Sudan, İran, Arjantin. Arjantin, Venezuela yaşadığı istikrarsızlıklar daha geçen aylarda adamların devlet başkanını gidip alıp götürdüler, kafeste New York'ta gezdirdiler. Öbürü Güney Sudan, yıllardır iç savaş sürüyor. İran, dünyanın en büyük donanması kalkmış gelmiş yanı başına İsrail'le birlikte bomba yağdırıyor. Bu dört ülkeden başka ülke yok ki enflasyonu bizden daha yüksek olsun. Bu dört ülke.
Öyle ülkeler var ki bizden iyi, adamın sabahleyin kalkıyor elinde mızrakla ava gidiyor avlanmak için, öyle ülkelerde enflasyon bizden düşük. Öyle bir noktadayız ki savaş sonrası dünyada gıda enflasyonu... Çünkü hep vurguyu şeye yapıyor; İran'da savaş var, bütün dünyada enflasyon yükseliyor. Gıda enflasyonu Nisan itibariyle dünyada %2.4. Türkiye'de %35, %35. O yüzden buna ekonomistler 'kırılganlık' diyor, 'hazırlıksız yakalanmak' diyor, 'tedbir almamak' diyor. Lazım olan enflasyonla mücadele için tedbir almak için gerekli olan kaynakların daha önce yanlış yollarda tüketildiğini, yerine koymak için çok yüksek maliyetlere katlanıldığını söylüyor. İşte böyle bir şeyle karşı karşıyayız ama bir ülke zorluk çeker, tabii bu kadar beceriksiz yönetimin elinde dünya enflasyondan kurtulmuşken %32 enflasyon hep birlikte katlanmak zorunda olduğumuz bir şey değil.
İşin kötüsü AK Parti'nin karadüzeninde inanılmaz bir gösterge daha var. AK Parti'nin karadüzenine göre dünya servet raporu ilan edildi ve AK Parti'nin karadüzeninde son 5 yılda 30 milyon dolar ve üzerinde serveti olanların sayısı son 5 yılda Türkiye'de 2174'ten 4208 kişiye çıktı. Yani son 5 yılda biz yoksullaşırken işsizlik artarken bu kadar yaşam sıkıntısı varken bütün gençler ve aileleri geleceğinden daha endişeliyken Türkiye'de 4208 kişi 30 milyon doların üzerinde servete erişti.
Şöyle özetleyeyim: İstanbul, Ankara, İzmir gibi yerlerde alınabilir bir daire fiyatı üzerinden 250 tane dairesi var bu adamların. Anadolu'da 500 tane daire alıyor bu para. 500 daire alıyor. Sen bir daire alamıyorsun, kiradan kurtulamıyorsun, 500 dairesi olanların sayısı 2174'ten 4208'e çıkmış. Al dön incele, her birisi bu dönemin kayrılan tüccarları, devletten iş alanları, devletin iş verdikleri, AK Parti'nin semirttikleri. Ant olsun ki bitireceğiz bu AK Parti'nin bu karadüzenini. Ant olsun!
İğneden ipliğe her şeye zam geliyor. Mazota zam, elektriğe zam, doğalgaza zam, sebzeye zam, meyveye zam. Bu zamların rekortmen yeri var. Tarlada tanesi 3 lira 75 kuruş elmanın, markette 40 lira olmuş. 40 lira. 3.75'ten 40 liraya gelirken öyle bir aracı fahiş paralar, elbette aracılar var, yanlışlar var, inatla çıkarılmayan Hal Kanunu var.
oluyor ama esas bunu buradan buraya getirirken ki en önemli maliyet; mazot var, işçilik var, artan bütün maliyetler var. Fiyat farkı yüzde 886 olmuş tarla ile market arasında. Sen yönetiyorsun bu ülkeyi 24 yıldır. İsmet Paşa değil, 24 yıldır sen yönetiyorsun bu ülkeyi. Ve enflasyon şampiyonu, hani ortalaması yüzde 32 ya, domatesin enflasyonu... Bir yıl önce bugün kilosu 40 lira olan domates şimdi 200 lira, yüzde 400 enflasyon. 40 liradan 5 kat artmış, 200 liraya çıkmış domatesin enflasyonu.
Orta Vadeli Program var. Orta Vadeli Program'a göre 3 yılda, bundan sonraki 3 yılda 48 trilyon lira vergi ödeyeceğiz. 48 trilyon lira. Yani 86 milyon nüfusa böldüğünüzde kişi başına -yani bir aylık bebek de dahil, 90 yaşında dedem de dahil- 558 bin lira vergi vereceğiz. Kişi başına 558 bin lira vergi. Ama bu vergi yoksulun sırtında, bu vergi orta sınıfın sırtında, eskinin orta direğinin şimdinin yoksullarının sırtında.
Bu ülkede 40 bin lira maaş alan bir yılda 12 maaş alıyor, ikisini vergiye veriyor. 60 bin lira maaş alan aldığı maaşın 2 buçuk aylığını vergiye veriyor. 70 bin lira maaş alan 3 maaşını vergiye veriyor bu ülkede. 12 maaş alıyor, üçünü vergiye veriyor. Böyle bir vergi düzeni var.
