Mizah çünkü yok trajediye ekleyip bekleyebileceğimiz bir zamanımız

Çok eski çağlarda nasıldı bilmem ama size geçmiş yüzyıldan söz edebilirim. Acı, acı olarak yaşanırdı. Trajediler ağıtlarla karşılanırdı.

Şimdi? Şimdi acı yine acı ama sanki daha çok gülüyoruz başkalarının acılarına.

Geçenlerde haber sunucusu-yazar Özge Uzun ile sohbet ediyorduk. Bunca acıya, felakete rağmen nasıl hâlâ gülebildiğimizi sorguladık.

Nasıl oluyor da sosyal medyada hemen her şey anında bir mizah malzemesine dönüşüyor? İran’ın bombalandığı, 200’e yakın küçük kız çocuğunun öldüğü bir gün nasıl olur da şakalar yapılır? Mizah için video stokları harcanır? Animasyonlar döktürülür? Yapay ve yatay zekâ sanatı konuşturulur?

Kana bulanmış pembe okul çantası yıkıntıların arasında üşürken nasıl olur da ben karşıma çıkan bir reels’e kahkaha atarım? Evet, attım. Atıyorum! Ve bundan hemen azap duyuyorum.

Dönüp baktığım dünya ‘gerçekle’ bağını, insanın çektiği çileyle ilgisini tamamen olmasa da çoğunlukla koparmış.

İran’a düzenlenen hain saldırıda sosyal medya ‘uluslararası eğlence mekânı’na döndü. Semada füzeler ekranlarda farklı dillerde şakalar patlıyor peş peşe.

“Her şeyi iyi yanından görmeyi kim öğretti bize? Acıyı görmeyen insan, umutsuzluğu yaşamayan, iliklerine dek kederin işleyip yaralamadığı bir insan, mutluluktan, umuttan, sevinçten ne anlar?”

Evet, böyle diyordu Şükrü Erbaş, Ömür Hanım’la Güz Konuşmaları’nda.

Ondan aldığım ilhamla şöyleyeyim: Her musibetle eşzamanlı dalga geçmeyi kim öğretti bize?

Mizah, füzeleri durduran savurma sistemleri gibi, anti-balistik füzeler gibi korkunç gerçeği havada yakalayıp imha ediyor. Böylece kaçıyoruz başkalarının acılarından ve onlar için hissetmemiz gereken kahırdan.

İnsanın güldüğü her şey trajiktir. Düşen de alır payını kahkahadan trajik bir biçimde ölen de. Her kahkaha bir trajedi veya bir şapşallık üzerine atılır. İstisnası varsa da ben bulamadım.

Sahnede tek kişilik gösteri yapanlara bakın ya sürekli söylenirler ya da başlarına gelen tuhaf küçük felaketleri iştahla anlatırlar.

Trajedi + Zaman = Komedi

Bilindik komedi formülü bu değil mi?

Çağın insanı, geçmiş insanların maruz kaldığının milyon katı bilgiye, habere, mesaja, uyarana, başkalarının başına gelen felâkete katlanıyor. Bu kalabalık, komedi formülünde trajediye eklememiz gereken zamanı yedi bitirdi. Trajediye ekleyecek zaman kalmayınca formül yenilendi.

Trajedi = Komedi

Dante’nin İlahi Komedyası’nı bilirsiniz. Bir komedi eseri değildir. Orta Çağ'da komedya, tragedyanın aksine, sonu iyi biten hikâye anlamına gelirdi. Eser bir komedi unsuru taşımıyor, okuyanı güldürmeyi hedeflemiyor.

Şimdi? Bu çağda ne komedya ne tragedya?

Sonu iyi bitmese de güldüğümüz tragedyalarımız var artık çünkü yok trajediye ekleyip bekleyebileceğimiz bir zamanımız.