Tutuklu İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanı ve cumhurbaşkanı adayı Ekrem İmamoğlu, Silivri'de üç farklı davanın duruşmasına katılıyor. İmamoğlu; "siyasal casusluk suçlamasıyla açılan dava, diploma davası ve İstanbul Büyükşehir Belediyesi'ne yönelik ana davada hakim karşısına çıkıyor. Bugün İBB davasında 62., casusluk davasında 2. gün. Diploma davasında ise 5. duruşma görülüyor.

"DEMOKRASİYİ SAVUNUYORUM"
Yoğun yargı süreci öncesinde sosyal medya hesabından paylaşım yapan İmamoğlu, "3 dava tek cümle... Demokrasiyi savunuyorum" ifadelerini kullanmıştı.

CASUSLUK DAVASINDA TUTUKLULUĞA DEVAM TALEBİ
Mahkeme başkanının tanık beyanına ilişkin görüşünü sorduğu savcı, bir diyeceği olmadığını belirtti. Ardından dosyaya dair görüşü sorulan savcı, delil toplama işlemlerinin tamamlanmadığını vurgulayarak tutukluluk halinin devamını ve kuvvetli suç şüphesi nedeniyle müzekkere cevaplarının beklenmesini talep etti.

MERDAN YANARDAĞ’IN ASİSTANI TANIK LALE UĞUZAY BEYANI - MERDAN YANARDAĞ SORUYOR

Hâkim: (Kimlik tespiti ardından) Sanıklardan hangisini tanıyorsunuz? Dört tane sanık var.

Lale Uğuzay: Merdan Yanardağ'ı.

Hâkim: Diğer sanıkları da şahsen tanımıyorsunuz.

Lale Uğuzay: Evet.

Hâkim: Bir akrabalık var mıdır Merdan Yanardağ ya da diğerleriyle?

Lale Uğuzay: Yok.

Hâkim: Doğru söyleyeceğinize namusunuz ve şerefiniz üzerine yemin eder misiniz?

Lale Uğuzay: Yemin ederim.

Hâkim: Şimdi konuyla ilgili olarak soruşturma safhasında verdiğiniz herhangi bir ifade yok. Sanık Merdan Yanardağ müdafi hazır etti sizi. Konuyla ilgili bilginizi, görgünüzü alacağız. Beyanınızı buyurun.

Lale Uğuzay: Merdan Yanardağ'ın asistanlığını yaptığım için, ona en yakın kişi ben olduğum için tanık gösterilmişim, o yüzden buradayım.

Hâkim: Ne iş yapıyorum dediniz, Merdan Yanardağ'a?

Lale Uğuzay: Asistanıyım.

Hâkim: Evet, devam edebilirsiniz.

Lale Uğuzay: Şimdi bu, Hüseyin Bey tarafından para aldığı iddia ediliyor. Şimdi bizim işleyişimiz şöyle: Merdan Bey zaten sürekli telefon aldığı için basından ve telefonlardan, biz bu böyle şeylere çok dikkat ediyorduk. Binanın dışında bir güvenlik görevlimiz var. O zaten çalışanların haricinde yabancı birisi geldiği zaman asansörle kendisi yukarıya çıkartıyor. Yukarıda da iki tane güvenlik görevlimiz var. Oradan benim odamın mesafesi bayağı uzun. Önce bana gelmeleri gerekiyor Merdan Bey'e ulaşmaları için. Yani böyle bir şeyin olduğu mümkün değil. Yani randevusuz kimse giremez oraya yani.

Hâkim: Kimse sizden, bilginiz dışınızda Merdan Yanardağ'a ulaşamaz mı diyorsunuz?

Lale Uğuzay: Ulaşamaz. Randevuyla gelirse ben bilgi veririm, almak isterse kendisi alır içeriye.

Hâkim: Bağış işlemlerinde nasıl bir yol izleniyor, varsa?

Lale Uğuzay: Bağış işlemleri şöyle: İzleyici, sponsorluk adı altında zaten şirketin bir IBAN numarası var. Yatırmak isteyenler oraya yatırıyorlar açıklamayı yazarak. Daha sonra elden vermek isteyen çok nadir kişiler oluyor şöyle; kitap satışlarımız oluyor bir içeride, Merdan Bey'e gelen misafirlerden bazıları kitap imzalattırmak istiyorlardı, biz onları bile makbuz karşılığında muhasebeye yönlendiriyorduk.

Hâkim: Ekleyeceğiniz başka bir şey var mı beyanınıza?

