CHP’nin Cumhurbaşkanı Adayı ve İBB Başkanı Ekrem İmamoğlu ile çok sayıda belediye başkanı ve yetkilinin tutuklanmasını protesto etmek amacıyla başlattığı “Millet İradesine Sahip Çıkıyor” mitingleri devam ediyor.
“Millet İradesine Sahip Çıkıyor” mitinglerinin 99'uncusu İstanbul Saraçhane'de düzenledi.
Mitingde kürsüye çıkan CHP Genel Başkanı Özgür Özel önemli açıklamalarda bulundu.
İşte Özgür Özel'in açıklamaları;
Bu yolda bize, size ömür biçenler oldu. 'Dayanamazlar' dediler, 'dağılırlar' dediler. 'Vazgeçerler, teslim olurlar' dediler. Teslim olmayanlar burada! Bin kez budadılar körpe dallarımızı, bin kez kırdılar; yine çiçekteyiz işte, yine meyvedeyiz. Bin kez korkuya boğdular zamanı, bin kez ölümlediler; yine doğumdayız işte, yine sevinçteyiz. Bitmedi, daha sürüyor o kavga ve sürecek yeryüzü aşkın yüzü oluncaya dek!
Değerli İstanbullular, bugün her şeyin başladığı yerde, milletin evinde, Saraçhane'deyiz. Korkanların sığınağında değil, cesurların meydanındayız. Tam 365 sabah oldu, tam 365 akşam. 365 kez doğdu güneş, 365 kez battı. 'Bir Ekrem'i aldık, işi bitirdik, onları sindirdik' sanıyorlardı. İşte bir yıl sonra, bir Ekrem'in yerine yüz binlerce Ekrem meydanda, meydanda, meydanda!
Bir yıl önce, bir iftar vaktiydi. Ekrem Başkan'ın 31 yıllık diplomasını iptal ettiler. Hem de diplomayı veren fakülte direndiği halde, dekan 'olmaz' dediği halde, her sorulduğunda 'diploma geçerli' dedikleri halde... Zorlayarak, bastırarak, dekanı istifa ettirerek, en nihayetinde İşletme Fakültesi'nden değil; işi diploma vermek, denklik vermek değil, boya yapmak, ring seferlerini düzene koymak olan İstanbul Üniversitesi'nin Yönetim Kurulu'ndan diploma iptaline gittiler.
"O GÜN DEVLETE OLAN GÜVENİ BOŞA ÇIKARIP MİLLETİ BİRİLERİNİN ELİNDE OYUNCAK ETMEYE ÇALIŞTILAR"
İşte o gün artık hiç kimsenin, hiçbirimizin elindeki devletin verdiği hiçbir kağıdın bir önemi, bir kıymeti kalmadı. Ne tapu tapuydu artık, ne evlendirme cüzdanının bir anlamı vardı. Bankada parası olan da güvenemezdi, hisse senedi alan da. İşte o gün birileri bu devleti devlet yapan toplum sözleşmesinin, anayasanın altına dinamiti koydular. O gün devlete olan güveni boşa çıkarıp milleti birilerinin elinde oyuncak etmeye çalıştılar.
Hemen ardından o akşamın sahur vaktinde, kapısına yüzlerce polisle birlikte dayandılar. Yalanlarla, iftiralarla dolu bir kumpası başlattılar. İşte o gün, Ekrem Başkan'ın kapısına gelenler onu Vatan Emniyet'e götürdüğünde; eşi Dilek Hanım, evlatları ve yol arkadaşları dimdik ayaktaydı. O gün hep beraber buradaydık. O gün 'Ne olacak?' sorusuna, 'Ne olacaksa bugün olacak!' dedik. Biz darbenin hedefinde olan kişinin Ekrem Başkan, hedefinde olan eylemin partinin iktidara yürüyüşü, hedefinde olan mekanın Saraçhane olduğunu biliyorduk.
