CHP'li Aylin Nazlıaka, Aile ve Sosyal Hizmetler Bakanı Mahinur Özdemir Göktaş'a, Bu bir kreş tartışması değil, bir çocuk meselesidir. Çocuk haklarını kirli siyasetinize alet etmeyin diye seslendi. Nazlıaka, yazılı açıklamasında şu görüşlere yer verdi:
İstanbul Büyükşehir Belediyesi’nin en yüksek toplumsal karşılığa sahip sosyal hizmet projelerinden biri olan Yuvamız İstanbul Çocuk Etkinlik Merkezleri, son günlerde bazı medya organları aracılığıyla haksızca hedef alınmaktadır. Kamuoyuna yansıtılan bazı söylemler, başarılı bir sosyal hizmet modelinin kriminalize edilmesi amacını taşımakta ve siyasi manipülasyonlarla bir algı operasyonu yürütülmektedir.
İBB kreşindeki görüntüler 'darp' iddialarını yalanladı
YUVAMIZ İSTANBUL ÇOCUK ETKİNLİK MERKEZLERİ HEM TOPLUMSAL HEM HUKUKİ ZEMİNDE KARŞILIK BULMUŞ BİR MODELDİR
Cumhurbaşkanı Adayımız ve İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanımız Sayın Ekrem İmamoğlu göreve geldiğinde İstanbul’da belediyeye ait tek bir kreş dahi bulunmuyordu. Bugün ise 127 merkezde 12.696 çocuk kapasitesi ile hizmet veren Yuvamız İstanbul Çocuk Etkinlik Merkezleri modeli; çalışan annelerin istihdamını destekleyen, kadınların sosyal ve ekonomik hayata katılımını güçlendiren ve erken çocukluk dönemine erişimi artıran yapısıyla kısa sürede yoğun talep görmüştür.
Talep yoğunluğu nedeniyle belediyemizin yaşadığı kontenjan sıkıntısı, bu ihtiyacın boyutunu açıkça göstermektedir.
Ayrıca, bu merkezlerden yararlanan binlerce çocuk ve ailenin deneyimleri ortadayken, son dönemde yürütülen itibarsızlaştırma kampanyası yalnızca bir sosyal hizmet modelini değil, özellikle orta ve alt gelir gruplarının erişebildiği bir kamu hizmetini hedef almaktadır.
Bu kampanyayla hedef alınan yalnızca bir belediye projesi değil; ekonomik olarak kreşe erişme imkânı kısıtlı olan ailelerin çocuklarıdır. İktidarın yıllardır yerine getiremediği bir kamu hizmetini sunan kurumun “şüpheli” ilan edilmesi, bu merkezlerde hizmet alan aileleri, çocukları ve toplumun büyük bir kısmını töhmet altında bırakan kışkırtıcı bir politik yöntemi de beraberinde getirmektedir.
Bu model yalnızca İstanbul’da uygulanmakla kalmamış; farklı siyasi partilere mensup belediyeler tarafından da örnek alınmıştır. Benzer uygulamalar Türkiye’nin çeşitli illerinde hayata geçirilmiştir. Dahası, okul öncesi eğitime erişimin artırılması yönünde yürütülen “100 Anaokulu Projesi” de aynı kamu politikasının başka bir ifadesi olmuştur.
“YASADIŞILIK” İDDİALARIYLA BAKANLIK KENDİNİ YALANLAMAKTADIR!
Bugün yeniden gündemleştirilen “ruhsatsızlık”, “mevzuata aykırılık” ve “yasadışılık” iddiaları yeni değildir. Konu daha önce doğrudan İçişleri Bakanlığı’nca incelenmiş; Mülkiye müfettişleri tarafından yürütülen kapsamlı soruşturma sonucunda, 22 Nisan 2025 tarihli İçişleri Bakanlığı kararıyla şu tespitler yapılmıştır:
Yuvamız İstanbul Çocuk Etkinlik Merkezleri okul öncesi eğitim kurumu değildir.
Kreş veya gündüz bakımevi niteliği taşımaz.
Belediyelerin sosyal hizmet sunma yetkisi kapsamında faaliyet göstermektedir.
İddia edilen fiiller Türk Ceza Kanunu kapsamında suç teşkil etmemektedir.
Kamu görevlilerine yönelik cezai sorumluluk doğmamaktadır.
Bu nedenle 4483 sayılı Kanun uyarınca soruşturma izni verilmemiştir. Karara karşı Danıştay yolu açık olmakla birlikte, bu karar İçişleri Bakanlığı’nın en üst denetim makamı tarafından verilmiş ve hukuki tartışmayı fiilen sonlandırmıştır.
Bugün aynı bakanlığın mevcut söylemleri ile kendi müfettişlerinin imzasını taşıyan bu resmi karar arasında açık bir çelişki bulunmaktadır.
DENETİMLER DEVLET KURUMLARININ BİLGİSİ DAHİLİNDE YÜRÜTÜLMÜŞTÜR
Konuya ilişkin bir diğer gerçek ise şudur: Yuvamız İstanbul Çocuk Etkinlik Merkezleri yalnızca belediye tarafından değil; Aile ve Sosyal Hizmetler İl Müdürlüğü, İl Milli Eğitim Müdürlüğü ve Mülkiye Teftiş Kurulu tarafından defalarca denetlenmiştir. Denetimlerde merkezlerin fiziki koşulları, personel yapısı, çocuk güvenliği, kayıt prosedürleri, faaliyet alanları, mevzuat uyumu ayrıntılı biçimde incelenmiş ve raporlanmıştır. Bu denetimlerde herhangi bir olumsuzluk tespit edilmemiştir.
