DEM Parti Eş Genel Başkanları Tülay Hatimoğulları ve Tuncer Bakırhan ile Grup Başkanvekilleri Gülistan Kılıç Koçyiğit ve Sezai Temelli, bugün Cumhuriyet Halk Partisi Genel Merkezi’ni ziyaret etti.
DEM Parti, cihatçı HTŞ ve ona bağlı grupların ocak ayı başından itibaren Suriye'nin kuzeyine yönelik sürdürdüğü saldırılara dair siyasi partilere, sendikalara ve meslek odalarına ziyaretlerinin ilkini CHP'ye gerçekleştirdi.
DEM Parti Eş Genel Başkanları Tülay Hatimoğulları ve Tuncer Bakırhan ile Grup Başkan Vekilleri Gülistan Kılıç Koçyiğit ve Sezai Temelli'den oluşan heyeti CHP Genel Merkezinde, CHP Genel Başkan Yardımcısı Selin Sayek Böke'nin de aralarında olduğu heyet kapıda karşıladı.
DEM Parti heyeti daha sonra CHP Genel Başkanı Özgür Özel ile görüşmek üzere toplantının yapılacağı salona geçti. Genel başkanlar görüşmenin ardından açıklamalarda bulundu.
İşte Özgür Özel'in açıklamaları;
"Bugün DEM Parti’nin çok değerli Eş Genel Başkanları, partimizi ziyaret ettiler. Malum Meclis en açık olması gerektiği zamanda, AK Parti’nin talebiyle yıl ortası tatilinde. Geçtiğimiz hafta emeklilerle ilgili bu önemli gündem varken ve devamında Suriye'de yaşanan gelişmeler yaşanıyorken, dış politikada, iç politikada bu kadar önemli bir tansiyon varken Meclis’in kapanmasını hiç doğru bulmadık. Ama AK Parti ısrarla, bizim imza atmamamıza, muhalefet partilerinin karşı çıkmasına rağmen Meclis’i tatile soktular. Böylesi önemli gündemler yaşanırken Meclis’in kapalı olması, siyasetin durması, siyasetin duyarsız kalması anlamına gelmiyor. Böyle de bir ihtiyaçtan ve içinde bulunduğumuz süreçten dolayı, DEM Parti’nin kıymetli heyeti bize ziyarette bulundular. Çok faydalı görüş alışverişinde bulunduk kendileriyle.
“İşler yolunda giderken kardeşlikten bahsedenler, birazcık ortalık karışınca gerçek yüzlerini gösteriyorlar”
Siyaset, konuşmak için ve çözüm üretmek için yapılır. Siyaset ayrılıklar, kavgalar, çaltışmalar üzerinden değil; barış, kardeşlik ve dostluk üzerinden yarnları kurmak için yapılır. Biz Türkiye'de süreç başladığı andan itibaren ve Suriye’deki gelişmeleri yakından takip ettiğimiz tüm süreçlerde Türkiye'nin barışıyla Suriye'nin barışını iç içe gördük. Bunun dışında bir şeyi düşünmek, tahayyül etmek, planlamak zaten akılla, mantıkla bağdaşır bir durum değildir. Suriye'de bir an önce istikrarın sağlanmasını, Suriye'de hem Türkmenleri hem Arapları hem Kürtleri hem Dürzileri hem Alevileri kapsayan, bir anayasal güvence altına alan ve Suriye'de barışı hakim kılan bir çözümden yana olduk. Bu durum Türkiye'nin barışına da katkı sağlayacaktı. Ortada bir sınır çizgisinin olması, iki taraftaki kardeşliği ortadan kaldırmıyor. Sınırın iki yanında akrabalar yaşadığı gibi, Türkmenlerin de Kürtlerin de Arapların da her birimizin akrabaları olduğunu ve onlarla aramızda oluşabilecek hukukun sadece kardeşlik hukuku olduğunu görmemiz lazım. Türkiye'de 6-8 milyon Arap yaşıyor. Ama zaman zaman Suriye’deki karışıklıklar, onun yarattığı iç göç, Türkiye'deki sığınmacı problemleri yüzünden sanki bir Arap düşmanlığı yükseliyor. Türkiye'de Kürt kardeşlerimiz, hep birlikte Türkiye Cumhuriyeti'nin kurucu unsurları olarak birlikte yaşıyoruz. Ama işler yolunda giderken kardeşlikten bahsedenler, birazcık ortalık karışınca gerçek yüzlerini gösteriyorlar ve bir nefret söylemine varan Kürtleri kıracak, onları rencide edecek bir dil kullanıyorlar. Biz bunların tamamını redediyoruz.