Bu ülkede şöyle bir vergi düzeni var: Dünyanın en adaletsiz vergisi dolaylı vergi. Türkiye'de toplam vergilerin neredeyse yüzde 65'i. Ne demek o? En zenginle en fakirin eşit ödediği vergi, dünyanın en adaletsiz vergisi. Elektriği milyarder ve asgari ücretli yakıyor, aynı vergiyi veriyor. Sudan, toplu taşımadan, giyim kuşamdan alınan dolaylı vergilerin tamamı... En zengini de en fakiri de evladına süt aldığında, çocuk bezi aldığında aynı vergiyi ödüyor memlekette ve bu vergilerin toplam vergide payı yüzde 65.
Bunun üstüne bir de yüzde 23-24 gelir vergisi var. O ne? Maaşı bankamatikten çekiyorsun ya, çekmeden içinden kesilen vergi. Bir de bankada bir mevduatın varsa o mevduatın ay sonunda çekmeden içinden kesilen vergi. Bu da yüzde 23-24; yüzde 88-89'a geliyor. Geriye kalan yüzde 11 kurumlar vergisi. Yani esas kazananın, kar etmiş olanın... Kurumlar vergisi kardan veriliyor. Ettiği kardan vereceği vergi yüzde 11, geri kalan hepimizin verdiği vergi yüzde 89. Bunun adı vergide AK Parti'nin karadüzenidir. Bunu alaşağı etmeden ne emekli kurtulur, ne emekçi kurtulur, ne esnaf kurtulur, ne köylü kurtulur.
O yüzden ülkede bir vergi düzeni yok, vergi adı altında bir soygun düzeni var. Yoksulu soyan, emekçiyi soyan, alın terini sömüren, yılların emeğiyle emekli edilmişleri yüzüstü bırakan, 'başının çaresine bak' diyen; 'al sana 20 bin lira, al sana 23 bin lira, al sana 25 bin lira ister kira öde ister karnını doyur' diyen; kirayı ödese aç bırakan, karnını doyursa sokakta bırakan bir sistem var Türkiye'de.
Bir yandan da milyarlara milyar katanlar var. Bir mahallede birileri bakkalın önünden geçemiyorsa veresiyeyi kapatamadı diye, aylardır kasaba uğrayamıyorsa öbür birisinin nasıl 500 dairelik parası olur ya? Nasıl 500 dairelik parası olur ve bunun içine de oturup 'adalet içinde bu ülkede duruyoruz, hepimiz aynı gemideyiz.' Siz kaptan köşkündesiniz, millet farelerin olduğu o bodrumdaki yerde duruyor. Böyle bir düzen olmaz, bu gemi bundan sonra böyle yüzmez kardeşim. Kaptan değişecek, kaptan!"
Sevgili arkadaşlar, yeni bir hizmet başlattılar. Bundan sonra takip etmenizi öneririm. Şeyini de aldık isim hakkını da: akpden.com.
Bundan sonra akpden.com'u yakından takip edin. Köprüleri, otoyolları, babadan dededen miras o canım karlı işletmeleri satmaya kalktıklarında akpden.com'dan hepsini duyuracağız.
Ama şimdi akpden.com sıfır bir otomobil; 1.2 milyon lira fiyatı olan bir sıfır otomobil. Var ya bunda .com'da sepete ekle diyorsun. Bak, 1.2 milyon lira, sepete ekle, bastın tık.

Öyle alıp gitmek yok. akpden.com; 1 milyon 200 bin liralık araca 1 milyon 88 bin ÖTV. Yetmez; ÖTV'li fiyata 460 bin lira KDV. Yetmez; belki sen bu arabanın radyosunu açacaksın, orada TRT nameye denk geleceksin, TRT'den iki name dinleyeceksin; 9 bin lira bandrol ücreti. Toplam vergi 1 milyon 557. Araba 1 200, vergiler toplamı neredeyse 1 600... Arabanın fiyatı oldu sana 2.7 milyon TL.
Bundan sonra gençlerin bilgisayarında, gençlerin cep telefonunda, oyun konsolunda niçin alınamıyor hepsini birden birlikte göreceğiz: akpden.com. Bizi izlemeye devam edin.
Değerli konuklarımız, kıymetli arkadaşlar; ekonomiyi bitmeyen bir krize sokanlar, kendi çıkarları için adaleti, demokrasiyi, insan haklarını yok sayanlar; milleti algılarla avutabileceklerini, yönetebileceklerini, sandığa kadar vaziyeti idare edip orada birtakım seçim oyunlarıyla, seçim ekonomileriyle milleti kandırabileceklerini ve AK Parti'nin kara düzenini sürdürebileceklerini sanıyorlar.
"YEREL SEÇİMLERDE MİLLET TERCİHİNİ GÖSTERDİ"
Böyle bir şey yok. Artık bu milletin algı operasyonlarına karnı tok. Yerel seçimlerde millet tercihini gösterdi. O günden bugüne Cumhuriyet Halk Partisi'ni tüm saldırılara, tüm iftiralara, tüm haksızlıklara, tüm şeytanlıklara rağmen sahiplendi, dimdik ayakta tutuyor.
Cumhuriyet Halk Partisi, aynen kurulduğu gün olduğu gibi bugün bütün anketlerde Türkiye'nin birinci partisi.
