CHP'nin seçilmiş Genel Başkanı Özgür Özel partisinin grup toplantısıiçin kürsüde. Özgür Özel'in ekibi dün kurultay çağrısına kapıyı kapatan butlan yönetimine karşı çağrı heyeti atanması için mahkemeye başvurulacağını açıklamıştı.
Butlan yönetimine verilen süre bugün dolmasının ardından Özel'in ekibi bugün mahkemeye başvuracak.
Tüm bu yaşananların ardından grup toplantısı için kürsüye çıkan Özel'in konuşmasından öne çıkanlar şu şekilde:
Bir haftalık aranın ardından yeniden milletimizin meclisindeyiz. Geçtiğimiz hafta meclis kapalıydı, NATO toplantısından dolayı. Biz geçen hafta toplantımızı Eskişehir'imizde yaptık. Grup toplantımızın ardından da toplantımızı dinleyenlerle birlikte, bizi o gün ağırlayanlarla birlikte, il başkanımızla, Büyükşehir Belediye Başkanımızla, büyükşehrimizin ve Eskişehir'in efsane belediye başkanı Yılmaz Büyükerşen'le, milletvekillerimizle ve örgütümüzle birlikte Eskişehir'de sokağa çıktık. Salon salon coşkuluydu ama Eskişehir sokakları sel oldu aktı. Bizi bu zorlu dönemde bir bütün olarak bağrına basan, arkamızda duran güzel Eskişehir'e grubumuzdan bir selam yollamak isterim öncelikle.
"HALKIN AŞKIN SELİNİN ÖNÜNDE KİMSENİN DURAMAYACAĞINI TÜM TÜRKİYE'YE GÖSTERDİK"
Hafta sonu Adana'da ve Niğde'de milletimizle birlikteydik. Önce Pozantı'da, Akçatekir Yaylası'nda, Tekir Yaylası'nda yazın geçiren Mersinli, Adanalı Yörüklerle birlikteydik. Onların konuğu olduk. Annelerimizin ellerini öptük, duasını aldık. Bir abimizin 'Kurtarın artık bizi bu yaşananlardan' dediği o acı feryadını hep birlikte duyduk.
Pozantı'dan Adana'ya geçtik. Adana'da yazın ortasında Adana'nın bomboş olmasını, günün ortasında sokakların bomboş olmasını ve Adana'nın kavrulduğu o sıcakta Adana'da kimselerin olmamasını beklerken herkes; 'Bıçak kemiğe dayandı' diye bağıran Adanalıların, 'Siftahsız kapatıyoruz' diyen esnafların, 'Bizi bu sefaletten kurtarın' diyen emeklilerin kolumuza girmesiyle Adana'da halkın, aşkın selinin önünde kimsenin duramayacağını tüm Türkiye'ye gösterdik.
Çukurova’nın yiğit insanlarına buradan bir kez daha sesleniyorum: Sizde bu inanç, bu cesaret oldukça sizi de, bizi de kimse yenemeyecek. Bu düzeni değiştireceğiz; bu topraklara hem adaleti hem bereketi getireceğiz.
"ANT OLSUN BİZE GÜVENEN HİÇ KİMSEYE MAHCUBİYETİ BİR DAHA YAŞATMAYACAĞIZ"
Pazar günü sabaha, Niğde Ulukışla’da bir kiraz bahçesinde, o bahçede çalışan köylü teyzelerimizin nasırlı ellerinden çay içerek başladık. Kiraz toplamaya gelenlerin geçim derdini dinledik. Kirazı toplatan, toplama maliyetine satmak zorunda kalanların sıkıntılarını, geçtiğimiz yıllardan birikmiş kredilerin faizlerinin nasıl ezdiğini, onları dinledik ve şu kaldı aklımızda kiraz bahçesinden: 'Bizi unuttular başkanım' diyordu bir teyze, 'Bizi unuttular.'