“Kazanan İngilizler, Amerikalılar, İsrailliler mi olmalı yoksa bu oyunda kazanan Kürtler, Türkler, Araplar, Aleviler, Dürziler mi olmalı”
Biz burada iki eş genel başkan, bir genel başkan yan yana duruyoruz. Burada bir Türk, bir Arap, bir Kürt var ama hepimiz biz kardeşiz. Bizim ürettiğimiz siyaset düşmanlık üretemez. Düşmanlık üzerinden, gerilim üzerinden beslenemez. Sadece şu soruyu sormak gerekir, ben her gün güne başlarken kendime bu soruyu soruyorum: Bu oyunda kazanan İngilizler, Amerikalılar, İsrailliler mi olmalı yoksa bu oyunda kazanan Kürtler, Türkler, Araplar, Aleviler, Dürziler mi olmalı? Niye kilometrelerce ötede ellerini sıcak sudan soğuk suya sokmayan, ömürleri boyunca dünyanın neresinde petrol varsa, neresinde maden varsa, neresinde sömürülecek bir şey varsa oraları sömürmüş olanlar buradan yine kazançlı çıksın? Barışı sağlayalım, kardeşliği sağlayalım, demokrasiyi sağlayalım. Biz kazanalım bir sefer de. Bunun yolu herkesin cesaretle inisiyatif almasından geçiyor.
“Yardım TIR’ları yollamak yerine, kargaşaya imkan tanımayıp diyaloğu ve çözümü ön plana almak gerekiyor”
Öncelikle Suriye’deki gelişmeler ve şu anda Suriye’de yaşanan insanlık dramını dikkatle ve endişeyle takip ediyoruz. Bir yandan Türkiye’den yardım konvoylarının çıkmış olmasını, Halep üzerinden Ayn el-Arab’a, Kobane’ye ulaştırılıyor olmasını olumlu görüyoruz. Ama orayı bu hale kim getirdi bir de ona bakmak lazım. Orada birtakım selefi yapılara yol verip de ondan sonra orada şehirler kuşatılınca, elektrikler kesilince, beş tane çocuk soğuktan donunca, insanlar açlığa sürüklenince buradan yardım TIR’ları yollamak yerine, bunlara sebebiyet verecek kargaşaya imkan tanımayıp diyaloğu ve çözümü ön plana almak gerekiyor Suriye’de de. Ama bir yandan da şunu söylemek lazım. Şehirlerin kuşatıldığı zamanda gidecek bu yardımlar doğru yere mi ulaşacak, yoksa başkalarının eline mi geçecek? Bundan dolayı da endişeliyiz. Bu sırada içeride de görüşmede de konuştuk, bu yardımların Öncüpınar’dan Halep’e, Halep’ten Ayn el-Arab’a, Kobane’ye ulaştırılmasının dışında çok daha pratik, lojistik olarak da aklın gereği olan, çok daha garanti bir yol var. Mürşitpınar Sınır Kapımız var. Mürşitpınar Sınır Kapısı açıldığında zaten yardımlar ulaşması gerektiği yere ulaşıyor, bir kuşatmayı geçmek zorunda kalmaksızın. Mürşitpınar Sınır Kapısı’nın insani yardımlarla sınırlı olmak üzere açılmasını ve tüm yardımların buradan ulaştırılmasını önemli görüyoruz.
“Ateşkeste geçen süre savaşa tahkimat yapmak değil, diplomasi yapmak için kullanılmalı”
Diyarbakır Sanayi ve Ticaret Odası’nın, akademik odaların oluşturduğu Kent Konseyi’nin girişimlerini dikkatle takip ediyoruz, orayla da diyalog halindeyiz. CHP’li belediyelerimiz yardım ulaştırmak istiyorlar. Bu konuyla ilgili bir koordinasyonun sağlanması noktasında hem Sosyal Demokrat Belediyeler Eşgüdüm Konseyi’mizi (SODEMBEK) hem de Türkiye Belediyeler Birliği’nin (TBB) değerli Başkanı Mersin Büyükşehir Belediye Başkanımızı Vahap Seçer’i konuyla ilgili bugün içinde arayacağım. Bunların koordine edilmesi lazım. Bir yandan da yeni bir felaketin, yeni kötü haberlerin gelmemesi için ateşkesin mümkün olduğu kadar tam olarak uyulmasını, sonuç alınana kadar uzatılmasını, ateşkeste geçen sürenin bir savaşa tahkimat yapmak değil barış için, diplomasi yapmak için kullanılması gerektiğini ifade ediyoruz Suriye’de.