Ancak kalıcı hasarlar veriyorlar ülkeye. Ekonomide de öyle düzeltilmesi güç, düzeltilmesi zor işler yapıyorlar. Farkı çok büyük açıyorlar.
Ülkeyi çok büyük borçlandırıyorlar. Varlıkları yok pahasına satıyorlar. 25 yıllık köprünün gelirini 3 yıllığını peşin verene 25 yıllığına veriyorlar. Yarınları düşünmüyorlar.
Bir yandan da dış politikada berbat işler yapıp Türkiye'yi bir yalnızlığa, bir itilmişliğe, bir çıkmazın içine sokup onarılması güç zararlar veriyorlar.
Ve bir yandan da bir algı operasyonuyla; "Efendim millet yoksullaştı ama dış politikada iyiyiz, Erdoğan bizi güvende tutar, yok efendim savaşın dışında tutar" gibi Cumhuriyet Halk Partisi'nin tarihinde örneğin İkinci Dünya Savaşı'na girmemenin ne kadar önemli olduğu söylendiğinde o günlerdeki orduya harp stoğu diye ayrılan buğdayı bildikleri halde "Efendim ekmekte karne var" diyenler, yıllarca bu siyaseti yapanlar; şimdi açsın, yoksulsun, işsizsin, güvencesizsin ama "E bak İran'da savaş var, oralarda işler yolunda değil" ile bir algı operasyonu yapmaya çalışıyorlar.
Sadece İran'da değil; Suriye'de de öyle, Rusya'yla da öyle, Çin'le de öyle, dünyayla da öyle. Şimdi televizyonlarda 24 saat dış politika yayını yaptırıp onunla millete açlığını unutturmaya çalışıyorlar. Önce herkes şunu bilsin: Bu iktidarın dış politikada ilkesi yoktur, prensibi yoktur. Tek amaçları bir şahsi çıkar meselesi ve iktidarın devamı için birilerinden destek alma meselesidir.
"İKİ ÇİFT SÖZÜMÜZ VAR"
Bugün ülkeyi yönetenler önce şahsını, ailesini, sonra partisini, en son Türkiye'yi düşünmektedirler. İşte biz bugün kralın üstünde kıyafet yokken akşam o kanallardan yayınlar boyunca "Kralım ne de güzel ipekten kıyafetin var" diyenlere karşı bir kaç söz söyleyeceğiz. İşin doğrusunu söyleyeceğiz. Hem tarihe not düşmek için hem bu işleri aklı başında izleyen herkese "Ne oluyorsa bundan farklı oluyorsa söyleyin, yanıldığımızı bilelim" demek için. Yok, iş böyleyse bu milletin karşısına çıkıp o çıplak krala "Güzel kaftanın var" methiyeleri düzenlerin karşısında bizim şimdi iki çift sözümüz var. Bölgemizde dünya değişiyor. Küresel sistemin dengeleri yeni krizlerin temellerini atıyor ve bu krizler dünyadaki sistemi kökünden sarsıyor. Ülkeler yeni koşullarda kendilerine yeni yön tayin etmeye, yeni ittifak ilişkileri kurmaya girişiyor. Biz içinden geçtiğimiz bu süreçte Türkiye'nin birinci partisi olmanın verdiği sorumlulukla hareket ediyoruz. Önce ülkemizi, sonra partimizi, en son kendimizi düşünüyoruz. Çünkü ülkenin kurucu partisi olarak 100 yıl önce özgür ve bağımsız Cumhuriyetimizi nasıl kurduğumuzu, hangi bedellerle kurduğumuzu ve onu bugünlere kadar getirecek olan dış politika deneyimini, köklü hariciye geleneğini çok iyi biliyoruz.
Gazi Mustafa Kemal Atatürk ve Cumhuriyet kadrolarından miras dış politika anlayışını hem hafızamızda tutuyoruz hem o yaklaşımla önümüze ışık tutuyoruz. Bu nedenle milletimizi artık gerçekleri konuşma noktasında büyük bir sorumlulukla milletimizle bunları paylaşmamız gerektiğini düşünüyoruz. Ne yazık ki ülkemiz bugün yeni küresel sistemden dışlanmaktadır.
Güçlü ülkeler çok kutuplu dış politikaya yönelirken ülkemiz Erdoğan'ın hataları, umutları ve tercihleri yüzünden tek kutuplu, tek bir kutba bağımlı hale gelmiştir. O tek kutup Trump yönetiminden ibarettir. O Trump ki Türkiye'ye yolladığı büyükelçisinin "Çok akıllı adam, Erdoğan'da olmayanı veriyor, ondan her istediğini alıyor" dediği Trump'tır. Bu sözü söyleyen Amerika'da bir meczup ya da şımarık bir köşe yazarı değil, Amerika Birleşik Devletleri'nin Türkiye'deki resmi temsilcisi büyükelçisidir. "Onda olmayanı veriyor" derken Türkiye'de bir seçimden çıkmış olmasına rağmen demokratik yönetmemesi, yapılan ilk yerel seçimlerde %65'ini nüfusun CHP'nin (belediyelerin olduğu bölgelerin) kazanması, erken seçimden kaçmasının yanında Türkiye'deki meşruiyet tartışmalarının yanında dünyanın Erdoğan'ı meşru görmediğinin altını kalın kalın çizmektedir. Ve gözünün içine baka baka "Avrupa'da yoksun, Çin'le yoksun, Rusya'da yoksun, Amerika'da biz olmasak yoksun, sen bize muhtaçsın, biz seni tercih ediyoruz" deyip bir Amerikan Başkanı'nın oğluyla önce İstanbul'da pazarlıklar edip görüşmenin içeriği, görüşme olduğunda ne tavizler verileceğini bu kürsüden söyledik. Alınacak 250 uçağı da, pahalı sıvılaştırılmış doğal gazı da ya da nadir toprak elementleriyle ilgili o Trump'ın ağzını sulandıran, "ilk iş dünyada nadir toprak elementi neredeyse oraya saran" Trump'a bu tavizlerin verileceğini de hepsini buradan söyledik. Sustular, susarak inkar ettiler, Trump'ın tweetinden sonra gizleyemediler.