Kiraz bahçesindeki teyzem şöyle dedi: 'Sen bizi unutmazsın. Oraya çıkınca bu çarıklarımı çıkarıp ben de yanına varacağım.' Teyzemle sizin adınıza sözleştim. Teyzem o güzel çarıklarını çıkarmadan, o güzel kıyafetiyle, biz neredeysek oraya gelecek; devletin en tepesinde onu ağırlayacağız, en tepesinde!
Niğde merkezde... Niğde merkez tüm Türkiye’yi şaşırttı. Orası da sel oldu aktı. O selin önüne bir engelli aracı geldi. Herkes telaşlandı, koştuk, durduk, 'Aman' dedik, 'ezilmesin.' 'Yok' dedi, 'Başkanı görmeye geldim.' Adı Fuat Baş. Koca, kırmızı bir tespih çıkardı. 'Bu tespihi vermeye geldim' dedi. 'Yapma abi' dedim ya. 'Al bunu' dedi, 'Geri getireceksin. Bunu al, git, kazan, başa gel, bu tespihi geri getireceksin.'
İktidar... İktidar olunca... İktidar olunca geri götürmek üzere, Fuat Baş abimizin tespihi bizde emanettedir.
Niğde’de, 100 yaşındaki parti üyemiz, en yaşlı kadın üyemiz Müzeyyen teyze sıcağın ortasında arabasıyla geldi. Bizim yanımıza vardı. Konuştuğumuz bankın kıyına oturdu ve dedi ki: 'Evladım' dedi, 'Atatürk’le yürüdüm ben. İnönü’nün peşinden yürüdüm ben. Karaoğlan’ın peşinden yürüdüm. Şimdi partimizin önünde sensin, arkanda yine benim. İktidara yürüyeceğiz' dedi Müzeyyen teyze.
Bu yüzden, bu yüzden bize tespihini emanet eden Niğdeli Fuat abinin de, 100 yaşında gelip gücümüze güç veren ilk kadın kolları başkanımız Müzeyyen ablamızın da, Müzeyyen teyzemizin de, annemizin de umutlarını asla boşa çıkarmayız. Ant olsun ki asla ve asla ne onlara ne bize güvenen hiç kimseye üzüntüyü, yenilgiyi, mahcubiyeti bir daha yaşatmayacağız!
"BİZ MİLLETİMİZİN GÖNLÜNDEYİZ"
Başta Sayın Erdoğan olmak üzere salonlara hapsolanlara, siyaseti masa başında yapanlara, sokağa çıkmayanlara, çıkamayanlara sesleniyorum. Milletimizde korku yok, milletimizde teslimiyet yok. İnanç var, azim var, kararlılık var. Millet ayaktadır. Halkın coşkun akan selinin karşısında tarih boyunca hiçbir güç duramadı, şimdi de duramayacak. Belki makamlarımız, şatafatlı sahnelerimiz yok. Bazen bir bankın, bazen bir sandalyenin üzerindeyiz ama hepimizin içi rahat olsun ki, hepimize müjdeler olsun ki biz milletimizin gönlündeyiz, milletin gönlündeyiz.
"CEZALANDIRMAK İSTEDİKLERİNİ CEZALANDIRAN BİR YARGILAMAYA ÖN AÇTILAR"
Biz adım adım 21 il dolaştık, 22.'si Kırıkkale'ye cuma günü varacağız. Biz bir yandan yürürken, adalet için yürürken, mücadele için yürürken, yeniyi ararken, yeniyi kurarken; bir yandan da uğradıkları haksızlıklar duyulsun, görülsun diye yürüyenler var. Onlardan bir grup da adalet için, 21 Ocak 2025'te Grand Kartal Otel'de yakınlarını kaybedenler Bolu'dan Ankara'ya yürüyorlar. Acılı ailelerin yürüyüşünü Cumhuriyet Halk Partisi olarak buradan saygıyla selamlıyoruz, mücadelelerinin sonuna kadar arkasındayız, onların yanındayız.
