Son kabine değişikliği de gösteriyor ki, bundan böyle Türkiye'de siyaset çok daha sertleşecek. "O kadarını da yapamazlar" denilen her şeyi yapmaya çalışacaklar, her ne pahasına olursa olsun. Tercihleri bu olmasa bile artık böyle yapmak zorundalar, çünkü Cumhurbaşkanlığı Hükûmet Sistemi (CHS) denen ve dünyada benzeri ancak birkaç Afrika ülkesinde görülen sistem, OECD sıralamasında 17 ila 20'nci sıralar arasında gidip gelen, nüfusu 85 milyon olan ve jeopolitiik konumuyla küresel sistemin vazgeçemeyeceği bir ülkeyi, yönetme kabiliyeti olmayan bir sistem. Ancak siyasal islamcı bir iktidarın varolabilmesini sağlayan yegâne sistem de bu! Çünkü siyasal islamcı iktidarlar, parti içi demokrasinin zerresinin olmadığı, lider kültü ve tepeden tırnağa tâbiyet üzerinde yükselebiliyor. Bu sebeple, Türkiye'de siyasetten söz ederken, çok köşeli ve net olmak dışında pek bir seçenek yok. Yani ya onlar ya biz, hepsi bu kadar!
ÇIKAR VE SUÇ ORTAKLIKLARI ERKİ KAYBEDERSE DAĞILIR
Bu sebeple, Cumhur İttifâkı'nı değerlendirirken de aptalca ayrıntılarda boğulmaya hiç gerek yok. Bu ittifâk, sade suya tirit analizlerle dandik Ankara kulislerinden uyduruk bir demet sunan, sözde ana medya kanallarında boy gösteren ve muhalefet adına zart zurt edenlerin iddia ettiği gibi kendi içinden çözülecek bir ittifâk değil. Büyük Birlik Partisi (BBP) ve bir kıraathaneyi bile dolduracak aktif üyesi olmayan Demokratik Sol Parti'yi (DSP) sallayın bir köşeye, ateş olsa cirimleri kadar yer yakarlar, AK Parti ve Milliyetçi Hareket Partisi (MHP) çıkar ve suç ortaklığını her ne olursa olsun, sonuna kadar sürdürmek zorunda. Zira iktidarı kaybettikleri anda çok büyük bir bedel ödeyeceklerini iyi biliyorlar. O sebeple, bu rejim iktidarı kaybetmemek uğruna her şeyi yapmaya hazır!
İTTİFÂKLAR ŞART DA ONURLU VE İŞLEVSEL OLURSA ŞART
Şimdi böyle bir siyasî panorama çizildi mi, öyle ya da böyle kurucu partinin 'mutlak butlan' ile bölünmesi beklenen bir siyasî ortamda ne olması gerekir? Tüm yurtseverlerin, ister sağcı ister solcu olsun tek bir cephede bir araya gelmesi ve mücadeleyi birlik ve beraberlik içinde sürdürmesi değil mi? Hayır, ne yazık ki böyle olmuyor. Çünkü Türkiye'de siyasî kültür ve ahlâk yerlerde sürünüyor, kişisel ikbâl ise yurtseverliği çoktan galebe çalmış! Bunun en bariz iki örneğini vereceğim öncelikle; ilki benim de o dönemde desteklediğim 'Altılı Masa', diğeri ise şu anda CHP içindeki klikleşme... 'Altılı Masa'da Meral Akşener'in kumpasları, ardından Gelecek Partisi ve DEVA Partisi'nin sandalye pazarlıkları muhalefete büyük bir darbe vurmuştu. Seçmenin motivasyonunu kırması da cabası... O dönem, tüm muhalefeti bir araya getirmeyi hedefleyen bu strateji doğru olmasına doğruydu da, bileşenler ne yazık ki çürüktü. Cumhurbaşkanlığı ve genel seçimlerde alınan yenilgide bir diğer etmen de Zafer Partisi'nin başını çektiği ATA İttifakı'nın cumhurbaşkanı adayı Sinan Oğan'ın attığı kazıktı. Bugünden o güne bakılınca nasıl akıl almaz hatalar yapıldığını ve ne kadar ağır bir bedel ödemek zorunda kalacağımızı görmeyen biri varsa, ya gerçekten zekâsı kıttır ya da kişisel hırs zehirlenmesi yaşıyordur.
