ABD kaybediyor, AKP de!

Dünyanın en saldırgan ve vahşi emperyalist gücü olan ABD, faşizan bir oligarşinin yönetiminde kaçınılmaz bir çöküşe doğru sürükleniyor. Yeni Muhafazakar (Neo Con) hareketin restore etmeye ve “imparatorluk” doktrini ile küresel hegemonyasını kalıcılaştırmaya çalıştığı ABD bunu başaramadı. Büyük Ortadoğu Projesi’nin de istenilen sonuçları yaratamaması nedeniyle - yaklaşık bir tarihlendirme ile – 2000’lerden itibaren gerileme sürecine giren ABD, küresel hegemonyasını yitiriyor. İran savaşı bu süreci hızlandıracaktır.

İşte, Donald Trump ve ABD’de yeni yükselen sınıf olan “Tekno Oligarşi” bu süreci durdurmaya çalışıyor. Trump’ın temsil ettiği yeni oligarşi askeri-sınai kompleksin temsilcileriyle birlikte ABD’nin yeni yönetici kliğini oluşturuyor. MAGA (Amerikayı Yeniden Büyük Yapalım) hareketi, bu oligarşik kliğin politik ve örgütsel işlerini ve hedeflerini ifade ediyor. Hareketin adı bile bir bakıma durumu ortaya koyuyor. Dahası, itiraf ediyor. Çünkü, ABD ancak eski gücünü yitirmiş ve geriliyorsa, siz onu “yeniden büyük yapmak” isteyebilirsiniz. Zaten bu nedenle Muhafazakar-Faşist Trump iktidarı “Artık ülkelerde demokrasi olup olmadığıyla ilgilenmediklerini” ilan etti. Daha önemlisi Washington taşıyamayacağı ağırlıklardan da bu nedenle kurtulmak istiyor. Bu bağlamda Avrupa’nın savunmasıyla artık ilgilenmeyeceklerini ve NATO’nun yükünü tek başına taşımayacaklarını da ilan ettiler. Daha önemlisi dünyanın, başta nadir elementler olmak üzere, stratejik doğal kaynaklarına gerektiğinde askeri güç kullanarak el koyacaklarını da Trump yönetimi deklere etmekten kaçınmadı.

ABD, Irak ve Afganistan işgalinden beri, giderek artan oranda askeri güç kullanarak, hegemonya açığını kapatmaya çalışıyordu. Ancak, gerileyen ve öncü sektörlerdeki liderliği tehlikeye giren ABD bu yükü daha fazla taşıyamayacağını gördü. Trump’ın iktidara geldikten sonra sürekli barıştan söz etmesi – bunu başaramasa bile – rastgele ifade edilmiş propaganda ifadeleri olmasının ötesinde bir anlam taşıyor. Gerçi narsist bir soytarı ve faşizan bir kafaya sahip olduğu için ciddiye alınmadı ama, Trump’ın dünyanın çeşitli bölgelerinden ABD askerlerinin çekileceğini açıklaması, bazı üslerin kapatılması – ki bunların bir bölümü uygulandı – vb gibi adımların atılacağını söylemesi boş laf değildi. Yeni ABD doktrininin gereği ve yeni yönetici kliğinin yönelimiydi.

Peki ne oldu da ABD, İran savaşına girdi? Öyle anlaşılıyor ki, esas olarak İsrail’in zorlamasıyla, kendi sonunu hızlandıracak bu maceraya atıldı. En azından yeni istifa eden Amerikan Ulusal Teörle Mücadele Merkezi Direktörü Joe Kent, böyle söylüyor. Ancak, şunu biliyoruz; ABD Orta Doğu’daki işleri bitirip – ki bu esas olarak İsrail’in güvenliğini garantilemek anlamına geliyor – esas olarak bütün gücünü Asya- Pasifik hattına yoğunlaştıracak ve Çin’in yükselişini engellemeye yönelecekti.