Şimdi işte o Trump, bir müttefik olarak Amerika'dan bahsetmiyorum, bu iktidarın bağlandığı tek kutup; kendi ülkesinde de itibarı kalmayan, oyları %30'lara düşen, bu yıl bitmeden Amerika'da topal ördek olacağına hiç şüphe olmayan, hatta diğer kanatta da çoğunluğunu kaybederek dönemin sonunu bile getiremeyecek olan Trump'a bütün ümitlerini bağlamış olan Erdoğan'dan bahsediyorum. Dünyayı krize sokan Trump yönetimi dünyada otoriter liderlerle çalışmayı tercih ediyor, net. Macaristan'da Orban'ı tutuyor, Suriye'de Şara'ya yıllarca hazırladık diyor kravat giydiriyor. İran'a bile ilk günlerde "başarılı olacak, dini lideri belirlerken bana soracaksınız, ben söyleyeceğim" diyor. Dünyanın neresinde bir otoriter varsa onu destekliyor. Sadece kendi mi? Değil. Dünyaya dayatmaya çalıştığı kendince dünya düzeninde teknooligarklar, yani dünyadaki teknoloji şirketlerinin zengin milyarderleri de dünyada nerede bir otoriter var onu seçiyorlar.
"TÜRKİYE AVRUPA FIRSATINI DEĞERLENDİRMİYOR"
Ama sen kimlerle yan yana düştüğüne bakarsan Macaristan’da Orban’la birlikte desteklenen, Hindistan’da Modi’yle birlikte adı anılan, Almanya seçimlerinde Alternatif Für Deutschland, soydaşlarımızı diri diri yakanların siyasi uzantılarını destekleyenlerin Suriye’de Şara derken Türkiye’de de Erdoğan dediklerini Avrupa görüyor, dünya görüyor. Öyle bir noktadayız ki Trump yönetimi Avrupa’yla ayrışıyor, NATO’dan çıkmaya çalışıyor, kendi rekabet alanlarına yöneliyor. Böyle bir durumda herkes NATO’da Amerika’dan sonra en büyük ordu Türkiye’ye ait olduğu için Türkiye’nin ağırlığının artacağını, Avrupa’nın yükselen güvenlik kaygıları sebebiyle Türkiye’ye yeni alanlar açabileceğini, Türkiye için yeni bir fırsatın ortaya çıktığını hep bütün dünya bekliyordu, bütün dünya söylüyordu.
Ama öyle olmuyor. Çünkü bu iktidar Avrupa’nın ona sunabileceği bu fırsatı göremiyor, Trump’ın ona çizdiği hattan çıkamadığı için değerlendiremiyor.
Avrupa’da, Almanya’da ya da Avrupa’nın diğer demokrasilerinde aşırı sağı destekleyenlerin desteklediği Erdoğan’a mesafeli duruyor ve ona sürekli daha önce biz söylediğimizde hiç umursamayanlara birazdan hatırlatacağım ama ona demokrasiyi, Avrupa değerlerini, insan haklarına saygıyı ve tutarlılığı hatırlatıyor.
Dış politikada keyfîleştirilen, şahsileştirilen, Trump’a sadece endekslenen bu iktidar yüzünden ülkemiz Avrupa sisteminden dışlanıyor. Avrupa kendi savunma gücünü kendi içinde arttırmaya yöneliyor. Fransa’nın ardından Almanya da Yunanistan’a açık destek veriyor.
Yunanistan savunma alanında stratejik ortak ilan ediliyor. Rusya bugün bize güya nötr bir politika izliyor ama Putin’in kininin ve hırsının nasıl biriktiğini herkes biliyor.
Çin ise Türkiye’ye olağanüstü mesafeli bir yere çekti kendini. Yani bu iktidar dünyada meşruiyeti kaybetti, bulamıyor. İşte o yüzden ABD’nin o hadsiz büyükelçisi hem o gün meşruiyet tanımı yaparken Antalya Diplomasi Forumu’nda çoraplarını göstere göstere bacak bacak üstüne atmış, buralarda demokrasi işe yaramıyor diyor. Buralarda meşrutiyetler, meşruiyetler lazım diyor. Katliam yapmasınlar yeter. Biz eskiden buralara insan hakları dedik, demokrasi dedik, yanlış yaptık. Güçlü tek adamlar lazım buralarda diyor. Bunu buralarda dediği yeri Türkiye’yi kendi kafasında CENTCOM’a koymuş, Ortadoğu’yla mı konuşuyor Türkiye’nin, Avrupa’da Amerika’nın Türkiye’yi Avrupa’da gördüğü, Avrupa’da konumlandırdığı, Avrupa’da haritalandırdığı geleneksel yaklaşımı terk ediyor.