KİMİN MALI Kİ UTANMADAN KÜSKÜNÜ OYNUYORSUN?
İkinci örnek, şu CHP'nin 'küskünleri' mi demeli, ne demeli bilemediğim kesim... Ne menem bir şey olduklarını tek bir siyasî figürün karakterinden analiz etmek mümkün; Gürsel Tekin... Siyasî kültür, siyasî ahlâk ya da ideolojik düzey açısından bir şey aramayın, bulmak çok güç. Tek bir hastalıklı fikir var ortada, o da "CHP bizimdir", sanki o koskoca parti babalarının tarlası!.. Hani demokrasinin ite kaka da olsa işlediği bir dönemde olsak, pek de ciddiye almaz, gülüp geçerdik ama nasıl şartlarda olduğumuz ortada!
EN KÖTÜSÜNE GÖRE HAZIRLANMAK BAZEN EN DOĞRUSU OLABİLİR
Şimdi ekonomi, siyaset ve dış politikada sıkışmış bir iktidar, hesapları doğrultusunda hem erken seçim tarihini belirlemeye çalışıyor hem de siyaseti zehirlemeye... Büyük olasılıkla bayramdan sonra mahkemeden 'mutlak butlan' kararı çıkacak, olmadı bir sonraki duruşmaya ertelenecek. Öyle ya da böyle CHP'yi bölmeyi kafalarına koymuşlar. Herhalda Adalet Bakanlığı'na yapılan atama bundan da fazlasıyla alakalı... Bu kez, ikiye bölünen CHP'nin çok büyük bir kısmının kuracağı yeni partiyi de boğmaları gerekecek. Akın Gürlek bunun için var! Ona her konuda destek atacak bir İçişleri Bakanı da hazır ve nazır... Tabii o iş o kadar kolay değil! Bunun anlamı, siyasetin artık sadece TBMM'de değil, sokaklarda yapılacağı... Neyse ki sokak konusunda CHP yönetimi ve tabanı iyi bir sınav veriyor ve devamını getirebilir.
Eğer ki CHP'yi 'küskünler' ele geçirirse, kurulacak yeni parti ana muhalefet partisi görevini üstlenecek. Oyu da düşse düşse yüzde 30'lardan yüzde 25'lere düşer ki, ben o kadar bile olacağını sanmıyorum.
İDEOLOJİK, AHLAKÎ VE SİYASÎ AÇIDAN KONUMLANMAK GEREK
Sokakta mücadele sürerken, bu zorlu süreçte bir yandan da ittifâkların kurulması şart. Bu rejimin bir sonucu, ancak bu rejimden kurtuluşun da anahtarı ittifâklar... Ancak bu kez siyasî partilerin doğasına göre olması şartıyla... Yani biri liberal soslu diğeri İhvan DNA'lı iki siyasal islamcı partiyle yeni kurulacak partinin işi olmamalı... Anladınız onları; şu kendini dev aynasında gören Ahmet Davutoğlu ile neredeyse CHP kadar oyu olduğunu iddia edecek kadar zıvanadan çıkan Ali Babacan'ın partileri... Saadet Partisi (SP) ile yollarına devam etmeleri ve bu ittifaka Yeniden Refah Partisi'nin (YRP) de katılması hem onlar için hem de bu ülke için hayırlı olacaktır. Böylelikle bir ihtimâl barajı geçecek güce de ulaşabilirler. Barajı aşamasa bile bu ittifâk, kitle tabanı dağılan AK Parti'den birkaç puan oy koparabilir.