Kartalkaya'da 36'sı çocuk, 78 insanımız hayatını kaybetmişti. Elbette otel yönetimi, İl Özel İdaresi sorumluydu. Ancak asıl sorumlu, otele işletme belgesi veren, düzenli olarak denetlemekle sorumlu olan Kültür ve Turizm Bakanlığı'ydı. Bolu'da oluşturulan bilirkişi heyeti, verilen üç günlük sürenin sonunda raporunu hazırladı, teslim etmeye götürdü. Rapora baktılar, raporu teslim almadılar. 'Buradan Bakanlığı sil, yerine Bolu Belediyesi'ni yaz' dediler. Dediler ki: 'Bolu Belediyesi sorumluluk alanında değil burası. Buraya ruhsatı veren de, denetlemek zorunda olan de Kültür Bakanlığı. Biz bunu yapamayız.' 'O zaman istifa yazın, bilirkişilikten istifa edin, bu raporu bize teslim etmeyin' dediler. Yerine yeni bilirkişi raporu, yeni bilirkişi heyeti atadılar. Eski heyetin raporunu korsan ilan ettiler ve yeni bilirkişi raporuyla korumak istediklerini koruyan, cezalandırmak istediklerini cezalandıran bir yargılamaya ön açtılar, yol açtılar.
Şimdi oradan bu tarafa doğru yürüyenler; eşini, annesini, evlatlarını kaybedenler bu tarafa doğru yürüyorlar ve diyorlar ki: 'Haksızlığa uğradık, gerçek sorumlular cezalandırılmadı ve biz sorumluların hesap vermesini, yargılanmalarını istiyoruz.' Bugün 'Geçmişteki faili meçhulleri aydınlatıyoruz' diye algı çalışması yapanlar, faili malum olan bir katliama sessiz kalıyorlar. Aynı Bakanlar Kurulu masalarını paylaşıyorlar, yüz yüze bakıyorlar, sonra da dönüp bu millete adalet dağıtacaklarını söylüyorlar.
"ADALET YERİNE GELENE KADAR BU MÜCADELE BİZİM MÜCADELEMİZ OLARAK SÜRECEK"
1111 haftadır Cumartesi Anneleri'nin kayıplarını aramak için, onların sesini duyurmak için İstanbul'da oturdukları yerde, güya o faili meçhulleri bulacaklar, beyaz Toroslarıyla millete poz veriyorlar, bakanlıklardaki makamlarda oturuyorlar. Bir gün gelecek, Cumartesi Anneleri de, Kartalkaya'da, Soma'da, Ermenek'te ne kadar toplumun içini yakan ve bu sistem içinde kendini kurtaran ve onları kurtaranlar hesap verecek; adalet yerine gelene kadar bu mücadele, bizim mücadelemiz olarak sürecek
"ŞEHİT AİLELERİ VE GAZİLERİMİZ İÇİN YÜCE MECLİSİ BİR KEZ DAHA GÖREVE DAVET EDİYORUZ"
Kartalkaya aileleri yürürken kahraman şehitlerimizin aileleri ve gazilerimiz ise verilmeyen hakları için Güvenpark’ta oturma eylemi yapıyorlar. Parti olarak 2,5 yılda 163 il ve ilçede, bazılarında birden fazla olduğu için toplam 252 şehit ve gazi derneğini ziyaret ettik. Bu konunun sorumlusu, MYK üyemiz, emekli Tümamiral Yankı Bağcıoğlu hem üst yapılarla hem de Türkiye’de yetişebildiği bütün derneklerle yakından çalışıyor. Kendisinin organize ettiği, tüm derneklerin temsilcilerinin katıldığı bir büyük çalıştayı 2 yıl önce hep birlikte gerçekleştirmiştik ve o çalıştayın sonucunda, iki günlük çalışma toplantısının sonucunda ortak akılla 18 ayrı kanun teklifini Türkiye Büyük Millet Meclisi'ne sunmuştuk.
