İBB Davası’nın 51'inci gününde savunma yapan, İstanbul Planlama Ajansı Başkanı Buğra Gökce, “İki evim var, ikisi de banka kredisiyle alınmış. Cezaevindeyken kredilerini bitirdim. Başka malım mülküm yok. Madem çıkar amaçlı bir örgüt var, ben ne kazandım? İddianameye göre ben bu örgüte hizmet etmişim. Ama ne para kazanmışım ne makam elde etmişim ne de siyasi hedefime ulaşmışım. O zaman geriye iki ihtimal kalıyor. Ya ben hiçbir çıkar elde etmeden 15 aydır hapiste yatan geri zekalı biriyim ya da ortada böyle bir örgüt yok” dedi.
Dünkü duruşmaya, savunması alınan İBB Basın ve Halkla İlişkiler Daire Başkanı Taner Çetin'in "tespihli bir savcının kendisini etkin pişmanlıkçı olmaya yönlendirdiği" iddiası damga vurmuştu.
VALİ VE AKP’Lİ ÜYELERİN İMZASI VARDI”
Aradan sonra Gökce, savunmasına imza yetkisi olduğu bazı işlemlerle ilgili konuşarak devam ediyor.
Soruşturma kapsamında, şikayete konu olan ve imzası bulunan bir encümen kararıyla ilgili konuşan Gökce, mahkemede “İsterseniz Vali Davut Gül’ü de tanık olarak çağırın. Valilik tek başına, sonuç doğurmayan bir işlem olduğu gerekçesiyle hakkımda soruşturma izni vermiyor. Bakın valinin imzası var. Yani soruşturma makamı, valilikten soruşturma izni istemiş olsa valilik izin vermeyecekti. Valiyi tanık olarak çağırın. Ben bu nedenle 16 aydır hapisteyim” ifadelerini kullandı.
Öte yandan iddianamedeki 110, 113, 115 numaralı eylemlerde ve kendisinin görevde olmadığı dönemdeki 61 numaralı eylemde, şikayete konu olan encümen kararında AKP’li üyelerin de imzası olduğu ve kararların oybirliği ile alındığı göz ardı edildiğini söyleyen Gökce, “İddianamede yine imza atanlar arasında hiçbir fiil ve delil farkı olmaksızın ayrım yapılarak sadece işaretlenmiş isimler suçu sabit ilan edilmiş. Bu haliyle başsavcılık tarafsızlığını da yitirmiş, lehte delilleri toplamama, iddianameye koymama yönündeki yaklaşımına ek olarak bir de suç olduğunu düşündüğü konudaki bazı sorumluları saklamıştır” dedi.
“ATTIĞIN ADIM SUÇ”
Ecrimisil işlemlerinin bir seçim değil, ihaleler tamamlanana kadar kamu zararını önlemek için kullanılan yasal bir zorunluluk olduğunun altını çizen Gökce, bir Genel Sekreter Yardımcısı olarak görevinin ise iştiraklerin yönetimi, denetimi ve koordinasyonu ile ilgili olmadığını söyledi. Gökce, şöyle devam etti:
“Bizim örneğimizde mükerrer ödeme ve yapılmayan işin parasını ödeme durumları söz konusu olmadığı gibi, ihaleler de para harcanan değil, gelir sağlayan ihalelerdir. Ecrimisil ile dolandırıcılık suçunun unsurlarının oluşması mümkün değildir. Dolayısıyla iştiraklerin yaptığı hiçbir işlemle ilgili direkt ya da dolaylı sorumluluğum da yoktur. Belediyedeki görevimde attığım imza üzerinden suç yükleniliyorken, bu noktada tam tersi yapılıyor, hiçbir ilgim ve imzam bulunmadığı halde sorumlu tutulmaktayım.”
Kendi dosyasının yanında başka iştiraklerden yargılanan bazı kişilere de ihaleleri parçalı tekliflere açma (kısmi teklif) suçlaması yöneltilirken bazılarına da açmama suçlaması yöneltildiğini hatırlatan Gökce, “Yani ihale yapsan suç, ecrimisil alsan suç, almasan suç. İhaleyi parçalasan suç, parçalamasan suç. İmzan varsa suç, yoksa yine suç. Biz seni kafaya koyduk, attığın adım suç” diye konuştu.