Suriye’yle, İran’la, Katar’la, Birleşik Arap Emirlikleri’yle aynı yere koymuş, buralar böyle. Şimdi kızarlar bana diyor. Bile bile söylüyor, üstüne basa basa söylüyor. Ve buna karşı Allah’ın kulu haddini bildirmiyor. Tweet dahi atmıyor. Bırakın Dışişleri Bakanlığı’na çağırmayı, onu uyarmayı, gerekirse ülkesine rahatsızlığı dile getirmeyi çıkıp da bir kelimeyle bir hatırlatma dahi yapamıyorlar. Şimdi daha somut örneklerini söyleyeyim bu yaşadığımız zorlu sürecin. İran savaşında ülkemize füzeler atıldı. Rusya’dan alınan S400’ler kullanılamadığı için...
"VIYK VIYK ÖTEN İHA'LARI ÇOBANLAR BULDU"
Çünkü alınırken S400’e soru işareti koyana vatan haini damgası vuruyorlardı. Ya bunları alırsın ama F35’ten atılırsın, olsun kendi sistemimizi kuracağız, onu yapacağız, bunu yapacağız... Bu kadar kritik günde S400’ü kutusundan çıkaramadılar. Tepemizde Rusya’nın hatırlatma İHA’ları Sakarya’ya düştü, Ankara’ya düştü, oraya düştü, buraya düştü. Öyle ki çobanlar buldu vıyk vıyk öten İHA’ları. Rusya hatırlatıyor kendini. Öbür taraftan İran hatırlatıyor kendini, atıyor füzeleri. Allah’tan Amerika halen NATO’da bir NATO ülkesi olarak ve korunması gereken üsleri olarak Amerikan gemilerinden atılan savunma füzeleriyle Türkiye’ye atılan füzeler düşürülüyor. Biz söylediğimizde çelik kubbeye ihtiyaç var, İsrail halletti, herkes halletti, bizim durumuz deyince dinlemeyenler, daha ilk adımları 2024’e kadar bırakanlar Amerika olmasa Türkiye’yi İran’ın füzelerinden koruyamayacaklar. Ki o Amerika da NATO’dan çıkacağız diyor. Şimdi ülkemiz Avrupa güvenlik mimarisinden de dışlanıyor. Türkiye Avrupa’nın SAFE programına dahil edilmedi. Biz bu konuda çok dil döktük ama dinlemediler. Avrupa için güvenlik eylemi olan SAFE Türkiye’ye hem bir genel güvenlik yapısının içinde yer almayı hem de 2028-2034 arası savunma projeleriyle önemli bir imkan yakalamayı sunuyordu, SAFE’in dışına atıldık. Bütün Avrupa var biz yokuz. Avrupa Komisyonu Başkanı Von der Leyen çıkıp gelip Türkiye’yi Rusya ve Çin’le aynı kefeye, aynı havuza koyup Avrupa diliyle dışlıyor. Elinin tersiyle Çin ve Rusya’yla aynı tarafa koyuyor. Avrupa’nın güvenlik kaygısına ne çare ne Avrupa’yla birlikte güvenlik kaygımıza bir çözüm noktasında yokuz. Türkiye Çin ve Rusya gibi Avrupa’nın kapsama alanının dışındaki ülkelerin içinde sayılıyor. Övüne övüne Antalya Diplomasi Forumu yapıyorlar. Antalya Diplomasi Forumu’na Avrupa Birliği ülkelerinden bir tek ülke katılmadı, bir tek ülke.
Gelenler bakın sevdikleri, birbirlerini ağırlıyorlar, birbirlerini övüyorlar ve Türkiye’yi o kategoriyle birlikte anıyorlar. Dün Sayın Erdoğan çıkmış, dün ilk kez Avrupa Birliği’ne selektör yapıyor, ilk kez. Biz Avrupa’nın önemini vurguladığımızda ne diyorlardı? Bunlar işi bilmiyor. Avrupa mı kalmış? Avrupa ölü, Avrupa perişan, Avrupa’nın kendine faydası yok diyenler dün Erdoğan’ın Avrupa’nın parçasıyız, bizi Avrupa Birliği’ne alın şeklindeki sözlerini yeni bir açılım olarak söylüyorlar.
3 ay önce, 6 ay önce, 8 ay önce Strazburg’da, Brüksel’de, Almanya’da Berlin’de, İspanya’da Madrid’de biz bunları söylerken CHP siyaset okumayı bilmiyor, Avrupa diye bir şey yok, varsa yoksa Amerika var, varsa yoksa Trump var, varsa yoksa Ortadoğu var diyenler şimdi dün Avrupa’ya Türkiye’yi hatırlatıyor, Avrupa’nın önemini söylüyor. O yüzden hiç kimse kusura bakmasın ama öyle Erdoğan’ı yanlışına da alkış tutanlar Türkiye’yi bu felaket duruma düşürdüğünde, bu zor duruma geldiğinde bundan sonra bu işin içinden nasıl çıkılacağı konusunda çıkacaklar, önce kendileri de bir özeleştiri yapacaklar. Yandaş medya dünya lideri naraları atadursun şu gerçekleri nasıl gizleyeceksiniz?