Kanun teklifi Milli Savunma Komisyonu'nda ve ilgili komisyonlarda bekliyor. Teklifin özelliği şu: O kanun yasalaşırsa, o teklif yasalaşırsa şehit ailelerinin, gazilerin hiçbir sorunları kalmıyor, tüm sorunları... Örneğin bugün Güvenpark'ta ortezlerini, protezlerini gösteriyorlar, hepimizin içi sızlıyor. Onun en ucuzunun değil de tıbbın gerektirdiği en uygununun ödenmesi, büyük fiyat farklarının çıkmaması, hastanelerde karşılaştıkları zorlukların giderilmesinden tutun sosyal hayata yönelik olarak, ekonomik beklentilere yönelik olarak tüm düzenlemeler 18 kanun teklifinde duruyor.
Bu konuda Milliyetçi Hareket Partisi'nden bir sayın milletvekilinin ifadelerini duyuyoruz, kanun teklifini görüyoruz. Daha önce Genel Başkan Yardımcısı düzeyinde verilen sözleri, Genel Başkan düzeyinde grupta yapılan konuşmaları takip ettik. Tüm siyasi parti gruplarının; İyi Parti'nin, yeni oluşum grubunun bu konuda kanun tekliflerini takip ettik, ortaklaşılmak üzere gerekli çalışmaları yaptık. Adalet ve Kalkınma Partisi grubunun da, Dem Parti grubunun da, grubu bulunmayan bütün milletvekillerinin de bu sese bir kulak vermesini, bu çalışmanın meclis kapanmadan ki meclisin geleneğinde bu vardır tatile girmeden önce üzerinde uzlaşılan, toplumsal beklenti yaratmış konular da meclisin adım atması, meclisin şanına, şerefine, varoluş gayesine uygun çalışmalardır.
Bu konuda grup başkanvekillerimiz dünkü MYK toplantısında da alınan karar gereğince görevi üzerlerine aldılar. Bu konuda gerekli çalışmaları yapacağız ve bundan sonrası için vatan uğruna canını veren şehitlerimizin geride bıraktıkları yakınlarının ya da uzuvlarını kaybetmiş ya da sağlıkları etkilenmiş gazilerimizin artık bu beklentilerine bir son vermek hepimizin vazifesidir. Buradan yüce meclisi bir kez daha göreve davet ediyoruz.
"EN SERT BİÇİMDE KINIYORUZ, REDDEDİYORUZ VE LANETLİYORUZ"
Şehit ve gazilerimizden söz etmişken bu kürsüden en net şekilde vurgulamak isterim ki kahraman ordumuz Türk Silahlı Kuvvetleri bizim onurumuzdur.
Avrupa Parlamentosu'nda Kıbrıs Barış Harekâtı'na ilişkin olarak alınan ve iğrenç ithamlarla -haksız demiyorum, iğrenç ithamlarla- harekât ordumuzu lekelemeye çalışan kararı Cumhuriyet Halk Partisi olarak en sert biçimde kınıyoruz, reddediyoruz ve lanetliyoruz!
Yıllarca ağır zulümlere uğrayan, soykırıma varan katliamlara maruz bırakılan, bütün çabalara rağmen barışın sağlanamadığı yerde Karaoğlan'ın, rahmetli Ecevit'in o günkü Başbakan Yardımcısı rahmetli Erbakan'la birlikte ordumuzu Kıbrıs'a yollamasıyla, Kıbrıs'ta hem Hava İndirme Tugayı'nın hem çıkartma filolarının başarılı operasyonlarıyla, Kıbrıs'ı işgal etmek değil barışı sağlayacak kadar ilerleyip duran, o gün Ecevit'in müjdelediği gibi adaya savaşa değil barış için giden, Türk tarafına da Rum tarafına da barışı getiren ve yapmış oldukları katıldıkları operasyonda görevlerini yapan, gerekirse can veren ama bugüne kadar en ufak en ufak savaş suçuna varacak bir ithamla dahi karşılaşmamış, asla ve asla yakın yere konulamayan, halen daha ölenlerine Allah'tan rahmet, dimdik ayakta duran o tertemiz, pırıl pırıl Kıbrıs gazilerimize atılmaya çalışılan bu iftiranın karşısında tüm gazilerimizi ve şehitlerimizin ailelerini Cumhuriyet Halk Partisi grubu olarak minnetle kucaklıyoruz, ellerinden öpüyoruz.