İşte, Orta Doğu’da İran’ı etkisizleştirmeden, emperyalizmin ve siyonizmin işleri bitmiş olmayacaktı. Suriye’den sonra sıranın İran’a geleceği açıktı. Biz bunu defalarca yazdık ve söyledik. Bu bir komple teorisi ve fanatik bir Amerikan düşmanlığı gibi göründü. Oysa diyalektik ve tarihsel materyalist bir yöntem ve perspektifle olaylara, olgulara ve yaşama yaklaşmak gerçek tabloyu görebilmek için yeterliydi. Biz onu yaptık, falcı değildik. Hem iyi bir gazetecilik yapmaya hem de olayları bilimsel bir yöntemle ele almaya özen gösterdik. Benim tarzım ve yöntemim de buydu, birçok arkadaşım gibi.

ÖLÜMCÜL HATA

ABD ve İsrail, özellikle Trump yönetimi açık bir hesap hatası yaptılar. ABD İran’ı kısa sürede etkisizleştirerek Orta Doğu defterini kapatacağını sandı. Siyonist faşist Netenyahu yönetiminin arkasına takıldı ve kendisi için ölümcül olabilecek bir işe girişti. İsrail’deki dinci (siyonist) ve faşist iktidarın Gazze işgali ve soykırımı karşısındaki İslam dünyasının tepkisizliği de ABD yönetiminin cesaretini artırdı. Nasılsa Ukrayna’yı da Rusya’ya bırakmıştı, Moskova’dan da bir tepki gelmeyeceğinden emindi.

Ancak, evdeki hesap Orta Doğu’nun kadim parasına uymadı. İran’ın beklenmedik direnişi ve savaş kapasitesi ezberleri bozdu. Teksaslı sığı çobanlarının cehaleti ve siyonist (dinci) zihniyetin ahmaklığı ile bölgenin / İran’ın tarihsel ve kültürel derinliğini anlamaları çok zor. Amerikan solunu ve demokratları düşman sayan bir yönetimin açıkça çuvalladığına tanık oluyoruz.

VURULMAYAN ABD ÜSSÜ KALMADI

İran’ın dini ve siyasi liderleri ile askeri yöneticilerini öldürerek sonuç alacağını sanan bu emperyalist ahmaklık, şimdi ağır bir yenilgiyi önlemeye çalışıyor. İran savaşı bölgeye yaydı. Bütün körfez ülkelerini ve Arabistan yarımadasını vurabileceğini gösterdi. Rusya ve Çin, İran’a destek vermeye ve açık tavır almaya başladı.

ABD zor durumda. Sonuç olarak, İran’ı Birinci Dünya Savaşı’ndan sonra oluşturulan suni ve kukla Arap devletleriyle karıştıran ABD ve İsrail, eğer İran’da rejim yıkılmaz ve İran kendisine dayatılan koşulları reddederek ayakta kalırsa yenilmiş sayılacaktır. İlk kez kendi topraklarında savaşın yıkıcılığını yaşayan İsrail ve ciddi bir krizle karşı karşıya kalan ABD bu savaştan çıkmanın yollarını arıyor. Pers uygarlığını hafif almanın bedeli ağır olacak gibi. Çünkü bölgede vurulmayan ABD üssü kalmadı. Uçak gemileri de vurulan hedeflere dahil.

İran savaşı, ABD’nin küresel hegemonyasının çöküşünü hızlandıracak. ABD Ulusal Terörle Mücadele Direktörü 17 Mart 2026 günü istifa ederken gerekçesini mektubunda şöyle anlatıyordu;

“İran ulusumuza yönelik yakın bir tehdit oluşturmuyordu. Bu savaşa İsrail’in ve onun ABD’deki güçlü lobilerinin baskısı sonucu sürüklendik. Savaş ABD’nin ulusal çıkarlarına uygun değildir.” (Cumhuriyet, 20 Mart 2026)

Joe Kent’in istifası çok önemli. Çünkü yeni ABD yönetici eliti arasında da görüş ayrılıklarının bulunduğunu gösteriyor. Kent, bir liberal veya demokrat değil, tersine, bir muhafazakar ve Trump’ın liderlik yaptığı MAGA hareketinin önde gelen üyesi olan bir sağcı. Zaten istifası da bu nedenle önemli. Kent, “Bu bizim savaşımız değil” diyor.

ABD’NİN DÜŞÜŞ EĞRİSİ

Dünya 1070’lerdeki petrol krizinden çok daha büyük bir kriz ile karşı karşıya. İran’ın Hürmüz Boğazı’nı ABD ve İsrail saldırısına rağmen kapatabilmesi dünyada Tahran’ın jeopolitik etkisini artıracaktır.