Rusya-Ukrayna savaşında arabulucu olmak istediğimizi açıkça söylüyoruz, Türkiye’ye davet ediyoruz. Bırakın gelmeyi cevap dahi vermiyorlar. Barış görüşmeleri nerede yapılıyor? Suudi Arabistan’da. Amerika-İran savaşı oluyor, arabulucu olalım diyorlar, görüşmeler Pakistan’da yapılıyor. İran’da Amerika’da Türkiye’nin adını dahi anmıyor.
"MAVİ VATAN MESELSİNDE BÜYÜK BİR ACZİYETİN ALTINDA İMZA ATTILAR"
Kimse bu iktidarı stratejik bir ortak olarak görmüyor artık. Doğu Akdeniz bizim için stratejik öneme sahip. Mavi Vatan değil mi? Adını koyan amiralleri, ömrünü bu işe vermiş olan amiralleri bir bildirge yüzünden -ki denizlerdeki hakimiyetimizle ilgili bir hassasiyet üzerine kurulmuş milli bir duruştaki bildirge üzerinden- alanlar, gözaltına koyanlar, hapisle tehdit edenler, orduevlerine sokmayanlar, rütbe sökmekle tehdit edenler şimdi Mavi Vatan meselesinde adeta büyük bir acziyetin altına imza attılar. Takip edenler Doğu Akdeniz’den nasıl dışlandığımızı görüyor. Amerika, İngiltere, Fransa, Mısır... Hepsi birden karşımızda. Bir hamle vardı Libya, onu da boşa çıkarmak için Yunanistan 24 saat mesai veriyor, Libya meselesini de boşa çıkarmak için. Amerika, İngiltere, Fransa, Mısır karşımızda. Erdoğan’ın dostu Birleşik Arap Emirlikleri karşımızda. Kralı ölünce yas ilan ettiği Suudi Arabistan karşımızda. Çok güvendiği Katar Rumlar için sondaj işletmesi yapıyorlar Doğu Akdeniz’de. Rumlarla Doğu Akdeniz’de doğal gaz arıyorlar, petrol arıyorlar, hidrokarbon arıyorlar. Katar yapıyor bunu. Ve bu zayıflığı gören Yunanistan bütün anlaşmalara aykırı olarak adaları silahlandırıyor.
Gözümüzün içine baka baka adaları silahlandırmaya devam ediyor ve arkasında bütün Avrupa duruyor. Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti milli davamız. Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti’ni orta vadede en büyük hedefimiz dünyaya tanıtmak, tanınmasını sağlamak ki sonra Güney Kıbrıs Rum kesiminden oluşan bu dezavantajlı asimetrik durumdan kurtulup diplomasiyle kazanımlar elde edeceğiz. En yakınımızdaki Türki Cumhuriyetler... Önce onların tanıması lazım. Bir tane tanıyan yok. Önce gittiler Güney Kıbrıs’ı tanıdılar, şimdi teker teker büyükelçi yolladılar...
..Rum yönetimine ve Avrupa Birliği'nde dönem başkanlığı var, toplantı yapıyorlar. Şara, Suriye, İngiltere devletinin kravat takıp 'bu olacak' dediği Şara, bizimkilerin tanıdığı Şara, meşruiyet sağladığı Şara, Güney Kıbrıs Rum Yönetimi'nin davetiyle gidiyor.
"ŞARA KKTC CUMHURBAŞKANI2'NIN BİR KAHVESİNİ İÇMEDİ"
Gitmesi bir yana, orada duruyor ve ortadan ikiye bölünmüş şehirde Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti tarafına geçip de Cumhurbaşkanımızın bir kahvesini içmiyor. Bir kahvesini içmiyor! Yani Güney Kıbrıs Rum Yönetimi'ni tanıyor. Dün olan, kendini bir anda kravatlı bulan Şara, Türkiye'nin 'büyük oyunlar kurduk kurduk' diye geçen sene Aralık'ta alkışlattırdıkları Şara, gidiyor Güney Kıbrıs Rum Yönetimi'nin varlığını tasdikliyor. Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti'ne de diğerleri gibi 'Sen yoksun, ben seni tanımam' diyor. Türkiye'yi bu hale getirdiler.
Dönelim Filistin'e, Gazze'ye. Neden dış politika ilkesi, prensibi olmayan bir iktidar var Türkiye'de diyorum? Çünkü bunlar, Filistinlilerin olmadığı sözde Gazze Barış Kurulu masasında... Hatırlatacağım, o masa şöyle kuruldu: Trump dedi ki; 'Gazze'yi gördüm, çok güzelmiş deniz kenarı. Oraya yüksek oteller dikeceğim, kumarhaneler yapacağım. Orada Filistinlilerin ne işi var? Beş ülkeye dağıtacağım. Önünde de hidrokarbon var, Gazze'yi istiyorum' dedi. 71 bin kişinin katiline de 'savaş kahramanı' dedi. Sonra Gazze'ye Barış Kurulu kurdu. Aklı başında bir dünya liderinin katılmadığı o kurula bizimkiler gitti, kuruldu.