"MESEM PROJESİNDE 21 EVLADIMIZIN HESABINI O HADSİZDEN SORMAYACAĞIZ DA KİMDEN SORACAĞIZ"
Bir kahredici acı haberi de bu hafta Osmaniye'den aldık. MESEM projesi kapsamında traktör tamiri yaptırılan 16 yaşındaki evladımız Yiğit Mehmet Kesme, traktörün hidrolik aksamına sıkışarak feci şekilde can verdi. Yiğit'e Allah'tan rahmet, ailesine sabır diliyoruz.
Ancak Türkiye'de sadece bu yıl 34 çocuk çalışırken iş cinayetinde hayatını kaybetti. Bunlardan 21'i MESEM kapsamında çalışıyordu. Milli Eğitim'in başına atanan hadsiz, liyakatsiz, kifayetsiz, Kurtuluş Savaşı'nın adını değiştirmekle meşgulkense onun görev yerinde evlatlarımız canlarını kaybediyor. Bu MESEM projesinin; mesleki eğitim, sahada eğitim Almanya'da 40 yıldır bir can almıyorken, bir uzuv kaybı yaşanmıyorken Türkiye'de MESEM projesinde 21 evladımızın hesabını o hadsizden sormayacağız da kimden soracağız? Eninde sonunda soracağız!
"TÜRKİYE'NİN EN ZENGİN ADAMIYLA EN FAKİR ADAMININ ALIŞVERİŞTE AYNI VERGİYİ ÖDEDİĞİ DOLAYLI VERGİLERDEN TOPLANIYOR"
Ülkemizdeki en büyük ve en temel sorun elbette adaletsizlik. Bu adaletsizlik sadece mahkemelerle sınırlı değil. Adaletin terazisi bir bozulunca gelirde, vergideki büyük adaletsizlik vatandaşın en çok canını yakan konu haline geliyor. Eskiden ekonomik krizler yaşanıyordu. 1994 krizi, 2001 krizi... O yıl yaşanıyor, ya bitiyor ya sonraki yıl yaraları sarılmaya başlanıyordu.
Ama 2018’den beri bitmeyen bir krizin içindeyiz. Tek adam rejimine geçildiği günden beri çoklu krizler ortamındayız. Birbirini tetikleyen krizler, birbirini takip eden krizler, bitmeyen krizler ve sonuç olarak %32'lik enflasyon oranıyla Avrupa'da birinciyiz, dünyada beşinciyiz. %35'lik gıda enflasyonuyla Avrupa'da birinciyiz, dünyada beşinciyiz.
Yoksulluk, işsizlik, gelir adaletsizliği, vergi adaletsizliği kategorilerinde ayrı ayrı Avrupa'da birinciyiz. Bunların hepsi resmi veriler. Ve Türkiye'de verginin %65'i zengin fakir ayırmayan, dünyanın en adaletsiz vergi sistemi olan dolaylı vergiyle, yani Türkiye'nin en zengin adamıyla en fakir adamının alışverişte aynı vergiyi ödediği dolaylı vergilerden toplanıyor.
"TÜRKİYE'YE 25 YILDA DAYATILAN AK PARTİ'NİN KARA DÜZENİ BUDUR"
%24'lük kısım gelir vergisinden ki bunun tam yarısı maaşlarınızdan kesilen vergilerdir. Diğer kısım da bankadaki mevduattan elde edilen gelirler falan... Toplam 65'in üstüne bunu da koyunca %89.
