Acil çıkış için erken seçim

Erken ya da ara seçim tartışması sanki sadece CHP’nin sorunuymuş gibi, yalnız Özgür Özel’in talebiymiş şeklinde siyasal ortamda genel bir hava var. Öncelikle saptayalım, CHP ve Özgür Özel’in gündeme getirdiği bu istem, toplum tarafından benimsenmiş, olası tek demokratik çıkış yolu olarak görülmeye başlanmıştır.

Benim Silivri’den bile görebildiğim bu nesnel tablonun siyasal alanda, özellikle muhalefet çevrelerince saptanmaması çok şaşırtıcı. Belki de başka bir siyasal hesapla bu istemin üzerinden atlanabileceği düşünülüyor. İkinci olasılığın daha güçlü olduğunu sanıyorum. Özellikle DEM Parti bakımından...

İktidar partileri için durum açıktır. Bir erken seçimin kendileri için felaket olabileceğinden korkuyorlar. Haklı olduklarını biliyoruz. İktidarın adil ve demokratik koşullarda yapılacak bir seçimi kazanma olasılığı yoktur.
Ancak hem genel olarak muhalefet hem de özel olarak partili-partisiz sol çevreler ile DEM Parti bakımından durum çok farklıdır. Bu öneriyi desteklememenin mazereti yoktur.

Eğer bugün ülkede bir "devrimci durum" yoksa, yani toplumsal kurtuluş ile sonuçlanacak devrimci bir atılımın öznel ve nesnel koşulları bulunmuyor ise kaçınılmaz olarak demokratik mücadele esas alınacaktır. Demokrasi ve özgürlükler için verilecek mücadele belirleyici olacaktır.

Bugün İslamcı-faşist bir diktatörlüğe sürüklenen Türkiye'de, bu gidişi durduracak, ülkeyi yeniden demokrasi ve aydınlanma yoluna sokacak, daha önemlisi bu amaçla toplumu harekete geçirecek bir hamleye ihtiyaç var. Çünkü ülke doğrudan devleti ele geçiren iktidar tarafından dikta rejimine sürükleniyor. Tehdit vahim ve o ölçüde de yakın.

Ana muhalefet partisi olarak CHP'nin cumhuriyetçi-sol bir perspektiften bu sürüklenişe karşı geliştirdiği bir siyasal ve mücadele var. Özgür Özel yönetimi partisine ve CHP'li belediyelere yönelik iktidar saldırısına toplumsal muhalefeti harekete geçirerek yanıt verdi. Mücadele sürüyor. Çok da doğru yaptı. Olabilecek en "devrimci" tutum toplumsal muhalefeti ayağa kaldırmaktı. Bugüne kadar 100'ü aşkın miting yapılması, örgütün bu politik mücadele sürecinde canlı tutulması büyük başarıdır.

Unutmayalım, devrimci, sosyalist bir partiden söz etmiyoruz. Ülkenin iki büyük partisinden birinden, sistem içinde yer alan bir siyasal yapıdan, cumhuriyetçi ya da sosyal demokrat bir örgütten söz ediyoruz. Önemi de kıymeti de buradadır.

CHP'ye saldırma nedenleri de belli. Daha önceki birçok yazımda da işaret ettim; AKP ve siyasal İslamcı hareket cumhuriyeti tasfiye ederek, onu içi boşaltılmış bir kabuğa dönüştürerek, rejimi değiştirmek istiyor. Çünkü cumhuriyeti büyük ölçüde yıkmalarına karşın kendi rejimlerini kuramadılar. Buna güçleri, bilgileri, birikimleri ve ülkeyi yağmalamaktan zamanları kalmadı. Süreci tamamlamak istiyorlar. Ama önlerinde bir engel kaldı, devletin bütün kurumlarını ele geçirdikleri halde CHP direnişini aşamayacaklarını gördüler.

Beğenelim beğenmeyelim; cumhuriyetten geriye kalan tek kurum, devlet mimarisi dışındaki CHP'dir. Bu nedenle Özgür Özel'in, "CHP'ye diz çöktürürlerse, cumhuriyeti ezer, milleti çiğnerler" sözü büyük ölçüde gerçeği yansıtıyor. Bu önemlidir.

Bu nedenle CHP'nin yürüttüğü mücadele objektif olarak İslamcı-faşizme, ülkenin diktatörlüğe sürüklenmesine karşı bir mücadeledir. Elbette, yürütülen bu mücadelenin birçok eksiği var. Özellikle bütün ülkede sadece mitinglerle yetinmemek, her alanda, bölgede, il ve ilçelerde adına ne denirse densin (Özel, Türkiye İttifakı adını veriyor) birleşik muhalefet meclisleri oluşturulmalıdır. Bu meclislerde söz konusu bölge ya da alanda bulunan partiler, sendikalar, meslek örgütleri, platformlar, yurttaş inisiyatifleri yer almalıdır. (Meclis ya da başka bir form olması önemli değil.)
Ancak, bütün bu işleri CHP'den beklemek ise çok konforlu bir tutumdur. Ülkemizin dinci-faşist bir diktatörlüğe sürüklenmesine karşı koymak, demokratik hak ve özgürlükleri yeniden kazanmak, laikliği yeniden egemen toplumsal, siyasal ve ahlaki norm haline getirmek isteyen bütün çevreler bu mücadeleye katılmalıdır. Daha önemlisi, sözünü ettiğim birleşik muhalefet blokunun inşa edilmesi için harekete geçmelidir.

Özellikle laikliği yeniden kazanma ve bu alandaki gerici saldırıları püskürtmek için güç ve eylem birliğinin hayata geçirilmesi acil bir demokratik görev olarak solun ve cumhuriyetçilerin önünde duruyor.
Söz konusu talepler son derece geniş bir toplum kesimi tarafından benimseniyor. Çünkü tarihsel bir meşruiyete sahip. Türkiye Cumhuriyeti'nin kurucu ilkelerinden biri olan laikliğin kendisi bizatihi bir güç kaynağı. CHP'nin gücü de böyle bir tarihsel meşruiyete sahip olmasından geliyor.

Mücadelenin bu alanda derinleşmesi, ihvancı (siyasal İslamcı) iktidarın aslında toplumda büyük bir güç olmadığını, aksine küçük bir azınlık oluşturduklarını da ortaya çıkaracaktır. Bundan çok korkuyorlar.

Sonuç olarak, toplumsal desteği eriyen, ülkeyi ağır bir ekonomik krize sokarak yoksulluk ve sefalete sürükleyen, demokratik hak ve özgürlükleri askıya alan ve nihayet ülkeyi totaliter bir rejime sürükleyen siyasal İslamcı iktidarı durdurmak ve değiştirmek için bir "erken seçim" önerisi var. Siyasal bir çıkış hamlesidir.

Bu ülkenin solu ve demokratları bu siyasal çıkış önerisine kayıtsız kalamaz. Kürt demokratik hareketi ise mutlaka desteklemelidir. İktidarın kurduğu tuzaktan kurtulmanın da demokratik ve gerçek çözümün de tek doğru yolu budur.