Dedik ki, 'Ya Filistin'in olmadığı yerde senin ne işin var?' Dedi ki, 'İsrail de yok.' İlk toplantıya iki gün kala Netanyahu Beyaz Saray'da, al takke ver külah Netanyahu da masada, Hakan Fidan da masada. O masaya oturdular ve Filistin'in... Gazze'nin Filistinlilerden boşaltılmasını isteyen o planın, o kumarhane, otel ve esas önündeki hidrokarbonlara çökme planının parçası oldular.
Geçen gün bunlara karşı, Sumut filosu yine yola çıktı, 20'si Türk 175 kişi gözaltına alındı. Sumut filosuna destek için açıklamalar yapıldı. Bekliyorsun ki bunlardan, İsrail'i kınayacaklar, Sumut filosuna sahip çıkacaklar. Bakın, Barış Kurulu... Board of Peace... Gazze'ye doğru yola çıkan filo; 'Gazze halkının durumundan hiçbir şey bilmeyen ve bundan daha az umursayan kişilerin gösterişçi sevgi teknesi aktivizmi' alay ediyor. Ölümü göze alıp gidenlere 'gösterişçi sevgi teknesi aktivizmi', 'insanların sefaletini kullanarak sosyal medya profillerinizi inşa etmek iğrenç bir şey' yazmış. Bunun altında kimin imzası var biliyor musunuz? 'Board of Peace' diyor ya, Netanyahu ile birlikte Hakan Fidan'ın imzası var.
İşte bu! Adalet ve Kalkınma Partisi budur! Bu kurulda oturdukça bu açıklamadan sorumlusunuz. Şimdi Türkiye'de bizi en az destekleyen, siyasetçi olarak beni hiç sevmeyen bir AK Partilinin vicdanına sesleniyorum: Böyle bir açıklama olacak, 'iğrençsiniz' diyecek Sumut'u destekleyenlere, gidenlere 'gösterişçisiniz' diyecek... Örneğin bu açıklama, bizim üyesi olduğumuz Sosyalist Enternasyonal'den çıkacak, Türkiye'de bu yazıdan sonra bütün televizyonlar, bütün gazeteler bir saat değil, bir gün değil, bir hafta, on gün bu işin üstünde tepinir mi tepinmez mi? Bunu biz gösterene kadar ağzını açıp konuşan yok. Buradan şunu gösteriyor ki bu; ne Filistin hassasiyeti vardır, ne milli duruş vardır. Sadece ve sadece göbekten Trump'a bağlanmış, umudu ona bağlamış bir Erdoğan vardır. Başka hiçbir şey yoktur.
"KEŞKE DIŞ POLİTİKADA BİR BAŞARI HİKAYESİ OLSAYDI"
Milletimizin vicdanına seslenerek söylüyorum. İktidarda kimin olduğundan bağımsız söylüyorum. Keşke AK Parti'nin yaptığı bu algı operasyonu, algı operasyonu değil de gerçekleri yansıtıyor olsaydı. Keşke dış politikada bir başarı hikayesi olsaydı. Çünkü Türkiye kazanırsa hepimiz kazanırız. Türkiye'nin dış politikadaki başarısızlığı, yalnızlaşması hiçbirimizin lehine değildir. Bir bütün olarak ülke kaybetmektedir.
Ayrıca bu bir satranç tahtasıysa, Yunanistan Ege'de ilerleyince, AK Parti seçimi kaybettiğinde hamleler geriye gitmeyecektir. Alınmış, alınmıştır. Kaptırılmış kale, kaptırılmıştır. Yaklaşmış tehdit, yaklaşmıştır. Kimse uluslararası alanda, Güney Kıbrıs edindiklerini AK Parti döneminde ediniyor diye AK Parti gidince geri vermeyecektir. Oradan başlayacaksınız çalışmaya, oradan başlayacaksınız müzakereye, oradan başlayacaksınız tekrar bir şeyler kazanmaya, çalışmaya.
O yüzden, şu anda dış politikada bu Trump teslimiyeti, "Yok Avrupa hasta adam, boş ver gitsin", efendim "Trump izin verir mi sana?"... Türkiye'ye Gazi Atatürk'ten miras, İsmet Paşa'nın ilmek ilmek ördüğü, dış politikacılarımızın başarıyla yürüttüğü bir denge politikası vardır. Erdoğan dengeyi bıraktı. Bir sarkacın dengede olmasından... Türkiye başarmış; Batı İttifakı'nın bileşeniyken, Rusya'nın Soğuk Savaş boyunca komşusu olmayı... Avrupa'ya dört tane köprüsü var ama Ortadoğu'ya sınırı var. Ama şimdi Erdoğan bir sarkaç politikasına gitmiş. Ya Trump'la beraber Putin'e en uzak, ya Putin'le birlikte Amerika'ya en uzak. Ya Çin'le beraber bir başka yerde... Ama bu savrulmaların hepsi Türkiye'ye toplamda çok büyük bir maliyet çıkarmaktadır.
Sayın Bahçeli bu sıkışmışlığı görmüş. Buradan çıkış için TR-Ç İttifakı diyor; Türkiye, Rusya, Çin. Ve bunu Cumhur İttifakı'nın devam etme şartı olarak sunuyor. Erdoğan "Trump" diyor, Bahçeli "Rusya-Çin" diyor. Oysa ki burada hep birlikte dememiz gereken, Türkiye Cumhuriyeti'nin çıkarları ve Türkiye Cumhuriyeti'nin çok yönlü ilişkileri.