Lale Uğuzay: Ekleyeceğim bir şey yok. Ben Merdan Bey'in 8 yıldır yanında çalışıyorum, herhangi bir böyle bir şeye şahit olmadım. Böyle bir şey yaptığını da düşünmüyorum.

Hâkim: Bu ismi geçen Berkay Yağlıcı, onu tanır mısınız?

Lale Uğuzay: Onun ismini duydum. İsim kim olduğunu bilmiyordum. Pandemiden önce Seher Hanım'la birlikte gelmiş ama ben kim olduğunu bilmiyorum. Onlar zaten içeriye giremezler, aşağıda beklerler. Yukarıda asansörün oraya kadar bırakırlar, sonra aşağıda bir güvenlik görevlisinin orada beklerler.

Hâkim: Tamamladıysanız, ekleyeceğiniz bir husus yoksa beyanınızda...

Lale Uğuzay: Ekleyeceğim bir şey yok, hayır.

Hâkim: Tanığa sorusu olan varsa alabiliriz. Belki Merdan Yanardağ müdafileri ya da Merdan Yanardağ... Mikrofon açık mı avukat bey?

Merdan Yanardağ Müdafii Bilgütay Hakkı Durna: Şimdi sonuçta savunma tanığı olarak göstermemiz, esasen oradaki işleyişi mahkeme nezdinde de netleşmesi açısındandı. O açıdan ek katkı sağlaması açısından şöyle bir sorumuz var: Merdan Bey'in günlük çalışma programına dair; gelme saati, o geldikten sonraki yaptığı faaliyetler vesaireye yoğunluk, seyreklik, buna dair bir şahitliğiniz dair sorumuz var.

Hâkim: Genel olarak diyorsunuz avukat bey?

Merdan Yanardağ Müdafii Bilgütay Hakkı Durna: Evet, yani günlük rutini nasıldır Merdan Bey'in kanaldaki, anladınız mı soruyu?

Lale Uğuzay: Anladım. Merdan Bey zaten öğleden sonra gelir, evden çalışıyor çünkü bazı işlerini. Geldikten kısa bir süre sonra zaten haber toplantısı başlar. Çok yoğun bir haber merkezinden girip çıkanlar falan oluyor. İşte konuklar geliyor, konuklar konuk odasında bekliyorlar. Görüşmek isteyen, 5 dakika bir selam vermek isteyen gelirse selam verir, gider. Ama çok yoğun, öğleden sonra çok yoğun gerçekten. Yani bir dışarıdan bir konuk falan ya da konukların haricinde bir misafir alamıyoruz, çok nadir.

Merdan Yanardağ Müdafii Bilgütay Hakkı Durna: Her öğleden sonra çok yoğun geçiyor.

Lale Uğuzay: Çok yoğun geçiyor. Tüm akşam haberlerine falan hazırlanılıyor, bayağı bir yoğun geçiyor.

Hâkim: Başka sorunuz var mı?

Merdan Yanardağ Müdafii Bilgütay Hakkı Durna: Teşekkür ederim.

Hâkim: Merdan Yanardağ'ın sorusu var.

Merdan Yanardağ: Bu Berkay Yağlıcı. Ben zaten adını bu dosyada öğrendim. Sen Seher Hanım'ın şoförü olduğu için gördüğünü söylüyorsun. Onun iddiası şu; elden getirip bana kendisi elden iki kere zarfla para verdiğini iddia ediyor. Böyle bir şey mümkün mü?

Lale Uğuzay: Hayır, ben sadece Seher Hanım'ı bir kere geldiğini görmüştüm o da pandemiden önce.

Merdan Yanardağ: Yani benim odama birine refakat eden bir şoförün ya da bir başka birinin girmesi mümkün değil. Peki, bana bu tip kitap ya da evrak getirenler doğrudan veriyor mu?

Lale Uğuzay: Hayır. Önce danışmaya geliyor.

Merdan Yanardağ: Güvenlik için o araştırılıyor, bakılıyor. Zarf olursa açılıyor.

Lale Uğuzay: Evet, ben açıyorum.

Merdan Yanardağ: Yani dolayısıyla danışmayı, güvenliği ve seni aşarak bana gelmesi mümkün değil.

Lale Uğuzay: Mümkün değil.

Merdan Yanardağ: Berkay böyle bir şey getirdi mi?

Lale Uğuzay: Yani net tam o ismi hatırlamıyorum. Getirdiyse bile böyle para olarak bir şey görmedim ben. Zarf getirdiyse de onun da içinden öyle para falan çıkmamış. Olsa söylerdim ya da muhasebeye yönlendirirdim.

Merdan Yanardağ: Yani sen böyle bir şeyi teslim almadın.

