Hesap kitap yaparken, petrolü 60 dolar tahmin edebilen bir öngörüsüzlük!..

Her savaş ölüm demek, siz bu yazıyı okurken, burnumuzun dibinde insanlar ölüyor, doğa mahfoluyor, herkes korku içinde... İnsanlığın durumu bu hâlde, ancak bu savaşın küresel ekonomiye etkileri de binlerce insanın işini kaybetmesine, yoksullaşmasına neden olacak. Bazı ülkeler çok, bazı ülkeler biraz daha az etkilenecek ama sonuçta herkesi etkileyecek. Ne yazık ki, en olumsuz etkilenecek ülkelerden biri de Türkiye! Bir yandan haber kanallarını izlerken, öte yandan ekonomi kanallarına göz atmadan olmuyor bu sebeple...

ASYA BORSALARI ERİYOR

4 Mart sabahına Asya borsalarının endekslerine bir göz atarak başladım. Japonya’da Nikkei 225 Endeksi yüzde 4.6 gerilerken, Topix yüzde 4’ün üzerinde düşüş kaydetmişti. Kore Borsası'nda KOSPİ Endeksi'nde işlemleri geçici olarak durdurulmuştu. Yaklaşık yüzde 13 gerileyen KOSDAQ endeksinde de devre kesici uygulamasına başvurulmuştu.
Hindistan'da Sensex ve Nifty endeksleri yaklaşık yüzde 2 değer kaybetmişti. Avustralya’da S&P/ASX 200 Endeksi yüzde 1.81 düşerken, Hong Kong Borsası'nda Hang Seng Endeksi yaklaşık yüzde 2 gerilemişti. Kapanışlara gelince... Günün sonunda Şanghay yüzde 0.98, Nikkei 225 yüzde 3.61, KOSPİ yüzde 12.06, Hang Seng yüzde 2.01 değer kaybetti. Avrupa borsalarında hafif yükselişler vardı. ABD borsaları ise alıcılı bir açılış yaptı. Ancak birkaç gündür yaşanan düşüşler ardından bu yükselişler biraz da tepki alımlarından kaynaklanıyor.


KORKU TÜM DÜNYAYI SARDI
Asya borsalarındaki bu tepetaklak gidişin sebebi, Hürmüz Boğazı'ndaki tanker trafiğinin fiilen durmuş olması... Zira İran Körfezi'nden çıkarılan hampetrol ve doğalgazın tek geçiş yolu bu boğaz. İran dışında Irak, Suudi Arabistan, Birleşik Arap Emirlikleri (BAE), Kuveyt, Katar, Bahreyn ve Umman'ın hidrokarbon ihracatı bu su yolu üzerinden yapılabiliyor. Körfez ülkeleri, ABD-İsrail ve Birleşik Krallık ittifâkının İran'a saldırıları sonrası bölgeye yayılan savaşın etkilerini gerek askerî, gerek siyasî ve ekonomik olarak en fazla yaşayan ülkeler, bu Arap ülkeleri... Bu ülkelerin anrdından en büyük ekonomik baskıyı yaşayan ülkeler ise Güney ve Güneydoğu Asya ülkeleri... Çünkü Hürmüz Boğazı çıkışlı hampetrolün alıcıları; sırasıyla yüzde 38 ile Çin, yüzde 15 ile Hindistan, yüzde 12 ile Kore Cumhuriyeti, yüzde 11 ile Japonya, yüzde 3 ile Avrupa Birliği (AB), yüzde 14 ile diğer Asya ülkeleri, yüzde 7 ile dünyanın geri kalanı...

ABD'NİN GEÇİŞLERİ GÜVENCE ALTINA ALABİLMESİ KOLAY DEĞİL

ABD ve İsrail, bu savaşa girişirken, İran'ın bu denli dirençli çıkabileceğine pek ihtimal vermiyordu, ABD üslerinin bulunduğu bölge ülkelerini böyle etkin şekilde füze yağmuruna tutacağına da... Görünen o ki, İran isterse bu savaşı hem bölgeye yayabilecek hem de küresel ekonomiyi belkemiğinden vuracak bir beceriye sahip. Piyasaların büyük korkusu da bu ve kolay kolay sakinleşecek gibi görünmüyor.

