NATO Zirvesi'nden nağmeler: Yine de şahlanıyor aman!..

NATO 1.0, Sovyetler Birliği'ne karşı kurulmuştu. NATO 2.0 ve 3.0'ın da temeli doğrudan Rusya'ya yönelik. Bir de 'büyük düşman Çin' var ama o daha çok ABD'nin derdi... NATO 3.0 süreci ABD'nin yükünü Avrupa’ya devrediyor. Almanya, Fransa ve Birleşik Krallık ön plana çıkıyor, Avrupa’nın askerî kapasite açığı ise Türkiye ile kapatılmak isteniyor. Avrupalı Nazi özentisi liderler illa ki Rusya ile savaşa tutuşmak hayaliyle yanıp tutuşuyor. Türkiye artık yalnızca büyük ordusuyla değil, düşük maliyetli ve seri üretim yapan savunma sanayisiyle de NATO için stratejik bir ülke haline bu sebeple geliyor. Ancak, NATO'nun merkez ülkelerinden biri değil, savunma sanayiinde alt yüklenici, askerî açıdan ise doğu, özellikle de güney kanadının en fazla riski üstlenecek ülkesi olarak... Stratejik, askerî riskleri ayrıca ve uzun uzun tartışmak lazım, ancak 36. NATO Devlet ve Hükûmet Başkanları Zirvesi kapsamında düzenlenen, yandaş ve Atlantikçi medya tarafından köpürtüle köpürtüle sunulan şu NATO Savunma Sanayii Forumu 2026'nın (NATO Summit Defence Industry Forum-NSDIF 2026) sonuçlarına bir göz atalım. Nasıl şahlanıyormuş Türkiye'nin savunma sanayii?..

50 MİLYAR DOLARLIK PASTADAN HANGİ DİLİM TÜRKİYE'YE DÜŞER?

NSDIF 2026'da, NATO müttefikleriyle savunma sanayii şirketleri arasında toplam hacmi 50 milyar doları bulan anlaşmalar ve yatırım paketi açıklandı. Paket kapsamında; hava savunma sistemleri, insansız hava araçlarına (İHA) karşı geliştirilecek çözümler, ortak üretim projeleri, stratejik ulaştırma kabiliyetleri ve ileri teknoloji yatırımlarına yönelik çok sayıda sözleşme imzalandı.

NATO, iHA'lardan kaynaklanan tehditlere karşı ortak savunma kapasitesini güçlendirmek amacıyla, 40 milyar dolarlık yatırım programını hayata geçireceğini de duyurdu. Program kapsamında, müttefik ülkelerin anti-drone sistemlerinin, eğitim altyapısı ve ortak operasyon kabiliyetlerinin geliştirilmesi hedefleniyor.

50 milyar dolarlık pakette, 26 milyar 279 milyon dolarlık 'Entegre Hava ve Füze Savunma Projesi'nde, ASELSAN ve ROKETSAN ana ortaklar arasında yer alacakmış. Bu şirketler, 'Çelik Kubbe Ulusal Entegre Hava Savunma' mimarîsi kapsamındaki erken uyarı radar ve askerî haberleşme sistemlerinin geliştirilmesini üstlenecekmiş.

Halka açık bir şirket olan ASELSAN'ın toplam bakiye siparişleri bu anlaşma öncesinde zaten 20.7 milyar dolar seviyesine ulaşmıştı. Bu proje, önümüzdeki yıllara yayılacak şekilde şirketin portföyüne ne kadar katkı sağlayacak göreceğiz.