"İSTANBUL'DAKİ TÜM ÜNİVERSİTELERİN VE TÜM GENÇLİĞİN ÖNÜNDE SAYGIYLA EĞİLİYORUM"
Burayı savunmak için sizlere çağrı yaptık. Bunu duyar duymaz bir yasağı duyurdular: '3 kişi bir araya gelmeyecek, 5 gün boyunca eylem, toplantı, yürüyüş olmayacak ve herkes evinde oturacak' dediler. Yetmedi; metroları kapattılar, otobüsleri durdurdular, köprüleri kaldırdılar, vapurları bağladılar. İşte o gün, Vatan Emniyet'in önünde 4.000 tane Cumhuriyet Halk Partili ve Beyazıt Meydanı'nda İstanbul Üniversiteliler barikatla, bariyerle karşı karşıyaydılar.
O gün Vatan'da ve Beyazıt'ta o bariyerleri yıkanlara, demokrasiye yürüyenlere, geleceğine sahip çıkanlara selam olsun, helal olsun! O gün, bugün geleceğine sahip çıkan İstanbul Üniversitesi'nin, Boğaziçi'nin, Yıldız Teknik'in, İTÜ'nün, İstanbul'daki tüm üniversitelerin ve tüm gençliğin önünde saygıyla eğiliyorum.
O gün bu otobüsün üzerine çıktık ve sizden aldığımız güçle tarihi bir direnişin meşalesini yaktık. Hep birlikte yaptık. Ve tam 7 gece bu meydanda aynı otobüsün üstünden, aynı mikrofona konuşarak hep beraber Türkiye'ye ve dünyaya şunu söyledik: Siz istediğiniz zaman bir şey bitmez, biz 'bitmedi' demeden bitmez! 'Biz buradayız, meydandayız, eylemdeyiz' dedik.
"DEMOKRASİNİN HİKAYESİ BU MEMLEKETTE BİTMEDİ"
İlk gece, tüm yasaklamalara rağmen buraya 110.000 kişi geldi. Bu hayat gelir geçer. Bugün varız, yarın yoğuz. Ama ahir ömrümde bana deseler ki, 'Bir madalyan var demokrasiye dair, Cumhuriyete ve ülkenin geleceğine dair. Kime verirsin?' deseler; o madalyadan 110.000 tane isterim. Geçen sene ilk gece burayı dolduran her birinize veririm, her birinize! İlk gece 110.000 kişi... Her gece artan bir kalabalık ve 23 Mart günü, ön seçimin günü, Ekrem İmamoğlu'nun 15,5 milyon kişinin oyuyla adaylaştığı, milletin cumhurbaşkanı adayı olduğu gün bu meydanda 1,2 milyon kişiyleydik! Ne bu meydanı, bütün yarımadayı insanlar büyük bir azimle doldurdular. Dron gitti, gitti, dronun menzili bitti ama bu kalabalığın sonu gelmedi! İşte o günden belliydi; Cumhuriyet'in, demokrasinin hikayesi bu memlekette bitmedi. Bitmedi, bitmeyecek!
"BİR GÜN İSTANBUL'DA, BİR GÜN ANADOLU'DA BİR YIL BOYUNCA SÜRDÜRDÜK"
Direnişimiz bununla sınırlı kalmadı. Saraçhane'den yakılan meşale, tüm Türkiye'de gür alevlere dönüştü. Boğazı aştık, karşıya geçtik, Maltepe'de 2,2 milyon olduk. Sonrasında her çarşamba İstanbul'un bir ilçesinde, her hafta sonu Anadolu'nun bir ilinde olduk. O illere gittik. Buranın, İstanbul'un selamını Anadolu'ya taşıdık. Buranın kıvılcımıyla orada kor alevler olduk ve bu eylemleri bir gün İstanbul'da, bir gün Anadolu'da bir yıl boyunca sürdürdük.
Önce 'Bu eylemler bir aya biter' dediler. Yaz geldi, 'Sıcakta kimseler kalmaz, öğrenciler memlekete, İstanbullular tatile gider' dediler. Ama ne yazın, ne kışın durdunuz. Antalya'da 45 derecede, Çankırı'da eksi 4 derecede, sizin yaktığınız o meşale yandı, yandı, yandı! Bütün Türkiye'yi sardı! Siz başardınız, siz başardınız!