Lale Uğuzay: Hayır.

Merdan Yanardağ: Birinin doğrudan bana verme imkânı var mı böyle bir şeyi?

Lale Uğuzay: Hayır yok. Hatta şöyle bir şey diyebilirim. Merdan Bey'e işte bazen emekli öğretmen ya da çok yurt dışından gelen birileri kitaplarına ulaşamadığı için kitap imzalatmak isterler. Para vermek ister, o zaman bile beni çağırır muhasebeye yönlendir ve makbuz keseriz onunla mutlaka.

Merdan Yanardağ: Kitap parası için. Tamam.

Hâkim: Sizin yokluğunuzda? Mesela siz izindesiniz mesela?

Lale Uğuzay: Şimdi o dönemde benim izinde olmam mümkün değil, zaten seçim dönemi falan, ben 8 yıldır belki 10 gün izin almamışım.

Trump'tan Meloni'ye olay paylaşım! "Uzaklaştırma kararı gerekiyor"
Trump'tan Meloni'ye olay paylaşım! "Uzaklaştırma kararı gerekiyor"
İçeriği Görüntüle

Hâkim: Başka sorunuz yoksa…

Merdan Yanardağ: Hayır, teşekkür ederim.

MERDAN YANARDAĞ'IN SAVUNMASI

Tahliye talebi kapsamında bazı tekrarlar yapmamız gerekiyor. Yarın Ankara'da NATO Zirvesi yapılacak. Kadere bakın ki bu NATO'cular, bu ülkenin yurtseverlerini casuslukla suçluyorlar! NATO bir haydutluk örgütüdür, bir emperyalist saldırı örgütüdür. Varlık gerekçesi ortadan kalktığı hâlde böyle bir örgütün sürdürülmesine gerek yoktur. Böyle bir zirveye Türkiye'nin ev sahipliği yapması bir gurur değil, ancak utanç kaynağı olabilir. Böyle bir iktidar kalkıyor, hayatını emperyalistlere karşı mücadeleyle geçiren insanları casuslukla suçlamaya yelteniyor.

Gazze'deki soykırım suçunun arkasındaki asıl güç Trump ve oligarşi değil midir? İran saldırısının arkasındaki güç ABD ve Trump değil midir? Ali Hamaney'i bir haydutluk girişimiyle katledenlerin bu ülkede büyük bir coşkuyla karşılanması utanç vericidir. Doğu Bloku dağıldığı hâlde NATO neden hâlâ var? NATO’yu Ankara'da yeniden tanımlamaya çalışıyorlar. NATO, kendi varlık gerekçesini Ankara'da yeniden tanımlamak niyetinde ve buna ev sahipliği yapılıyor.

Geçen duruşmada da belirttim; bu davanın iki temel amacı vardı: Birincisi TELE1'e el koymak, beni ve arkadaşlarımı susturmak; ikincisi ise seçimleri lekeleyerek, bu seçimlerin aslında hiç yapılmamış, yapılmış olsa bile milletin iradesiyle tecelli etmiş bir sonuç değil, casuslukla elde edilmiş bir toplam olduğunu anlatma çabasıdır. Bunun iktidarın acizliği olduğunu düşünüyorum çünkü iktidar tarihsel ömrünü tüketmiştir. Bu iddianamenin birer yalandan ibaret olduğunu sizler de görüyorsunuz.

Tamamen siyasal bir iddianameyle karşı karşıyayız. Bu, bir suçüstü belgesidir. Bu iddianame tarihe düşülmüş bir nottur ve ileride birilerinin karşısına delil olarak çıkacaktır. Temel yurttaşlık hakları nasıl suç olarak nitelendirilebilir? Ekrem İmamoğlu'nu seçimlerde desteklemek ne zamandan beri suç sayılmaktadır? Oy vermek ne zamandan beri bir suçtur? Yurttaşlık hakları, oy verme hakkı, bir siyasi partiye üye olma yahut onu destekleme hakkı suç diye nitelendiriliyor. İfadeye bakın: "Ekrem İmamoğlu'na seçimi kazandırmak..." Bu nasıl bir suç olabilir?

Bu iddianamenin son paragrafı, iddianamenin kendisini deşifre etmekte ve açık bir yalanla başlamaktadır. Hüseyin Gün'ün ifadesinde yer almayan bir bölümü, sanki ifadesinde varmış gibi göstermişler. Bir casusluk örgütünün medya ayağı olduğumu iddia eden bir ifadeden bahsediliyor. Türkiye Cumhuriyeti'nin bir savcısı yalan söyleyebilir mi? Maalesef söylüyor. Delilleri çarpıtabilir mi? Maalesef yapmıştır. Hüseyin Gün'ün ifadesinde böyle bir şey yoktur. Soruyorum, var mı Hüseyin Gün? (Yok.)