Donald Trump’ın ABD’nin Hürmüz Boğazı’ndaki deniz yollarını güvence altına almak için ABD Donanması'nın harekete geçeceğine dair açıklamalarının ardından, petrol fiyatlarındaki yükseliş birazcık sakinleşti, ABD’de hisse senedi ve tahvillerdeki satışlar hız kesti. Ancak panik bitmiş değil ve aslına bakarsanız, Amerikan haydutluğunun karizması da bayağı bir çizilmiş görünüyor.
Trump bu güvence sözünü verdi ama yerine getirmesi hiç de kolay değil. Zaten Trump’ın Hürmüz Boğazı’ndan geçen tankerleri sigortalamak ve bu tankerlere eskort sağlanması için hazırladığı planın etkisi çok uzun soluklu olmadı. Brent petrolü, iki gün içinde yaklaşık yüzde 12 artışla 2020’den bu yana en büyük kazancını elde ederek varil başına 82 doların üzerine çıkmıştı, West Texas Intermediate 75 dolar civarında seyrediyordu. Brent petrolü, son iki günde yüzde 4.7 ve yüzde 7.3’lük artışlara kıyasla görece sınırlı bir atışla yüzde 1.6 değer kazandı. Trump'ın bu sözlerinin etkisi işte bu kadar olabildi!

KÜRESEL ENERJİ TİCARETİNİN EN ÖNEMLİ MERKEZLERİNDEN
Hürmüz Boğazı, dünya enerji ticaretinin en kritik geçiş noktası... Günlük 19–20 milyon varil hampetrol ve rafine ürün bu dar su yolundan geçiyor. Bu hacim, küresel akaryakıt tüketiminin yaklaşık beşte birine denk geliyor. Suudi Arabistan 6 milyon, Irak 3.5-4 milyon, Birleşik Arap Emirlikleri (BAE) ve Kuveyt 2-3 milyon, İran 2-2.5 milyon hampetrol ihraç ediyor. Katar ise LNG ve kondensat ticaretinin en önemli tedarikçilerinden... Ve eğer isterse İran, Hürmüz Boğazı'nı fiilen kapatma yeteneğine sahip. Suudi Arabistan’ın doğu-batı hattı ve BAE’nin Fucayrah çıkışlı boru hattının, birlikte en fazla 2–3 milyon varillik by-pass kapasitesine sahip olduğu dikkate alınırsa, sorun çok ciddi... Zira bu rakam, Hürmüz Boğazı'ndan geçen toplam hacmin çok altında.

ÇİN ÖNLEMLERİNİ BÜYÜK ÖLÇÜDE ALDI HİNDİSTAN'IN KURTULUŞU RUSYA'YA BAĞLI
Peki ihracatta çok ciddi aksamalar olursa, en yüksek fatura kime çıkar? Batı merkezli uzman kuruluşlara göre Çin'e... Ancak Pekin uzun bir süredir böylesi bir krize karşı hazırlanıyordu ve Hindistan, ABD baskısıyla Rusya'dan petrol alımlarını kesmeye başladığı andan itibaren o petrolün alıcısı oldu. Hem de çok uygun fiyatlarla ve üstelik bu tedariki artırma imkânına da sahip. Görünen o ki, enerji krizinden en çok etkilenecek ülke Hindistan olacak. Gerçi Yeni Delhi'ye de bir can simidi uzattı Rusya; Vladimir Putin, Hindistan'ın enerji açığını Rusya'nın karşılayabileceğini söyledi. Yani hindu milliyetçisi Hindistan Başbakanı Narendra Modi'nin bir karar vermesi gerekecek. Eğer yüzünü tekrar Rusya'ya dönerse, Hindistan da asgarî zararla bu krizden çıkabilir. Öyle görünüyor ki, büyük faturayı ödeyecek iki ülke var; biri Kore Cumhuriyeti, diğeri Japonya... Zira bu iki ülke de ABD'nin emir kulu ve enerji açığını Rusya'dan ihracatla kapatma cesaretine sahip değil. O sebeple ki dün KOSPİ Endeksi yüzde 12.06 düşüş yaşadı, Nikkei'deki düşüş ise yüzde 3'ü geçti. Her iki ülkenin ekonomisi de ihracata dayalı sanayi üzerinde yükseliyor ve üretim yapabilmek için bu sorunu acilen çözmeleri gerekiyor.

