Baretin sesi

Hemen her dilde karşılığı var. Her dilde de farklı isimlerle anılabiliyor. Kurabiye canavarı veya Chucky olabilir, El Coco da. Hayali varlıklar. Genellikle çocukları korkutmak için aileleri tarafından kullanılır. Aile aynı zamanda öcüyü cisimlendirir. Kırmızı gözlü, boynuzlu, kuyruklu şeytandır. İskelete benzetilir. Hurafeye karşı olan Hüseyin Rahmi Gürpınar’ın 1912’de yazdığı Gulyâbâni romanı farklı bir öcüyü gösterir. Sonraki kuşaklar, romanla bire bir ilgisi olmadığı belirtilen Sütkardeşler (Ertem Eğilmez, 1976) filminden gulyâbâniyi hatırlar. Emine’nin (Ayşen Gruda) filmde gulyâbâniyi görünce dili tutulur, söyledikleri anlaşılmaz. Büyüklerin de öcüsü vardır yani. Mesela işverenlerin de iktidarların da. İşçiler ve Taksim meydanı.

Bugün 1 Mayıs. İşçi ve emekçilerin, kendisini onlar gibi hissedenlerin bayramı. Kutlu olsun. Taksim’e ulaşmadan, ulaşamadan önce Amerika’ya uzanalım. Bu öncünün ortaya çıkışına bakalım. O zamanlarda da 1880’lerde yönetim ve işverenler şimdiki Trump gibidir. İşçiler sevilmez. Sevmeyi bir kenara bırakın kötü koşullarda çalışırlar. İşçi örgütleri, ülkenin üçüncü büyük şehri Chicago’da 14-15 saate varan çalışma saatlerinin sekiz saate indirilmesi için mücadeleye başlar.

Bunun için işçi örgütleri 1886 yılının 1 Mayısı’nda Chicago’da toplanır. Öncesinde işveren yanlısı gazeteler, “kenti yıkıp yakacaklar” diye yazar. Şehir polis dolar. Özel güvenlik kuvvetleri yanlarındadır. Miting sonrası işçilere Ulusal Muhafızlar ateş açar. Ertesi gün akşamı işçiler Haymarket Meydanı’nda protesto mitingi yapar. Eş ve çocuklarıyla gelir. Yağmur nedeniyle miting dağılır. Bir grup, meyhaneye giderken önleri polis tarafından kesilir. O sırada işverenlerin tuttuğu Pinkerton Özel Dedektiflik Bürosu ajanı bir bomba atar. Bir arkadaşlarının yaralanmasının ardından polis karanlığa doğru hedef gözetmeden ateş açar. Sendikalara karşı ülkenin her yerinde yoğun bir baskı, tutuklama ve işkenceler başlar.

Mahkûm olurlar. Sahiplerinin sesi gazetelerin hepsini bir elektrik direğine asın çağrısı yerine getirilir ve idam edilirler. Mücadele bitmez. Paris’te 1889’da II. Enternasyonal’de her yıl dünya işçilerinin birlik içinde 1 Mayıs’ı kutlaması kararlaştırılır. 1890’dan başlayarak birçok ülkede 1 Mayıs kutlanacaktır artık.

Türkiye’de ilk kez 1909’da kutlanır. Ankara’da, Adapazarı’nda, İzmir’de, işgal altındaki İstanbul’da. Yasaklamalar, tutuklamalarla geçen yıllarda 1976’ya gelinir. 1 Mayıs Taksim’de yığınsal gösteriyle kutlanır. Sağcı gazeteler Amerika’dakileri aratmaz. Sağ görüşlü Tercüman’dan Ahmet Kabaklı, “DİSK, TİP ve CHP militanları, yarın İstanbul, Ankara ve bütün yurdu kana bulaması mümkün kışkırtma ve tecavüz hareketine girişebilecektir” diye yazar.

