Refik Halid Karay (1888-1965), siyasi kimliğini tartışmak işi uzatır, gazeteci ve yazar dersek yeter. 1942’de Tan gazetesindeki köşesinde “Tarihe karışan bir şöhret daha” başlıklı yazıda şunları kaleme almış: “Karaköyden geçerken ne olduğunu birdenbire anlıyamadığınız bir eksiklik duymuyor musunuz? Kendi kendinize demiyor musunuz: ‘Burada bir şey vardı; gözümüzün yıllardanberi alıştığı bir şey… Öyle mühim bir şey ki Karaköy mü ona şöhret verirdi, yoksa o mu Karaköye, ayırd edemezdik!” Belki anladınız: Karaköy poğçacısı kapanmış. [Orijinalinden aynen aktarılmıştır]”
Karaköy poğaçası, onlarcasının sadece biri, yapımından dolayı farklı. Eh lezzetli de. Aslında yazar, dükkânın kapanmasının un sıkıntısından kaynaklandığını belirtir. Şimdi dükkânlar, kaldılarsa, İstanbul’un yeni oluşturulan lüks semtinde lüks kafelere kafa tutmaya çalışıyor. Ama konumuz Karaköy’ün sosyo-ekonomik durumu değil, poğaça. Yani, AİHM Büyük Daire’deki Osman Kavala başvurusunda Türkiye tarafının savunması. Savunmada, Kavala yalnızca yiyecek dağıtmakla ilişkilendirilmemiş, olaylar “kargaşa bağlamında” değerlendirilmiş. Denilmiş ki yerel mahkemeler başvurucuyu yalnızca tuzlu poğaça dağıttığı için mahkûm etmemiş. Poğaçalar şiddetli kargaşa sırasında koordinasyon noktalarında dağıtılmış. Türkiye’yi savunanlardan biri Boğaziçi Üniversitesi, açılışı tartışmalara yol açan, Hukuk Fakültesi’nden. Umarım, Kavala davası poğaçalar bayatlamadan biter.
Strasbourg’tan uçakla yaklaşık 7 saat uzaklıktaki İstanbul’a geçelim. Buradaki dava da oralara gider mi çok bilinmeyenli bir denklem. İBB davasında “Ekrem Bey” iki kat arasında iki farklı dava için koşuşturuyor. Biri 420 sanıklı “suç örgütü” davası, diğeri “bilirkişi” davası. Sonunda, “suç örgütü” davasında yedi değil 18 sanığın tahliyesine karar verdi mahkeme. Üstelik sadece yurt dışına çıkma yasağıyla. Yargılananlar için buruk sevinç. Sanıkların tutuksuz yargılanma hakkının kabulü mü, yoksa en azından 18 kişinin neredeyse koskoca bir yılı boşuna demir parmaklıklar arasında geçirmesinin sonucu mudur bu karar? Bilemeyiz. Adalet, mitolojik tanrıça Themis'in gözleri kapalı, herkesin yargı önünde eşit olduğunu simgeleyen terazi midir, yoksa Themis’in yorumu gözleri açık Anadolu kızının elindeki terazi mi? Veya Antalya Kundu’da rüzgârda birbirine çarpıp ses çıkarıyor diye bantlanan teraziler mi? Zor soru.
Artık başka gözaltı olmaz denilirken, Bursa Büyükşehir Belediye Başkanı, yedi yıl önce Nilüfer Belediyesi’ndeki iddialarla ilgili maaile, beraberlerinde 52 kişiyle, yerel seçimlerin yıldönümünde gözaltına alındı. “Suç örgütü” kurma iddiasıyla. Ekrem Bey’e rakip çıkmış (!). Suçlamaların bence en ilginci, imar kirliliğine neden olmak. Ayrıntı yok henüz. Çevre hassasiyeti muhalefete farklı çalışıyor sanki. Mesela İkizköylü Esra Işık, Akbelen’de acele kamulaştırma için bilirkişi keşfini protesto ettiği için gece yarısı evinde gözaltına alındı, tutuklandı. Çevre hassasiyeti, ATM’lerde “Fiş ister misiniz?” sorusuyla sunulan neyse ki yeşil yapılmış, dijital devrilen-kesilen ağaç görüntüsünde kalıyor.
