Haber

Merdan Yanardağ'dan 'casusluk' iddianamesi açıklaması! 'Yasaları hiçe sayan bir ibret belgesi'

İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığı tarafından başlatılan “casusluk” soruşturması kapsamında Silivri Cezaevi’nde 27 Ekim 2025 tarihinden beri tutuklu bulunun gazeteci Merdan Yanardağ, iddianamenin somut kanıta dayanmadığını savundu Yanardağ yaptığı açıklamada, davanın muhalif medyayı susturma ve TELE 1’e el koyma amacı taşıdığını öne sürdü.

İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığı tarafından başlatılan “casusluk” soruşturması kapsamında gazeteci Merdan Yanardağ 27 Ekim 2025 tarihinde tutuklandı.

Yanardağ, Silivri Cezaevi’nden Cumhuriyet gazetesinden İklim Öngel'e önemli açıklamalarda bulundu.

İşte Merdan Yanardağ'ın açıklamaları;

- Savcılık, sizi hangi eylemler üzerinden “casusluk” ile suçluyor, bu suçlamaya dair somut kanıt var mı?

Öncelikle belirtmek ve altını çizmek isterim: Tarihleri boyunca emperyalizm ile utanç verici bir işbirliği içinde olanlar, bu ülkenin yurtseverlerini, cumhuriyetçilerini, solcularını, devrimci aydınlarını ve gazetecilerini casuslukla suçlamaya kalkışıyor. İçi tamamen boş bir hukuk faciası olan iddianame, tek bir somut kanıta ve tanıklığa dayanmıyor. Esas olarak iktidara muhalefet etmeyi ve bağımsız gazeteciliği ideolojik bir yaklaşım ve varsayımlarla suç ilan etmeye kalkışıyor. Ortada kötü niyetli suç icat etmeye çalışan, hukuku, anayasayı ve yasaları hiçe sayan bir ibret belgesi var.

‘KUMPASLA YÜZ YÜZEYİZ’

- İddianamede kamuoyunda yeterince tartışılmayan ama sizin dikkatinizi çeken detaylar neler?

Örneğin 25. Ağır Ceza Mahkemesi tarafından da kabul edilen iddianamede casusluk suçu işlemek için yabancı bir istihbarat örgütüne ya da devlete ihtiyaç olmadığı ileri sürülüyor. Çünkü çok uğraşmalarına karşın iftira atmak için bile yabancı bir devlet ve örgüt bulamamışlar. Yok zaten. Casusluk suçlamasında etkin pişmanlık ifadesi de veren iş insanı Hüseyin Gün ne bize herhangi bir suç atıyor ne de kendisinin casus olduğunu kabul ediyor. Ama iddianame ve soruşturmada İmamoğlu'nun 2019 seçimlerini kazanması ve TELE 1'in bu konudaki yayınları casusluk faaliyeti sayılıyor. Güya TELE 1 İngiliz istihbaratının yönlendirmesiyle seçimleri manipüle etmiş ve İmamoğlu'nun kazanmasını sağlamış. Aynı şeyi CHP kurultayında da yaparak Özgür Özel, Ekrem İmamoğlu ikilisinin partiye hakim olmasını sağlamışız. Neresinden tutsanız elinizde kalıyor. İddianamenin kanıt diye koyduğu tek şey TELE 1'de CHP kurultayı öncesinde dönemin parti lideri Kemal Kılıçdaroğlu ile yaptığımız canlı yayının çözümü. Güya benim sorularımı İngiliz casusları göndermiş. Akıl ve mantık dışı bir kumpasla yüz yüzeyiz.

- Son dönemde tutuklu yargılamanın istisna olmaktan çıkıp yaygın bir uygulamaya dönüşmesine tanıklık ediyoruz. Siz neden tutuklu yargılanıyorsunuz?

Casusluk kumpasının öncelikli amacı TELE 1'e el koyarak beni ve arkadaşlarımı susturmaya çalışmak. Çünkü iktidar söz konusu hedeflerine bağımsız ve muhalif medyanın etkin olduğu bir ortamda ulaşamaz. Bu alanın en etkin medya odağı ise televizyon ve dijitalde TELE 1 oldu. TELE 1'i baskı, sansür, para cezaları, mali ambargo ve açılan ceza davaları ile susturamadılar. Boyun eğmedik ve geri adım atmadık.

- Sizin tutuklanmanız ve TELE 1’e kayyum atanmasıyla medyaya verilen mesaj nedir?

İddianamede TELE1 için müsadere edilmesini, yani satılarak elde edilecek paraya el konulmasını talep ediyorlar. Kim el koyacak, elbette bir parti devleti kuran iktidar. TELE 1'i susturmak istediler. Çünkü toplumsal muhalefetin sözcüsü ve entelektüel odağıydı. Merkez sağı da içine alan geniş bir cumhuriyetçi yelpazeye ve solun bütün renklerine hitap eden ve bu kesimleri içeren nitelikli, profesyonel bir yayıncılık yapıyordu. Bu nedenle TELE 1'e el koyup ve müsadere edilmesini talep ederek bütün muhalif medyaya ayar vermeyi amaçladılar.