ABD ve Avrupa (AB) ilişkileri kopma noktasına geldi. Yeni ABD oligarşisinin Grönland’a yönelik tehditleri, NATO’ya ilişkin yeni düzenleme talepleri ve Ukrayna savaşındaki tavrı nedeniyle oluşan güven krizi, İran saldırısı ve bu saldırının beklenen sonucu vermemesi nedeniyle derinleşti. Dahası ABD’nin neredeyse “kağıttan kaplan” olduğu da düşünülmeye başlandı. Bu durum, Atlantik İttifakı tarihindeki en büyük ve en ciddi krize işaret ediyor. Öyle ki, AB ülkeleri, ABD’nin en önemli rakip Çin ile ilişki kurmaya başladı.

ABD bütün çabalarına karşın dünyada güç merkezinin Avrasya’ya kaymasını ve Çin’in yükselişini önleyemedi. Özellikle Çin’in öncü teknolojik üretim sektörlerinde liderliği ele geçirmesi, sanayi üretiminde ilk kez ABD’yi geçen bir ülke olarak küresel sahneye çıkması ve nihayet Rusya’nın toparlanması ve Ukrayna savaşını fiilen kazanıyor oluşu, ABD’nin gerileyişinin somut göstergeleridir. ABD bu açığı askeri güç kullanarak kapatmak istiyor. Asıl hedefi Çin. Belki de bu amaçla öncelikle Pekin’in Venezuela ve İran gibi bölgelerinde etkili olan yerel müttefiklerini etkisizleştirmek istiyor olabilir.

ABD İkinci Dünya Savaşı’ndan sonra dünya sanayi üretiminin yüzde 50’sini, hatta bazı yıllar yüzde 50’den fazlasını gerçekleştiriyordu. Bu büyük, hatta devasa bir güçtü. Ancak şimdi, yani günümüzde yaklaşık yüzde 17’sini gerçekleştiriyor. Bu oran küresel sanayi üretiminin yüzde 27’sini karşılayan Çin’den sonra ikinci sıraya düşmek demek. ABD’nin dış borcu yaklaşık 40 trilyon dolara yaklaşırken Çin’in dış borcu sıfır. Dahası 1 trilyon doları aşan dış ticaret fazlası var.

ABD’nin en büyük gücü ile teknolojiye dayalı silahlı kuvvetleri ve yılda 1 trilyon dolar bütçeli olan askeri yapılanmasıdır. Ama unutmayalım, bu ordu daha önce (1975’te) Vietnam’da da yenilmişti. Yukarıdaki tablo küresel liderliği kaybetme sürecine giren bir süper güce işaret ediyor. İran savaşı ABD hegemonyasının çöküşünü hızlandıracaktır. Bu çok ciddi stratejik hata, ABD’yi Çin ile rekabetinden de geriye düşürecek ve Atlantik’in iki yakası arasındaki (Amerika ve Avrupa) çatlağı da bir uçuruma çevirebilecek niteliktedir.

ABD’NİN İPİNE TUTUNANLAR

Yukarıda çizilen tablo, dünyanın başka ülkelerinde ABD ipine tutunarak iktidarda kalmaya çalışan güçleri de yakından etkileyecektir. Bu ülkelerden en önemlisi kuşkusuz Türkiye’dir.

Tarihsel ve siyasal ömrünü dolduran, toplumsal desteği çözülen ve ülkede ikinci parti konumuna düşen AKP, bilindiği gibi iktidar kudretindeki açığı ABD’ye ve Trump yönetimine yaslanarak kapatmaya çalışıyor. Ancak bu kez başaramayacak. Çünkü içeride kaybettiği toplumsal, siyasal ve ahlaki meşruiyeti ABD’den almaya çalışan AKP-Erdoğan iktidarına İran’da bozguna uğrayan bir gücün hiçbir katkısı olmayacak. AKP’yi, Trump yönetimi de kurtaramayacak. Tam tersine, İran savaşının derinleştireceği ekonomik kriz ve enerji darlığı, AKP’nin yeni yöntem için yaptığı hesapları bozacaktır.

Dolayısıyla muhalefet, bir yandan iktidara yönelik demokratik mücadeleyi yükseltirken, diğer yandan yeni döneme uygun dış ilişkiler geliştirmelidir.