ASELSAN VE ROKETSAN'IN PAYI HENÜZ BELLİ DEĞİL
ASELSAN ve ROKETSAN ortaklığındaki 26 milyar 279 milyon dolarlık çokuluslu projenin şirket bazlı net pay oranları ve yıllara göre tam ciro dağılımı, anlaşmanın çok taze olması sebebiyle, henüz Kamu Aydınlatma Platformu'na (KAP) yapılan bildirim detaylarında net rakamlarla belirtilmiş değil. ASELSAN’ın bu çapta ve benzer yapıdaki güncel hava savunma sözleşmelerinin finansal yönetim modeli, ciroya yansıma şekli ve resmî süreçlerine göre, hava savunma sistemleri tedarikine yönelik yaptığı son büyük KAP açıklamalarında, örneğin 780 milyon Euro’luk son pakete ilişkin, teslimatların 2028 ile 2032 yılları arasına yayıldığı belirtilmiş. Bu ölçekteki dev projelerde de ciro, tek bir yılda yazılmıyor; dört ila yedi yıllık bir takvimde, teslimat bazlı hak edişlerle bilançoya ekleniyor.

NSDIF sonrasında, hangi konularda siparişleri üstlenecekleri, hangi alt yüklenicilerle çalışacakları ve bu pojeye ayrılan bütçeden kasalarına ne gireceği de belli değil. Bakmayın siz güvenlik uzmanı diye geçinen şaklabanların, "3 bin 500 Türk savunma sanayii şirketi imzalanan tedarik anlaşmalarından aslan payını alacak" diye atıp tuttuklarına... Zaten böyle esip üfürdükten sonra, TÜBİTAK tarafından geliştirilen ve bütçesi 300 milyon doları aşan iki adet yerli gözlem uydusunun da NATO'nun uzay kabiliyetlerine entegre edildiğine ilişkin bir bilgi iliştirmeleri bu yüzden. "Milyarlarca dolar belli değil ama bakın cepte 300 milyon dolar var" gibisinden bir züğürt tesellisi vermeyi ihmal etmiyorlar. Bu da Türkiye'nin, aynı zamanda NATO'nun 'İttifâk Uzaydan Kalıcı Gözetleme' (APSS) girişiminin çekirdek ortaklarından biri olmasından dolayı... NATO bünyesinde uzay teknolojileri ve gözlem faaliyetlerini yürütmek amacıyla kurulan bu programın parçası.

TUSAŞ, 2003'TEN BERİ 'A400M' PROJESİNDE DEĞİL MİYDİ Kİ!..

Türkiye, Airbus ile yürütülen 'A400M' nakliye uçaklarının modernizasyonu ve stratejik ulaştırma filosunun genişletilmesi projesine de katılımcı müttefik olarak imza atmış. İyi de zaten TUSAŞ (Türk Havacılık ve Uzay Sanayii A.Ş) 2003 yılından beri bu işin içinde değil miydi? Uçağın bazı gövde parçaları ve aksamının üretiminde yer almıyor muydu? Projede yaklaşık yüzde 7'lik bir iş payına sahip, dünyanın en büyük askerî nakliye uçakları için kritik komponentlerin tek kaynak üreticisi zaten... Şirketin tasarlayıp ürettiği temel parçalar arasında; ön-orta gövde, kuyruk konisi ve arka gövde ek panelleri, paraşütçü ve acil çıkış kapıları, kanatçıklar ve sürat panelleri, gövde kablo donanımı, su ve atık sistemleri yer alıyor. TUSAŞ, 20 yılı aşkın bir süredir programın kusursuz tedarikçilerinden biri... Proje kapsamında üretilen parçalar Airbus Defence and Space firmasına teslim ediliyor.

Yeni olan ne merak ediyorum açıkçası... Bu kadar ayrıntıya girmemin sebebi ise, biraz önce sözünü ettiğim şaklabanların, bunu yeni bir şeymiş gibi kakalamaya kalktıklarında yalanlarının ortaya çıkması!..

İKİ PARMAK BAL VAR, YER MİSİN?