Bir yılda elbette hep konuştuk. Soğukta olmaz, eyvallah. Sıcakta olmaz, elbette. Ama hep dedik ki, biz bir eyleme, bir mücadeleye, yani kuru kuruya bir mitinge değil, verilen büyük bir mücadeleye çağırıyoruz insanları. İşte 98.'si geride kaldı, bugün akşam 99. eylemde hep birlikte yeniden Saraçhane'deyiz. Hep birlikteyiz!
"EN BÜYÜK ALKIŞI BU MEYDAN, BU MEYDANLAR, BU KAHRAMANLAR HAK EDİYOR"
Bu mikrofon tam 112 saat boyunca elimde. Tam 4 buçuk gün durmadan, duraksamadan ben konuştum, siz dinlediniz.
Dünyanın çevresi 40 bin kilometre. Bu otobüs bir yılda yaptı 105 bin kilometre. Sizlerden aldığımız güçle, yol arkadaşlarımızla hiç durmadan koşarak, durmadan koşarak çalıştık. Tabii ki ne bu otobüs tek başına gider, ne bu mücadele bir başına sürer. Direksiyonundaki şoföründen, ses teknikerine, personellerine; bir yıldır evlerinden daha çok bu otobüste yatanlara, emek verenlere; kameramanından fotoğrafçısına, tercümanından dronu kullanana... Helal olsun tüm emekçi kardeşlerime!
Bu süreçte bize destek veren tüm siyasi partilere; başta ilk günlerde buraya koşan gelen tüm genel başkanlara, tüm siyasi partilerin mensuplarına, gençlik kollarına, kadın kollarına, aslan sosyal demokratlara, milliyetçi demokratlara, muhafazakar demokratlara, Kürt demokratlara, liberal demokratlara, sosyalist demokratlara, Türkiye'nin bütün demokratlarına selam olsun! Ayrı ayrı teşekkür ediyorum her birine.
Tüm meslek örgütlerine, çok değerli sendikaların yöneticilerine, üyelerine, sivil topluma, derneklere ayrı ayrı teşekkür ediyorum.
Ve sizler... 98 mitinge katılan 15 buçuk milyon yürekli, kahraman insan! Ve bugün hep beraber 16 milyona dayanıyoruz. En büyük alkışı bu meydan, bu meydanlar, bu kahramanlar hak ediyor. Bizler sizleri alkışlıyoruz.
"GÜCÜMÜZÜ SONUNA KADAR KORUYACAĞIZ VE ASLA VE ASLA HİÇ KİMSEYİ GERİDE BIRAKMAYACAĞIZ"
Biz gücümüzü okyanusun ötesinden almıyoruz. Biz gücümüzü Trump'tan almıyoruz. Biz gücümüzü bu meydandan, bu meydanın mücadele azminden, Atatürk'ün emaneti Cumhuriyet'ten, onun en önemli kazanımı sandığa inananlardan, seçme hakkına sarılanlardan, seçtiğine sahip çıkanlardan alıyoruz. Biz gücümüzü sizden alıyoruz! Ve gücümüzü sonuna kadar koruyacağız ve asla ve asla hiç kimseyi geride bırakmayacağız.
1. mitingi Uşak'ta yaparken tüm Türkiye'ye seslendik. Dedik ki; 'Şimdi sıra yine Saraçhane'de. Saraçhane'ye gidiyoruz, beklesinler bizi. Saraçhane'de 99. mitingde buluşuyoruz' dedik. 'Bekle bizi İstanbul' dedik. İşte şimdi İstanbul'a geldik!
"İŞTE TAM BU RUHLA, TAM BU İNANÇLA, TAM BU AZİMLE"
99. eylemde 'bekle' dediğimiz İstanbul bir kez daha bizi bekledi. Ama evde beklemedi. Geleceğine sahip çıkmak için, ülkesine sahip çıkmak için hep birlikte yine birlikteyiz! Yine meydandayız, yine eylemdeyiz, yine ayaktayız!
