Bir Halkçının Seçimleri Kazanma Sanatı

Seçim tartışmaları başladı. Seçimlerde ne yapılması, nasıl bir kampanya yürütülmesi gerektiğini söylemek için seçimlerin somut olarak gelmesini beklemeden seçim kampanyası hazırlanırken nelere dikkat edilmesi gerektiği konusunda bazı önerilerimizi şimdiden kamuoyunun dikkatine sunmak istiyorum.

Siyasetçi Filozofa Kulak Verince

Seçimlerde üsluplar da yarışacak, yöntemler de savaşacak. İçerik elbette belirleyici olacaktır. Fakat ancak iyi bir içerik iyi bir forma sokulabilir, iyi yöntemle sunulabilir, iyi bir üslupla ikna edebilir. Sadece görünüşte öyle olanın ömrü hep kısa olmuştur.

Hegel, problemin gerçek bir problem olarak algılanması için onun bir “varlık problemi”, tüm insanlığı ilgilendiren gerçek bir problem olarak ortaya konması gerektiğini söyler. Her gerçek problem, ne kadar basit olursa olsun bir varlık problemidir ve tüm insanlığı ilgilendirir. Komşular arasındaki her sıradan problemler, öğrenciler arasındaki en sıradan problemler, mesai arkadaşları arasındaki basit problemler, eğer gerçekten temeli olan problemler ise insanlık problemi seviyesine taşınabilirler. Bunun için problemlerin asıl kaynaklarını ortaya çıkarmak ve adım adım nasıl çözüleceğini göstermek gerekir. Meseleleri kökünden kavrayan söylemler geliştirilebildiği oranda insanlar halkçı politikaya kanaat getirmeye başlayacaktır.

Günlük Hayatımızda Şiddetin Nedeni

Günlük hayatımızda yaygınlaşan şiddeti alalım örneğin. Kadınlara karşı şiddetin de en önemli kaynaklarından birisi budur. Günlük hayatımızda en ufak bir çatışkı durumunda insanlarımızın hemen “parladığı” bilinen bir gerçek. Karşılıklı özür dileyip 3 saniyede bitirilebilecek bir sorun karşılık küfürleşmelere, kavgaya, birbirlerine karşı olmaz şiddet uygulamasına ve ne yazık ki yaralamaya, hatta öldürmeye kadar varabiliyor.

Peki, insanlarımızın aniden parlamasının, duygularını kontrol edememesinin nedeni nedir? Böyle davranan insanların duygularını kontrol edemediği açıktır. İnsan duygularını neden kontrol edemez, neden duygularını yönlendirip onları yönetemez? Duygularını yönetemeyen insan onların şiddetine uğrar ve bu şiddeti dışarı yansıtır. Spinoza, aklın duygular üzerinde “efendi” olması gerektiğine dair talebinde çok haklıdır.

Bunun en önemli nedeni, insanın akıl kapasitesini yeterince yeşertecek bir eğitim, özellikle de felsefe eğitimi almamış olmasıdır. Sonra yaşam koşullarının çok zor, çalışma süresinin çok uzun olmasıdır. Bu durum insanları çileden çıkaran, bomba gibi her an patlamaya hazır bir hale getirebiliyor. Eğitimde müfredat buna göre düzenlenmeden, çalışma saatleri iyice kısaltılıp tüm ülkede standart bir çalışma zamanı uygulamasına gidilmeden, ücretler insanca yaşamı mümkün kılacak şekilde düzenlenmeden ne genel olarak günlük şiddete ne de kadına karşı şiddete karşı kalıcı bir önlem geliştirilebilir.

Problemleri Kişiselleştirmek Kimin İşine Yarar?

Problemi kişiselleştiren veya özelleştiren yaklaşımlar, halkın sağlıklı problem algısını engeller. Seçimler doğal olarak karşıtların karşı karşıya geldiği bir yarış ve mücadele ortamıdır. Burada seçimlerin bugün artık adeta savaşı andıran yöntemlerle yapıldığını hatırlamak gerekir. Seçimlerde karşıtlar arası yarışın ve mücadelenin kişiselleştirilmesi her zaman iktidarda olanın işine yarar, çünkü iktidarda olanın hem eylem hem de söylem gücü vardır. Buna karşın muhalefette olanın yalnızca söylem gücü vardır.

Muhalefette olanın eylem gücü, geniş kitleler tarafından ancak özel durumlarda kendi başına algılanır olur. Buna karşın söylemleri ve edimleri hep iktidarda olan dolayısıyla görülür. Zira muhalif politikacı söylemlerini ve edimlerini hep iktidarda olanın söylem ve edimleriyle ilişkilendirmek zorundadır. Muhalefette olanın gücü bu asimetirik durumu iyi yönetmesine bağlıdır. Bu nedenle mücadeleyi kişiselleştirmeden problemlerin problemler olarak somut algısını sağlamak gerekir. Bu ise ancak problemlerin evrenselleştirilmesi ve temel nedenlerinin açıkça belirlemekle mümkündür. Zaten halkı ikna edecek çözüm önerileri de ancak bu koşul yerine getirildiği oranda mümkündür.