“Suriye konusunda da komisyonun yapıcı katkı sağlamasını önemsiyoruz”
Ayrıca Suriye’nin barışıyla birlikte Türkiye’de de bir süreç yürüyor. Komisyonumuz şu anda rapor yazma aşamasındadır. Ancak Suriye’deki bu karışıklıklar, hem çokça söylendiği gibi, ‘Suriye’de savaş varken Suriye’de barışın sağlanması kalıcı barışın sağlanması nasıl mümkün olacak’ sorularına komisyonun da kendi iç çalışmalarında yanıt araması gerekmektedir. Suriye konusunda da komisyonun yapıcı katkı sağlamasını önemsiyoruz. Komisyonun görev, sorumluluk alanları, çalışma sınırları bellidir. Ancak komisyon, komisyonu oluşturan partiler hem grup başkanvekilleriyle beş kişilik bir heyette Sayın Meclis Başkanıyla kendi gündemine hakimdir komisyon. Partilerle iletişim halinde. Suriye'de yaşananlarla ilgili de komisyonun gözetici, kollayıcı, barıştan, diplomasiden yana taraf olan ve Suriye’deki bazı kararlar alınırsa ki geçen sene imzalanan protokolün bu sene hayata geçmesini son derece önemsiyorduk. Bu açıdan Suriye’nin kalıcı barışına katkı sağlamak için komisyon -ki Meclis’teki partilerden oluşmuştur- inisiyatif almasını, çalışmalar yapmasını önemsiyoruz. Bu konuda da arkadaşlarımız gündemlerine alacaklar. Komisyon gündeminde tartışacaklar.
“Ne kadar Hizbullah tutuklusu varsa saldılar, baktık ki ittifak ortağının talebiymiş”
Gerçekten aslında Türkiye’nin yakın tarihinin en büyük travmalarında hep IŞİD terörü var. Şunu hatırlayalım: AK Parti yeni bir ittifak oluşturmaya niyetlendiği seçimlere giderken -doğrudan bağlantılı olmamakla birlikte- seçimlere 10 ay kala çok istisnai bir yola başvurup Adalet Bakanlığı ‘kanun yararına bozma’ ne kadar Hizbullah tutuklusu, hükümlüsü varsa müebbet hapisler almış, 30 yıl hapisler almış hepsini saldılar. Sonra bir baktık, HÜDA PAR ile bir ittifak kurdular. Anlaşıldı ki HÜDA PAR’ın talebi, o geçmiş dönemlerde operasyonlarla büyük travmalar yaratan Hizbullah hükümlülerinin bir şekilde bırakılması. Onlar yargılanmış, cezalar kesinleşmiş, hapiste duruyorlar. Adalet Bakanlığı bir sabah kalkıyor, kanun yararına bozma talep ediyor. Türk hukuk sisteminin en istisnai başvuru yollarından bir tanesi. Her biri çıktı gitti, sonradan bir baktık ki bu müstakbel ittifak ortağının talebiymiş.
“HTŞ’ye kravat giydirmekle demokrasiyi ‘Allah’a şirk koşmak’ olarak gören zihniyetteki kişilerin hareket alanı bulacakları bir düzen, düzen değildir”
IŞİD’in İstanbul Atatürk Havalimanı’nda, 40’ın üzerinde günahsızı hedef gözetmeksizin taradığı o saldırılardan hükümlü olanlar vardı. Bir anda kanun yararına bozma, olağan dışı birtakım gelişmeler. Hepsi serbest kalmış, gitmiş. Sonra bir baktık İdlib ki orada dünyanın dört bir yanından ne kadar selefi örgüt, ne kadar cihatçı varsa Gazi Mustafa Kemal Atatürk’ün kurduğu Türkiye Cumhuriyeti’ni birinci hedef olarak görüyor, yılbaşını en büyük düşman olarak görüyor, Anıtkabir’i ‘putun yattığı yer’ olarak gören kişiler İdlib’den bu süreçte çıktılar, yayıldılar. Şimdi cezaevleri el değiştirecek, firar haberleri... Ama bir IŞİD tehlikesi, sınırımızın orasında. Bu IŞİD meselesi hepimizin tüylerini diken diken yapan, daha Yalova’da üç polisimizi şehit edenlerin veya bir yılbaşı gecesi gidip de yılbaşının kutlandığı eğlence mekanını kana bulayanların şu anda Suriye’de rejimle birlikte operasyonlar yapmaları, birtakım yerlere bayraklarının çekmeleri… Bu konuda Türkiye Cumhuriyeti’nin her vatandaşının en üst düzeyde hassasiyeti vardır. Bu meseleye de herkes dikkat etsin. IŞİD öyle herhangi bir siyasi unsur değildir. HTŞ’ye kravat giydirmekle, rejimin başına getirmekle dünyanın dört bir tarafında bu uğurda ölüp de cennete gideceğini düşünen, hepimizi düşman bilen, demokrasiyi düşman bilen, sandıktan nefret eden, demokrasiyi ‘Allah’a şirk koşmak’ olarak gören birtakım zihniyetteki kişilerin hareket alanı bulacakları bir rejim, bir düzen, düzen değildir. Orada kimseye huzur yoktur, en çok da Türkiye’ye huzur yoktur.
