Ekonomik veriler kötü değil, berbat!.. Modern devletin işleyiş mekanizması çökmüş durumda, yargıya güven yerin dibinde, yolsuzluk ve talan tüm acımasızlığıyla sürüyor. Emperyalizmin maşası olmaya teşne bir dış politika masada... Cumhurbaşkanlığı Hükûmet Sistemi (CHS) ile Türkiye gibi orta ölçekli gelişen bir ekonominin yönetilmesi imkânsız.
AK Parti bir lider partisi ve bir çıkarlar koalisyonunun ötesinde bir şey değil. Onlar için rejimi sürdürebilmenin tek yolu, demokrasiyi yok etmek ve kutuplaşmayı had safhaya çıkarmak. Bir de dış mihrakların desteğiyle azalan taban desteğini telafi etmek... Bu süreçte sokak hayvanlarını katletmekten tutun ana muhalefet partisini yargı yoluyla yok etmeye, mutlak butlanla bölmeye, olmadı kapatmaya kadar her yolu deneyip, baskın seçimle beş yılı daha garantilemek dışında bir hesapları yok!
Yalan dolanla, manipülasyonla bu süreyi geçirmek, baskın seçim öncesinde açlıkla yüzleşen geniş kitlelere seçim rüşvetleri dağıtıp, yasadışı yollarla muhalefetin kolunu kanadını kırarak, bu iktidardan bıkmış yurttaşları umutsuzluğa mahkûm etme planları üzerinde çalışıyorlar. Öyle umutsuz kalmalı ki insanlar, sandığa gitmekten bile vazgeçsinler!
YA SİYAHTIR YA DA BEYAZ... BU SAFHADA GRİYE YER YOK!
Gerici otoroiter rejimler ancak kumpaslarla ayakta kalabilir. Hele ki Türkiye'deki gibi miadını çoktan doldurmuşlarsa... Siyasî iktidar tel tel dökülüyor. Saadet Partisi'nin son videolu paylaşımı bu rejimin ve ikidarın ne durumda olduğunun özeti gibi... 'Tamam da kanka, ne alâka!'yı izlerseniz, nasıl bir beceriksizlik ve yalan dolan içinde yaşadığımızı, bu rejim ve AK Parti hükûmetleriyle sadece daha fazla yoksulluk, yoksunluk ve adaletsizlik içinde hayatımızın çürüyeceğini bir-iki dakika içinde fark edersiniz!
Gelinen nokta o kadar beter ki, AK Parti, MHP ve onların ekmeğine yağ süren 'CHP küskünü' kifayetsiz muhterisler ittifâkı, "Biz yolsuz, beceriksiz, rikayakâr, müptezel olabiliriz ama siz bir de CHP'ye bakın!" benzeri düşük mü düşük bir argümanla, bulanık suyu daha da bulanıklaştırmayı bir kampanya haline getirmiş görünüyorlar.
CHP'nin yapıp ettiklerini istisnasız savunmak tabii ki mümkün değil. Parti ağalarının, aday adayları arasından böylesine seviyesiz, siyasî ahlâktan bihaber, ikballeri için herkesi satmaya hazır figürleri, o belediye başkanlığı koltuklarına oturtmuş olmaları bile, günü geldiğinde çatır çatır hesabı sorulması gereken bir mesele!
Ancak, eğer ki evinizin etrafını vampirler kuşatmışsa, armudun sapını, üzümün çöpünü tartışmak, düpedüz aptallık olur, değil mi? Evini korumak isteyen, beyni olan her insan gibi diğerleriyle birlik olup, elinde kazıkla savunmaya geçer. Mesele vampirlerdir, gerisi teferruat!..
Bu puslu ve zehirli havada, bir yandan evi savunurken, ki bu 'ev' ile kastettiğim vatandır, konu ne olursa olsun, ya siyah vardır ya da beyaz! Eğer ki birileri size, bu ortamda "Bir de gri var, grinin de tonları var" diyorsa, bilin ki o mücadelede kolunuzu kanadınızı kıracak bir ajan provakatördür, bunu bilinçli yapıyor olsa da, sadece aptallığından saçmalıyor olsa da!
BARSAK TEMİZLİĞİ KEŞKE BÖYLE OYMASAYDI AMA...
Türkiye, siyasî tarihinin en zorlu dönemeçlerinden birinden geçerken, artık muhalefetin hata yapma lüksü çok az. Her hata, ülkenin geleceğinin daha da kötüleşmesine sebep olacak. "Uçurumdan önce son çıkıştayız" benzeri tarih bilimi açısından anlamsız, saçma, insanları daha da umutsuzluğa sürükleyecek bir yorum yapmayacağım. Ancak, her hatanın telafisinin yıllar alacağı ve çok büyük bedeller ödememize sebep olacağı da aşikâr.
Şimdi üstesinden gelinmesi gereken en önemli sorunlardan biri, bu iktidardan bezmiş seçmenin sandığa küsmesini engellemek. Sebebi malûm, seçmenine ihanet etmiş milletvekilleri ve belediye başkanları... 2024 yerel seçimlerinden bu yana seçildiği partiye ve ona oy vermiş yurttaşlara ihanet eden belediye başkanı sayısı 79'a ulaştı. İsimlerini bile anmanın insanın ahlâkını bozacağı, şu AK Parti'ye geçen ya da 'etkin pişmanlık' denen ihaneti yapan CHP'li belediye başkanlarının, partilerine verdiğe zarar bence önemsiz, hatta partinin iradî olarak beceremediği 'barsak temizliği'ni kendiliğinden sağlıyor bile olabilirler! Ancak, siyasî mücadele açısından bu rezaletin ciddi sorunlar yaratma ihtimâli var. Hele ki halkın büyük bir kısmının siyasete katılmaktan anladığı sadece seçimden seçime sandık başına gitmekle sınırlıysa... Zaten böyle olduğu için, Türkiye'de seçime katılım oranları, Avrupa Birliği (AB) ile kıyaslandığında oldukça yüksek, yoksa siyasî bilinç seviyesi ya da demokrasiyi sindirmiş olmakla pek bir alâkası yok!