Gazetecilere engeller sürüyor. Tutuklu meslektaşlarıyla dayanışma için İstanbul Moda’da toplanan gazeteciler gibi. Yürümelerine izin verilmedi. Polis önlemi, gazeteciler ne yaparsa yapsın, muhalifse, nefes bile alamayacaklarının bir göstergesi olsa gerek. Yapılan açıklamada, “İsmail Arı, Alican Uludağ [kendini yetkisiz kılan mahkeme, iddianameyi kabul edip hakkında 19,5 yıl hapis cezası istemiyle dava açtı], Merdan Yanardağ ve diğer meslektaşlarının ‘gazetecilik suçu’ nedeniyle demir parmaklıkların ardına gönderildiği” vurgulandı. Açıklamada şu cümle çok önemliydi: “Biz, başımıza gelebileceklerin farkındayız. Buna rağmen yazıyoruz, konuşuyoruz. Ve yazmaya da konuşmaya da devam edeceğiz.” Protestocular arasında, öngörüsüz “yetmez ama evet”çi Hasan “Abi”nin bulunması kara mizah gibiydi.
Polisin yerleşim yeri dışındaki mübadili jandarma, Mahir Çayan ve arkadaşlarını anmak için Kızıldere’ye giden gençlere izin vermedi. 78 gösterici, biber gazı yedi, acımasızca coplandı. Coplamadan önce en dikkat çekici sözler, komünizmin ne olduğunu bildiği şüpheli komutandan geldi: “Arkadaşlar Sovyetler Birliği dağıldı.” Bu sert müdahaleye samanlıkta sağ bulunan zat ne der acaba?
Gazetecileri, elbette herkesin gündemini işgal eden önemli konulardan biri kuşkusuz Kıtalararası Bölücü’nün kasapla bir olup İran’a saldırması. Amerika, İkinci Dünya Savaşı’nda insanı anında öldüren, sağ kalanı üçüncü derece yanıkla baş başa bırakın napalm bombasını Japonlar üzerinde denemişti. Sonra Vietnam’da yaptı aynısını. Üstelik yeteri kadar tatmin olamamış ki yeni üst versiyonunu geliştirdi. Güney Vietnamlı fotoğrafçı Nick Ut'un çektiği, napalm etkisiyle alev almış giysilerini üzerinden atmaya çalışırken feryat eden 9 yaşında bir kız çocuğunun fotoğraflı hafızalardadır. New York Times gazetesine göre, eli kanlı Amerikan yönetimi, şimdi de test edilmemiş füzeleri İranlıların üzerinde kullanıyor. Kuyuya attığı taş bir türlü çıkarılamayan Trump, şafak açıklamasıyla sadece insanların şafağını attırdı. Yardakçısı ise ellerini daha fazla kana bulayarak, Filistinli mahkûmları idam etmeye hazırlanıyor.
Kıtalararası Bölücü demişken, Türkiye’de bölücülükten kurucu liderliğe terfi eden zat için, DEM Eş Başkanı Bakırhan’ın açıklamasına göre, İmralı’da yeni bir yerleşke yapılıyormuş. Sürecin iktidar yüzünden enfekte olacağını iddia eden diğer Eş Başkan Hatimoğulları da benzer bir bilgi verdi. Bakanın açıklaması ile merak edilen, binayı TOKİ mi inşa ediyor, 3+1 mi, kombili mi, kapıya statü yazılacak mı gibi sorular havada kalıverdi.
Başka bir süreç de çözüm bekliyor. Hayat pahalılığı. Cumhurbaşkanı Yardımcısı ile Merkez Bankası Başkanı’nın enflasyon konusundaki yaklaşımları farklı telden çalıyor. Ayrı telden bir açıklama da Başkan Yardımcısının asgari ücreti kahramanca artırmayarak ülke ekonomisini nasıl felaketten kurtardıkları anlamına gelen paylaşımından geldi. Tabii bu da kakofoni oluşturuyor. Bir kakofoni de nedense sözleri “bağlamından koparılan” memur sendikasının başkanı, cumhuriyeti hedef alırken, “Anadolu 100 yıllık narkozdan çıkıyor” laflarından geliverdi. Narkoz, cumhuriyet sevdalılarına etkili olmamış kesin ama toplu sözleşme görüşmelerine katılanlarda etkili olmuş gibi. Emekçilerin durumundan belli. Emeklilerin de farkı yok. Barınma krizini bırakın, gıda enflasyonunun yüzde 60’lara ulaştığı ve nerede duracağı kestirilemeyen bu noktada haklılar. Ama bir endişem var. Açıklayayım. Avustralyalı emekliler, sayıları 3 bin 500, bir aksilik olmazsa, 13 Nisan’da tatil için güvenli destinasyon Marmaris’e gelecek. Sakın bizim emekliler, aralarına karışıp, kıtalar ötesine uçmasın?
Not: YÖK’ün üniversiteler için yeni artılı formülünü çözebilecek fakülte aranıyor.