Bu iddianame somut bilgileri ve belgeleri gizlemektedir. Eşimin kardeşinin şirketi MASAK'a sorulmuş. Burası aslında iki ortaklı bir şirkettir ve 2008 yılında kurulmuştur. 2008 yılında biz evli değiliz, TELE1 kurulmuş değil, Hüseyin Gün'ü tanıyor değiliz ve Ekrem İmamoğlu da henüz ortada yok. 2012'de Sevim Kahraman Yanardağ şirketten ayrılmış; yine TELE1 yok, yine Hüseyin Gün yok, yine İmamoğlu yok. Ama iddianameye bakıyorsunuz, şirket faaliyetine devam ediyor deniyor. Üstelik bu şirkete "istihbarat şirketi" denmiş. Yani kavramlarla oynanarak kamuoyunda bir algı yaratılmaya çalışılıyor. Anket çalışmaları ve sosyal medya veri analizi yapan tüm şirketlere bu iddianame "istihbarat şirketi" damgası vurmuş. Yalan söylediği gibi her şüpheyi sanık aleyhine yorumlayan, var olmayan kanıtları varmış gibi gösteren, sahte ve uyduruk ifadeler ekleyerek varsayıma dayalı bir suç oluşturan ve böylece yurttaşlarının özgürlüğünü ortadan kaldırmaya çalışan bir savcılık makamıyla karşı karşıyayız.

TELE1'e el konulması sıradan bir medya olayı değildir. TELE1, izleyici desteğiyle ayakta kalan bir kuruluştur. Kurulduğu günden itibaren yoğun bir iktidar baskısı ve piyasa kuşatmasıyla karşı karşıya kalmıştır. Bu nedenle izleyicilerimize çağrı yaparak "izleyici sponsorluğu" kavramını geliştirdik ve bu uygulamayı başlattık. Bu yöntemin tamamı yasaldır ve muhasebede eksiksiz kayıt altına alınmıştır.

Hüseyin Gün'ü de bu vasıtayla tanıdım. Annesi Seher Alaçam, yaşlı ve Atatürkçü bir TELE1 izleyicisiydi. Ben Hüseyin Gün'ü onun yanında, öz oğlu olarak tanıdım. Telefonuma da "Hüseyin Alaçam - Seher Alaçam" olarak kaydetmişim. Hüseyin Gün ile olan ilişkim bundan ibarettir. 2025 yılına kadar kendisiyle 8-10 mesajla sınırlı bir irtibatımız olmuştur. Bunlar da genellikle günlük gelişmeler ya da televizyondaki programlar üzerinedir. Savcının sunduğu sözde kanıtlardan biri de Sayın Kılıçdaroğlu ile yaptığımız bir programdır.

Savcılığın bu "Kılıçdaroğlu aşkını" anlamak mümkün değil. Gerçi anlıyorum; son gelişmeler ve butlan kararıyla Kılıçdaroğlu'nu çok sıkıştırmışız, savcılığın buna canı çok sıkılmış. Oysa durum tam tersidir. Bahsi geçen programdan bir gün sonra, aynı ekranda İmamoğlu'nu çok sert bir biçimde eleştiriyoruz. Heyetinizin 23 Haziran'daki programa bakmasını rica ediyoruz. O yayında neredeyse Kılıçdaroğlu'nu desteklemişiz. Bu durum, bizim ancak ve ancak bağımsız bir kanal olduğumuzu kanıtlar; tamamen gazeteciliğin etik kuralları çerçevesinde hareket ettiğimizi gösterir. Haber objektif ve tarafsız olmalı, gerçeği eğip bükmemeli, karartmamalıdır; ama yorum özgürdür.

Biz medyanın bir bölümünü "yandaş medya" olarak nitelendiriyoruz çünkü haberleri objektif ve tarafsız değildir. İçinde yalan ve iftira barındırmıyorsa, yapılan yorumlardan dolayı insanları suçlayamazsınız; en fazla tartışırsınız. Peki, neden TELE1'e el koymak istediler? Çünkü bu darbe sürecini TELE1'in var olduğu bir ortamda rahatça sürdürmeleri mümkün değildi. Bizden korkuyorlar. Siyasal ve tarihsel ömrünü tüketen iktidar, bu ömrü uzatabilmek adına bir kumpas dalgası başlattı ve siyasal şiddet sürecine yöneldi. Biz de bu sürecin bir parçası olarak bugün buradayız. Geçmişte TELE1'i satın alma girişimleriyle de karşılaştık fakat tümünü reddettik. Bu tekliflerden birine olumlu cevap verseydim, emin olun şu an burada olmazdım.

