İBB Davası'nın 55'inci günü ilk sözü alan Ekrem İmamoğlu, ailesinin yanında kaçırıldıktan sonra kurtarılan Kültür A.Ş. Genel Müdür Yardımcısı Erhan Karaal hakkında konuştu.
Erhan Karaal'ın ağır işkence gördüğünü belirten İmamoğlu, Akit, Sabah gibi mecralarda yapılan yayınların azmettirici bir kaynağa dönüştüğünü vurguladı. İmamoğlu şöyle dedi:

"Buradan da ilan ediyorum: Bir şey, ortada bir şey yoktur. Bizim ne ayakkabı kutularımız vardır ne gizli kasalarımız vardır ne de açıklanmayan tapularımız vardır. Lütfen bütün kurumlar insanların annesi, babası ama Erzincan'da ama İstanbul'da ama başka bir yerde, korku ve tehdit altında olduğu bu iklime son verici tedbirler alsınlar. İddia makamı dahil herkes büyük bir zan altındadır. İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığı’nı açıkça uyarıyorum. Gerekli kurumların hızla harekete geçmesi gerekiyor."

"Mevzunun ciddiyeti oldukça yüksek"

İmamoğlu, mahkemedeki konuşmasının tamamı şöyle:

"Gerçekten bu savunma sürecindeki insicamı bozma konusunda da bizim de sizler kadar hassas olduğumuzu bilmenizi isterim ama bu çok önemli bir olay. Dolayısıyla Hamit Bey'in savunmasının öncesinde bunu sizinle paylaşmam gerekiyordu. Belki bilgi sahibisiniz, belki değilsiniz ama bildiğiniz tarafı şu olabilir: Malumunuz Kültür AŞ Genel Müdür Yardımcısı kaçırıldı ve açıkçası bazı detaylarına da ben sabah erken dinlediğim ve okuduğum haberlerden, bir de burada da dinlediğim detaylardan haberdar oldum. Ne yazık ki ağır işkenceye maruz kalmış. Yoğun bakımda ve maruz kaldığı işkence biçiminde neredeyse 36 saat susuz bırakılması, tırnaklarının çekilmesi ve büyük bir işkenceye tabi tutulması söz konusu. Dün burada Barış Bey özellikle yandaş medyadaki kışkırtıcı ve hedef gösterilen bir biçimde beyanlarla ailelerinin tehdit altında olduğunu ve öyle hissettiğini ifade etmişti. Esasen ben de kendimi ayıpladım biraz, meseleyi hafiften aldığımı düşündüm bunları öğrenince. Ki dün yine Ali Rıza Dizdar Bey, Serdal Taşkın ile ilgili de benzer bir uyarıyı yaptığında ben yine meseleyi biraz rutinde karşıladım, tahmin diye karşıladım ama mevzunun ciddiyeti oldukça yüksek.

"AZMETTİRİCİ"

CHP'nin sitesi hacklendi, 'Hain Kemal' yazıldı
CHP'nin sitesi hacklendi, 'Hain Kemal' yazıldı
İçeriği Görüntüle

Bu sabah bu elde ettiğim bilgiler doğrultusunda ifadelerde, işte "200 kilo altın nerede, 500 kilo altın nerede, para nerede?" diye işkencelere maruz tutulan insanlar, daha doğrusu bu işi yapan insanların bu şekilde soruları sorduğu ve ben de simaen tanıdığım ama kendisini kişisel olarak tanımadığım Genel Müdür Yardımcısı'nın ifadelerinde bunları duyduk. Açıkçası buna sebep olan koşullar söz konusu Sayın Başkan, Sayın Heyet. Bu da süreç devam eden iddianame ya da benim ifademle iftiranameden kaynaklı ve bunu kendine her gün saçma sapan bir haber kaynağı olarak gören, medyada yazan, çizen ve konuşan insanlar, bu rakamları manşetten duyuruyorlar. İşte Akit, Sabah gibi birtakım mecralarda, rakam vererek yani milyarlar yazarak, "Şu kadar altın" diyerek bunu duyurmaları ve sanki böyle bir hesap varmışçasına yapılan anlatı, gerçekten artık çok büyük bir suç olmaktan çıkmış, artık azmettirici kaynağa dönüşmüştür. Bu azmettirici kaynağın sebebi de az önce ifade ettiğim kurumlardır. Buradaki bulunan insanların ve ailelerinin hedef haline geldiğinin altını çizmek isterim.

İddia makamı dahil, herkes, artık çok büyük bir zan altındadır. Burada kazılan tarlaları, içi aranan kuyuları biz tutuklu kaldığımız yaklaşık 17 aylık süreçte yaşadık. Bunu yapan, televizyonlarda bunu konuşan meczupların hakkında bulunduğumuz hiçbir suç duyurusu, hiçbir dava karşılık bulmamıştır. Altını daha önce bir ifademde çizmiştim Sayın Başkan, yüzlerce başvurumuzdan bir tanesi dahi en ağır hakaret, en ağır küfür, en ağır iftiranın dahi karşılık bulmadığını, tek bir tanesinin hatta son dönemde 50-100 tanesinin nasıl bir sistem ki aynı savcıya düşürülüp, aynı şekilde "Kovuşturmaya gerek yoktur" diye karşılık bulduğunu söylemiştim.

"MESELE AĞIRDIR"

Bu noktada Türkiye'nin bütün, tepeden tırnağa herkesi uyarıyorum. Sizin de bu konuda bilgi sahibi olmanızı istiyorum. Yetkiniz nedir bilmiyorum, ben hukukçu değilim. Sizin yapabileceğiniz bir şey varsa da yapmanızı öneriyorum, çünkü bu davanın bir parçası bu mesele. İddia makamını uyarıyorum. İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığı'nı uyarıyorum. Burada bulunan ve bulunmayan herkesin, aşağıda etrafımı sarıp 15-20 kişinin ailesinden şüphelerini, endişelerini dinledim. Bu mesele çok mühimdir. Harekete, gerekli kurumların geçmeye mecburiyeti olduğunu düşünüyorum, davet ediyorum. Hızlıca insanların can tehdidini ve oluşan bu gerçekten dehşet verici, işkenceden cinayete varacak kadar ileriye götürecek zihniyete sahip insanları harekete geçiren iftiracıların, dünkü arkadaşımızın ifadesiyle “pişmancıkların” veya bunların aparatları ile ilgili gerekli işlemlerin yapılmasını önemsiyorum. Zira mesele ağırdır. Buradan da ilan ediyorum: Bir şey, ortada bir şey yoktur. Bizim ne ayakkabı kutularımız vardır ne gizli kasalarımız vardır ne de açıklanmayan tapularımız vardır. Lütfen bütün kurumlar insanların annesi, babası, ama Erzincan'da ama İstanbul'da ama başka bir yerde, korku ve tehdit altında olduğu bu iklime son verici tedbirler alsınlar.