Türkiye’de adalet duygusu, artık yalnızca mahkeme salonlarında değil; siyasetin en tepesindeki isimlerin yaşam biçimlerinde, servetlerinde ve açıklanmayan varlıklarında da sınanıyor. Bugün Akın Gürlek üzerinden yürüyen tartışma, bir kişinin ötesinde, çürüyen bir sistemin aynasıdır. Adaletin başındaki isim ne kadar şeffafsa, o ülkede adalet o kadar inandırıcı olabilir * Türkiye’de kamu görevlileri, 3628 Sayılı Mal Bildiriminde Bulunulması, Rüşvet ve Yolsuzluklarla Mücadele Kanunu gereği mal beyanında bulunmak zorundadır. Kağıt üzerinde her şey kusursuzdur. Ama gerçek hayat kağıt üzerinde yazmaz. Gerçek hayat, açıklanmayan servetlerde, denetlenmeyen beyanlarda ve kamuoyundan kaçırılan bilgilerde kendini ele verir.
Bugün yurttaşın yaşadığı ekonomik gerçeklik ortadadır:
Emekli geçinemiyor, işçi ay sonunu getiremiyor, gençler geleceğini yurt dışında arıyor. Böylesi bir tabloda, devletin en kritik koltuklarında oturanların mal varlıkları üzerindeki sis perdesi, yalnızca bir etik sorun değil; doğrudan doğruya bir sınıf meselesidir. Halk yığınları çürüyen bu düzenin altında kalmış vaziyette.
Siyasal dönüşüm acil biçimde olmak zorunda.
Çünkü bu ülkede mesele artık “yolsuzluk var mı?” sorusunu aşmıştır.
Asıl mesele şudur:Yoksulluk sistematikleşirken, zenginleşenler kimlerdir ve bu zenginleşme nasıl denetlenmektedir?
Şeffaflık, bir lütuf değil zorunluluktur. Ama Türkiye’de şeffaflık, iktidarın uygun gördüğü kadar vardır. Mal beyanları kamuya açık değildir. Bağımsız denetim mekanizmaları etkisizdir. Siyasi etik yasası ise yıllardır raflarda bekletilen bir niyet metninden ibarettir.
Dahası, yargı ile siyaset arasındaki çizgi giderek silikleşirken, adaletin tarafsızlığı da tartışmalı hale gelmektedir. Adalet Bakanı’nın mal varlığına dair soruların net ve tatmin edici biçimde yanıtlanmaması, yalnızca bir iletişim eksikliği değil; kurumsal güven krizinin derinleşmesidir.
Unutulmamalıdır:
Adalet sadece dağıtılan bir hüküm değildir.
Adalet, aynı zamanda o hükmü verenlerin hayatlarının da denetlenebilir olmasıdır.
Bugün Türkiye’nin ihtiyacı olan şey, kişisel açıklamalar ya da kısa süreli polemikler değildir.
Gereken şudur!
Mal varlığı beyanlarının eksiksiz ve kamuya açık hale getirilmesi
Bağımsız ve güçlü bir etik denetim mekanizmasının kurulması
Siyasetin ekonomik ilişkilerinin şeffaflaştırılması
Aksi halde, adaletin terazisi yalnızca mahkeme salonlarında değil; toplumun vicdanında da kırılmaya devam edecektir.
Ve unutmayalım !
Adaletin olmadığı yerde devlet büyür, ama halk küçülür.
Han-ı Yağma
Yiyin efendiler yiyin, bu han-ı iştiha sizin,
Doyunca, tıksırınca, çatlayıncaya kadar yiyin!
Verir zavallı memleket, verir ne varsa, malını
Vücudunu, hayatını, ümidini, hayalini
Bütün ferağ-ı halini, olanca şevk-i balini.
Hemen yutun düşünmeyin haramını, helalini...
Yiyin efendiler yiyin, bu han-ı iştiha sizin,
Doyunca, tıksırınca, çatlayıncaya kadar yiyin!
Bu harmanın gelir sonu, kapıştırın giderayak!
Yarın bakarsınız söner bugün çıtırdayan ocak!
Bugünkü mideler kavi, bugünkü çorbalar sıcak,
Atıştırın, tıkıştırın, kapış kapış, çanak çanak...
Yiyin efendiler yiyin, bu han-ı iştiha sizin,
Doyunca, tıksırınca, çatlayıncaya kadar yiyin!
Tevfik Fikret
* Thomas Hobbes – Hukukun Unsurları