Normal mi şimdi bu? Var mı bir izahı?

İçinde olduğumuz olağanüstü günleri normal kabul edemeyiz. Normal değil çünkü, dediğim gibi olağanüstü. Peki İstanbul’da en ucuz kira 35 binlerdeyken asgari ücretin 28 bin olması normal mi mesela? Veya aleyhte hüküm veren hakimin kendini ertesi gün sürgünde bulması? O kadar normal olmayan şey sıradanlaştı ki, normalin ne olduğunu unutmaya başladık. Peki neden böyle oldu bu?

Biraz geçmişe götüreyim siz… Ben telefon denilen aygıtı ilk kez, okul gezisi olarak gittiğimiz bir postanede gördüm. Giresun merkezdeki Debboy’daydı, hala yerinde mi bilmiyorum o postane. Evet, şimdi neredeyse tedavülden kalkmış olan ankesörlü telefonu bize göstermek için götürmüşlerdi oraya.

Öğretmen anne babanın çocuğu olarak ilk kez eve televizyon alındığında yayın saatlerini beklediğimizi hatırlıyorum. Büyükbabam babamlara tembih olarak maaşlarını çarçur etmemelerini, kenara atmalarını söylemişti. Babam da köye büyükbabamın yanına gittiğimizde ona televizyondan bahsetmememizi sıkı sıkı tembihlemişti. Canım kardeşim, ortancamız Serkan ise dayanamayıp “büyükbaba bizim evdeki radyoda aslanlar ağaca çıkıyor” deyince durum anlaşılmıştı. Evet aslanlar ağaca çıkıyordu.

Teknolojinin hayatımıza etkisi o denli arttı ki, o günler sanki sararmış bir romanın yırtılmış sayfalarında kalmış gibi.

Geçenlerde sevgili kayınvalidem kendine alırken bize de bir robot süpürge aldı. Arkadaş bildiğin ev işçisi, süpürüyor, siliyor, gidip kendini şarj ediyor falan. Esasında telefon denilen cihazı postanede, ilkokul gezisiyle gören ben için çok garip olması gerekir. Aslında garip de. 13 yaşındaki otizmli oğlum içinse en ufak bir şaşkınlığa yer yok. O elindeki telefondan youtube izlerken videolar arasındaki geçişleri henüz benim anlamadığım bir pratiklikte yapmakla meşgul.

Sonra düşündüm. Hayatlarında AKP dışında bir iktidar görmemiş gençlere kırıntısı da olsa demokrasinin kalmadığını, bu yaşadıklarımızın normal olmadığını nasıl anlatacağız?

Bir gazetecinin iktidarı eleştiren twitler attığı için Ankara’daki evinden sanki kaçıyormuş gibi yapılarak gözaltına alınıp Silivri’deki zindana atıldığını nasıl anlatacağız? Alican Uludağ’ın bu ay yapılacak duruşmaya SEGBİS’le değil doğrudan katılmak için o küçücük hücresinde mücadele vermesini nasıl izah edeceğiz? Bunun ne kadar anormal olduğunu söylemek yetmiyor.

İsmail Arı, iktidar ortakları arasındaki sürtüşmeyi haberleştirdiği için “sen bu işlere fazla girdin” denilerek nasıl oluyor da hapse atılıyor? Halbuki yaptığı haberin yeri göğü sarsması gerekirdi. Bunun normal olmadığını, gazetecinin tek bir yalan kelime kullanmadan haber yaptığı için hapse atıldığını normal kabul etmek mümkün mü? Değil, ama olan bu.

Şimdi yaşı 30’u bulmamış arkadaşlara Türkiye’nin en etkili haber kanallarından TELE1’e resmen çökülmüş olduğunu, bunun mevcut tüm yasalara, Anayasa’ya aykırı olduğunu, asla normal kabul edilemeyeceğini nasıl anlatırsınız? Merdan Yanardağ gibi, ağzından çıkan her cümlede ülkenin kaynaklarının emperyalistlerle işbirliği halinde nasıl peşkeş çekildiğini, nasıl yağmalandığının anlatan bir yurtsevere “casus” damgası vurulmaya çalışılarak hapsedildiğini anlatabilir misin?

Gelelim gündelik hayata. Geçenlerde evde domates bitmiş, bakkala ekmek almaya gidince orta boy bir domates aldım. Tartıldı, 80 lira!

Sen hayatın boyunca çalış, prim öde, yıllar sonra emekli ol ve 20 bin lira maaşla geçineceksin desinler. Böyle bir şey olabilir mi? Ama oluyor. Binlerce emekli neredeyse her hafta eylem yapıyor, “biz bunu hak etmedik” diye haykırıyor. Bu normal mi şimdi?

Üniversite kazanmışsın, otobüs parasını zor bulup kayıt yaptırmışsın. Karnına günde bir öğün sıcak yemek girmiyor. Anfide düşüp bayılıyorsun. Normal mi şimdi bu? Veya bitirmişsin üniversiteyi ama iş yok. İş aramaktan da bıkmışsın. Devlet seni işsiz bile saymıyor. Her üç gençten birinin bu halde olmasının bir izahı var mı?

Daha izahı olmayan o kadar çok şey var ki, yaz yaz bitmez. Muhalefetin cumhurbaşkanı adayının başına gelenler tek başına zaten yeterli zaten.

"İnsanlar kendi tarihlerini kendileri yaparlar, ama kendi keyiflerine göre, kendi seçtikleri koşullar içinde yapmazlar; doğrudan veri olan, geçmişten gelen ve kendilerini çevreleyen koşullar içinde yaparlar" diyor Marx.

Türkiye öyle veya böyle 2 yıl içinde – hepsine öyle diyoruz ama – hayati bir seçimle karşı karşıya kalacak. Ya bütün bu saydığım anormallikler daha da artacak ya da bunların normal olmadığı tescillenecek. O güne kadar seyretmeye devam edersek sonucun ne olacağını biliyoruz