Ve bugün, Çanakkale Deniz Zaferi'nin tam 111. yıl dönümü. Başta Gazi Mustafa Kemal Atatürk'ü, tüm şehitlerimizi, gazilerimizi minnetle anıyoruz, rahmetle anıyoruz. Ve Çanakkale'yi geçilmez kılanları, İstanbul'a, İstanbul'a varmasın diye o donanma, gözü kırpmadan can verenleri anıyoruz.
Sonra Mehmetçiğin geçirmediği o donanmayı, bir kişinin kararıyla getirdiklerini, İstanbul'a demir attığını, birilerinin, çok sevdiklerinin oraya kırmızı halılar serdiğini, sonra sıkışınca da arkadan o donanmaya, zırhlıya binip kaçanları da; o donanma geldiğinde Kartal istimbotunun üstünden ufka bakarken yanındakine 'Ağlama çocuk, geldikleri gibi gidecekler!' diyenleri de biliyoruz.
İşte tam bu ruhla, tam bu inançla, tam bu azimle; 99 eylemden sonra 'Duracak mısın?' diyenlere 'Durmayacağız, devam edeceğiz!' diyoruz ve 100. eyleme herkesi Çanakkale'ye bekliyoruz! Çanakkale'ye!
"ERDOĞAN BU GİDİŞİ KENDİ DEYİMİYLE DURDURAMAYACAĞINI BİLİYORDU"
Değerli İstanbullular; 'Hafıza-i beşer nisyan ile maluldür' derler, tazeleyelim hafızaları. Her şey Kasım 2023'te başladı. Birkaç ay öncesinde büyük bir seçim yenilgisinden çıkan partimiz; umutlar yerlerdeyken, başlar yerdeyken, moraller bozukken gençlerin 'Ayağa kalkalım' demesiyle, genç ve kadın kadrolarıyla yeniden ayağa kalkarak büyük bir değişimi gerçekleştirmeyi başardı. Ve bundan sadece 4 ay sonra girilen seçimlerde AK Parti tarihinde ilk kez yenildi. Cumhuriyet Halk Partisi 47 yıl sonra Türkiye'nin birinci partisi oldu. Ve bu zaferi ne kendimize ne tek başına partimize saymadık. Bunu demokratların başarısı, bunu yan yana duranların, birlikte olanların başarısı olarak gördük.
Erdoğan bu gidişi kendi deyimiyle durduramayacağını biliyordu. Bu yüzden o ne partisine, ne partisinin gençlik kollarına, kadın kollarına güveniyordu. Onun için olmayacak bir işe kalkıştı. Bir siyasetçiyi geçmişte mahkeme mahkeme gezdirdiği, adaleti katlettirdiği, sonra ödüllendirip bakan yardımcısı yaptığı birisini bu sefer İstanbul'a başsavcı olarak gönderdi.
O kullanışlı aparat hemen, hemen göreve başladı. Bu ismin kurduğu çete ise her türlü kirli işe bulaşan bir Ak Toroslar çetesine dönüştü. Bir darbe planı adım adım işledi. Önce 30 Ekim'de Esenyurt Belediye Başkanımız sevgili Ahmet Özer alındı. Türkiye'nin en büyük ilçesine kayyum atandı. Ahmet Özer tam 377 gün hapis yattı, alnının akıyla çıktı.
Ardından Beşiktaş, Beykoz operasyonları yapıldı. 18 Mart'ta Ekrem Başkanın 31 yıllık diploması iptal edildi. 19 Mart'ta ülkeye sivil bir darbe yapılmaya, bir darbe girişimine kalkışıldı. Milletin seçtiği belediye başkanları, bürokratlar, Cumhurbaşkanı adayımız Ekrem İmamoğlu gözaltına alındı. Tam 365 gündür o darbe sürüyor, millet darbeye karşı 365 gündür direniyor.
"BİR CEPHE OLARAK DEMOKRASİ MÜCADELESİDİR"
Değerli İstanbullular, 19 Mart devlet ve millet arasındaki sözleşmeyi yırtma girişimidir. 19 Mart, bu ülkeyi kimin yöneteceğine millet karar vermesin diye yapılmıştır. Millet vergisini versin, askere gitsin, trafik cezası ödesin ama kendi iradesiyle iktidarı değiştiremesin diye yapılmıştır. Bizim, sizin, bir yıldır verdiğimiz mücadele, bir mevzi olarak parti mücadelesi değildir. Bir cephe olarak demokrasi mücadelesidir.