SİYASETE GÜVENİ TAZELEMEK SOKAKTA SİYASETLE BAŞLAR
İşte bu sebeple, CHP ve diğer muhalefet partilerinin iktidarla mücadele ederken, bir yandan yurttaşlara hem sandıkta verecekleri oyun önemini hatırlatmaları hem de ülkenin geleceğinde söz sahibi olmalarının yolunun meydanlardan, sokaklardan geçen bir itiraz ve başkaldırı olduğunu anlatmaları için örnek bir eylem planı hazırlamaları gerekiyor.
Ancak böyle bir eylem planıyla, aile boyu rezilliklere ve yolsuzluklara imza atıp zora geldi mi iftiralarla kendi partisini karalayan, tehdit ya da rüşvetle parti değiştiren, utanmazlığın dibine vuran milletvekilleri ve belediye başkanlarını örnek gösteren bu iktidar tarafından zihinlere işlenen 'siyaset kirli bir iştir' anlayışının daha da yaygınlaşmasının önü kesilebilir.
İktidarın aparatlarından tutun çevremizde kendini 'apolitik' olarak tarif eden ve siyaseti karalayıp herkesi depolitize etmeye çalışanlara karşı mahalleden tutun sosyal medyaya kadar, her alanda mücadeleyi yaymak artık şart. Bunun için mahallelerden tepe yönetimine kadar yeniden yapılanmayı hızlıca örgütleyen, yereldeki sorunlara sahip çıkan, her gün sokakta, mahallede, ilçede görünür ve etkin bir çalışma yürüten, tüm bunları, ülke genelinde bir üyelik seferberliğiyle taçlandıran bir ana muhalefete ihtiyaç var. Bu seferberlik, CHP'yi güçlendirmekle kalmayacak diğer muhalefet partilerine de motivasyon sağlayacaktır. Ve tabii ki siyasete küsen veya sandığa bile gitmek konusunda kararsızlaşan seçmene de yeni bir umut aşılayacaktır.
ÇÜRÜK ELMALARIN YERİ TARİHİN ÇÖPLÜĞÜDÜR
Bu ülkeyi rezil edenlerin, siyasî ahlâkı olmayan siyasetçiler olduğunu, bu kokuşmuş düzenden kurtulmanın tek yolunun da yine siyaset olduğunu anlatmak, ne kadar saldırı altında olursa olsun, başta CHP olmak üzere, tüm yurtseverlerin omzuna yüklenmiş bir görev artık. Ona buna göz kırpan AK Parti artıklarının kurduğu küçük partilerle pazarlık yaparak değil, onurlu ve yurtsever sağ ya da sol çizgideki partilerle, meydanlarda, halkın içinde siyasî mücadeleyi yüksetmek, bu rejimden kurtulmanın tek yolu... Hem böylelikle, çürük elmalar diğer elmaları da çürütmemiş olacak. Muhalefet topyekûn meclis grup toplantılarında liderln atıp tuttuğu bir siyasî mücadele tarzından halkla beraber bu ülkenin geleceği için siyaset yapan bir sorumluluğa ve olgunluğa da erişebilecek.
HALK İÇİN DEĞİL, HALKLA BERABER
Çok mu hayalci bir yaklaşım? Hele ki Türkiye'de siyasî partilerin tavandan tabana siyasî kültür seviyesi göz önüne alınırsa... Belki ama geçmişin goygoyuyla işler yürümüyorsa başka çare yok demektir! Önce bu milletin siyasete olan güvenini güçlendirmek gerekir. Şu temsilî demoraksinin dandik mekanizmalarının çizdiği sınırlarda bile, başta siyasî partiler ve seçim sandığı, üstüne titrenip korunması gereken siyasî araçlar...
İtiraz kültürünün ve sivil itaatsizliğin de boy atacağı, partilerde siyaset yapanların kendilerine çeki düzen vereceği bir mücadele sürecinin, yozlaşmış ve çürüyen carî siyasetin dönüştürülmesine ilaç olacağı kesin... Siyasete güvenen, oy vermenin yanı sıra, direnebilen ve hesap sorabilen bir anlayışın kitleselleşmesi, Türkiye'nin geleceğinin de garantisi olacaktır.
AVRUPA'YI BU HALE GETİREN SİYASETE KÜSKÜNLÜK DEĞİL Mİ?
Siyasetten umudu kesip sandığa gitmemenin nasıl sonuçlar doğurduğuna ilişkin bir örneği, Türkiye'ye göre hâlâ çok daha demokratik olan AB'den vereyim. Avrupalılar'ın, Avrupa Parlamentosu seçimlerini önemsememeleri ve 2019 yılında seçime katılım oranının yüzde 50 civarında sınırlı kalması, bugün kıtada, savaş kışkırtıcısı, NATO ayakçısı, emek düşmanı bir siyasetin galebe çalmasına vesile olan etkenlerden biri değil mi? Yine aşırı sağın yükselmesi, merkez partilerin, hatta sosyalistlerin ve yeşillerin emperyalizmin kuklası olması sebebiyle değil mi? Kıssadan hisse; halkla siyaset yapmak yerine, sermaye güçleriyle ve emperyalistlerle iş tutanlara bir ders vermek sandığa sahip çıkmakla başlar.