“Hiçbirimizin siyasi geleceği, Türkiye’nin ve bölgedeki tüm halkların barışından daha değerli değildir”
Ayrıca yıllarca Türkiye tarafından da güvenliği sağlanan İdlib’in sentetik uyuşturucu konusunda da ana üretim merkezi olduğunu da hatırlayalım. Bugün ‘Bu kadar uyuşturucu nereden geldi? Türkiye nasıl oldu da dünya uyuşturucu hareketinin hub’larından, kavşak noktalarından birisi haline geldi’ meselesine bakarken Türkiye’nin Suriye, Afganistan, Irak sınırının durumlarına bakmak ve kimlerin nerede cirit attığını iyi görmek gerekir. O yüzden Suriye’de mutlaka demokrasi, diyalog, diplomasi, sonunda da mutlaka barış, birleşik, bütünleşik, barış içinde bir Suriye ile Türkiye’de de Suriye’de de barış ve Türkiye’yle Suriye’nin omuz omuza kalkınması, artık İngilizlerin, Amerikalıların kazandığı, İsrail’in satranç oyununun ilerlediği bir coğrafya değil; Türklerin, Kürtlerin, Arapların ve Alevilerin birlikte kazandıkları, birlikte güçlendikleri bir coğrafyayı özlüyoruz. Öyle dış politikayı çok iyi bilenlerin, dama oynar gibi bir ileri, iki geri gidenlerin değil, Türkiye’deki herkesin menfaatini stratejik bir akılla gözeten, bu coğrafyaya barış gelirse Kürt’ün de Türk’ün de çocuğunun geleceğinin parlak olabileceğini gören, doğru ve uzun vadeli kazanmaya, ülkesine ve ülkesindeki tüm toplumlara birlikte kazandırmaya odaklanmış bir aklın egemen olması gerekmektedir. Hiçbirimizin siyasi geleceği, Türkiye’nin ve bölgedeki tüm halkların; Suriye’nin, Orta Doğu‘nun geleceğinden, barışından ve kalkınmasından daha değerli değildir.”
“Feti Bey’in ‘keşke’ dediği mesele bir telefonluk iştir”
Özel, açıklamalarının ardından basın mensuplarının sorularını yanıtladı. MHP Genel Başkan Yardımcısı Feti Yıldız’ın, ilk duruşması bugün Silivri’de görülen “Aziz İhsan Aktaş” davasına ilişkin, “Keşke mevzuat müsait olsa da duruşmalar televizyonlarda canlı yayınlanabilseydi” ifadelerinin sorulması üzerine CHP Lideri Özel, şunları söyledi:
“Teorik olarak şöyle söyleyeyim: Feti Bey’in değerlendirmeleri çok kıymetli. Zaman zaman sürece yönelik son derece olumlu, katkı sağlayabilecek, demokrasiden yana, adil yargılanmadan yana açıklamalar yapıyor. Bunları çok kıymetlendiriyoruz, bunu çok önemsiyoruz. Ama bir de pratikte bir şey söyleyeyim: Feti Bey diyor ki ‘Keşke mevzuat uygun olsaydı.’ MHP için mevzuatı uygun hale getirmek, keşkek yapmaktan daha kolay. Feti Bey bu sabah keşkek yapmaya karar verse daha çok uğraşır. Yapacakları bir tek şey var: Her konuda kayıtsız şartsız destek verdikleri, her türlü siyasi riski aldıkları, emekliye sefalet ücreti verilirken bile ‘İktidar değil ittifak ortağıyız, destek vermek siyasi ahlak gereğidir’ diyerek destek verdikleri AK Parti’ye bu sabah bir telefon açıp ‘Sayın Bahçeli canlı yayını uygun görmüştü. Sayın Erdoğan da ‘Devlet Bey isabet buyurmuşlar, yerinde olur’ dediğine göre, biz Meclis’in açıldığı ilk gün Cumhur İttifakı olarak davaların, eğer yargılananlar da talep ediyorlarsa canlı yayınlanmasının önünde bir engel bırakmayalım’ ki bizim yargılanacak arkadaşlarımızın tamamı talep ediyor. Çünkü tamamı, bizim iftira dediğimiz bir takım iddiaların da duyulmasını, yanıtlarının da canlı yayında verilmesini, öyle kulaktan dolma olmamasını istiyoruz. Feti Bey bugün keşkek yapmaya karar verse uğraşması lazım. Öyle ‘keşke’ dediği mesele bir telefonluk iştir. Biz de hemen komisyon toplantısına katılır, ertesi gün de Meclis’te veya iki gün sonra Meclis’te oy birliğiyle çıkmasına katkı sağlarız. O yüzden Feti Bey’in canı keşkek istiyorsa keşkek bizden olsun, Egeliyiz. ‘Keşke’ demesin, şu kanunu getirsin.”