Bunun önemini, kıymetini kısaca şöyle hatırlatabiliriz: Biz demokratlar sandığın önemini biliyoruz. Geçtiğimiz haftalarda AK Parti İçişleri Bakanlığı bir düzenleme yaptı ve modifiye araçlara ceza kesen yeni bir uygulamaya geçti. Toplumdan beklenmedik bir tepki yükseldi. Ve bugüne kadar oyunu Cumhur İttifakı'na veren, AK Parti'ye veren, belki bizim bu mücadelelerimize denk geldiğinde 'Ne yapıyor bunlar?' diyenler, sosyal medyadan AK Parti'ye karşı 'Sandıkta görüşürüz' yazmaya başladılar."BU MEYDAN SADECE KENDİNDEN DEĞİL, BU MÜCADELEYİ BÜYÜTMEKTEN DE MESULDÜR"
İşte 19 Mart, milletin 'Sandıkta görüşürüz' deme iradesine karşıdır. Yani ister AK Parti'ye oy veren, sanayi sitesinde çalışan, bütün hayali aracını birazcık daha kendi hoşuna giden şekle sokmaya çalışan, aracının iki katı cezayı görünce sandıkta hesaplaşmayı isteyen olsun; ister İstanbul Üniversitesi'nin önünde toplanan, geleceğine sahip çıkan gençler olsun... Milletin egemen olduğu, milletin tek söz sahibi olduğu, tek adamların değil seçilmişlerin yönettiği, milletin istediğini başa getirdiği, istemediğini gönderdiği bir düzen; bu ülkeyi var eden, kurtaran, kuran, bugünlere taşıyan düzendir.
Bunun için sandığı ortadan kaldırmak isteyenlere, bir avuç darbeci kendisine göre bir düzen kurarsa bir daha kimsenin yüzüne bakmak istemeyen bu düzenbazlara karşı bu mücadeleyi, siyaseti ve sandığı koruma mücadelesini toplumsallaştırıyoruz. İşte sanayi sitelerine yayılan, işte köylerde, tarlalarda konuşulan, işte işçi servislerinde gündeme gelen 'Kardeşim hakkımı yiyorlar, hakkımı alırım. Almazsam karşı çıkarım, istemediğimi değiştiririm' diyen bu anlayış, bu darbeyi püskürtmek için en önemli güvencemizdir.
Bu meydan sadece kendinden değil, bu mücadeleyi büyütmekten de mesuldür. Bu mücadeleyi büyütmeye, adım adım büyütmeye, hep birlikte iktidara yürümeye hazır mıyız? (Hazırız!) Hazır mıyız? (Hazırız!)
İşte bu darbeyi püskürtmek tüm demokratların görevidir. Mühür kimdeyse Süleyman odur. Bizim mücadelemiz bir avuç insanın, bir avuç insanın Süleyman olmaması içindir. Bizim mücadelemiz mührün, hükmün millette kalma mücadelesidir. Herkes hesabını buna göre yapmalıdır. Bundan sonra bu mücadeleyi dalga dalga büyütmeye var mıyız? (Varız!) Hazır mıyız? (Hazırız!)
İşte Esenyurt Belediye Başkanımız Ahmet Özer burada! İşte Adana'nın seçilmiş başkanı Zeydan Karalar aramızda!
Hapisteki kardeşlerimizi, dostlarımızı, yiğitlerimizi hiçbir zaman unutmadık, yalnız bırakmadık, bırakmayacağız.