Türkiye'de vergi vermesi gereken; para kazanan, üreten, hizmet eden, kâr eden, ettiği kârdan vergi verenler toplam verginin %11'ini; ya çok daha az ya da hiç vergi vermemesi gerekenler toplam verginin %89'unu ödüyorlar.
İşte Türkiye'ye 25 yılda dayatılan AK Parti'nin kara düzeni budur. İktidarımızın en temel hedefi önce vergideki adaletsiz bu düzeni değiştirmek, AK Parti'nin kara düzenini yıkıp adaletli bir vergi düzeni getirmektir.
"TÜRKİYE'DE 41,5 MİLYON KİŞİ AÇLIK SINIRININ ALTINDA YAŞAMAKTADIR"
Sınırından hep bahsediyorum. Açlık sınırı; 4 kişilik bir ailenin bir ay boyunca sadece karnını doyurmaya yetecek olan mutfak harcamalarının toplamı. Bunu Türk-İş hesaplıyor. Yıllardır, on yıllardır, 50 yıldır hesaplıyor. Ve Türk-İş bunu her ay açıklıyor. Türk-İş'in açıkladığı açlık sınırı 35.750 lira.
Kaba bir hesapla bugün ülkede sabit aylık alan 29 milyon kişi var. Emekliler, işçiler, engelliler, dul ve yetim maaşı alanlar... 12,5 milyon da hiç maaş almayan işsizler var, toplam 41,5 milyon kişi. 41,5 milyon kişi dünyadaki 157 ülkenin nüfusundan daha yüksektir ve Türkiye'de 41,5 milyon kişi açlık sınırının altında yaşamaktadır.
"BUNLARIN HEPSİ BU ÜLKEYE BU ÇOKLU KRİZİ GETİRİYOR"
İşsizlerin zaten hali perişan. Ama bu ülkede çalışmak ya da bu ülkede çalışmak yoksulluktan kurtulmaya yetmiyor. Bu ülkede insanlar çalıştıkça da yoksullaşıyorlar. Tarımda çalışıyorlar; ekiyorlar, biçiyorlar, geçtiğimiz yıla göre daha yoksullar. Sanayide çalışıyorlar; asgari ücret alıyorlar, geçtiğimiz yıla göre daha yoksullar.
Türkiye, çalışanın yoksullaştığı çok nadir ülkelerden bir tanesi. Yine Türkiye, eğitimlinin daha çok işsiz kaldığı... Dünyada bir başka örneği yoktur ki Türkiye gibi eğitim arttıkça işsizlik oranı artıyor. Her yere açılan üniversiteler... Devlet Planlama Teşkilatı'ndan mahrum bu ülkede plansızca açılan bölümler... Bir mühendis, 40 ara eleman lazımken 40 mühendis yetiştirip onları işsiz bırakıp bir ara elemanı, o aranan elemanı yetiştiremeyen plansız, programsız, düzensiz eğitim sistemi... İşte bunların hepsi bu ülkeye bu çoklu krizi getiriyor.
"İŞTE AK PARTİ'Yİ İKTİDARDA TUTMANIN BU MİLLETE AĞIR MALİYETİ!"
Bütün il ziyaretlerinde üzülerek şahit oluyoruz ki; üretici kazanamamaktan değil, maliyetini bile kurtaramamaktan şikayetçi. Bu Gaziantep'te fıstık üreticisi bunu söylüyor. Kiraz bahçesine gittiğinizde Niğde'de kiraz üreticisi bunu söylüyor. Trabzon'da, Rize'de çay üreticisi bunu söylüyor. Giresun'da, Ordu'da fındık üreticisi bunu söylüyor.
Ege'de ya da Adana'da pamuk üreticisi bunu söylüyor. Bütün Türkiye'de ve Trakya'da, Anadolu'da ve Trakya'da buğday üreticisi bunu söylüyor.