YAŞANAN OLAYIN GERÇEK SEYRİ ÇARPITILMAKTADIR
Yaşanan ve basına taşınan olay, bazı yayın organlarında iddia edildiği gibi ailenin beyanıyla değil; çocuğun öğretmeni tarafından yapılan gözlemle ortaya çıkmıştır. Öğretmenin durumu fark ederek durumu tutanak altına alması, aileyi bilgilendirmesi ve süreci başlatması çocuk koruma açısından örnek bir uygulamadır.
Bu çerçevede:
Kamera görüntüleri aileyle ve adli makamlarla eksiksiz paylaşılmış,
Adli süreçlere tam uyum sağlanmış,
Görevli personel soruşturmanın selameti gereği görevden uzaklaştırılmış,
12 Ocak 2026 tarihli emniyet incelemesinde kamera kayıtlarında olağan dışı bir durum tespit edilmemiştir.
Çocuğun pedagog eşliğinde alınan ifadesinin henüz adli tıp raporları tamamlanmadan yazılı basında servis edilmesi, başlı başına çocuğun üstün yararı ilkesinin ihlalidir. Bu sızıntıların nasıl gerçekleştiği ve hangi saiklerle yayınlandığı da kamuoyunun yanıt beklediği bir başka sorudur.
BAKANLIK KENDİ SORUMLULUĞUNDA YAŞANAN İHMALLER YERİNE İBB İLE MEŞGULDÜR!
Bu noktada temel sorun şudur:
İBB yetkilileri kendileri durumu fark edip çocuğun üstünlüğü ilkesine uygun bir şekilde süreci tüm şeffaflığıyla başlatmış ve elindeki tüm kamera kayıtlarını açıklıkla teslim etmişken, bakanlık kendi alanındaki ağır dosyaların hesabını vermekten kaçınmaktadır.
AKP iktidarlarında yıllardır;
Devlet koruması altındaki çocukların istismar edildiği,
Engelli yaşam ve rehabilitasyon merkezlerindeki ihmaller nedeniyle çocukların hayatını kaybettiği, işkence gördüğü,
Liyakatsiz kadrolar ve denetimsizlik nedeniyle ÇEKEM/ÇEKOM, Çocuk Evleri ve özel kurumlarda çocukların hayatının risk altında olduğu,
Çocukların erken yaşta ve zorlu evlendirildiği, hatta çocuk yaşta anne olduğu,
Dünyaya gözünü açan masum bebeklerin “Yeni Doğan Çeteleri” nedeniyle hayatının pamuk ipliğine bağlı olduğu,
Çocukların erken yaşta çalışmaya zorlandığı ve iş cinayetlerinde hayatlarını kaybettiği,
Deprem bölgesinde kayıp çocukların olduğu,
çok sayıda dosya gündeme gelmiş; ancak bu dosyaların önemli bir kısmında etkin soruşturma yürütülmemiş, kamuoyuna tatmin edici bilgi sunulmamış, sorumlular hakkında işlem yapılmamıştır.
Düne kadar bu tabloyu açıklamayan bakanlığın bugün İBB üzerinden “çocuk güvenliği” başlığıyla kendini aklamaya çalışması siyaseten de hukuken de inandırıcı değildir.
Aile ve Sosyal Hizmetler Bakanı Mahinur Özdemir Göktaş’ın, daha konu netlik kazanmadan apar topar açıklama yapması dikkat çekicidir. Adli soruşturma tamamlanmadan yapılan açıklamalar, halkı yanlış yönlendirmektedir.
Keşke Sayın Bakan bugün sergilediği refleksi; devlet koruması altındaki çocuklar hayatını kaybederken, engelli bakım merkezlerinde ağır ihmaller yaşanırken, istismar dosyaları raflarda bekletilirken, “Yeni Doğan Çeteleri” bebeklerin canını alırken de gösterseydi.
Sayın Bakan,
Çocuk haklarını kirli siyasetinize alet etmeyin!
İBB’nin şeffaflığı ve adli süreçlere uyumu ortadayken, bakanlığın kriz siyasetini tercih etmesi çocuklara değil iktidarın iletişim stratejisine hizmet etmektedir.
Sorumluluktan kaçmayın, görev alanınızdaki çocukların güvenliğini sağlayın, denetim kapasitenizi güçlendirin ve siyasi algı operasyonlarından vazgeçin!
CHP’NİN TAVRI NETTİR: ÇOCUKLAR KIRMIZI ÇİZGİMİZDİR
Çocukların güvenliği ve üstün yararı, hiçbir siyasi ajandanın malzemesi edilmeyecek kadar temel ve devredilemez bir haktır.
CHP olarak:
• Çocuk hizmetlerinin yerel yönetimler eliyle güçlendirilmesini,
• Bağımsız ve şeffaf denetimi
• Çocuk koruma mekanizmalarının siyasi etkiden arındırılmasını savunmaya devam edeceğiz.
Ve şunun altını bir kere çiziyoruz:
Bir çocuğun üstün yararı, iktidarın iletişim stratejisinden daha değerlidir.