Beşiktaş Belediye Başkanımız Rıza Akpolat,
Beykoz Belediye Başkanımız Alaattin Köseler,
Beylikdüzü Belediye Başkanımız Mehmet Murat Çalık,
Şişli Belediye Başkanımız Resul Emrah Şahan,
Büyükçekmece Belediye Başkanımız Hasan Akgün,
Avcılar Belediye Başkanımız Utku Caner Çaykara,
Gaziosmanpaşa Belediye Başkanımız Hakan Bahçetepe,
Ceyhan Belediye Başkanımız Kadir Aydar,
Seyhan Belediye Başkanımız Oya Tekin,
Antalya Büyükşehir Belediye Başkanımız Muhittin Böcek,
Şile Belediye Başkanımız Özgür Kabadayı,
Beyoğlu Belediye Başkanımız İnan Güney,
Bayrampaşa Belediye Başkanımız Hasan Mutlu,
Büyükçekmece Belediye Başkan Vekilimiz Ahmet Şahin,
Parti Meclisi üyemiz Baki Aydöner,
Önceki dönem milletvekilimiz, genel başkan yardımcımız Aykut Erdoğdu,
Bolu Belediye Başkanımız Tanju Özcan,
Kuşadası Belediye Başkanımız Ömer Günel.Ve 15 buçuk milyonun oylarıyla belirlediği, 25 buçuk milyonun imzayla istediği, İstanbul Büyükşehir'in seçilmiş belediye başkanı, milletin evladı, Cumhurbaşkanı adayımız;
Ekrem İmamoğlu! Ekrem İmamoğlu! Ekrem İmamoğlu!"TRT BUNLARIN YERİNE MONTAJ GÖRÜNTÜLERLE YAYINCILIK YAPAN BİR HAYSİYET CELLADININ ELLERİNDE"
Gelinen noktada '560 milyar lira yolsuzluk' diye yola çıkmışlardı, 560 kuruş bile ispatlanamadı, iddianameye giremedi.
'1200 cep telefonu dağıtıldı' dediler, yalan çıktı.
'Valizlerde para' dediler, jammer çıktı.
'Parkın altından 2 milyon euro' dediler, tamamı yalan çıktı.
İmamoğlu'nun lüks araçları, MHP'li vekilin çıktı.
Gazi Osmanpaşa Belediyesi'nin kasası, AK Partilinin içinden dolar yerine mühür çıktı.
Ancak... Ancak TRT bunların yerine montaj görüntülerle yayıncılık yapan bir haysiyet celladının ellerinde..."BUGÜN ELLERİNDE GİZLİ TANIKLARINDAN BAŞKA HİÇBİR ŞEY KALMADI"
Haklılığımız da, onların kumpasları da tek tek ortaya çıktı. Ve bugün ellerinde gizli tanıklarından başka hiçbir şey kalmadı. İşte onlar şimdi iftiralarından vazgeçiyorlar. Antalya'da daha bugün bir itirafçı, 'Baskı gördüm, tehdit edildim, yalan söyledim, söylediklerimden zarar görenler hakkını helal etsin' dediler ve mahkeme hakkında işlem başlatmaya kalktı.
İBB davasında gizli tanık Meşe vardı. Ekrem Başkan onun ifadeleriyle suçlandı. İddianame gelince Meşe ortada olmadığı çıktı. Aynı lafların başka bir gizli tanığa aynen yapıştırıldığı çıktı.
Bugün, bugün Antalya'da 'Baskı gördüm, günaha giremem' diyen de, geçen hafta İstanbul'da Silivri'de konuşan da, bugün 'Ben bu ifadeyi demedim, savcı böyle yazdı imzalattı' deyip doğruyu anlatan da bir kumpasın nasıl çöktüğünü hepimize gösteriyor.
Devletin gücünü kötüye kullanarak bize efelik yapanlara söylüyoruz: Biz kimsenin değil, milletin gücünü kullanıyoruz! Biz hiçbir yerden değil, milletten, meydandan destek alıyoruz!
"DURUŞMA SALONUNU BİLE BOŞALTACAK KADAR KORKUYORLAR"
Bugün, duruşmalarda canlı yayın isteyecek kadar kendimize, arkadaşlarımıza güveniyoruz. Ama onlar, duruşma salonunu bile boşaltacak kadar korkuyorlar. Artık bu darbeyi sürdürmek millete ihanettir.