EN BÜYÜK KORKU: VARİL FİYATININ 140 DOLARI BULMASI

Ancak enerji açığını kapatabilen ülkeler bile bu krizde büyük bir bedel ödeyecek, bundan kaçış yok. Eğer ki bu savaş kısa sürede son bulmazsa tabii... Barclays analistleri, mevcut tabloyu 'petrol piyasalarının en büyük korkularıyla yüzleşmesi' olarak tanımlıyor, kısa vadede Brent petrolünün 100 doları test edebileceğini belirtiyor. Goldman Sachs, daha önce yayımlanan stres senaryolarında uzun süreli ve etkili bir kapanma halinde petrolün varil fiyatının 110 doların aşılabileceğini ileri sürmüştü. ING, ABD’nin nükleer tesislerle sınırlı kalmayan ve enerji altyapısını hedef alan daha kapsamlı saldırılara başlaması halinde, İran’dan çok daha agresif bir misilleme gelebileceği görüşünde... Bu da sadece İran’ın arzını değil, Hürmüz Boğazı’ndan geçen Basra Körfezi’nden gelen daha geniş petrol akışlarını da riske atacak. Boğazın bloke edilmesi, piyasada önemli bir yükselişe yol açabilir ve Brent petrolün varil başına 140 dolara ulaşmasına neden olabilir. Üstelik bu en kötü senaryo da değil! Kimi uzmanlara göre bu fiyat 157 doları bulabilir.

ÜRETİM KOTALARINI ARTIRARAK ÇÖZÜLECEK BİR MESELE DEĞİL
Hampetrolün fiyat patikasında belirleyici olacak unsur, kapanmanın süresi ve kapsamı olacak. Eğer tanker geçişleri tamamen durur ve Körfez üreticilerinin sevkiyatları kesintiye uğrarsa, piyasada oluşacak arz açığı mevcut yedek kapasiteyle telafi edilemeyebilir. Buna karşılık kısmî bir aksama, tanker tacizleri ya da sigorta kaynaklı yavaşlamalar fiyatı ilk etapta 100 dolara taşısa da, diplomatik bir yumuşamayla 80-90 dolar bandında bir denge belki oluşabilir. ABD’nin stratejik petrol rezervi yaklaşık 415 milyon varil seviyesinde bulunuyor. Washington şu aşamada rezerv kullanımı planlamadığını açıkladı ama Hürmüz Boğazı'nda geçişlerin tümüyle kapanması halinde, stratejik stokların tek başına fiyat şokunu önlemesi mümkün değil.
OPEC+ cephesinde ise üretim hacmini artırma gündemde... OPEC+ üyesi sekiz ülke, nisanda petrol üretimini günlük 206 bin varil artırma kararı aldı. Ancak mesele üretimden öte; OPEC+ üretimi artırsa dahi küresel piyasalara erişim sağlanamadıktan sonra bunun bir anlamı yok!

