Dünya, yeni ve teknolojik bir Orta Çağ’ın içinden geçiyor. Burjuvazi bir dönem öncülük ettiği aydınlanma ve modernitenin değerlerini —başta laiklik olmak üzere— terk ettiği için, insanlığın ilerici birikimini, Türkiye özgülünde Cumhuriyetin kazanımlarını savunmak bize düşüyor. Bu dramatik tablo kapitalizmi aşamayan —ki modernite son çözümlemede kapitalizmdir— insanlığa tarihin cezası oluyor. Çaresi yok, sportmence kabul ediyor ve kavgaya giriyoruz.
İnsanlığı ayağa kaldırmanın başka bir yolu da yok. Bizim kavgamız insanlık mücadelesidir. Albert Camus’ya Le Monde muhabiri 1950’lerin başında neden yazdığını soruyor, “insanlara yardım etmek için” diyor. Muhabir, “anlamadım” deyince, “Mösyö insanlık düştü, düşürüldü, siz görmediniz mi?” diye karşılık veriyor. Çünkü daha 5-10 yıl önce Avrupa Nazizmi ve Faşizmi yaşamış, tarihin en kanlı savaşının içinden geçmiş, milyonlarca insan ölmüş, yaralanmış, ülkeler yakılıp yıkılmıştı.
Biz de bu ülkenin devrimcileri, sosyalistleri, cumhuriyetçileri, solcuları, aydınları vb. olarak, özetle hala ayakta kalan insanlar adına —ne kadarsak— düşenleri kaldırmaya, insanları yeniden onurlu bir yaşama davet etmeye çalışıyoruz. Onurlu, adil ve özgür bir yaşama...
Dünya, teknolojik (ya da yeni) bir Orta Çağ’ın içinden geçerken, Doğu-İslam dünyası ise kendi klasik Orta Çağ’ını aşamamanın acısını, sefaletini, zulmünü yaşıyor. Yani ortada tam bir facia var. Dolayısıyla Taliban ve HTŞ’nin iki büyük ve kadim ülkede iktidar olduğu bir dünyada aydınlanma ve modernite çağını doldurmuş projeler olmuyor. Bu iddia yeni gericiliğin taşıyıcıları olan — bazıları bunun hala farkında bile değil— liberal aydın fantezileri olmanın ötesine geçmiyor.
Post modernizm yeni (ya da teknolojik) Orta Çağ’ın ideolojisi, dahası felsefesi oluyor. Yeni Muhafazakarlık kitabımın alt başlığı bunu ifade ediyor.
Dante, İlahi Komedya’da “Ve böylece yeryüzüne çıkıp yeniden yıldızları gördük” der. Ünlü dizedir. Orta Çağ’dan çıkışı haber verir, o buna “cehennemden çıkış” der. Yıldızlar aydınlıktır, insanlık aydınlığa çıkarak, karanlık bir çağı geride bırakma kavgasına girmiştir. Özgürlüğe ve eşitliğe ulaşmaktır “yeniden yıldızları görmek” metaforu.
Şimdi insanlık “İlahi Tragedya”yı yazacak başka büyük bir şairini bekliyor. Yeni Orta Çağ’ın karanlığından çıkıp, insanlığa yine yıldızları gösterecek şairlerini, devrimcilerini, evlatlarını bekliyor.
Bu nedenle bir umut krizi yaşayan ülkemizin, yeniden “Umuda Yol Açacak” çocukları hiç tükenmeyecektir. Laiklik bildirisini yayınlayanların ifadelerini okuyor musunuz? İşte orada Dante’nin dizelerini yeniden üreteceklerin sözleri var. Hiç kuşku yok, yeniden yıldızları göreceğiz! Yumruklu da yumruksuz da... Buradayız!
HAVADA BULUT, SERMAYEYİ UNUTMA!