Maliyet burada, taban fiyat burada, gerçek alım daha da altında. 21 liraya mal edilen, tüm maliyetlerin doğru katıldığında ziraat odalarının hesapladığında, 21 liraya mal edilen buğdaya 16,5 lira fiyat veriyorlar. Protein hesabı bilmem ne hesabıyla 14 liraya, 13 liraya parayı basan zararın zararına buğdayı alıyor.
Bu yüzden bu büyük adaletsizlik üretici açısından dururken, bu ürünleri tüketenler ise alamamaktan şikayet ediyorlar. İlk kez, ilk kez böylesini gördüm.
Muğla'da Datça Pazarı'ndan "Kredi kartına 5 taksit sebze meyve" diye yazmış. Şu çeyrek karpuzu anlatırlardı inanmazdık, değil mi? Derlerdi ki "Bizim memleketimiz bolluk bereket, kendi kendine yeten yedi ülkeden biri." Bu 1980'lerde, 90'larda ders kitaplarında yazan, öğretmenlerin anlatıp bizim inanmadığı "Öyle ülkeler var yarım karpuz satılıyormuş." Yarım karpuz!
İnanılır gibi değil. Diğer taraftan şimdi gördük kendi memleketimizde, bu bolluğun bereketin memleketinde çeyrek karpuzları görüyoruz. Ve kredi kartına 5 taksitle sebze meyve satanları görüyoruz.
Bakın, ağacında elma 18 liradan toplanıyor, satılıyor. Marketteki fiyatı 150 lira. Ağacında kiraz, gözümle gördüm, kulağıyla izleyen tüm Türkiye duydu, Niğde'de kiraz bahçesinde; "60 liraya alıyorlar" diyor. Peki yevmiye kaç para toplayanın? "2000 lira" diyor. "Kaç kilo topluyor?" diyorsun. "En çok 40 kilo" diyor. Bölüyorsun, 50 lira çıkıyor, toplama... 40 lira çıkıyor toplama maliyeti, 50 lira çıkıyor toplama maliyeti, "Yemeği, yol parası 60 lira" diyor. 60 liraya kirazını satıyor, markette almaya gidiyorsun 200 lira.
Çilek 43 liraya alınıyor, 250 liraya satılıyor. Kayısı 20 lira ağacında, 110 lira markette. Karpuz tarlada 8 lira, markette 30 lira.
İşte AK Parti'nin kara düzeni! İşte AK Parti'yi iktidarda tutmanın bu millete ağır maliyeti!
AKPDEN.NET
Diğer taraftan, diğer taraftan devam edeceğimizi söylemiştik. Eskiden akpden.com vardı. Birinci site Sultancılarda, ikinci site Butlancılarda kaldı, kullanmıyorlar. Biz de akpden.net yapmıştık. akpden.net'te bu sefer bir cep telefonu faturası var.
En ucuz tarife; 9 GB internet, asla gençlere yetmez, 750 dakika konuşma, 500 SMS. Fiyatı 310 lira. Ama akpden.net'te sepete eklediğinde bak karşına neler çıkıyor:
İlk Tesis Özel İletişim Vergisi: 58.33 lira Özel İletişim Vergisi: 31 lira Katma Değer Vergisi: 68 lira Telsiz Kullanım Ücreti: 26 lira 98 kuruş Damga Vergisi: 4.74 lira Toplam Vergi: 190 lira Paket 310 lira, vergi 190 lira, fatura 500 lira! İşte Adalet ve Kalkınma Partisi'ni iktidarda tutmanın millete ağır maliyeti!
akpden.net, önceki haftalarda duyurduğumuz oyun konsolu, cep telefonu, bilgisayar, motosiklet hesaplarıyla birlikte milletimizin incelemesine ve sandık başına gittiğinde değerlendirmesine arz olunur.





