Pangolinilerin pulları ve etleri için yapılan yasa dışı avlanma ve kaçakçılık nedeniyle nesilleri tükenme tehlikesi altındaydı. Londra’daki bir müze koleksiyonunda yaklaşık 190 yıldır duran pangolin örneğinden alınan DNA, bilim dünyasının yıllardır çözemediği bir tür bilmecesini çözdü. Araştırmacılar, Nepal ve Kuzey Hindistan’da yaşayan Himalayan pangolininin ayrı bir tür olduğunu doğruladı.
Bir müzenin rafında yaklaşık iki asırdır sessizce duran bir hayvan örneği, bugün yaşayan pangolinlerin korunmasına yardımcı olabilecek önemli bir bilimsel keşfin anahtarı oldu.
Bilim insanları, 1836 yılında toplanmış bir pangolin örneğinden DNA elde etti.
Bu genetik materyal, Nepal ve Kuzey Hindistan’da yaşayan Himalayan pangolininin Çin pangolininden ayrı bir tür olduğunu doğruladı. Araştırmanın sonuçları Communications Biology dergisinde yayımlandı.
PANGOLİN NASIL BİR HAYVANDIR?
Pangolinler, görünüşleriyle başka hayvanlara pek benzemeyen, vücutları sert pullarla kaplı memelilerdir.
Dünyada yaşayan sekiz pangolin türü bulunuyor. Asya ve Afrika'nın farklı bölgelerinde yaşayan bu hayvanlar çoğunlukla geceleri aktif oluyor. Karıncalar ve termitlerle besleniyorlar.
Pangolinin en dikkat çekici özelliği ise vücudunu kaplayan pulları.
Tehlike hissettiğinde kendisini savunmak için top gibi kıvrılarak pullarını bir zırh gibi kullanıyor. Güçlü pençeleriyle karınca ve termit yuvalarını açıyor, ardından uzun ve yapışkan diliyle böcekleri topluyor.
Dişleri bulunmayan pangolinlerin dili bazı türlerde vücut uzunluğunun önemli bir bölümüne ulaşabiliyor.
Ancak bu ilginç hayvanların güçlü görünen zırhları onları insanların tehdidinden koruyamıyor.
Pangolinler, özellikle pulları nedeniyle dünyanın en fazla kaçakçılığı yapılan memelileri arasında yer alıyor. Bu nedenle bilim insanları hangi türün nerede yaşadığını doğru biçimde belirlemeyi, koruma çalışmalarının önemli bir parçası olarak görüyor.
190 YILLIK ÖRNEK YENİDEN KONUŞTU
Araştırmacıların karşısındaki temel soru şuydu:
Himalayalar’da yaşayan pangolinler gerçekten ayrı bir tür müydü, yoksa daha önce bilinen Çin pangolininin bir alt türü mü?
Bu sorunun yanıtı için günümüzde yaşayan hayvanlardan alınan örneklerin yanı sıra Londra’daki Natural History Museum koleksiyonunda bulunan tarihi örnek de incelendi.
1836 yılına ait örnekten genetik materyalin başarıyla çıkarılması, bilmecenin çözülmesini sağladı.
Modern Himalayan pangolinlerinden alınan DNA'nın tarihi örnekle eşleşmesi, bilim insanlarına bu hayvanların ayrı bir tür olduğunu gösterdi.
Türün adı da değişti
Araştırmanın sonucunda bilim insanları, daha önce Çin pangolininin bir alt türü olarak değerlendirilen hayvanın Manis aurita adıyla ayrı bir tür olarak kabul edilmesi gerektiğini belirledi.
İlginç olan ise bu ismin aslında yeni olmaması.
Manis aurita 1836 yılında tanımlanmıştı. Ancak zaman içerisinde Çin pangolininin bir alt türü olarak sınıflandırılmıştı.
Yaklaşık 190 yıl sonra yapılan DNA analizi, eski bilimsel tanımın doğru olduğunu ortaya koydu.
Başka bir ifadeyle bilim insanları yeni bir hayvan bulmadı.
Neredeyse iki yüzyıldır bilinen bir hayvanın aslında ayrı bir tür olduğunu yeniden keşfetti.
NEDEN ÖNEMLİ?
Bu keşif yalnızca bilimsel bir isim değişikliğinden ibaret değil.
Pangolinler, pulları nedeniyle yoğun biçimde avlanıyor ve yasa dışı ticaretin hedefi oluyor. Bu nedenle hangi pangolinin hangi bölgede yaşadığını doğru biçimde bilmek, kaçakçılıkla mücadele açısından önem taşıyor.
Yeni sınıflandırma, ele geçirilen pangolin pullarının hangi türe ve dolayısıyla hangi bölgeye ait olduğunun belirlenmesine yardımcı olabilir.
Araştırmacılar ayrıca Himalayan pangolininin Çin pangolininden bazı fiziksel özelliklerle ayrıldığını belirtiyor. Himalayan pangolininin daha büyük gövdesi, daha uzun kuyruğu ve daha küçük kulakları bulunuyor.
İki asır önceki örnek, bugünün hayvanlarını koruyabilir
Bu keşfin belki de en ilginç tarafı burada.
1836 yılında bir müze koleksiyonuna giren bir hayvan örneği, 2026 yılında yaşayan akrabalarının korunmasına yardımcı olacak bilgiyi sağladı.
Bilim insanları, geçmişten kalan örneklerin yalnızca müzelerde sergilenen nesneler olmadığını; doğru teknolojiyle yeniden incelendiklerinde bugün tehdit altındaki türlerin geleceğini koruyabilecek genetik bilgiler taşıdığını gösterdi.
Yaklaşık 190 yıl boyunca sessizce bekleyen bir DNA örneği, sonunda bir türün kimliğini yeniden yazdı.