TELE1'in ortadan kaldırılmasıyla medyadaki alternatif bir modeli de yok etmeye çalışıyorlar. Sağda ya da solda, gazetelerin ve televizyonların sahipleri genellikle belirli sermaye grupları ya da ailelerdir. TELE1'in kurduğu finansman modeli ise dünyada da örnekleri görülen, doğrudan toplum tarafından finanse edilen bağımsız bir medya modelidir. TELE1, bu modeli başarıyla hayata geçirmiş bir televizyon kanalıdır.

Burada adeta bir Nazi hukuku oluşturulmaya çalışılmakta, bu iddianame açık yalanlarla buradaki insanları mahkûm etmeye gayret etmektedir.

Hüseyin Gün ile olan mesajlaşmalarımız tam ortadan ikiye bölünmüştür. Hüseyin Bey ile ilişkimiz her zaman profesyonel bir gazeteci mesafesinde olmuştur. Kendisinin CHP'yi eleştirdiği bir mesajı, savcılık makamı tarafından ikiye bölünerek iddianameye eklenmiştir. Mesajın sonundaki "CHP sosyal medyayı daha iyi kullansın" ve benzeri ifadeler, savcı tarafından ne yazık ki şahsıma verilmiş birer "talimat" olarak nitelendirilebilmiştir.

Yusuf Has Hacib, Kutadgu Bilig’i, yani "Kutlu Bilgi"yi yazan büyük bir yazardır. 1070 yılında yazılmış olan bu eser 6645 beyitten oluşur ve bir tür siyasetnamedir. Bu eser, adaleti devlet kavramının bile önüne koyar. Töre, Türk dilinde hukuk demektir; hukuk yoksa devlet de yoktur.

Bu iddianamede hiçbir somut gerekçe bulunmamaktadır. "Hangi devlet için casusluk yapılmış?" sorusunun cevabı iddianamede yoktur. Adeta "spor olsun diye casusluk yapalım" demişiz gibi bir hava yaratılmak istenmektedir. Siz resmen "yumurtasız omlet yapılabilir" diyorsunuz. Peki, nasıl casusluk yapılmış? "Canlı yayında Kemal Kılıçdaroğlu'na soru sorarak..." Anlaşılan savcılık makamı bu sorulara çok alınmış, çok içerlemiştir. Karşımızda algıların yargılandığı bir mahkeme mi vardır? Son derece sübjektif yorumlara ve algılara bağlı suçlamalarla karşı karşıyayız.

Şunu açıkça ifade etmek isterim: Kimsenin bana talimat vermeye ne haddi ne de gücü yeter! Ben 40 yıllık bir gazeteciyim. İnandıklarım, dünya görüşüm ve ahlaki değerlerim doğrultusunda yazar, yine onlara dayanarak soru sorarım. Hüseyin Gün ile olan iletişimimiz, tamamen izleyici yorumuna dayalı kısa mesajlaşmalardan ibarettir.

Yüce mahkemenizin elinde tarihsel bir fırsat olduğunu düşünüyorum. Kamuoyunda yargının siyasallaştığına dair yüzde 80'lik bir algı mevcuttur. Bu iddianamenin altında imzası olan Savcı Can Tuncay, bugün Bakan Yardımcılığı makamındadır. Dolayısıyla bu iddianamenin altında doğrudan AKP iktidarının imzası vardır.

Mahkemeniz ya bağımsız bir irade ortaya koyarak yargının o tarihsel onurunu koruyan bir karar verecek ya da iktidara boyun eğecektir. Ben, mahkemenizin ilkini yapacağına ve adaleti seçeceğine inanıyorum. Unutulmamalıdır ki "Adalet, mülkün temelidir."

Kayınbiraderim 2008 yılında Hüseyin Gün ile çalışmıştır. O tarihte ne TELE1 vardır ne ortada seçimler vardır ne de Sayın İmamoğlu'nun adı geçmektedir.

Bu iddianame, casusluk tanımı konusunda bile yetersizdir, kafası karışıktır ve çelişkilerle doludur. Karşımızda, aceleyle bizleri tasfiye etmeye çalışan uydurma bir iddianame bulunmaktadır. Bu hukuki ayıbın bir an önce sonlandırılmasını ve tahliyemi talep ediyorum. Bu anlamda benim huzurdaki savunmam, iddialara verilmiş bir "cevap iddianamesi" niteliğindedir.

Kaynak: Haber Merkezi