"TÜRKİYE SIKIŞMIŞLIĞA MAHKUM DEĞİLDİR"
Türkiye bu sıkışmışlığa mahkum değildir. Cumhuriyet Halk Partisi, bu düşüşü toparlayacak tarihsel birikime, liyakatli kadrolara, Türkiye'nin menfaatine kilitlenmiş bir dış politika anlayışına sahiptir. Türk diplomasisinin en güçlü kası denge politikasıdır. Bunu bir kez daha hatırlatıyoruz. Sadece Trump'a bağlı tek kutuplu dış politika olacak iş değildir. Dünya çok kutupluluğu konuşmaktadır. Ayrıca dünya çok kutupluluğun yanında çok taraflılığın ve çok taraflı yapıların, hep birlikte dünyanın barışını korumasıyla ilgili İkinci Dünya Savaşı'ndan sonra gelişmiş sistemin kıymetini yeniden anlamaktadır. O yüzden at pazarlıkları, sığınmacı pazarlıkları, "görme bizdeki haksızlıkları, ver euroları, yürüyeyim yoluma" pazarlık dönemi bitmiştir.
Bundan sonra Cumhuriyet Halk Partisi; Avrupa Birliği'nin tam üyesi olmayı, Avrupa'yla hem değerlerde, hem ekonomide, hem savunmada ortak çıkarları bulmayı, savunmayı, inşa etmeyi ve korumayı... Rusya'yla iyi ilişkileri, Çin'le doğru bir müttefiklik ilişkisini, Trump yönetimiyle değil ama Amerika'nın kurumsal yapısıyla birlikte geçmişten gelen iyi müttefiklik ilişkilerini bir denge halinde sürdürülmesi zorunludur. Bütün yumurtaları bir sepete koymuş, sepetin de dibini çıkarmış, her şeyi kaybetmiş Erdoğan'ın bu vakitten sonra ne parlatılacak tarafı kalmıştır, ne bu anlayışın savunulacak, sürdürülecek tarafı kalmıştır.
Biz kendi değişim kurultayımızda dış politikada bugün konuştuklarımızı tarif ettik. Biz ilk kazandığımız, 47 yıl sonra birinci olduğumuz seçimden sonra çıktık. Dedik ki; Türkiye'de ana muhalefet partisiyiz. Son seçimlerin birinci partisiyiz. Geleceğin iktidar partisiyiz. Ama yurtdışına gittiğimizde biz bugün Türkiye'de ana muhalefet, Avrupa'da, yurtdışında Türkiye'nin partisiyiz. Dedik ki, "Bakanlarınız bakanlarımıza, gölge bakanlarımıza brifing versin."
Eurofighter'ı biz anlatalım dedik, anlattık da. 19 Mart darbesi oldu, "Almanya Eurofighter'dan Türkiye çıktı" diye yazı yazdı. Ekrem Başkan'dan mektup yolladık. Ben gittim bizzat o gün Alman Şansölyesi'yle, ardından şimdiki Şansölye Yardımcısı Lars'la, sevgili Lars'la, Alman Milli Savunma Bakanı'yla "Bizi Eurofighter'dan çıkarmayın. O başka, bu başka" dedik. F-35 meselesinde, S-400 meselesinde "Bakın haklı çıktık" demedik. "Gelin böyle düzeltin, böyle onarın" dedik. "Made in Europe" meselesinde Türkiye'de bütün büyükelçileri gezdik, heyetlerimizi Strazburg'a yolladık, yoğun temaslar sürdürdük. SEIF meselesinde, Avrupa için güvenlik işbirliği meselesinde en doğru yerde durduk. Katıldığımız bütün toplantılarda "Türkiye SEIF'in bir parçası olmalıdır" diye dil döktük. Buradakilere de doğrusunu anlattık ama onlar Avrupa'yı "Kendine hayrı yok" dediler. Şimdi kapısına gittiler, kapalı kapı önünde selektör yapıyorlar, "açın kapıyı, görün bizi" diye.
"CHP TRUMP'IN DÜZENİNE TESLİM OLMAYACAK"
Bu yüzden Cumhuriyet Halk Partisi, uluslararası yapıda Trump'ın düzenine teslim olmayacak. Asla ve asla İsrail-Amerikan planlarının uygulayıcısı, parçası olmayacak. Ama doğru... Amerika'yla da, Rusya'yla da, Çin'le de doğru ilişkiler kuran, modern Avrupa'nın sadece aday üyesi - CHP iktidarında 87 ülkeden parti imza attı 'tam destek vereceğiz' diye ama - sadece Avrupa Birliği'nin üyeliğine kabul edilmiş birisi değil, Avrupa'yı güçlendiren; bu güçlü nüfusuyla, bu güçlü ordusuyla, genç nüfusuyla ve kararlılığıyla Avrupa'nın taşıyıcı kolonu olacak, Avrupa Birliği'nin en önemli aktörü olacak.
Dış politikaya ilişkin ki - ne güvenlikten bağımsızdır, ne iç politikadan, ne Türkiye'nin ortak geleceğinden - önemli bir hususu da terörsüz ve demokratik Türkiye...