Türkiye savunma sanayiinin güçlü olduğu alanlar belli... Özellikle İHA ve SİHA, zırhlı araç ve mühimmat üreticilerinin NATO'nun silahlanma seferberliğinden pay alabileceği öngörüsü mantıklı, ancak projelerde lider firmalar olacaklarını ve bütçeden aslan payını alacaklarını beklemek resmen safdillik! Gelen haberlere şöyle bir bakıldığında, gidişatı kestirmek mümkün. Amerikan, Kanada, Fransız, Alman, İngiliz firmaları aslan payını kapacak, pastanın daha küçük dilimleri diğer Avrupa Birliği (AB) ülkelerine dağıtılacak, kalanı öncelikle Polonya ve Baltık ülkeleri gibi Rusya'ya karşı cengaverlik oynayanlara, onlardan arta kalanı da Türkiye savunma sanayiine...

ABD Başkanı Donald Trump'ın "Yaptırımlarını kaldırıyorum, F-35'leri de veriyorum" diye işkembeden vaatleriyle yetinmeye çok teşne bir rejim varken Türkiye'de, kim pazarlığı sıkı tutacak ki! 'Amerika'nın Düşmanlarına Yaptırımlarla Karşı Koyma Yasası' (Countering America's Adversaries Through Sanctions Act-CAATSA) yaptırımlarını ABD Başkanı kaldırabiliyor, ancak 'ama'sı var! CAATSA'nın 231'inci maddesine göre, ABD Başkanı yaptırımları sona erdirmek için resmî bir bildirimde bulunuyor. Bildirimde yaptırım uygulanan ülkenin artık ABD'nin hasım ülkelerinden silah almadığı ve ABD'nin ulusal çıkarlarına uygun adımlar atıldığı beyan ediliyor. Başkanın yaptırımları kaldırma kararı otomatik olarak Temsilciler Meclisi veya Senato onayına sunulmuyor ama Kongre, başkanın bu kararına karşı çıkmak isterse özel bir engelleme prosedürü başlatabiliyor. Yani CAATSA bugün kalksa bile, yarın öbür gün ne olacağı belirsiz! Hele ki ara seçimlerde Trump büyük bir hezimet yaşarsa... Kaldı ki, ortada koskoca bir soru var: S-400'ler ne olacak?

CAATSA yaptırımlarının kaldırılması kararı yürürlüğe girdikten sonra, ilgili ülkenin F-35 gibi kısıtlanan savunma programlarına geri dönebilmesi için ise hem dışişleri hem de savunma bakanlıklarının onay süreçlerinin ve ilgili askerî yasaların aşılması gerekiyor. Yani o da sakat bir süreç! Öyle kurnaz emlakçı atıp tuttu diye, zil takıp oynamak için çok erken...

İHA'LARDA BÜYÜK LOKMA AMERİKAN ŞİRKETİNE
Şimdi dönelim 'NATO bizi nasıl şahlandıracak?' masallarına ve gerçeklerle kıyaslamaya... İşte NSDIF'in bazı sonuçlarından bir demet... İttifâkın onuncu 'Airbus A330 MRTT' uçağının teslim edilmesi girişimini, Belçika, Çekya, Danimarka, Finlandiya, Almanya, Lüksemburg, Hollanda, Norveç ve İsveç üstlenecek. Yeni girişim ürünleri, 'ortak havuzda toplama ve maliyetleri paylaşmayı' içeren modeli esas alacak, böylece daha düşük maliyetle ortak kapasiteye ulaşılması hedefleniyor.
Müttefiklerin 'havadan erken uyarı ve kontrol uçağı' olarak İsveç şirketi Saab üretimi 10 'GlobalEye' uçağı alma projesinde Belçika, Kanada, Danimarka, Almanya, Letonya, Litvanya, Lüksemburg, Hollanda, Norveç, Romanya ve İsveç beraber çalışacak.
NATO'nun ABD şirketi Northrop Grumman üretimi 'MQ-4C Triton' İHA tedarikiyle 'istihbarat, gözetleme ve keşif filosunu güçlendirme' projesinde de, Danimarka, Finlandiya, Almanya ve Norveç yer alacak. Yeni İHA'lar, İtalya'daki Sigonella Hava Üssü'nde faaliyet gösteren NATO filosuna katılacak. Bu proje kapsamında, Northrop Grumman şirketi İHA'ları üretecek, Airbus ve diğer Avrupalı şirketler 'yer kontrol segmenti, veri yönetim hizmetleri, komuta ve kontrol sistemleri, altyapı ve görev destek çözümleri'ni sağlayacak. Şu ana kadar Türkiye'nin adına rastladınız mı? Yok!.. Hem de gerçekten de İHA ve SİHA gibi Türk savunma sanayiinin en başarılı olduğu alanda yok. Büyük lokmayı belli ki Northrop Grumman yutacak!

