Ak Parti kazanamayacağı seçime gidemiyor

Ak Parti sözcüsü Ömer Çelik’in ara seçim tartışmalarını değerlendirirken “Bizim en sevdiğimiz şey sandık” sözü yalan değil; en azından bir döneme kadar doğruydu. 31 Mart 2019’a kadar AKP’nin en çok sevdiği şey gerçekten sandıktı. Bir yenilmezlik miti üzerine bina ettikleri efsanelerle “yenilmez lider” üretmişlerdi.

Bu mit yıkıldı. 2019 İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanlığı seçimi sürecinde “13-14 bin farkla seçim mi kazanılır?” inkârına halkın verdiği cevap “iyi o zaman fark 800 bin olsun” oldu. 2002 öncesinde halkla inatlaşan nasıl kaybettiyse ve “öfke” Ak Partiyi nasıl iktidar yaptıysa, halkla inatlaşan bir Ak Partinin de kaçınılmaz sonucu kaybetmektir. Nitekim 31 Mart 2024 Türkiye yerel seçimleri hepimizin şahit olduğu büyük bir kırılmadır, “yenilmez” Ak Parti için büyük bir hezimettir. Nitekim bunun travmasını hala atlatmış değillerdir.

2023 seçimlerini Ak Parti kazandı, evet. Ama burada birkaç ayrı meseleyi ele almak gerekiyor:
Birincisi, teröristlerle iş birliği söylemi. Gelinen noktada bu barutun son atımı 2023’te yapıldı ve artık bu hikâyenin işlemeyeceği açık.
İkincisi, doğru aday meselesi; muhalefetin buradan ciddi ders çıkarması gerekiyor.
Üçüncüsü, parçalı muhalefet görüntüsü; toplum hâlâ büyük parti ve güçlü lider eğiliminde. Cumhur bloku Millet ittifakına göre çok daha parçalı olmasına rağmen "tek lider" görüntüsü verirken, muhalefetin daha kolektif ve dağınık görüntüsü seçmende karşılık bulmadı. Ayrıca genel seçim ile yerel seçimi karıştırmamak gerekiyor. Hem seçmenin oy verme saiki hem de seçim güvenliği bakımından arada dağlar var.

Ama şu gerçek ki, Ak Parti kazanacağını bilse, CHP’ye hemen rest çekerdi. 22 milletvekilinin istifasını sağlar, mümkünse CHP’den istifa ettirilen milletvekillerini de transfer etmeye çalışırdı. Kılıçdaoğlu’nun CHP’si dönemi olsa hem istifa ettirir hem de seçime gitmezdi, o ayrı bir konu.

Öncelikle şunu bilelim, Anayasa Mahkemesine göre ve elbette kahir ekseriyetle hukukçulara göre, Meclis’te fiilen 7 sandalye boş. Hatay halkının oylarıyla seçilmiş Av. Şerafettin Can Atalay hukuken milletvekilidir. Ama egemen güç onu milletvekili saymıyor ve fiilen cezaevinde olduğu için olası bir ara seçimde 8 boş sandalye için gidilir.

Boşalan 8 sandalyeden sadece 1 tanesi AKP’ye ait. Geri kalanların 4’ü CHP, 1’i DEM, 1’i TİP, 1’i Saadet.

Boşalan seçim çevrelerine bakarsak:

Hatay
Afyonkarahisar
Kocaeli
Kastamonu
Adıyaman
Kırıkkale
İstanbul 1. bölge (2 milletvekili)

Yani 1 milletvekilinin seçileceği bu çevrelerin neredeyse tamamı genel seçim dinamiklerinde Ak Parti’nin kazanmasının sürpriz olmayacağı yerler: Afyonkarahisar, Kocaeli, Kastamonu, Adıyaman ve Kırıkkale. Bunları belediye seçimleri ile karıştırmamak gerekir; il belediyesi dışında bütün seçmenin oy vereceğini düşünün. Hatay biraz daha ortada. Burada Can Atalay tepkisi olabilir ama en büyük tepki yine “merkezi yönetimle yerel yönetim uyumlu olmazsa hizmet gelmez” anlayışı üzerinden şekillenir. İstanbul 1. bölgede ise 1 AKP 1 CHP dengesi oluşur.

Yani bırakın 22 CHP milletvekilinin istifasını, bu haliyle bile seçime gidilse Ak Parti kazançlı çıkacak gibi görünüyor.

Normal zamanlarda bildiğimiz “yenilmez” Ak Parti, Kılıçdaroğlu dönemi olsaydı 22 milletvekilini istifa ettirir ve seçime zorlar, hatta 30 vekillik bir ara seçimde kendi açığını kapattığı gibi CHP’den de vekil koparmaya çalışırdı. Böylelikle referandumsuz anayasa değişikliği hedefine daha fazla yaklaşmış olurdu. Ama buna bile cesareti yok. Kendisi için kazanç bile olabilecek bir durumda bunu yapmaması basit bir tercih değil. Kaldı ki, ortada bir Anayasal zorunluluk varken.

Anayasaya göre genel seçimlere 1 yıl kala ara seçime gidilmez. Dolayısıyla en son 9 Mayıs 2027’de olacak şekilde bir ara seçime gidilmesi gerekir. Bunun en az üç ay önceden kararlaştırılması gerektiğini varsaysak, en geç 2027 yılının Şubat ayında TBMM Genel Kurulunda bu kararın alınması gerekiyor. 2839 sayılı Milletvekili Seçim Kanununa göre “ara seçimlerinin üç ay içinde yapılmasına Türkiye Büyük Millet Meclisince karar verilir.” Elbette bu TBMM Başkanı Numan Kurtulmuş’un kişisel inisiyatifinde değil, genel kurul kararına bağlıdır. Ancak bu meseleyi genel kurul gündemine getirmek yine onun sorumluluğundadır.

TBMM’nin %5’ine denk gelen 30 milletvekili sandalyesinin boşalması ile bir seçim çevresinde milletvekili sandalyelerinin tümümün boşalması hali ise, ara seçimlerin bir kere yapılması kuralına bir istisna niteliktedir. Yani böyle bir şey olması halinde daha önce ara seçim yapılıp yapılmasına bakılmaksızın her hâlükârda ara seçime gidilir. (Bu konuda T24’te Tolga Şirin’in “Ara seçim zorunludur” yazısına bakılabilir).

Ak Parti biliyor ki kendisini iktidara getiren öfke şimdi onun aleyhine dönmüş durumda. Onlar da biliyor ki öfke ile geldiği iktidarda artık bütün öfke kendi üzerlerinde. Anti propaganda yapacağı alan da daraldı; terörist diyemiyor, halkı yolsuzluk anlatılarıyla ikna edemiyor. Bir türlü sonucunu değiştiremediği anketler için potansiyel bir üçüncü dünya savaşı bile yeterince bahane olamıyor. Bugün sandık gelse ki, az sayıda ilde bile olsa kaybetmeleri halinde hukuksuzluk ve adaletsizlikle sarsılan meşruiyetini tamamen yitireceğini ve bundan sonra seçime kadar anketlerin bile toparlanamayacağını çok biliyorlar. Buna cesaret edemiyorlar.

Sonuç Ak Partisi kaybedeceği seçime girmiyor.