İddianamenin, görev süresi boyunca imzaladığı tüm encümene ihale sevk evraklarını suç unsuru olarak tarif ederek süreklilik içinde yoğun biçimde suça iştirak ettiği algısını oluşturmaya çalıştığını belirten Gökçe, sözlerini şöyle sürdürdü: “Oysa 20–25 yıllık tüm encümen ihaleleri üzerinde bir inceleme yapılsa belediye şirketinin bu tip ihaleleri almasının, tek katılımcı olmasının ve bu yönde teklif evrakının sunulup kararın alınıp kesinleştirilmesinin 25 yılı aşan bir süreklilik taşıdığı ve onlarca genel sekreter yardımcısının benzer biçimde sonuçlanmış ihalelere aynı nitelikte imzalar attığı görülecektir. Bu isimlerin bazıları daha sonra devlet ricalinde de görevler almıştır. Tıpkı yüzlerce encümen üyesince benzer kararların imzalanması gibi.”
İLK ARA VERİLDİ
Buğra Gökce, savunmasında düzenlenen bilirkişi raporunun tamamının “kamu ihalelerinde asıl sorumlu yüklenici firmadır” diyerek kendisini ve ekip arkadaşlarını akladığını ancak iddianamede sadece raporun son kısmının ve ilgili kişi isimlerinin alındığını belirterek bir iddiada daha bulundu:
“Ben sadece encümen ihalesi yapmışım, yaptırmışım, yapan encümen değilim. Hiçbirisi yok. Bunları yapınca bu evrakları sevk edince AK Partiliyseniz en az İller Bankası Genel Müdürü oluyorsunuz. Hatta bu imzayı atan arkadaşın ismini ve genel müdürün ismini avukatım söyler ben söylemeyeceğim, bakan oluyorsunuz, bakan. Bu arkadaş bakan ama benim gibi Cumhuriyet Halk Partisi'nden aday olduysanız Silivri'de yatan oluyorsunuz. Sevdiğinize uzaktan bakan oluyorsunuz. Bu kadardır yani, bunun bu kadar basittir, geri kalan kısmını öğleden sonra anlatacağım.”
Gökce’nin sözlerinin ardından duruşmaya ilk ara verildi. İmamoğlu, salondan çıkarken izleyicilere “Mücadeleye devam ediyoruz” diye bağırdı.
“ALEYHİME BİLİRKİŞİ RAPORUNU HAZIRLAYANI SAYIŞTAY ÜYELİĞİNE TERFİ ETTİRDİLER”
Gökce, savunmasına ihale süreçleriyle devam ederken, iddianamede yer alan ve kendisinin aleyhine olan bilirkişi raporunu düzenleyen heyetin başındaki ismin, Sayıştay üyeliğine terfi ettirildiğini açıkladı:
"İddianamede kamu zararının şartname ve bedel belirleme süreçlerinden kaynaklandığı ileri sürülmesine rağmen, bu süreçlerde doğrudan rolü bulunan kişiler yerine, hedef alınan kişiler üzerinden bir kurgu inşa edilmiş. Soruşturma evresinde şüphelilere sorulmayan sorular ve incelenmeyen hususlar üzerinden örgüt yaratmaya çalışılmış. Savcılıktan bilirkişi raporlarını alıp raporları yazan heyetin başı terfi etmiş, Sayıştay üyesi olmuş. Avukatlarım daha detaylı açıklayacak."
GÖREVDE OLMADIĞI DÖNEMDEN SUÇLAMA
Gökce, savunmasında ihale süreçlerinin nasıl yürütüldüğüne yönelik detaylı açıklamalarla devam etti. İhalelerle ile ilgili suçlandığı eylemlere yönelik de konuşan Gökce, kendisine “ihaleye fesat karıştırma” suçlaması yöneltilen bir eylemde İBB’de değil, İzmir Büyükşehir Belediyesi’nde çalıştığını açıkladı.