Mesela Yoksulluk

Fakat toplumun bir kesimine ait özel bir problemi kamuyu ilgilendiren genel bir insanlık problemi olarak ortaya koyarken, problem sahiplerini de insanlık seviyesine yükseltmesini bilmek gerekir. Aksi durumda problem sahipleri kendilerine insan olarak hitap edildiğini anlamazlar. Bu, onlar için son derece onur kırıcı olabilir. Daha önemlisi, bu durumda doğrudan etkilenmeyen ama probleme sahip çıkması istenen kitleler de problemi kendilerinin bir problemi olarak görmezler.

Örneğin bir yoksulu yoksul olarak değil, onu aynı zamanda insan olarak görmek ve göstermek, onun yoksulluğunu onun özel yoksulluğu olarak değil, insanlığın yoksulluğu olarak ele almak ve göstermek gerekir. Ancak bu durumda halk yoksulu kendinden ve yoksulun yoksulluğunu da kendi öz problemi olarak görür.

Yoksulun basit bir şekilde yoksul olarak algılanması onu biçare olarak gösterir, ona karşı en fazla acıma duygusu uyandırır. Yoksulun yoksulluğunu insanlığın yoksulluğu olarak sunmak, onun insanlığın bir problemi, bir insanlık problemi olarak algılamasını sağlar ve yoksul olsun veya olmasın tüm kitleleri söz konusu problem uğruna harekete geçirebilir.

Problemlerin Problem Olarak Ortaya Konması

Problemlerin problem olarak ortaya konmasının en doğru yöntemi, onun genel insanlık problemi olarak ortaya konmasıdır. Fakat problemlere dair yapılan çözüm önerisi somut olmak zorundadır. Toplumun her kesiminin problemlerine dair somut çözüm önerileri ve projeleri geliştirmek ve sunmak gerekir.

Seçimi kazanmanın sanatı söz konusu olan evrensel problem betimlemesi ile somut çözüm önerisi arasındaki diyalektik ilişkiyi kurabilmeye bağlıdır. Seçimlerde bile toplumun bir kesimini ilgilendiren özel problemlerin teorik çözümlemeler yukarıda gösterdiğim gibi her zaman genel olmak zorundadır. Buna karşın somut problemlerin çözümü somut olmak zorundadır.

Söylemin Seviyesi, Adap ve Üslup

Söylemin seviyesinin aşağı çekilmesine, ahlakın, adabın, üslubun niteliksizleştirilmesine kesinlikle müsaade etmemelidir. Dinleyicide duyguları canlandırırken, dinleyiciyi kitlesel olarak aklın ve mantığın da işletilmesi, düşünme kapasitesinin de harekete geçmesini sağlanmalıdır.

Dinleyici kitlelerinde coşturulan duyguların yanında aklı da işletmenin yöntemi, onlara kendilerini zihinlerinde yanıtlamaya sevk edecek sorular sormaktır. Aynı şekilde sadece onların karşısında onlara hitap eden olarak değil, onlara hitap ederken onlarla beraber düşünerek onlara hitap etmesini bilmek gerekir.

Örneğin bir problem veya analiz edilmek istenen bir olay ortaya konduktan sonra analiz ve değerlendirmeyi “şimdi düşünelim bir kere” diye bir cümleyle başlayıp sanki onların arasında biriymiş gibi düşünüyor olmanın duygusunu uyandırabilmek için uygun cümleleri bulabilmek gerekir.

Halkın İçine Doğmuş Olmak Yetmez

Halktan Biri Olmak Gerekir

Hitap ederken duyguları canlandırmanın yolu, konuşmacının dinleyicide kendi yaşanmışlıklarını çağrıştıran sözlerine duygu yüklemesiyle olur. Bu problemlere gerçekten sahip çıkmakla, kendini hitap edilen kitleden biri olarak ortaya koyma becerisi ile sağlanır. Halkın içine doğduğunuz ve halkın içinden çıkıp geldiğiniz için halk sizi halktan biri olarak algılamaz. Bunu gösterebilmek gerekir. Bu ise insanların orijinal günlük duygu ve deneyimlerine işaret etmekle, onları onlarda yeniden canlandırmakla olur.

Müslüm Gürses’ten Öğrenmek

Müslüm Gürses’in şarkılarını dinleyenlerin kendilerini kendilerine acı verecek kadar kaybetmesinin nedeni, hayatında yaşadığı acıların, beslediği arzuların o söylenen şarkılarda neredeyse birebir yaşanıyor, arzulanıyor olmasıdır. Acı belli bir yoğunluktan sonra hissedilmez olabilir. Gürses’in şarkıları acıları katlıyor, arzuları özlemle isteme dönüştürüyor. Fakat durumdan çıkış içermediği için acı kısa devre yapar gibi acıyı çekenin kendisini sakatlamasına yol açıyor. Bu nedenle konuşmacı halkın acılarını ve arzularını dile getirirken kalıcı çözüm önerileri geliştirmesi gerekir. Böylece halk, istenilen değişim yönünde

Sonuç Olarak

Söylemin, duyguların tamamlayıcısı olarak aklı harekete geçirmesi tümcelerin mantıksal düzen ve bütünlük içinde sunulmasıyla olur. Söylem, neden-sonuç ilişkisini kurmalı ve dinleyiciyi kendi başına düşünmeye sevk etmelidir. İçeriğin insanlık davası olarak sunulması, gerçek hitabetin yaratılmasına da yardımcı olacaktır. Bu, halkın size inanması için de yeterince neden olduğunu gösterebilir. Halkın kalbini ve ruhunu kazanmak her şeydir.