NE KADAR ORTAK VARSA, PASTANIN DİLİMLERİ DE O KADAR KÜÇÜLÜR

Yine zirvede açıklanan 'Yüksek İrtifa, Alçak Açılış' (High Altitude, Low Opening-HALO) projesiyle, müttefik ülkelerin ulusal kontrolü altında bulunan askerî uyduların bağlantısı güçlendirilecek ve bu sistemler, ağ tabanlı 'büyük uydu takımyıldızı' yapısına entegre edilecek. Bu proje sekiz müttefik ülkenin katılımıyla başlatıldı. Projenin ortakları arasında Türkiye de var, Kanada, Danimarka, Finlandiya, Almanya, Hollanda, Norveç ve İsveç ile birlikte...

'NATO Genel Maksatlı Endirekt Atış Mühimmatı' (General Purpose Indirect Fire Round-GERNIFR) isimli NATO standardında yeni 155 milimetrelik top mühimmatının parametrelerinin belirlenmesine ilişkin projede de Türkiye, Kanada, Çekya, Danimarka, Finlandiya, Yunanistan, Norveç, Slovakya ve İsveç beraber çalışacak. Projeyle, üretim süreçlerinin hızlandırılması, uyum ve tedarik kaynaklı kısıtlamaların giderilmesi amaçlanıyor. Burada Türk şirketlerine bir pay düşecek gibi görünüyor. Ancak dokuz ülkenin projeye dahil olduğu düşünülürse, öyle milyarlarca dolarları Türk şirketlerine bırakacak değiller tabii!
Türkiye'nin içinde yer aldığı bir diğer ortak proje, savunmada kritik öneme sahip hammaddelerin tedariki, depolanması, taşınması ve yönetimiyle ilgili... Bu projede Türkiye'nin yanı sıra Belçika, Kanada, Danimarka, Finlandiya, Yunanistan, İtalya, Lüksemburg, Hollanda, Norveç, İspanya ve İsveç yer alacak. Bu kapsamda, savunma alanında tedarik zincirlerinin dayanıklığının güçlendirilmesi planlanıyor.

VON DER LEYEN'İN AĞZINDAKİ BAKLA
Şimdi neden pastadan Türkiye'ye koca bir dilim düşmeyeceğini bizzat Avrupa Komisyonu Başkanı Ursula von der Leyen'in açıklamalarına bakarak anlamaya çalışalım. NATO Genel Sekreteri Mark Rutte kadar yağ çekmese de, o da Türkiye'yi övüyor önce, "İttifâk içinde her zaman çok önemli bir rol oynadı. Aynı şekilde AB ile ilişkilerimiz açısından da büyük önem taşıyor" diyerek... Ve evire çevire bir yalanı paketliyor: Türkiye ile 'Avrupa İçin Güvenlik Eylemi'nin (Security Action for Europe-SAFE) yüzde 35'lik kısmı kapsamında birlikte çalışma imkânı bulunduğunu belirtip, "Bunun yanında 2030'a kadar öngörülen 800 milyar Euro'luk yatırım ise üye devletlerin kendi savunma bütçelerini hangi alanlara yönlendireceklerine ilişkin kararlarına bağlı. Bu da Türkiye ile çok yakın işbirliği yapılması için geniş fırsatlar sunuyor" diyor. Sonrası Avrupalıların niyetlerini net olarak ortaya koyar cinsten: "Bu kapsamda toplam değeri 100 milyar Euro'ya ulaşan 10 anlaşma imzalanmış durumda. SAFE tasarımı gereği ortak ülkelere de açık. Maliyet unsurlarının yüzde 35'i AB dışındaki ülkelerden tedarik edilebilecek. Vergi mükelleflerinin parasıyla yapılan bu yatırımların Avrupa'ya geri dönüş sağlamasını, Avrupa'da istihdam yaratmasını ve araştırma-geliştirme faaliyetlerini desteklemesini istiyoruz". Yani zayıf oldukları alanlarda, en ucuzundan ama kaliteli ürünleri alacaklar, bu arada Avrupa merkezli şirketleri güçlendirecek, üretim ve yetkinlik kapasitesini elde eder etmez, Türk şirketlerinin yerine onların geçmesini sağlayacaklar.