KÜRESEL ENFLASYON ARTABİLİR MAL ARZINDA SORUNLAR ÇIKABİLİR
Kriz sadece enerji tedarik zincirlerinde bir kopuşla sınırla kalsa neyse, küresel ekonomi için bunun çok ötesinde ciddi riskler barındırıyor. Petrol fiyatındaki her artışın küresel enflasyonu yukarı taşıyacağı kesin. Bu ülkelerin ekonomik kırılganlıklarına göre değişken olacak. Eğer ki 10 dolarlık artış olursa, ABD'de enflasyona etkisinin 0.3–0.4 puan aralığında olabileceği öngörülüyor. Türkiye'de enflasyona etkisinin ise en az 1 puan olması bekleniyor. Avrupa, LNG tedarikini çeşitlendirmiş olsa da enerji fiyatlarına karşı yüksek hassasiyetini koruyor. Kötü senaryoda, bu krizin doğalgaz ihalatında AB'ye maliyeti 130 milyar doları bulabilir.
Asya ekonomileri, büyük oranda Hürmüz Boğazı'ndan gelen petrole bağımlı oldukları için en çok etkilenecek ekonomiler... Bu ekonomilerin çoğunun küresel ekonomiye ucuz ara malı ve nihaî ürün ihraç eden ülkeler olduğu dikkate alınırsa, ek bir risk olarak arz enflasyonu gündeme gelebilir.
Tabii ki bu krizin bazı sektörler için ölümcül sonuçları varken, bazıları için fırsatlar söz konusu... Enerji ve savunma şirketleri artan fiyat beklentileriyle pozitif ayrışabilir, havacılık ve ulaştırma sektörü artan yakıt maliyetleri nedeniyle baskı altına girebilir. Basra Körfezi ve Hürmüz Boğazı hattında gemi geçişlerine yönelik savaş riski sigortalarında artış beklentisi güçleniyor. Sigorta primlerinin yüzde 50’ye kadar yükselebileceği öngörülüyor. Bu da navlun fiyatlarında ciddi artışlar olacağı anlamına geliyor ki, zaten oluyor!

TÜRKİYE EKONOMİSİ: KIRILGANLIK RİSKLERDE ÇARPAN ETKİSİ YARATIR
Gelelim Türkiye'ye... Bu şoka da kırılgan bir ekonomiyle yakalandık. Bunun yanı sıra, savaş hemen yanıbaşımızda ve ayrıca enerji bağımlısı bir ülkeyiz. Enflasyonla mücadelede hedefler tutmuyor, dış denge ve bütçe disiplini derseniz oldukça kötü... Reel sektör ciddi bir bunalımın içinde. Hanehalklarının ekonomi yönetimine güveni eridi bitti, siyasî iktidar ancak baskıyı artırarak yoluna devam edebiliyor.
Şubat sonu itibarıyla, Hazine ve Maliye Bakanı Mehmet Şimşek'in ve ekonomi yönetiminin en büyük şanslarından biri enerji fiyatlarının düşük seyrediyor olmasıydı. Şimdi işler tersine döndü. Enerji fiyatları düşükken, Türkiye'de benzin fiyatı yüzde 145 artmıştı. Brent petrolün şubat ayı ortalaması 71 dolardı. Bugün Brent petrol 82 dolar civarında... Belki bir hafta sonra 100 doları görecek! Siyasî iktidar ve ekonomi yönetimi küresel enerji fiyatları düşerken, hem TL'nin değer kaybı hem de dolaylı vergilerle akaryakıt fiyatlarına zamları bindiriyordu. Şimdi bu imkânları da kalmayacak gibi görünüyor.
Bitmedi; Türkiye'nin riskleri katlanıyor. Türkiye'nin beş yıllık 'kredi temerrüt takası' (credit default swap-CDS) primi 200 puana kadar gerilemişti, şimdi 240 puana doğru ilerliyor. Savaş uzarsa kritik sınır olan 250 puanı aşacak. Bunun anlamı; gerek kamunun gerekse özel sektörün çok daha yüksek faizlerle borçlanmak zorunda kalacağı...
Küresel ekonomide yaşanabilecek şokların etkilerini de en fazla hissedecek ekonomilerden biriyiz. Yani hâl bu kadar kötüyken, bundan da kötüsü olabilir miydi? Oldu!.. Bu olup bitenlerde dış politikada yapılan can alıcı hataların etkileri başka bir yazı konusu olsun!