“Suç tarihi diye ifade edilen 2020 yılının Haziran ve Temmuz aylarında, ben İBB'de çalışmıyorum. İstanbul’da da ikamet etmiyorum. İzmir Büyükşehir Belediyesi’nin genel sekreteri olarak kamu görevi icra ediyorum. Örgütsel ilişki içinde olduğum ve beraber suç işlediğim iddia edilen hiçbir şahsı, tanımıyordum. 2022 yılının haziran ayında tayin olduğum kurumda, 2020 yılında başka kurumun yöneticisi iken ihaleye fesat ve dolandırıcılık suçunu işlediğim iddia ediliyor. 2020 yılındaki ihale süreçlerinde İBB içinde hiçbir görevimin, imzamın ve dolayısıyla sorumluluğumun bulunması söz konusu değil. Bu husus, emniyet ve savcılık ifadelerinde de soruldu ve zaman-mekân imkânsızlığını açıkça belirtmeme rağmen iddianameye girdi. Bunlarla suçlanmam, iddianame düzenlenirken savunmalarımın hiçbir surette okunmadığını ortaya koyuyor.”
GÖZALTI SÜRECİNİ ANLATTI: FOTOĞRAF İÇİN ÜÇ KEZ EMNİYETE GİRİŞ-ÇIKIŞ YAPTIRILDIM
Savunmasında, gözaltı sürecinden kısaca bahseden Gökce, cezaevinde evlendiği eşi Filiz Kahveci Gökce’nin evine polislerin gittiğini ve eve çilingirle eve girildiğini söyledi. Adresinde bulunmaması üzerine Vatan Emniyet’e kendi isteğiyle gidip teslim olduğunu aktaran Gökce, polislerin kendisine “yakalama fotoğrafının lazım olduğunu” belirtmesi üzerine tekrar tekrar dışarı çıkarılıp çekim yaptırıldığını söyledi. Gökce, ilgili kısımda şöyle konuştu:
“Arkadaşlar bir 'yakalama görüntüsüne' ihtiyaç duyduklarını söylediler. Ben de buna itiraz etmeyeceğimi söyledim. Bunun üzerine emniyete girişimin yeniden görüntülenmesine karar verildi. Şimdi gördüğünüz bu fotoğrafın bir hikâyesi var. Bunu özellikle anlatmak istiyorum. Çünkü ben emniyete normal şekilde girdim. Polis eşliğinde ya da zor kullanılarak getirilmiş biri değildim. Kendi ayağımla gittim. Ancak bana, ‘Bir fotoğraf çekeceğiz, tekrar dışarı çıkacağız’ denildi. Peki dedim. Dışarı çıktık. Daha sonra bu fotoğraf çekildi. Ardından tekrar yukarı çıkarıldım ve yeniden nezarethaneye konuldum. Bir süre sonra tekrar dışarı çıkarıldım. Bu kez bana, 'İlk fotoğraf olmamış. Dikey çekmişiz, yatay çekmemiz gerekiyor. Bir kez daha çekim yapacağız' denildi. Bunun üzerine üçüncü kez dışarı çıkarıldım ve yeniden emniyete giriş yaptırıldım. Sonuç olarak, bu görüntülerin elde edilebilmesi için ben üç kez polis eşliğinde emniyete sokuldum.”
Gökce, iktidara yakın yayın organlarının gözaltına alınma fotoğraflarını nasıl servis ettiğine yönelik çeşitli görselleri de mahkeme salonunda yansıttı. O esnada Ekrem İmamoğlu, ellerini havaya kaldırarak sözlü tepki gösterdi.

“YAKINLARIM KÖŞEYİ DÖNEBİLRİDİ”
“Hakim bey, bu iddianame benim suyuma toz bulaştıramaz” diyen Gökce, “Yakınlarıma nereden arsa alacaklarını söylesem hepsi köşeyi dönebilirdi. Ben bunu reddettim. Malvarlığım belli, arabam yok. Başka bir bankada birikmiş bir param da yok. Oturduğum lojmanı devlet satmak zorunda olduğu için banka kredisi kullanarak aldım. İçinde oturanlara daha avantajlı oluyordu” diye konuştu.