‘KONTROLLÜ MEDYA ÖNGÖRÜYORLAR’

- İktidarın medyaya ve gazetecilere yönelik operasyonlarının dışarıdaki gazeteciler üzerinde bir etki yarattığını düşünüyor musunuz?

Beni ve arkadaşlarımı susturmak istemelerinin nedeni yeni dönemde kontrollü bir medya düzeni öngörmeleri. Çünkü 19 Mart darbe sürecini başka şekilde yürütmeleri çok zor olacaktı. Ancak başaramayacaklar. Özgür Özel'in başarılı liderliğinde CHP'nin toplumsal muhalefeti ayağa kaldırması, sol ve sosyalist diğer parti ve güçlerin etkin bir şekilde mücadele alanına çıkması, Kürt demokratik muhalefetin iktidara teslim olmayacağına ilişkin veriler ve nihayet ülkemizin soylu, aydın ve gazetecilik damarının varlığı başaramayacaklarını gösteriyor. Toplumun büyük kesimini teslim alamayacaklar.

- TELE 2 yayın hayatına başladı. Bu süreci cezaevinden takip edebildiniz mi, yaşananlar meslektaşlarımız açısından nasıl bir kırılmaya neden oldu?

TELE 1'den ayrılan arkadaşlarımızın kurduğu TELE 2'yi hiç izleyemedim. Kayyumla çalışmayı reddederek istifa ettiler. Kendi inisiyatifleri ve kararlarıyla TELE 2'yi kurdular. Dijital ortamda yayın yapıyorlar, destekliyor ve başarılar diliyorum. Anayasal bir hakkı kullanıyorlar. İnanıyorum ki toplum ve TELE 1 dostları destekleyecek ve artık TELE 2 dostları oluşacaktır. Organik bir bağım yok ama kalbim onlarla. Yolları açık olsun.

‘İMAMOĞLU’NUN TUTUKLULUĞU İÇİN YEDEK DAVA’

- “Casusluk” davasında sizinle birlikte İBB Başkanı İmamoğlu da yargılanıyor. İBB davası ile sizinkinin bir bağlantısı var mı?

Casusluk kumpasının bir amacı da İmamoğlu için yedek bir tutuklama kararı çıkarmaktı. Bunu yaptılar. Çünkü İBB iddianamesinin içini dolduramadılar. Bu fiyaskoyu devam ettirmeleri zor görünüyor. Silivri'de zaman zaman denk geldiğinde sohbet ettiğimiz İmamoğlu ve diğer başkanlar, belediye yönetici ve çalışanları bu zulüm ve kumpasa karşı kararlı şekilde direniyor. İmamoğlu sergilediği tutumla arkadaşlarına örnek oluyor ve liderlik ediyor. Ancak İBB davasında olası bir tahliye halinde İmamoğlu hapiste kalmaya devam edecek. Çünkü hakkındaki ikinci tutuklama kararı casusluk kumpasından. Başka yok. Bu nedenle kamuoyunda bu konuyu gündemde tutmak lazım.

‘CHP’LİLER BİLE YALNIZ BEN TUTUKLUYUM SANIYOR’

Herkes İBB iddianamesini ve davasını konuşuyor. Oysa onun kadar önemli bir dava da casusluk kumpası. Ancak büyük çoğunluk bu davadan sadece benim tutuklu olduğumu sanıyor. Bunların arasında beni ziyarete gelen CHP milletvekilleri bile var. Hem de sayıları az değil.

- İçişleri Bakanlığı’nın 2019 tarihli belgesi ile hazırlanan iddianame arasındaki çelişkiler neler, bu belgenin ortaya çıkmasıyla “casusluk” suçlaması nasıl bir hal alıyor?

Casusluk kumpasının diğer hedefi de 2019 İstanbul seçimlerini lekelemek, mümkünse yok saymak. Seçim kampanyası direktörü Necati Özkan'ın İBB verilerini ve personele ait kişisel bilgileri casus olduğu ileri sürülen Hüseyin Gün'e vererek internet ortamında Darkweb'e yüklemesini sağladığı belirtiliyor. Ancak tek başına siyasi casusluk sayılamayacak, belki KVKK'ya aykırı bir işlem diye değerlendirilebilecek bu iddia da çöktü. Çünkü kişisel veriler AKP döneminde, yani 2019'dan çok önce sızmış, Darkweb'e yüklenmiş. Özetle iddianameye bakıldığında Hüseyin Gün ile birkaç mesajlaşma ve ayaküstü denebilecek görüşme dışında hiçbir ilişkimiz yok. Buna karşın siyasi casusluk suçunu nereden çıkardıkları belli değil.

- Casusluk davasını, gerek muhalefet gerekse basına yönelik daha geniş bir siyasi sürecin parçası olarak mı görüyorsunuz?