Bugün dünyada Yeni Orta Çağ’ın taşıyıcı ve egemen sınıfı, teknoloji sermayesini kontrol edenler ve yönetenlerdir. Onlar dünyanın, deyim uygunsa, yeni efendileridir. Benim “tekno-oligarşi” dediğim, bilişim devriminin yarattığı, burjuva kültürü ve geleneğini de temsil etmeyen, endüstriyel bir terbiyeye sahip olmayan bir sınıf bu. İçinden çıktığı sınıf (sermaye çevreleri) dâhil, toplumun tümü üzerinde bir hegemonya kurmaya çalışan bir azınlık. Yanis Varoufakis, bu kesime “Bulut Sermayesi” diyor. Varoufakis, “Tekno Feodalizm” kitabı ile bu sınıfı, dayandığı ekonomik temeli ve insanlığın girdiği —ki o kapitalizmin yeni bir aşaması olmaktan çok, yepyeni bir sosyo-ekonomik düzen olduğunu ileri sürüyor— yeni aşamayı analiz ediyor. Katılmadığım bazı değerlendirme ve tespitleri olmakla birlikte, çok önemli, ufuk açıcı ve öncü bir çalışma olduğu kesindir. Önemli bir boşluğu dolduruyor. (Tekno Feodalizm, çev. Mustafa Güdük, Şubat 2026).
Ancak, teknolojik bir feodalizm kavramı ile neyi kastettiğini anlasam da —ki bir itirazım yok— bu kavram ile içinde bulunduğumuz çağı tam ifade edemeyeceğimizi düşünüyorum. Söz konusu olanın, kapitalizmin ve emperyalizmin yeni bir aşaması olduğuna inanıyorum. Bu konuda elimizde yeterli maddi ve felsefi kanıtlar olduğu kanaatindeyim. Zaten Varoufakis “hiper kapitalizm” kavramından da —tercih etmese de— söz ediyor.
Diğer taraftan Hegel, “Hakikatin varlık ortamına ancak kavram içinde ulaşılabileceğini” söylerken gerçeklik ile çeliştiğinin de farkında olduğunu ifade eder. Hegel şöyle yazıyor, ilginçtir:
“Eğer gerçekten hakiki olan, kimi sezgi diye, kimi Mutlak’ın dolaysız bilgisi (...) diye adlandırılan şeyin içinde (...) felsefenin sunumu kavramsal biçime karşıt bir biçim gerektirir. Mutlak kavranmamalı, ama hissedilmeli, sezilmelidir. Mutlak’ın kavramına değil, Mutlak duygusuna, sezgisine söz hakkı verilmelidir.” (Ruhun Fenomenolojisi’ne Önsöz, İletişim Yay. Çev. Ragıp Ege s.45)
Dolayısıyla, yeni bir çağa, farklı bir insanlık durumuna, toplumların işleyiş ve ilerleme yasaları içinde yeni bir tarihsel evreye girildiğini sezmek ve bunu haber vermek önemli ve değerlidir. Bu nedenle belki başlangıçta kavramlara çok takılmamak gerekir. Yeni bir döneme ya da çağa/evreye girildiğini çoğu kez bize edebiyat, sanat haber verir. Engels, bu nedenle Balzac için, “Bizim kapitalizmi anlamamızda bütün tarihçilerden, ekonomistlerden ve bilim insanlarından daha etkili oldu” der. (Engels’in sözünü “mealen” yazıyorum. Silivri’de bazen başka şansımız olmayabiliyor.)
Bu nedenle Yanis Varoufakis’in kullandığı kavramı, “Tekno Feodalizm”i böyle bir haber verici ön kavram sayıyor ve kabul ediyoruz.
YENİ ORTA ÇAĞ
Ancak benim tercih ettiğim kavram, “Yeni Orta Çağ”dır. Zaten feodalizmden söz ediyorsanız, Orta Çağ’a ilişkin yazıyor ya da konuşuyorsunuz demektir. Bir tarihsel evre ya da çağ, sadece iktisadi ilişkilerle kavranmaz ve anılmaz. Onun bir felsefesi, ideolojisi, yerleşik olsun olmasın inançları, bir edebiyatı ve kültürü vardır. Daha önemlisi bir çatışması bulunur. Sınıflar mücadelesidir bu, tarihin dinamosudur.