Güneri Cıvaoğlu’na göre, gösteri akıl ve sağduyu ile bağdaşmazmış. Sabah’tan (o zamanki, gerçi farkı kalmadı şimdi), Mustafa Cerid, buna niye makamların müdahale etmediğini anlatmaya çalışır. MHP eğilimli Millet, sol dışı seçmenlerin sandığa gitmesinin engellenmesi amacının taşıdığını iddia eder. Hergün, DİSK’in komünist ihtilal provası yaptığı düşüncesindedir. Bayrak, sanki önceden haber almış gibi “DİSK ve Maocu gruplar arasında çatışma bekleniyor” başlığını atar.

Sağcıların tahmini tutar, 1977’de sanki Haymarket Meydanı olayının daha kötüsü yaşanır. Sağ gazeteler de sol gazeteler de aynı fikirdedir. Maocular, alana girerken silahlarını çeker. İlk patlama yeterlidir. Diğerleri takip eder. Beyaz Renault’lu kontrgerilla desteğindeki provokasyon amacına ulaşır. 36 kişi hayatını kaybeder, yüzlerce insan yaralanır. Geçen gün, anılmalarına izin verilmeyen insanlar, Kazancı yokuşunda ezilerek hayata veda eder. Failler yakalanmaz.

Taksim öcüsü bu yıl da emekçilere geçit vermeyecek şekilde hazırlanır. DİSK, KESK, TMMOB, TTB’in öncülüğündeki kutlama yine Kadıköy’de yapılıyor. Başka illerde de kutlamalar oluyor. Alın bir öcü daha. İşçi hakları. Eskişehir’den Ankara’ya haklarını almak için gelen madenciler günlerdir mücadele ediyor. Yıldızlar SSS’e bağlı Doruk Madencilik’e nazikçe kendine gel denmiş sanki.

Hürriyet’ten Ahmet Hakan’ın yazdığına göre, İçişleri Bakanı, koleksiyoncu holding patronunu arayıp, işçilerin haklarının ödenmesi için “ricada” bulunmuş. Polise de işçilere sert davranmayın talimatı ulaştırmış. Enerji Bakanı’nın da “değerlendirmeler” arasında zaman ayırarak madenciler için girişimleri olmuş. Baretler seslerini duyurmuş. Anlaşma sağlanmış. DİSK’in mitinginde bugün söz edilecekler mi merakla bekliyorum. Malum, başka sendika.

Bodrum’daki faaliyet gösteren lüks tatil sitesinde TOLEYİS Sendikası üyesi 373 işçi, toplu iş sözleşmesi sürecinde yaşanan anlaşmazlık nedeniyle greve çıktı. Bodrum’da bir ilk. Özel İtalyan Lisesi’ndeki grevde Tez-Koop-İş sendikasına bağlı öğretmenler, ücretler ve çalışma koşullarında uzlaşı sağlanmasına rağmen İtalyan tarafınca resmi tutanağın imzalanmadığını açıkladı. BİRTEK-SEN Genel Başkanı Mehmet Türkmen, iş cinayetleri ile ilgili yaptığı açıklama nedeniyle 1 Mayıs kutlamalarına katılamayacak. Sendikacılar bine yakın imza toplayarak serbest bırakılmasını istedi. Orman yangınlarında 10 kişinin ölümünde ihmali olanlar yine paçayı kurtardı, haklarında soruşturma izni verilmedi. Örnekler çoğaltılabilir.

Gelişmeler gösteriyor ki baret ve çıkardığı ses sadece bir simge olarak kalmamalı, içinin doldurulması gerekiyor. Yani işçilerin, sadece madencilerin değil, kendini beyaz yakalı diye üstün görenlerin de sendikalarda örgütlenmesi ve mücadelelerini böyle sürdürmesi lâzım. Bunun bugün bir kez daha hatırlanması önemli.

Not: Dünya basın özgürlüğü son 25 yılın en düşük seviyesinde. Türkiye 163. sıraya geriledi. Neyse 180’e daha var.