MİLYARLARCA DOLARI GÖSTERİP BAŞIMIZA ÇORAP ÖRÜYORLAR

O yüzde 35'in yüzde birkaçını bile, ancak başka bir seçenek yoksa ya da çok ucuza gelmiyorsa, Türkiye savunma sanayiine yar etmezler. Eğer ki daha büyük bir pay verirlerse, bilin ki başımız belada!.. Ya Rusya'ya, ya İran'a karşı bir provokasyona Türkiye'yi bulaştırma planları vardır ya da Doğu Akdeniz'de Türkiye'ye büyük bir kazık atma planı devreye sokuluyordur. Veyahut Suriye Ordusunu Lübnan'a saldırtmaya hazırlanıyorlardır ve Ankara'nın bunu engellemesinin önüne geçmek için bir parmak bal çalıyorlardır.

NATO'nun hinoğluhin Avrupalı üyelerinin planı, Türkiye'yi ateşe atmak için birkaç milyar doların ucunu göstermek. İşleri hiç de zor değil, anti-emperyalist gibi görünüp emperyalist hayranı olan bu siyasal islamcı rejimin kala kala tek desteği batılı ülkeler olunca... Türkiye savunma sanayii orta vadede, ben diyeyim 20 milyar dolar, siz deyin 25 milyar dolarlık sipariş alacak diye, bu millete ateşten gömlek giydiriliyor. Bu berbat filmin ilk versiyonu Kore Savaşı'ydı. Şimdi bir AB kuklası palyaçoyla Nazi özentilerinin komplosuna Türkiye'yi de dahil etmeye çalışıyorlar Ukrayna'da!

ŞAHLANACAKKEN NASIL OLUR DA BORSADA HİSSELERİ BÖYLE DÜŞER?
Bir de uzmanlık sorusu sorayım, şu şahlanış masalını ekranlarda anlatıp duranlara... Tam da NSDIF'nın düzenlediği gün, BIST 100 Endeksi'nin yüzde 2.12 düşüş kaydettiği genel satış dalgasında, önde gelen Türk savunma sanayii şirketlerinin hisseleri ortalama yüzde 3 ila yüzde 5 arasında neden değer kaybetti? Bu hisseler endeksin iki katından fazla ne sebeple düştü? Neden ASELSAN, günlük yüzde 4.67 düşüşle, en çok değer kaybeden büyük savunma hisselerinden biri oldu? Neden Altınay Savunma Teknolojileri'nin piyasa değeri 17.03 milyar TL seviyesine geriledi? Neden SDT Uzay ve Savunma, son 24 saat içinde yüzde 3.04 değer kaybı yaşadı? Hadi bakalım; bunu da açıklayın! Yalan dolan bir açıklama gelir belki birinden... Ben söyleyeyim size gerçeği; birileri masalları köpürtür, birileri küçük yatırımcıyı silkeler de ondan!