“BU İMAMOĞLU İLE MÜMKÜN OLMUŞTUR”
İmamoğlu döneminde İBB’de kurulan yapıya yönelik konuşan Gökce, “İstanbul’u talan etmekte son derece mahir olan bazı çevrelere karşı yoğun bir mücadele verilmiştir. Elbette bunlar yalnızca burada bulunan teknik kadroların iradesiyle gerçekleştirilebilecek işler değildir” ifadelerini kullandı.
Türkiye genelinde belediyelerin çoğu zaman rant tartışmalarının merkezinde yer aldığını ancak İmamoğlu döneminde, İstanbul’da bunun tersini yapmaya çalıştıklarını aktaran Gökce, şöyle devam etti: “Birçoğuyla daha önce tanışıklığım olan bu teknik arkadaşlarımızın hiçbirimizin tek başına gerçekleştiremeyeceği işleri hayata geçirebilmesinin nedeni, bu çalışmaların arkasında güçlü bir siyasi iradenin bulunmasıdır. Bu nasıl mümkün olmuştur? Bu, Ekrem İmamoğlu’nun İBB Başkanı olmasıyla mümkün olmuştur. Çünkü Ekrem İmamoğlu, kamusal alanların işgalden kurtarılması, ayrıcalıklı kişi, vakıf ve derneklere tahsis edilen alanların kamuya geri kazandırılması konusunda teknik kadroların arkasında durmuş ve siyasi irade göstermiştir. Sayın İmamoğlu ranttan değil, halktan yana durduğu için bu projeler hayata geçirilebilmiştir.”
“BU NASIL BİR KADERDİR?”
Hakkındaki iddiaların “bir suç örgütünün varlığı, bu örgütün kısmen ihaleleri manipüle ettiği ve kendisinin de örgüt üyesi olarak manipülasyonlara katıldığı” olduğunu belirten Gökce, iddianamede bu üç varsayımın da somut delillerle desteklenmediğini söyledi.
“30 yıllık kamu görevi boyunca onlarca kez soruşturulduğunu ve dört farklı kurum altında yaklaşık 30 Sayıştay denetiminden geçtiğini belirten Gökce, “Daha önce karakol yüzü görmemişken yasal koşulları oluşmadan tutuklanmak ve 15 ay boyunca özgürlüğümden mahrum bırakıldıktan sonra mahkemenizin huzurunda bulunmak nedeniyle yaşadığım üzüntüyü ve uğradığımı düşündüğüm haksızlığın verdiği öfkeyi de kaderin bir parçası olarak kabul ettim. ‘Eğer kaderde bu sandalyeye oturmak varsa, onu da baş tacı ederim’ diyerek yaşamaya çalışıyorum. Onur ve itibar dışında sahip olduğum hiçbir şey yoktur. Ancak burada bulunan birçok arkadaşımız gibi ben de içimden haykırıyorum: ‘Bu nasıl bir kaderdir?”
Savunmasının başında uzun bir biçimde özgeçmişini anlatan Gökce, İBB’nin Üsküdar’da yıktığı kaçak yapılardan çeşitli görselleri mahkeme salonuna yansıtarak şöyle devam etti:
“Göreve geldiğimizde İstanbul’un neredeyse tüm sahilleri, Anayasamız ve Kıyı Kanunu gereği herkesin olan kıyılarımız, ticari işletmeler tarafından işgal edilmişti. Bu mekânları da kararlı ve cesur bir mücadele ile kamuya kazandıran, işgalleri arındıran ekip bu salonda yargılanıyor. Bu mücadelelerin bir bölümünde görev alıp tehdide maruz kalmaktan hep birlikte korkmak yerine kamu yararını savunma, halkın malını halka verme görev ve sorumluluğunu yerine getirme anlayışıyla çalışan ekibin bir parçası olmaktan gurur duydum. Bizlere kamusal mekanları işgal edenler silah çekti, geri çekilmedik. Kıyıları talan edenler yumruk salladı vazgeçmedik. Bu kamu yararını savunan kıymetli arkadaşlarım burada benimle kamuyu dolandırmakla suçlanıyor.”