Yine aynı şekilde bence yeni kurulacak partinin milliyetçi partilerle de işi olmamalı... Ümit Özdağ'ın megalomanisi yerinde duruyor da fos kabadayılığı hapisten sonra eser miktarda kalmış görünüyor. İYİ Parti, tanımlanması güç bir lider olan Musavvat Dervişoğlu ile oy erozyonunu asgarîde tutmayı başardı. Şaşırtıcı ama gerçek! Bu ikilinin ittifakına ne idüğü belirsiz Menzil bağlantılı Anahtar Parti ile irili ufaklı diğer milliyetçi partiler, mesela Adalelet Partisi (AP), Milliyetçi Türkiye Partisi (MTP) gibileri eklendiğinde oy oranlarının yüzde 10'u geçmesi işten bile değil. Bu milliyetçi ittifakın etkisi, oyları erimekte olan MHP'yi de iyice zayıf düşürecektir.
DEM PARTİ'NİN CUMHUR İTTİFÂKI İLE İŞİ OLAMAZ
Peki ya DEM Parti? Şunu kesinlikle söyleyebilirim ki, Cumhur İttifakı'nın yanında yer alması mümkün değil. Uluslararası konjonktür dayatmasıyla bir ihtimâl hayata geçecek 'Terörsüz Türkiye' sürecine rağmen, partinin tabanı ve seçmeni asla böyle bir eğilime yeşil ışık yakmaz. Kaldı ki Suriye'de ne olup biteceği meçhûl ve aslında bu sürecin asıl sebebi de Türkiye'den çok Suriye odaklı. DEM Parti'nin bu süreçten kazanımla çıkması halinde, oylarını yüzde 7'lerden birkaç puan yukarı taşıması beklenebilir. DEM Parti, küçük sosyalist partilerin eklemlendiği Emek ve Özgürlük İttifâkı ile yoluna devam edecektir.
Küskünlerin ele geçirmesi halinde CHP'nin yüzde 7'lik barajı geçebilmesi pek mümkün görünmüyor. Bu durumda, bir ittifâk içinde yer almak zorunda kalacak. Bu olsa olsa milliyetçi ittifâk olabilir diye düşünüyorum. Herhalde DSP ya da Vatan Partisi (VP) ile bir ittifâk olamaz! Olsa da bir şey olmaz. Vatan-millet, laiklik ve cumhuriyet hamasetiyle uyabilecekleri tek yer Zafer Partisi ile İYİ Parti'nin yanıdır.
KIRMIZI OLMASA DA PEMBE İTTİFAK SOL SİYASETE MOTİVASYON KATAR
Gelelim CHP'lilerin ekserî çoğunluğunun yer alacağı yeni partiye... Bu arada hemen belirteyim; o 'Ekim Partisi' adını almayacaklardır umarım. Hani Zihni Sinir buluşu olsa olsa bu olur! Kurucu partinin mirasçısı olacak bir partiye böyle bir isim verilemez. Hele ki bunun 'Ekrem'in Ek'i, İmamoğlu'nun İm'i' diye açıklamaya kalkan bir zekâ engelli çıkarsa çok fena... Öyle olmayacaktır umarım! Her neyse, her şerde bir hayır olduğunun bir kanıtı olabilir bu ayrışma, hatta mecburî bir barsak temizleme operasyonu olur! Ne de olsa, günü gelecek ve yine CHP adı geri alınacaktır. Oy kaybı taş çatlasın yüzde 5 olsa bile, hem mağduriyet sebebiyle gelecek oylarla hem de çok daha akılcı bir ittifakla fazlasıyla kolayca telafi edilebilir. Ne siyasal islamcı, ne de aşırı milliyetçi bir partiye temas etmeye bile gerek kalmadan... Nasıl mı? Artık adı var kendi yok olan Emek ve Özgürlük İttifâkı'nda yer alan ve orada pek de benimsenmeyen Türkiye İşçi Partisi (TİP) bu ittifakın bir ortağı olsa mesela... Türkiye Komünist Partisi (TKP) ve Sol Parti'nin de yer alacağı böylesi bir ittifak hem bu sosyalist partilere güç katar hem de yeni partiye... Daha net, daha emek dostu, daha halkçı, daha cumhuriyet değerlerine ve laikliğe sahip çıkan bir ittifâk olacağı ise tartışmasız. Üstelik sokaklarda da çok daha güçlü yankılanır sesi!