Buradan Erdoğan'a sesleniyorum: Tarihe, uzun yıllar Başbakanlık, Cumhurbaşkanlığı yapan biri olarak geçebilirdin. Ama bir darbeye kalkıştın, ısrar ettin. Tarihe bir darbeci olarak, Cumhurbaşkanı değil, cunta başkanı olarak geçeceksin!"TURBUN BÜYÜĞÜ BELLİ, KÜÇÜĞÜ BİR ELLİ"
Sevgili İstanbullular, küçük turbun dün bir basın toplantısı yaptık ve küçük turbun marifetlerini anlatmaya başladık. İzlediniz mi?
Büyük turbu biliyor musunuz? Turbun büyüğü belli, küçüğü bir elli... Onu da biliyor musunuz?
İşte o, her darbede, her kumpasta aparat olanlar kısa süreli de olsa bazen menfaat elde edebilirler, makam mevki elde edebilirler. Ama milletin vicdanı bunları unutmaz. Gerçekler teker teker ortaya çıkar.
19 yıl devlet memurluğu yapmış, en yüksek maaştan ömür boyunca bir kibrit kutusu bile almamış, bir bardak su bile içmemiş olsa, bütün maaşlarını biriktirse ki 45 milyon lira edecek birisinin üzerinden 452 milyon liralık taşınmazlar, daireler, arsalar çıktı! Belgelerin altında ezildi. Hiçbirisine yanıt veremedi.
Bugün bir ekran görüntüsüyle, tapu kayıtlarının bazı illerini filtreleyerek '4 evim var' diye gösterdi. Bu 4 tane evin 3'ünün yeni alındığına ilişkin ikonlar yanında duruyordu. Ve bunları yanıtlamak yerine...
Dün 12 taşınmaz söyledim, 7'sinin ID numaralarını verdim. Bu yayın bitince bütün basına 12'sinin de ID numaralarını geçeceğiz, diğer 5 tanesi de geldi. Bu ID numarası... ID numarası sisteme girince, o taşınmazdaki o işlemi gösteriyor. 'ID numarası doğru değil' diyemiyor. 'Ben bunu satın almadım, sonra satmadım' diyemiyor. Sadece 'Bende 4 tane var' diyor.
Bakın şimdi buradan kendisine sesleniyorum:
Bugün ekranda görünmeyen, dün açıkladığım Avcılar, Ispartakule, Bizim Evler projesinde, 2024'ün 7. ayında emlak bildirimi yapmışsın, bizzat emlak vergisini yatırmışsın! Ayrıca yine basına geçiyorum; dün söylediğimiz Mesa İstanbul evlerinde, bugün 'Bende yok' diyorsun, ilki 3 milyon, her ay 2 milyon taksit ödediğin ödeme çizelgesini, belgesini, Mesa'nın resmi evrakı olarak basınla paylaşıyorum!
Buradan açıkça, açıkça Erdoğan'a sesleniyorum: Kirli aparatının mal varlığı açıklansın. Açıkladığım ID numaralarını sisteme girin ve ona ait olmadığını gösterin. Devlet elinizde, yapamıyorsunuz.
İki, iki... E-devlette bütün taşınmazları dökün. Ve mal beyanını; Türk Lirası, döviz, altın cinsinden verdiği mal beyanını açıklayın. İki aydır elindeki taşınmazları satanın karşılığında aldığı paraları bu milletin bilmeye hakkı var.
Bir darbeye kalkışacaksınız, alıp bu insanları iftiraya zorlayacaksınız. 'İftira atarsan gelir, çıkar, çocuğuna kavuşursun' diyeceksiniz. Malına çöktüğüne 'Şu kadar vereceksin' diye avukat yollayacaksınız. Ondan sonra da hiç çekinmeden pişkin pişkin oturup orada duracaksınız.
Bu millet, tüyü bitmemiş yetimin hakkını size yedirmez, yedirmeyeceğiz! Peşinizi bırakmayacağız!
Bir yanda cep dolduranlar, bir yanda ekmek kavgası verenler... Bir tarafta kumpas kuranlar, bir tarafta meydanlarda tarih yazanlar, zindanlarda tarih yazanlar. Biz, siz; tarihin doğru tarafında duransınız. Darbeyi bitirmek için gerekirse 99 değil, 999 eylem yapacağız, durmayacağız!
100. eylemde, 111 yıl önce geçilmeyen Çanakkale'de olacağız.