İktidar üç alandan hukuk, ahlak ve siyaset dışı saldırılar gerçekleştiriyor. Bu saldırı alanlarından biri iktidar alternatifi olan ve ilk seçimi kazanacağı görülen CHP ve başta Ekrem İmamoğlu'na yönelik olarak yürütülen yıkıcı operasyonlar. İkincisi, İmralı süreci de denilen yeni çözüm girişimi üzerinden demokratik Kürt siyasal hareketini yedeklemek ya da 2010 referandumundaki gibi nötr konuma getirmek. Üçüncüsü ise bağımsız ve nitelikli gazetecilik, yayıncılık yapan medya kuruluşlarını susturmak. Benim tutuklanmam ve Tele 1'e el konması bu kapsamda değerlendirilmeli.

- Gazeteci ve siyasilere karşı devam eden operasyonların nihai hedefi nedir?

İktidar, bir diktatörlük hukuku oluşturmaya çalışıyor. Bu yolla kurmaya çalıştığı rejimi tamamlamayı ve kalıcılaştırmayı hedefliyor. Bunu da muhaliflere, yurtseverlere, bu kültürel ve ideolojik havzada bulunan gazetecilere, aydınlara ve siyasetçilere yönelik davalar üzerinden kumpas kurarak yapmaya çalışıyor. Bir içtihat oluşturarak yeni rejimin suç setini kurmak istiyor. Benim da tutuklandığım casusluk kumpasının anlamı budur.

‘FİİLEN YASAK KALKIŞMASI’

Bu davalar üzerinden bağımsız ve entelektüel gazeteciliği, siyaseti ve iktidara karşı muhalefet yapmayı suç saymaya, dahası fiilen yasaklamaya kalkışıyor. Cumhuriyeti büyük ölçüde yıkan ve fakat kendi rejimini kurup kalıcı olacak şekilde tahkim edemeyen siyasal İslamcı iktidar, panik halinde bu hedefinin önünde engel ya da tehdit olarak gördüğü her kesime, kişiye ve kuruma karşı saldırıyor. Çünkü AKP iktidarı tarihsel ve siyasal ömrünü tüketmiş durumda. Bu nedenle kendi rejiminin kuruluşunu tamamlamak ve kalıcılaştırmak için ömrünü uzatmak istiyor. Yasaları çiğniyor, suç işliyor.

‘ZORBALIĞA BOYUN EĞMEYECEĞİZ’

- Mayıs ayında duruşmanız başlayacak, öngörünüz nedir?

Mahkeme 11 Mayıs 2026 tarihine duruşma günü verdi. Yani iddianamenin açıklanmasından tam üç ay sonra. Bu durumda tutuklandıktan yedi ay sonra mahkemeye çıkabileceğiz. Bu tutuklamayı cezaya çevirmektir. Mussolini hukukundaki ön infaz anlayışıdır. Hukukun ve adil yargılama ilkesinin ihlalidir. Bize karşı ağır bir suç işleniyor. Kamu gücünü kötüye kullanarak hürriyetimiz ihlal ediliyor. Bir bakıma zorla alıkonuluyorum. Bu tablo darbe dönemi hukukunu bile aratan bir niteliğe sahip. Ancak zorbalıklara, hukuksuzluğa ve ve haksızlığa boyun eğmeyeceğiz.

‘ÜLKEMİZ, HALKIMIZ, DOSTLARIMIZ BİZİ UNUTMAZ’

- Unutulduğunuzu düşünüyor musunuz, “Tutuklu yargılanıyorsa mutlaka altında bir şey vardır” diye düşünen insanlara ne söylemek istersiniz?

Bizi ne dostlarımız ne bu ülke ne de halkımız unutmaz. Kendimi dışında tutarak vurgulamak isterim: İnsanlar kahramanlarını çakallara boğduran milletlerin iflah olmayacağını bilir. Gazetecilik onurunu her koşulda savunacak meslektaşlarımız çoktur. Direnme geleneğine sahip aydınların yurdudur Türkiye. Yandaş ve gerici medyayı, oralarda çalışanları bir kenara koyuyorum. Teknik iş yapanları ve karar verici olmayanları tenzih ederek etik değerlere bağlı gazetecileri saymıyorum. Halka ve insanlığa karşı işlenen suçlara ortak olduklarını düşünmüyorum. Bu anlamda mesleğimiz için de medya ortamında uzakta olmayan bir gelecekte esaslı bir hesaplaşma yaşanacaktır. Herkesin yaptıkları ve yapmadıkları, iftira ve yalanları, üç kuruş için destekledikleri zulüm ve kötülükleri ile işledikleri suçları tarih önlerine koyacaktır. Bu karanlık dönemin sadece siyasetteki değil, medya dahil her alandaki sorumlularıyla hesaplaşacağız. Biz tarihin doğru tarafında durmaya, Namık Kemallerin oluşturduğu boyun eğmeyen, yurtsever, aydın geleneğini sürdürmeye çalışıyoruz. Meslek onurunu yükseklerde tutmayı ve halktan yana olmayı ahlakımızın temeli sayıyoruz. Buradayız.