Pandeminin bize hediyesi rockçı Teoman’ın güncellenmiş versiyonu oldu. Bizler gibi ergenliği 90’lı yıllara denk gelmişler için Teoman öyle ya da böyle sevilen bir simaydı. O yıllarda tam da Teoman Abimiz’in dediği gibi gençliğin verdiği ‘şapşallık’tan, pek Türkçe müzik dinlemezdik. Şimdi ara da bul o yılların şahane seslerini. Neyse efendim biz gelelim kartal bakışlı, melankolik, sıkılgan Sayın Bay Rock Yıldız’ı Teoman’a.
Oldum olası kendiyle meşgul bir sahne karakteri olarak kimseleri iplemez görünen Teoman, şarkılarında da bol bol suretiyle kavga ederdi. Lakin 1998’de O albümünde Ahmet Erhan’ın Oğul şiirini bestelemiş ve kalbimizi zaten en başından fethetmişti.
“Anne ben geldim, ben oğlun hayırsızın…”
29 yaşında ilk albüm için çok yorgun, çok düşünceli ve neredeyse mutsuz bir genç adam vardı karşımızda. Tepesinde kara bulutlarıyla Teoman, On yedi albümüyle ortalığı yıktı geçti. Ve biz onun sarhoş hallerini magazinde izlerken dünyayla kavgasını anlamamıştık. Şımarık desen değil, züppe desen hiç değil. Annesi, anneannesi ve teyzesiyle büyümüş bir garip rock yıldızı Teoman’ın alkolle imtihanını hep birlikte izliyorduk. İsyankar ama saygılı, kavgacı ama mesafeli, sahne adamı ama mahzun. Henüz iki yaşında babasını kaybeden Teoman’ın dünyaya bozuk olma hali, tepesindeki o kara bulutların içine doğduğu o gri evden kendisine miras kalması o kadar tanıdık, o kadar bizim kültüre has bir erkek olma haliydi ki… Alfa Teoman işte böyle halkın arasına magazinle karıştı.
“Bugün benim doğum günüm, hem sarhoşum hem yastayım…”
Kendisinin de söylediği gibi belki de yazdığı en güzel şarkı olan Paramparça, korunmasız bir çocukluğun geride bıraktığı hüznü müthiş anlatır. Çünkü acılı bir kaybın ardında bıraktığı o derin boşluğu yok saymak bizim kültürde adeta bir marifetti. Ta ki Teoman bağıra çağıra feryat edene kadar: “Bir bar taburesi üstünde- Babamın öldüğü yaştayım- Paramparça, paramparça...” Dağılabiliriz, parçalarımıza ayrılabiliriz, o kaybın verdiği acıyla kendimizi bütün hissetmeyebiliriz. Bir erkek olarak güçsüz, yorgun düşmüş ve bitik de olabiliriz. Bu Teoman’ın cesur yeni dünyasıydı. Ve biz de onunla birlikte utanıp sıkılmadan kayıplarımızın arkasından paramparça olduk, dağıldık ve sonra toparlandık. Ve sonra bir daha dağıldık ve yeniden bir araya geldik. Bir kendilik mıknatısı gibiydi Teoman’ın şarkıları.
“Öyle büyük ki inan doktor içimdeki boşluğum/ Ne koyarsam koyayım hiç dolmuyor”
Ve o kocaman boşluk alkolle dolup taştıkça; huzursuzluk, suçluluk, kırılganlık daha da depresif hale getirmiş Teoman’ı. “Bak bak bak güzel bir gün ölmek için”; derken o çok korktuğu ölüm, onun için mi korkunç olacaktı yoksa geride kalacaklar için mi? Teoman artık bir babaydı. Ve babalık hiçbir şeyi değiştirmediyse bile onun perdelerini bir bir kaldırıp hayata bakması için yeter sebepti. O iç sıkıntısı bir nevi kan ikiziydi. O huzursuzluk kopamadığı müziğin can suyu ve artık mavrasını geçtiği aşk en azından şarkılarında usta işi bir anlatıydı. Hasılı Teoman’ı en deli dolu haliyle sevmiştik biz. Ve bozuk da olsa dünya onun umrundaydı, biliyorduk.
Teoman Abi’ye geçiş ya da Teoman’ın Duru hali
Pandemi sonrası temize çekilip sadeleşen bir Teoman bulduk sokaklarda. Esprili, dupduru, içten. Rozetini ve silahını teslim edip özgürleşen Teoman bize çok iyi geldi.
“Yaaa ben sevmiyorum” diye başlayıp akıp giden sohbetini sevdik. Artık onun ağzından olağan bir şeydi hayat. Yollar, kırlar, kediler, insanlar gibi… Ve Ağaçlar.
İşte size bedava Teoman terapi. Aradığı anlamı bulmuş bir sayın bay rock yıldızı:
“Gece 10’da yatıp sabah 6-7 gibi kalkıp, spora başlayan; saat 8’de de kahve içip ağaçları seyreden bir Teoman var. Ağaçlara bakmak, o gün için, dünyayı daha net görmemi sağlıyor… Hayatın geçiciliğini ve önemsizliğini, duruluğunu hatırlatıyor bana ağaçları izlemek. Müzik istemiyorum, sohbet etmek, insanları görmek istemiyorum. Dünyayı olduğu gibi görmek istiyorum. "
Ha bir de son söz alalım: “Hayat bir zırvadır. Hayatla kavga edilmez. O seni yener. Zırvaya yenilmeyin!”
Teşekkürler Teoman, her halin için…