Yeni Orta Çağ kavramını ilk ortaya atan bir Fransız araştırmacı, siyaset bilimcidir. Ancak bu kavramı işleyen ve geliştiren kişi 1980’li yıllardan (1986) itibaren, geçenlerde yitirdiğimiz Yalçın Küçük’tür. Sanırım eş ya da yakın zamanlı şekilde ben de (sıralama önemsiz) bu kavramı kullandım ve yazdım. Ama kavramı geliştiren Yalçın hocadır. Saygıyla anıyorum.
Sanırım 1986-87 yılıydı, Cağaloğlu’nda bir yayınevi bürosunda Yalçın Küçük, Şevki Ömeroğlu, Ahmet Zengin, Halil Nebiler, Mehmet Ceylan ve ben, bir dergi, hatta gazete çıkarmak için toplantılar yapıyorduk. Bunlardan birinde ben “Yeni Orta Çağdan” söz etmiştim, Yalçın hoca ile toplantı sonrasında da uzunca konuşmuştuk. Toplantılara şimdi anımsamadığım başka bazı arkadaşlar da (Kürt solundan vb.) zaman zaman katılıyordu. Mehmet Ceylan ile Tele 1’de beraberdik, hala birlikteyiz, Tele 2’ye katkıda bulunuyor, sevgilerimi iletiyorum. Halil ve Mehmet bu sohbetlerimizi anımsayacaktır. Şevki’yi yitirdik, diğer arkadaşlardan maalesef haberim yok. Bir gazete çıkaramadık ama Yalçın hoca bu mesailerin sonunda önce Dünya Solu dergisini çıkardı, ardından Toplumsal Kurtuluş geldi. Ö. Gündem gazetesini daha sonra yoktan var edecektik.
ÇÜRÜME DE EDEBİYATTA BAŞLAR
Yalçın Küçük, entelektüel ve edebiyat ortamının en önemli eserleri arasında saydığım “Küfür Romanları” ve “Şebeke” kitaplarıyla ilgili bir söyleşide şunları diyor:
“Tarih nedir, tarih teorik bir bilimdir, pratiğinde seçicilik var, iradi ve sanatsaldır. Önünde sonunda büyük bir doğrulayıcı olduğunu söylüyoruz. Benim kitap yazıcılığımda Küfür Romanları ile Quo Vadimus —Nereye Gidiyoruz, pek yan yanadırlar, Quo Vadimus 1985 ve Küfür Romanları 1988 tarihlidir. Bunu, eylülist romancıların tarihsel mahkûmiyeti saymak eğilimindeyim.
Kitaplar mı, bazen bir paragrafları önemli ve değerlidirler, yetiyor. Belki Quo Vadimus’un adını değiştirmeliyim, yedinci bölümün başlığı Yirmibirinci Yüzyılın Orta Çağı idi ve burada Orta Çağ’a yeniden girişi haber veriyordum. (...) Şunu ekleyebiliyorum, benim bilgi ve tespitlerime göre, bu, dünyada ilk tespit ve ilk peyamdır. İlk haberdir, demek istiyorum. (...) Ancak, benden habersiz olsalar da dünyanın başka yerlerinde ‘Orta Çağı’ haberlerinin olduğunu düşünebiliyorum, bir doğruluk işaretidir.” (Sanat Cephesi, Sayı: 35; Yalçın Küçük, Cumhuriyete Karşı Küfür Romanları, Kırmızı Kedi Yayınları, Ekim 2025, s. 24-25).
Yalçın Küçük, aynı yerde “Orta Çağ’da isek bu bir feodalite düzenidir” diyor. Anımsatma önemlidir. Yalçın hoca, belki ilk olmasa da, insanlığın yeni bir Orta Çağ’a girişini hakkıyla haber veren ilk toplum bilimcidir. Daha önemlisi onu işleyen ve ısrar eden marksistir. Hocamın katkısını ve konuyu, değerli arkadaşım yazar-yayıncı Ertürk Akşun, “Şimdi Canavarlar Zamanı” kitabında ayrıntılı ve yetkin şekilde anlatıyor, sevgilerimi iletiyorum. (Destek Yay. 2024). Önceden sezmek ve haber vermek, doğru belirlenmiş kavramın kendisi kadar önemlidir. En azından Hegel bize bunu söylüyor.